Twitter'ı fikren ben bulmuştum
"
Mecnun’un Leyla’yı delidivane sevdiğini duyan Halife Leyla’yı pek merak edermiş.
“Mecnun’u bu kadar mest ettiğine göre bu Leyla çok özel bir kadın olmalı” dermiş kendi kendine. “Öyle bir kadın ki hemcinslerinden katbekat güzel ve alımlı.” Giderek merakı katlanmış, bildiği ne kadar Ali Cengiz oyunları varsa oynamış ki, Leyla’yı dünya gözüyle bir kerecik görsün.
En nihayetinde Leyla’yı bulup, Halife’nin sarayına getirmişler. Süsleyip püsleyip karşısına çıkarmışlar. Ne var ki Leyla peçesini çekince, Halife Harun Reşit hüsrana uğramış. Sanılmasın ki Leyla çirkinmiş ya da kötürüm veya yaşlı. Ama öyle sıra dışı bir cazibesi yokmuş açıkçası. Sayısız diğer kadın gibi o da noksanları kusurları olan bir faniymiş işte.
Halife hayal kırıklığını saklamamış. “Leyla Leyla dedikleri bu mu Allah aşkına? Mecnun bunun neyine vurulmuş ki? Alelade bir kadın. Ne farkı var ötekilerden?”
Bunu duyan Leyla gülmüş. “Evet, ben Leyla’yım ama sen Mecnun değilsin ki” diye cevap vermiş. “Sen beni bir de Mecnun’un gözlerinden görebilsen. Sanma ki başka türlü aşk denen sırra erebilirsin.”
"
Kaichou wa Maid-sama
Animelerde sarışınlar bir numero :) Bu animeyle de bunu bir kez daha test edip onaylamış olduk.
27 bölümlük, zaten bölüm başı 20-25 dakikacık olduğu için bir çırpıda biten Japon animesi. Hikayemizin baş kahramanı lisede okul başkanı olan (Kaichou buradan geliyor) bir kız, ailesinin maddi sıkıntısı yüzünden okuldan sonra Japonya’nın o pek meşhur Maid Cafe’lerinden birinde çalışıyor. Şimdi maid kelimesini hizmetçi diye çevirsek kulağa pek hoş gelmeyecek, süslü sosyetik garson mu desek :) Okulun yakışıklısı Usui o cafeden hiç çıkmıyor haliyle.
Tabii kızı bir kenara bıraksak ve Usuiii diye olaya girsek de, ne siz yorulsanız ne ben yorulsam. Kendi ayrı bir karizma, sesi ayrı bir karizma… Dersler, kızlar, spor, müzik, yemek ve aklınıza gelebilecek her alanda yetenekli olur kendisi. Ben en iyisi resimlerle anlatayım, akılda kalıcı olsun. Gerçi Usui insanın aklından nasıl çıkar, orası muamma. Hep beraber aşk ile ve şevk ile söylüyoruz: Moe Moe…
Misal Usui’nin o ne yapacağı kestirilemez halleri… “Kuzu nereye gidiyon bu halde bakalım?” demişse bir kere kuzunun artık ne yapacağının önemi kalmaz. Kıskanç kurdun 2. resimdeki surat ifadesine hastayım :)
Kız sinirlenince ya da hırslanmışsa erkekler gözünün önünden çekilmek zorundalar!
Bir de aptal üçlü var, insanın gününü şenlendiren, garip varlıklar. Güzel bir kız uğruna nosebleed fırtınası estirmeleri an meselesi. Zararsız platonikler.
Şöyle uyunur mu? Ben gerçek hayatta (o ne demekse) böyle uyunamayacağını zannediyordum ta ki uyuyanı görene kadar. Hatta uzun uzun bakmıştım, uyumuyor herhalde diye :) O esnada çocuk uyanmadı çok şükür, yoksa yanlış anlaşılabilirdim :P
Aslında tüm karakterlerle ilgili resimler koyacaktım ama baktım hep Usui’yi kaydetmişim. Hay Allah nasıl oldu ki bu?? Hani utanmasam, kendisine şu şarkıyı armağan edebilirdim :)))
Animeyi de öyle bir yerde bitirdiler ki, eeee devamı nerede diyor insan. Devam eden bir mangası olduğu için ona açılsam mı diye tereddütte kaldım. Çünkü animenin 2. sezonunun çekilmesini beklersem daha çok bekleyebilirim… Aynı şeyi diğer devam eden mangalar için düşündüğümde devam edesim geliyor. Mesela Kimi ni Todoke’nin animesini izlemedim ben ama söylediklerine göre mangadaki en bitirilmemesi gereken yerde animeyi kesmişler. Hani varsa onun mangasını okumayan animede kaldığı yerden devamına balıklama dalsın bence. Tamam tamam, bana Kaichou wa Maid-sama’nın mangasının yolu gözüktü :)
Not: Kediler Usui’den neden hoşlanmıyorlar çok merak ediyorum. Sevip de itiraf mı edemiyorlar nedir :)
Not2: Muhtemelen birkaç gün içinde bu yazıdan çok utanacağım hahah.
Not3: Bi dakka, bunlar liseli yav! :)
Usui’yi sevdim en çok.
Kestaneli Tavuklu Tarçınlı Pilav
Geçen sene kestaneden ne kadar hoşlandığımı, sokakta satıldığını görürsem hemen aldığımı yazmıştım. O zaman Berre’ye de söz vermiştim kestaneli tavuklu pilavın tarifini vereceğime dair. Kısmet bugüneymiş.
Birkaç sene önce bu pilavı ilk kez gördüğümde “Tüh tavuğa ve kestaneye yazık olmuş” demiştim. Ca’nım tavuklu pilava sanki pasta yapar gibi kestane ve tarçın koymalarını yadırgamıştım. Sonra bir yemeye başladım ki kimse durduramadı beni :) Annem hemen tarifi aldı ve evde de yapmaya ve afiyetle yemeye başladık.
İşbu sebeple bu özel pilavın tarifini size ben vereceğim.
Malzemeler
- 2 iri tavuk butu
Tavuk butlarını üstüne çıkacak kadar suda haşlayın, tuz da koyun tabii. Tavuk suyunu sakın dökmeyin.
- 10-15 tane közlenmiş kestane
Kestaneleri hazır közlenmiş de alabilirsiniz, kendiniz de hazırlayabilirsiniz: Kestaneler yıkanır, çizilir, tuzlu suda 1-2 saat bekletilir. Kapaklı çelik tavada susuz pişirilir, arada kısık ateşte çevrilir.
- 1 adet havuç
- 2 bardak pirinç
Tuzlu suda yarım saat bekletin. İyice, birkaç kez yıkayıp süzün.
- 1 çay kaşığı tarçın
- 1-2 çorba kaşığı sıvı yağ
Tavuğun yağına göre karar verirsiniz.
- Tuz
Yapılışı
Orta boy, çok derin olmayan bir tencerenin en altına haşlanmış tavuklar iri parçalar halinde konur. Üzerine közlenmiş kestaneler dizilir. Havuç rendelenip üzerine yayılır. Tuzlu suda bekletip yıkadığımız pirinçler üstüne yayılır. Tarçın serpilir. (Katman katman lezzet heheh) Tavuğu haşladığımız sudan 3 bardak kaynar halde tencereye dökülür (Eğer tavuk suyu 3 bardak kalmamışsa üzerini kaynar suyla tamamlarsınız). Sıvı yağı (bizim tercihimiz zeytinyağından yana) ilave edin. Ve tencere kaynamaya bırakılır. Kaynayınca 1 tatlı kaşığı (ya da damak zevkinize göre) tuz katın. Altını kısın. Suyunu çekene kadar pişirin. Tencerenin en altındaki tavukların hafif kızarması lazım. Pişince altını kapatıp pilavınızı demleyin.
Tencereyi genişçe bir servis tabağına ters çevirip pilavınızı servis edin.
Ağzımın suyu aktı yazarken. Yok böyle bir lezzet :) Afiyet olsun.
mwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmw
~~Mim~~
Kore delisi ve mydestiny beni mimlemişler, yeni yıldan neler istediğimle ilgili. Aklıma iki ay önce yazdığım “İstiyorum” yazısı geldi. Okudukça Allah korusun dedim bazı isteklerime. Yani insan iki ayda ne kadar değişmiş olabilir ama ben çok değişiyorum demek ki. Masa başı iş?? Ömrüm boyu uzak olsun benden. Mesai bitince çekip gitmek?? Göndermesinler beni bir yere.
İşte böyle. Çok şükür gerçekten istediğim her şey oluyor sırayla, ama sonra dönüp “Niye bunu istemişim ki?” diye üzülebiliyorum. Her şeyin hayırlısı demek lazım gerçekten de. O yüzden hiçbir şey istemiyorum artık :) Didik didik plan yapan ben bile sadece günü yaşayan, yarını düşünmeyen bir insan haline geldim ya, pes doğrusu :)
Bundan sonraki günlerimde bir şey olsun isteyeceksem huzur ve bolca yeni arkadaş istiyorum. Bir de kestaneli tavuklu pilav istiyorum :)
Mutlu yıllar…
mwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmwmw
Kestaneli tavuklu pilavı çok seviyorum yav.
Ev Yolu/ The Way Home/ Jibeuro
“Bütün büyükannelere adanmıştır.” diye biten bir film Jibeuro. Bittiğinde gözleriniz dolu dolu anneanneye koşma hissi uyandıran bir filmdir. O gece boyu “Ama ben onları özledim ki” diye sızlanmanıza neden olacak bir filmdir. Bolca gülümseten bir filmdir.
Belki de büyükannesi vefat etmiş, onun özlemini çekenlerin yarasına tuz basabilir. Onlar ruh hallerine göre izleyip izlememeye karar versinler. İndirmek için.
Konu
Köyde yaşayan dilsiz anneannesinin yanına bırakılan küçük bir oğlan çocuğunun köye, teknolojiden uzaklığa, yokluğa ya da belki asıl varlığa ve en önemlisi de anneannesine alışamama yahut alışma süreci.
Oyuncular
Çocuğu oynayan aktör “Küçük So Ji-sub” olarak bilinen Yoo Seung-ho, ki kendisini “Muhteşem Kraliçe”nin Çunçu’su olarak tanıyoruz zaten. Şimdi 18 yaşında ve 1.75 boyunda (Ben bu bilgiyi niye biliyorum yav). Yaa işte o küçük pis velet büyüdü de adam oldu diyeceksiniz bu filmden sonra. Filmde oynadığı karaktere tahammül etmek neredeyse imkansız, tam bir eşek sıpası. İzlerken başka şeyler de söyledim ama buraya yazmayayım şimdi.
Anneanneyi oynayan kadıncağız –tahmin edebileceğiniz üzere- değil daha önce bir filmde oynamak, hayatında hiç film izlememiş ki. Yönetmen köylerde doğal yetenek ararken sonunda bu nineyi bulmuş. Aslında ninemiz o dönem (10 sene önce) 78 yaşında olmasına rağmen gayet sağlıklıymış, ama kadıncağız eğer osteoporoz yüzünden iki büklümmüş gibi yaparsa yıllardır hayatın güçlükleriyle baş ettiği daha iyi anlaşılır diye düşünülmüş. Ve yaşadığı ev de kadının gerçekten yaşadığı evmiş. Gel gör ki filmden sonra kendisine çığ gibi bir ilgi başlamış. Hatta büyükanne fan klübü falan kurulmuş. Sonunda bu ilgiden yorulan büyükanne yarım asırdan uzun süredir yaşadığı evinden başka bir eve taşınmış. Şimdi hala yaşıyor mu bilemiyorum.
Sevdiğim Bölümler
- Büyükanneyi çok sevdim. Bir sahne vardı mesela. Kadın torunu için ta dolabın arkalarından bir şekerleme buluyor ama torununa vermeye çalıştığında o küçük şeytan bir küçümseme ile kadını umursamıyor ve elindeki lüks (!) çikolatasını ısırıyor. Zaten film boyunca hiç şikayetçi olmayan büyükanne insanın içini öyle bir ısıtıyor ki…
- Torunu ile vücut diliyle anlaşmaya çalışma hali çok sempatikti. Misal bir Kentucky Chicken muhabbeti vardı torun-nine arasında, en eğlenceli yerlerden biriydi galiba. Ninenin başının üstünde ibik gösterme hareketi :)
- Bir de velet pilav kasesini elinin tersiyle itiverince ninesinin o yerdeki pirinç tanelerini teker teker toplayışı vardı ki. İnsanın içi acıyor. Ve biraz da minnettar hissettim kendimi. Karışık yani.
Böyle işte. Hani vardır ya bazı filmler, izledikten sonra “Bu filmi izlemekle ne iyi ettim” dersiniz. Öyle bir film bu. Sade ama sıkmayan. İnsani.
Filmi sevdim, size de sevdirmek istiyorum.
Raikkonen Formula 1’e Renault ile geri dönüyor
2009 sezonunu bittikten sonra Ferrari’den ve dolayısıyla Formula 1’den de ayrılan Kimi Raikkonen … burada zincir kopuyor… geri dönüyooooooor. Mutluluğumun boyutlarını nasıl paylaşırım bilemiyorum. Bu mutluluğun bir adım ötesi Kimi’yi Spa’da yarışı kazanırken görmek olabilir ki feci özledim o hissi. Formula 1’e dön ve podyumlar kazan, akabinde de yarışlar tabii ki! En hızlı turları yine sen at! Bu bahara kadar nasıl beklenir ki şimdi?
Videoyu izlerken sevinçten ağlayacaktım neredeyse. Buz adamın buz gibi sesi içimi ısıttı yav. Nasıl olur demeyin. Ben bu adamı yarışırken liseden beri izliyorum. Şimdi üniversite bile bitti. Çoluğa çocuğa karıştık hahah.
Kimi’nin dediği gibi: “I don’t really care what people say”.. Man, oh yeaaahhh hahahhah. Ve yine Kimi formula 1’i ayrı kaldığı 2 sene boyunca gerçekten özledi. Yeni kurallar, DRS, lastikler onun için problem olmayacak. Ve yine hızlı olmaya devam edecek.
Haberler için formula1.com ve Lotus Renault internet sitesi.
Kimi’yi seviyorum.




