Skip to content

Kore/ Kore’ye dair en sevdiğim şeyler

Haziran 11, 2010

©      Korece güney kore

Korece duyduğum en harika dil. Biri ağzında biri boğazında konuşuyorlar, ki hep söylerim bayılıyorum. O bağıra çağıra konuşmaları, meşhur “Ayguuu” ları. Bir de eşlik eden jestler mimiklerle tadından yenmez bir hal alıyor konuşma.

©      Yarımada

Kore de aynı bizim gibi bir yarımada. Üç yanı denizlerle çevrili kara parçası :) Farkları onların suları okyanus. Bence harika manzarası oluyor.

©      Jimjilbang- nam-ı diğer evsi saunalar

Koçbaşı tarzı havlu stillerinden zaten bahsetmiştim, bayılıyorum. Ter atmak isteyenlere bu saunalar birebir imiş. Sadece gündüzleri değil geceleri de açık olan bu ortamlarda bir nevi yaşamınızı idame ettirebilirsiniz. Keza ihtiyacınız olan her şey mevcut. Yemekse en alası burada. Yatmaksa zaten Koreliler bizim gibi kuş tüyü yataklar, pufuduk işlemeli yorganlar beklemiyorlar, kafanın altına at bir tahta olsun bitsin. (Tahta derken dikdörtgen prizma şeklindeki sert yastıkları jimjilbangkastediyorum) Yanınızda biri varsa sohbetin belini kırarsınız, aman sabahlar olmasın! Hatta dev ekran televizyonlar ve internet dahi var bu mekanlarda. Evden atılanlar, takip edilenler, canı sıkılanlar vs kısaca herkesin favorisi. Üstelik jimjilbangların fiks kıyafetleri var herkese verdikleri. Saunada biraz ter attıktan sonra alıyorsunuz tişörtünüz ve şortunuzu, geçiyorsunuz salon kısmına, sanki bir anaokulundaymışçasına atıveriyorsunuz kendinizi yere. İsterseniz yuvarlanın, kimse size karışmaz. E onların da yaptığı şey çünkü. Fiyatları gündüz 10 lira, gece ortalama 15 lira. (Bizim evin adresini vereceğim az sonra, zor tutuyorum kendimi). Üstelik Kore’de su çok bol olduğu için ücretsiz, hararetiniz dinene kadar için bol bol. Masajlar da çok uygunmuş. (Cidden gidecekmişim gibi araştırdım) Buradaki gibi kazıklanmayacağınız kesin. Giden herkesin en zor alıştığı şeyse çıplak Korelilerle saunanın içinde dip dibe durmakmış.

©      Hanbok- geleneksel Kore giysisihanbok, lee young-ae

“Kore dizisi izliyorum” cümlesine bir arkadaşım “Allah bilir sen kimono da giyiyorsundur” gibi bir tepki vermişti. İç çekerek bezmiş bir ifadeyle “Hanbok o, hanbok” demiş gözlerimi devirerek işime dönmüştüm. Yok anam anlatamayacağız bu insanlara Kore, Çin, Japonya’nın, farklı ülkeler olduklarını.

Bir giysi bu kadar mı sade, bu kadar mı sevimli olur. İlk bakışta ne bu deyip geçtiğim şu giysiler şimdi bana o kadar alımlı gözüküyorlar ki şaşıp kalıyorum. Bayanlar soğuk kış günlerinde bitarafınız donacağına içlerine uzun donlarını giyebilirler, hahahh. Eskiden günlük kıyafetmiş ama artık sadece özel günlerde giyiliyor. Mesela evlilikte bir hanboklu fotoğrafları oluyor. Pek şeker. (Yandaki hanbok haddinden fazla süslü, ama Lee Young-ae’ye yakışır..)

©      Sade evleri

Evlerinde neredeyse hiç eşya yok ve buna bayılıyorum. Çok zengin olanların dışında klasik Kore evine sahip olanlardan bahsediyorum tabii ki. Odalar büyükçe bir kutu kadar ancak. Tüm kapılar sürgülü. Zaten pencere ve kapılarının otantik bir havası var. Bel boyunuzu ancak aşan bir gardırop, üstünde yemek yenen yer sofrası gibi bir masa, bir kaç minder.. Gelir seviyesine göre bir yatak (ne gerek var, yere atıverirler kendilerini) ve komodin eklenebilir. Çok fazla mobilyaları olmadığı için tüm ıvır zıvırlar yerlerdedir. Halı falan hak getire zaten, belki bir kilim atılır, gerçi ihtiyaçları da yok. Çünkü ısıtma sistemleri çok farklı, evleri hep zeminden ısıtmalı. Artık teknoloji ilerledikçe o basit evde 1 televizyon ve 1 bilgisayar da demirbaşlar arasında yerini almış.kore saygılarını sunar

©      Selamlama

Bunun düzgün olmasına çok önem veriyorlar. Büyüklerini ve önemli kişileri selamlama tarzı, 3 kere eğilip saygılarını gösterişleri… Erkekler aynı secde gibi eğiliyorlar, ama kızlar bağdaş kurup, ellerini önde kavuşturarak başlarını ellerinin üzerine koyuyorlar. Çok hoşuma gidiyor, evde bunu yapınca herkes gülmekten yerlere yatıyor. (Tabi ben pat diye kendimi yere attığım için) Aslında bu tarihi dizilerde gördüğümüz şekli, güncel dizilerde de var ama bu kadar ayrıntıya girmiyorlar. Günümüz Kore’sinde gençler hala büyüklerini bu şekilde selamlıyorlar mı, bilemiyorum.

©      Jeju adası

Bu adayla malumunuz Saraydaki Mücevher dizisi sayesinde tanıştık. Cangema türlü entrikalar neticesinde Cecu’ya sürgüne yollandığında nasıl da sinirlenmiş, Cecu’yu kara listeme almıştım. Tabii ilerde güzel anıların yaşandığı bir yer oldu ama yine de bir sürgün yeri olarak kalmıştı aklımda. Sonraki tüm dizilerde (misal My Girl, My Name is Kim Sam-soon) karakterler hep Cecu’ya tatil yapmaya gittiler. Evet benim gözümdeki itibarı değişti, şimdi Kore’ye gitsem gitmek isteyeceğim ilk yer orası olurdu. Oraya Kore’nin Hawai’si diyenler bile var. Namsan Kule’siymiş, 63. binaymış hiç anlamam. İlk Jejudo (-do ada demek) var.

©      Kore yemekleri

Ağızlarını şapırdatarak yemeleri, yerken gözlerini sıkıca kapatıp oh oyyy oyy gibi beğenme belirtisi sesler çıkarmaları, çok yemelerine rağmen habire lahana, turp, yosun, yağsız pirinç yedikleri için incecik kalmaları, sofraya ma-aile oturmaları, işlerine gelmeyince bir çırpıda ramen yapıp yiyivermeleri, evlerinin vazgeçilmez parçası olan pilav makinaları, barbeküleri, beslenme çantaları ve piknik sepetlerine konan pilavları sevimli şekillerde süslemeleri… Hatta herkesin favorisi olan, uzun şiş sopalarıyla, sokak pirinç kekleri. Korelilerin yemek alışkanlıklarını çok seviyorum ama yedikleri şeyler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Daha ziyade suda yüzen kimliği belirsiz nesneler gibi gözüküyorlar ve bizim yemeklerimiz kadar göze hitap etmedikleri apaçık bir gerçek.

kimbap Gerçi düşününce yemek tüm dünyada aynı mantıkla yapılıyor. Kimbap’ları, bir nevi suşi, hatta oradan esinlenmişler diyorlar, ama bizim yaprak sarma gibi mantık olarak.(Bu kadar basite indirgediğime ben de inanamıyorum) Basitçe, kurutulmuş yosuna pirinç ve uzun doğranmış sebzeleri sarıyorsun, sonra ruloyu kesiyorsun. Kimçi desen acılı lahana yemeği ( tamamen içeriği baz alarak). Aslında turpla ya da başka sebzelerle de yapabiliyorlar.  Burada söylemekte yarar var, Koreliler’le tanışan Türkler’in en illallah dediği şey bu adamların kokuları. Bu kimçi özellikle piştiği yerde çok pis kokuyor-genelde sarımsak- ve bibimbap kokusu her yere siniyormuş. Bibimbap ne ayak hala çözemedim. Sebzeleri julyen usulü doğrayıp birbirine karıştırmadan bir kaba koyuyorlar, ortasına da itinayla yumurtayı konduruyorlar, sonra üstüne pilavı cumburlop döküp karıştırıveriyorlar. Karıştırmadan önce hoş gözüküyor ama sonrası tam bir bulamaç. Bunu karıştıramayan erkeklere kız vermiyorlardı değil mi? Galbi soslanmış biftek ya da pirzola gibi bir şey(yani en azından binbir çeşidinin içinden onu kastediyorum), ilk bakışta insanın canının çektiği nadir Kore yemeklerinden ama onu da çiğ bıraktıklarına adım gibi eminim. Hazır ramenler zaten Türkiye’deki Kore cemiyet hayatının gözde menülerinden. Ginseng muhabbetinin zaten hastasıyım. Zencefil sık kullanılıyor. Soya sosu keza öyle. Bir de her şeyin salamurasını yapıyorlar. Soğan-sarımsak-biber üçlemesinin cılkını çıkarmışlar.

Sam gye-tang diye bir yemekleri var, cinsengli tavuk çorbası gibi. Bunu yiyen var mı? Tadını merak ediyorum. (Cinseng’in faydaları dolayısıyla merak etmiyorum, tammamen tavuk yüzünden)

Ek olarak zayıf kalma konusunda bir lafım daha var. Biz Türkler her şeyin en hamurlusunu, en şerbetlisini, en kızartılmışını severiz. Büyüklerimiz yağsız yemeği yemekten saymazlar. Her şe450px-Uncooked_Phoenix_talonsPhoenix talons or chicken feet (鳳爪 fung zau, 凤爪 fèngzhuǎ) at grocers in Chinatown, Oakland, California.yi bol yağlı kızartma usulü yaparız. Adamlar ne yapıyor, buharda haşlama pişiriyorlar! Başka da bir şey demiyorum.

Bu lafım tüm Uzakdoğu ülkelerine: Tamam uçan kaçan her şeyi yiyorsunuz, kediye köpeğe acımıyorsunuz, atı geyiği kanguruyu inekten sayıyorsunuz, arılı kurabiyeler yapmaktan çekinmiyor ahtapotu bacakları yüzünüzü sarmışken canlı canlı yiyorsunuz. Koca balığı pişirmeye üşendiğinizden denizden çıktığı haliyle çiğ çiğ götürüyorsunuz. Hepsine eyvallah. Ama mis gibi tavuk var. Adam gibi tatlı tatlı yiyeceğiniz yerde niye en yenmeyecek yerini yiyorsunuz. Tavuk ayağı yenir mi be adamlar!  (Yandaki ayaklar Çin işi ama Kore’de de durum aynı)

©      Oyunları, oyun mekanları

Bu mekanlar bizde de olmakla beraber Kore’de daha yaygın. Çok popülerler ve inanılmaz eğlenceli gözüken oyunlar var. İnternet kafeler keza öyle.

Evde oynanan oyunlar da var. Go Stop (kartlı bir oyun) ile Kore satrancı/daması en bilinenler.(Benim tarafımdan elbette, hahah)

kore evi, kore daması 

Ayrıca squash, beyzbol gibi sporlar da diğer nispeten yaygın tanınanlar.

©      Titizlikleri

Bazen çok salaşlar. En azından kadınları bizim annelerimiz gibi sürekli toz alıp yerleri silmiyor. Evleri sade dedik ama özellikle yazları bir yayılıyorlar, her yerde yarısı yenmiş yemekler, tüm aile fertleri sereserpe ölü gibi yatıyorlar o pis evde. Bir yandan da çalışan bir vantilatör.. Kore evi denince benim aklımda canlanan görüntü budur. Hatta bu o kadar tipiktir ki nerede görseniz tanırsınız. Geçen, internette öğrenci evi diye bir resim dolanıyordu, odada çerçöpten oturacak yer kalmamış. Tamam dedim kesin Kore evi bu. Çünkü televizyon da bilgisayar da diz hizasındaki kısa mobilyalara konmuş. Bir de kenarda bir yerde vantilatör çalışıyordu :) Dikkatle bakınca arada bir pilav makinası gözüküyordu..

Bazen de titizlikleri beni ağlamaklı yapıyor, sevinçten. Çocuklar okullarda el işi, resim, boya gibi pis işlere bulaşacaklarsa asla kollarını sıvamıyorlar. Önlük yanında mutlaka kolluk da takıyorlar. O kollukları da seviyorum.

©     Karaoke

Bu insanlar karaoke yaparken kendilerinden geçiyorlar. En ciddisi bile bir bakıyorsun karaoke sevdalısı olabiliyor. Karaoke bar’ları var. Paranı ödeyip bir oda tutuyorsun. İster kendin, ister arkadaşlarınla topluca. Kapını kapayıp istediğin çılgınlıkta tam gaz kafa dağıtıyorsun. Şarkı söylemekle kalmayıp dans da ediyorlar, hepsi karaoke ustası.

©     Ayıcık aşkı

“Cici şeyler” başlığı altında toplayabileceğiniz her şeye karşı özel bir ilgileri var. Sağa baksan ayıcık, sola baksan domuzcuk, aşağısı –cık, yukarısı –cık.

Komik koreliler-Song Il-gook 

©      İnsani yön

Sanırım en sevdiğim özellikleri bu. Yeni nesilleri gittikçe maddeye kaymalarına, kızlı oğlanlı nasıl 15 yaşından itibaren popçu olunur, hangi lise müzik grubuna girilir, kendi fotoğrafımı nasıl daha güzel çekerim, bunun derdine düşmelerine rağmen. Aslen inanılmaz misafirperverler. Kendileri yemez misafirlerini yedirip izlerler. Aceleci tavırları, sürekli “Hadi, hadi” “Daha hızlı, daha hızlı” diye birbirlerini telaşlandırmaları, her şey hemen olsun isteyen sabırsızlıkları had safhada. Bu nedenle malumunuz Kore’de teslimat, motosikletli kuryeler almış başını gitmiş. Her şey yarım saate evinize ulaşıyormuş.

Asıl bahsetmek istediğim şey çok sıcakkanlı oluşları. Kinci gözükmelerine, zırt pırt kore manyaklığı-kalpsarılmamalarına, muck muck öpüşüp koklaşmamalarına rağmen meğer o kadar sıcaklarmış ki insan gördükçe şaşırıyor. Yapılan iyiliğe minnettar kalmasını biliyorlar. Adamların düsturu: “Sevdim mi tam severim, sildim mi bir kalemde”. Çok da duygusallar. İnsanı hüngür hüngür ağlatıyorlar. Nasıl oluyor anlamıyorum ama savaş filmlerinde bile sapına kadar ağlak bir moda girebiliyorsunuz. Çok tahmin edilemezler. Ciddi tabuları var, ama bunlarla dalga geçmeye bayılıyorlar.

Bana öyle geliyor ki değerlerini acilen korumayı başarmalılar, yoksa kültürlerinin yozlaşması an meselesi. Haberleri yok.

 

Diğer Akla Gelenler

K-pop: Tüm şarkıcılar güzel “sıfır” beden kızlar, kas yapmış çıtır oğlanlardan ibaret. İnanın o çocuklara içim acıyor. Çok yazık çok. Popüler kültür eritip bitirmiş tüm Kore gençliğini. Öyle gözüküyor ki içlerinden adam olacak az. Hepsi boş bakıyor. Big Bang, 2AM, 2PM (tövbe tövbee), SS501, Super Junior, K-ara, T-ara, Big Bang, Wonder Girls, Girls Generation.. Benim şimdilik hatırladıklarım bunlar. Nereye adım atsan yeni kurulmuş, liseli veletler topluluğu kıvamındaki gruplara rast geliyorsun. İlk başta hoşlardı ama artık kabak tadı verdi. Hepsi aynı gözüküyor.

Böyle düşünen tek ben de değilim, Kore’deki yabancı insanların çoğu aynı fikirde, birine bakabilirsiniz. Güldüm, ne diyeyim.

Bir tek Rain’e lafım yok, hahah. O kendini, kıyafetlerini parçalamaya devam edebilir!

Soju: Kafayı bu içkiyle bozmuş durumdalar. Bizdeki rakı gibi, ama çok daha yaygın. “One shot” çılgınlığı, minik bardakları ve tüm mahallelerde gecenin bir yarısına kadar açık olan içme çadırları ile bildiğin alkolik hepsi. Cheju

Budizm ve mimari: Kore ile haşır neşir olmadan önce bana onları çağrıştıran ilk şey tapınaklarıydı. Onlara özgü yapılar, dolayısıyla hala hoşuma gidiyor. Hele o ucu kıvrık çatılar yok mu..

Tekvando: Bizde güreş neyse adamlarda tekvando o. Milli spor.

Yönetmenler: En meşhur 2 yönetmenleri olan Park Chan-wook ile Kim Ki-duk, Kore’nin tanınmasında da oldukça önemli bir paya ve tutkulu bir fan kitlesine sahipler.

Kuzey-güney savaşı: En önemsedikleri şeylerden biri de bu. Adamların elektrikte kuzey güney farkıtüm şarkı ve  marşlarında “pis komünistler”, “güney hep iyidir” gibi sözler duymak mümkün. 10 filmden 1’i kuzey-güney savaşı üzerine. Bu gergin ortam çözülene kadar da böyle gider herhalde. Sağdaki resimde elektrik kullanımını görüyorsunuz. Güney ışıl ışıl, hele Seul nasıl parlıyor. Bir de kuzeye bakın..

Güzel kızlar: Kore’nin meşhur olan şeylerinden biri de kızları. Gel gör ki güzel görünme merakı sarmış hepsini. Bir Uzakdoğulu vatandaş Kore’ye gitmiş uçakla, ilk gördüğü kız için diyor ki: “Aklıma gelen ilk şey ‘plastik’ oldu.” Çünkü elemanların tümü bir elden geçmiş, estetik manyağı olmuşlar. Kadınların yarısının bu illete bir ucundan bulaştığını söylüyorlardı bir filmde.

İngilizce merakı: Korelilerde bizden çok Amerika merakı var. Her yönden özenti bir ülke olma yolunda emin adımlarla ilerliyorlar. Tüm cümlelerinin içinde bir İngilizce kelime söylemeseler olmaz. Sanki çok düzgün konuşabiliyorlarmış gibi. s’yi ş olarak söylüyorlar bir tek o unutturuyor kızgınlığımı: takşi, sekşi..

Oppalar: Şimdi okuyanlar ama Kore deyince aklımıza ilk x oppam geliyor, y acuşi de favorim diyebilirler. Onları da anmadan olmaz. So Ji-sub’u mu desem, Gong Yoo’nun başı çoktan bağlı. Song Il-gook Türkiye’de de pek meşhur oldu. Bendeniz Won Bin’i pas geçmeyin diyorum. Rain, Daniel Henney, Lee Dong-wook, Kim Hyun-joong (bu da bayağı eğlenceli biriymiş, bir Andrea Kim taklidi yapıyor ki herkes gülmekten yerlere yuvarlanıyor), Cha Tae-hyun, Joo Ji-hoon, Lee Byung-hun, Kim Rae-won  vs diye uzar gider bu şahıslar. (Amacım bunları listelemek olmadığı için burada kesiyorum) Aşağıda Kim Nam-gil’i bir sel-ca uğraşı içinde görüyoruz. Bizde kızlar uğraşır böyle işlerle ama işte.. (Sel-ca, self camera’nın kısaltması, bu terimi Kore magazin sayfalarında bolca görebilirsiniz. Aklıma gelmişken; fotoğraf çekilirken kimçiii demelisiniz!)

kim nam gil

Agaşiler: Bence bayanları erkeklerinden daha hoş. Bir de bu estetik furyasından bir önceki nesil oldukları için, oyunculuklarıyla da gönlümüzü fethettikleri için onlara ekstra aferin. Lee Young-ae ile başlayalım anmaya, benden başka ne bekliyordunuz ki? Bir de Lee Da-hae var ki bu kadına bayılıyorum. Gerçek hayatta o kadar espritüel ki. İzlemediyseniz Chuno ekibinin KBS’deki Happy Together programına çıktıkları videoları izleyin. LDH’nin kıvırtışı on numara. Sonra taklit yeteneği dillere destan, herkesi güldürüyor. Çok da kolay arkadaş oluyormuş. O kadar akıcı ve eğlenceli anlatıyor ki, sabahtan akşama dinleyebilirim anlattığı şeyleri. Shin Min-ah, Song Hye-kyo, Kang Hye-jeong, Jeon Ji-hyun, Moon Geon-young, Son Ye-jin, Kim Tae-hee, Yoon Eun-hye  benim de sevdiğim bayan oyuncular. 

Lee Da-haeShin Min-ahSong Hye-kyoKang Hye-jeong 

Elzem not: Bu yazının Kore’ye gitmemiş biri tarafından yazıldığını göz önünde bulundurun!  Hatalarım affola ve düzeltile!

Bu uzuuuun yazım internet alemine hediyem olsun. Kore’yle ilgili her şeyi seviyorum, en çok da Kore’den bahsetmeyi.

About these ads
29 Yorum leave one →
  1. Haziran 11, 2010 4:44 pm

    çok güzel bir yazı olmuş bu’cum emeğine sağlık. hanbok, sauna, jeju, yemekler, karaoke barlar, korece ben de hepsine bayılıyorum öncelikle. diğer mevzulara dönersek, aslında savaşla ilgili izlediğim yapımlarda güney kore’de iğneyi kendine batıranlar da var bence. ama tabi genele bakıldığında tepki vardır mutlaka kuzeye karşı. yine de son yıllarda sevilen yapımlarda bu konunun objektif bir şekilde işlenmeye başlaması umut vaadedici. (pek ciddileştim^^)

    kpop konusunda benzer düşüncelere sahibiz. ben müzikal anlamda japonya’yı hep uzak ara önde görür ve çok severim zaten.
    yemeklerini ben de sevemiycekmişim gibi hissediyorum. çok baharatlı veya acılı şeyler yiyemem :)gerçi bugün çin yemeği yedim, gayet güzeldi^^ bu olumlu bir başlangıç sayılabilir *-*

    çok tatlı bir ülke kore ama sanırım uzaktan güzel olanlardan. ben gidersem bu kadar sevmeyeceğimi düşünüyorum.
    yine de yeni bir kültüre uzaktan da olsa alışmak, kore sözü geçtiği anda kulak kesilmek, ortamlarda uzak doğu lafı açılınca ahkam kesmek, her gün yeni bir şey öğrenmek güzel şeyler. şahsen benim hayatıma renk katan şeyler, o yüzden devam edelim biz bu yolda :P

    • bunusevdim permalink*
      Haziran 11, 2010 5:20 pm

      Valla bir cahil cesaretiyle bildiklerimi-öğrenmekte olduklarımı sıralayıverdim Kim’cim.
      Artık kendimi tam bir kore otaku’su gibi hissediyorum, bu yazıyla da nirvanaya ulaştım :)
      -Kuzey meselesiyle ilgili bir kardeşlik ortamı da var, ama sanki bizim Kuzey Kıbrıs-Güney Kıbrıs kardeşliği kadar onlarınki de. İlle sorunlar çıkıyor.
      -Ben de Kore’ye gitmeyi henüz hiç düşünmeyenlerdenim. Çünkü gidersem başıma ne geleceğini biliyorum: Hiç. Hele doğal güzellikleri falan düşününce Türkiye’nin taşı toprağı altın gibi doğrusu, o açıdan karşılaştırılamaz bile. Adamların 2 adası 3 tepesi 4 kulesi var. Ama bakınca satmasını biliyorlar.
      -Aynen benim de içim kıpır kıpır oluyor, sadece Kore kelimesini duymakla bile. Birden nasıl bu kadar ilgi duymaya başladık hayret doğrusu
      -Yemeklere gelince, birara fırsatım olursa başlayacağım denemeye. Ama işin aslı çiğköfte dışında acıyı sürmem ağzıma. Baharatta da aynen senin gibiyim. Belki yağsız tuzsuz pilavlarını yiyebilirim :)

  2. Haziran 11, 2010 7:58 pm

    Gong YOO’nun başı bağlı derken beni kastettin herhalde güzel kızım. Bir de şunu ekle Domuz çok seviyor bütün yiyeceklerin içinde domuz yağı-eti sütte bile domuzun katkı maddesi var. Amerikalalara tapmaları çok gıcık yani. Ben o kadar sevmedim Koreyi hiç bir zaman ama gidenlerden duydukça soğuyorum artı bazı abartılı sevenleri görünce de ters tepiyor. Pop müzikten başka da bir müzil türleri yok ki. Ben seviyorum ama. Sonra halkın %5o si dinsiz. Jecu adası Cengemaya sürgün yeri diğerlerine tatil mekanı oldu ya ne diyeyim. Olan Canıım Cangemama oldu :) Yemeklere gelince pek sevmem diyeyim. Kimbap tatmaya çalıştım Koresevenler tanışma buluşmasında iğrençti :(

  3. bunusevdim permalink*
    Haziran 11, 2010 8:11 pm

    Kore’yle ilgili bu kadar olumsuz şey sıralayacağın aklıma gelmezdi unnicim :) Ama söylediklerinin hepsinde haklısın.
    -Domuz eti ve katkısı Kore’ye giden Müslümanlar için en büyük sorunmuş ama pek çok yerde okudum ki “helal” et ve malzeme kullanan restoranlar yaygınlaşıyormuş, şimdilik onlar sadece Seul ve Jeju’da varmış, zaten başka nereye gidilir ki.
    -Sütte bile var demek ha. Çok şaşırdım
    -Budistler çokmuş, ama Hristiyanlar da baya varmış.
    -Kimbap kötüydü demek, nesini sevmedin, pirinci mi etrafındaki yosunu mu, içindeki sebzeleri mi? İğrenç dediğine göre hepsi kötüydü gibi, hahahah
    -Vee Gong Yoo’yu tabii ki senden dolayı söyledim

  4. Haziran 11, 2010 8:32 pm

    Ya aslında ben yeni tatlara açık değilim beni bir kriter olarak alma o anlamda :) Yosunu da sevmedim, içindeki malzemeleri de sevmedim. Ben Ramenin yanında getirdikleri Kimçiyide yemem hiç mesela. Koreden soğumak istemiyorum aslında ama düşününce daha gelişme süreci içideler. Savaştan çıkmış bir millet, savaş tehditi yaşayan bir millet. Yani ben böyle olmamalarını sebebi vardır diye düşünüyorum. Wonder Girls bile ‘World Tour’ diyor ama gittikleri yer Amerika ve oradaki şehirler. Bu kadar Amerikan hayranı olmalarına üzülüyorum ama bir gazetecinin de dediği gibi G. Kore Amerikan projesi ve başarılı olmasını istiyorlar. Ben bazı insanların abartılı sevgisine karşıyım sanalda da reelde de karşılaştım. Biri ile Oppa muhabbeti yüzünden kavga bile ettim :D Dizileri-filmleri güzel ya, yavaş yavaş gidelim diyorum ben. Take it easy Korea :D Bizim giden arkadaş yemekler konusunda çok sıkıntı çekmiş. Yiyemedikçe de daha çok sinirleri bozulmuş. Bir de mesela hakikaten görsele çok önem veriyorlar. Şişman insanlar için kendine saygısı yok diyorlarmış. Öyle yane :D

  5. bunusevdim permalink*
    Haziran 11, 2010 8:44 pm

    Sen de haklı olarak diyorsun ki şişmanlara böyle diyenlerin kendilerine ne kadar saygısı olabilir ki :)
    Evet, bu Kore sevgisi konusunda ağırdan alsak iyi olur. Ama gazlı olmak da bazen iyi bir şey. Sen de farketmişsindir, benim oppa muhabbetim hemen hemen hiç yok. Ama onlarla ilgili yazıları okumadığım için değil, bir gün takıcam oppamı koluma muhabbeti ilgimi çekmiyor hiç ondan. Yine de oyuncularla ilgili her şeyi okuyorum, bunu yaparken de çok eğleniyorum, gün içindeki tüm sıkıntılarımı masaya bilgisayarın yanına bir yerlere bırakıyor gibiyim. Sanırım mesele sınırlarını bilmekle ilgili. Coşalım eğlenelim ama kendimizi de kaybetmeyelim.
    Ben Kore’ye gitme isteği olan biri değilim, keşke Kore’li doğsaydım diye de asla düşünmedim, Kore’li olmaya özenmedim. Ama Korelilerle ilgili şeyler izlemek, duymak, öğrenmek hoşuma gidiyor. Bana öyle geliyor ki sınırlarımı gayet net çizmişim. Senin söylediğin şey de bu kapıya çıkıyor, değil mi

  6. Haziran 11, 2010 8:51 pm

    Kesinlikle ne demek istediğimi çok iyi anlamışsın afferin ama takdir edersin ki bende güzel anlattım :) ha ha ha. Bir gün çok param olursa belki turist olarak gitmek isterim. Ama hepsi o. Memleketim gibisi var mı ya :D Burada şu şarkıyı söylüyoruz ‘havasına suyunaaaaa, taşında toprağına… ‘ :D

  7. Haziran 13, 2010 6:21 pm

    Valla bunusevdim çok güzel yazmışsın. Gerçektende sınırlarını bildiğinde senin için terapi gibi oluyor. İki kelam duyduğun zaman dizilerde, filmlerde kendini iyi hissediyorsun. Bizimkisi biraz spor yapmak gibi. Hani sürekli spor yapmaya alışmış bir insan bıtramaz ve günde 1 saatte olsa yapma hissi duyar ya işte onun gibi.
    Bu oppa muhabbetine bende aşırı gıcığım. Bazen fazla abartılı buluyorum. Senin gibiyim bende okuyorum araştırıyorum bazen sadece o oynuyor diye izlediğim filmler oluyor. Ancak ben bunu sadece o olduğu için değil örneğin onun saçma bir yapımda oynamayacağına inandığım için.
    Sonuç olarak her ülke için söylenebilecek şeyler bunlar. Mesela ben alaskadaki insanlarında hala geleneklerine bağlı yaşamalarını çok seviyorum. Yinede benliğimizi unutmamak lazım.

  8. bunusevdim permalink*
    Haziran 14, 2010 11:36 am

    Öyle gerçekten ser_min. Biz kendi sınırlarımızı biliyoruz, umarım böyle de devam ederiz.
    Kaldı ki ben başkalarına karışmam. Oppalarıyla mutlu olduğunu düşünenler olsun. Başkalarını kendi doğrularıma göre terbiye etmek benim üstüme vazife değil. Biraz da her koyun kendi bacağından asılır düsturuyla yaşadığım için diğer insanların bana uygun olmayan düşüncelerini sallamamakla yetiniyorum.
    Bu Korelilerde şeytan tüyü mü vardır nedir. Nasıl da birden bizi cezbediverdi her şeyleri :)

  9. Haziran 14, 2010 12:46 pm

    Hiç sorma gerçektende nasılda cezbettiler. Hiç sıkılmam diye bakıyorum. Umarım öylede olur. Seviyoruz işte anacığım napalım.
    Bende sallamamaya başladım çünkü işin sonu yok. Ne kadar karışırsam o kadar çoğalıyorlar, o kadar gözüme batıyor. En iyisi onlara oppaları ile mutluluklar dilemek. Biz yine kendi bildiğimiz gibi götürelim bu işi ;)

  10. Son Kan-Ka permalink
    Haziran 19, 2010 1:27 am

    Song Hye-kyo… Çok fena be usta… Keşke resmini görmeseydim burada… Song Hye-kyo krizim depreşti gene. Song Hye-kyo benim olsun, tüm dünya oppaları sizin köleniz olsun ^^ Neyse… Gerçeklere dönüş yaptığımızda, Allah sahibine bağışlasın demek harici birşey diyemiyoruz. Yok lem… Yine de Song Hye-kyo ille de Song Hye-kyo… Hayal kurmak parayla mı usta? ^^

    • bunusevdim permalink*
      Haziran 26, 2010 7:25 pm

      Song Hye-kyo’nun ilginç bir şekilde sevmeyeni de çoktur. Neden sevmiyorlar bilemiyorum ama ben de çok seviyorum ya. Ağlak rollere de uygun, komik rollere de.
      Hayal beleş son kanka, neyse ki o bedava..

  11. Haziran 21, 2010 5:15 pm

    Tam anlamıyla okuyamadım, yorum yazmadan geçmek istemedim, blogunu özlemişim.

    Umredeydim yeni geldim, orada senin ve diğer koreci arkadaşlar için koreli bi ailenin çocuklarının fotoğraflarını çekmiştim. Ama gelin görünki fotoğraf makinemiz hiraya tırmanırken eşim tarafından kaybedildi… :(

    Çok sevimliydiler oysa… Canım sağolsun dimi :)

    Yorgunluğum geçsin daha detaylı bakacağım.

    • bunusevdim permalink*
      Haziran 26, 2010 7:35 pm

      Teşekkür ederim öyküzen, ben de sizi özlemişim :)
      Ben de kısacıııık olan tatilimden döndüm, ikimiz de hoşgeldik o halde.
      Canın sağolsun, Koreli çok, elbet başkalarınınkini çekersin sonra ;)

  12. Aylak Kadın permalink
    Temmuz 12, 2010 6:30 pm

    Selam,
    Yazının içeriği Kore’ye hiç gitmeyen biri için çok başarılı olmuş. Ben de bir süredir Kore’deyim. Aşağı yukarı burada bahsi geçen konulara ikaz edebilecek bir gözlemim olKore ile ilgili Türkçe aramalarda ön sıralarda çıktığı için iyi bir kaynak olabilir bu sayfa. O yüzden gözlemleri doğrudan aktarmaya çalışacağım.

    Buraya gelmeden önce Kore ile ilgili bildiğim en belirgin şey sinemasıydı. Herhangi bir sinefilin ilk onunda Kore sinemasından bir iki örneğin yer alması kaçınılmaz gibi bir şey, gerçekten çok iyiler. Ben de bu beklenti ile geldim Kore’ye. Kurgusu bu kadar güçlü filmler çeken yönetmenler çıkaran bir ülkenin kültürüne sinebilecek detaylar aramak umuduyla…

    Neyse, öncelikle, ilk gözlemi”plastik” olan uzak doğulu kişinin dediği durum benim de başıma geldi. Sadece insanların görünümünde değil, mimarisinde, şehir tasarımında hatta kendi doğal fiziki yapısında bile inandırıcı olmayan bir kusursuzluk var. Bir yerde Kore peysajında doğal olanın yakalanmaya çalışıldığı ve bu konuda diğer Uzak Doğu peysaj örneklerinden ayrıldığı söyleniyordu ama benim gözlemim aksine. Daha uçaktayken tepeden hissedilen bir set görüntüsü var sanki. İnsan eli değmiş gibi herşey ve bu insan da düstursuzca çizgiler çekmek yerine monoton bir düzenliliği, tekrarı yeğlemiş. Bunun yanında çok dikkat çeken bir şey de denge takıntısı. Hemen herşeyin düzenlenmesinde karşıt elemanlar (ağaçlar ve metal yığınlarını andıran binalar) belli bir aralıkla değerlendirilmiş. Bu benim için can sıkıcıydı. Ama bundan hoşlanabilecek bir sürü insan olduğuna da eminim.

    İkinci düşündüğüm şey şuydu; nerede bu otuz yaş? Yaşıtım olan kimseyi göremiyorum, oradalar da bizim bildiğimiz gibi değil işte. Adamlar ya 20 ya da doğrudan 40 gösteriyorlar. Yaşlanmamak değil de kuşak farklılığı gibi. Sanki bundan önceki yokluk kuşağı ile hemen her imkana sahip sanayi kuşağı arasındaki farklılık gibi. Gençler bir garip. Kendileriyle çok ilgililer. Ama bu bütünlüklü ve bağımsız bir insan olabilmek için değil de pürüzsüz görünüm için duyulan bir kaygı gibi. Çünkü onlardan önceki kuşağın tatlı bir şaşkınlığı, sıcaklığı, aslına has halleri yerine onlarda görünen şey de o bahçe ve şehir tasarımlarında gözlenenle aynı; monotonluk. Sokakta hep birbirine benzeyen genç kızlar, erkekler ve hepsi de aynı jestlerle sizin yanınızdan geçiyor. İçtikleri sajunun ya da normal bir barda satılan biranın alkol oranının düşüklüğüne tezat sokaklarda sürekli kusan, kalabalık gruplar halinde sallanan bir gençlik ordusu görmek mümkün. Ama ne güzel eğleniyorlar diyemiyorsunuz, gösteri toplumu gibi, eğlendiklerini göstermeye çalışıyorlar sanki sadece. Bu gösteri gençliği aynı zamanda hiiiiç İngilizce bilmiyor. Ama dediğiniz gibi öyle biliyor gibi de duruyorlar ki… Gayet uluslararası terimlere bile yabancılar. Bu da öncemli bir zorluk turistler için.

    Yemekler… Hemen herşeyi denedim. Dini olarak beni bağlamadığı halde burada bulamadığım için yemediğim, aslına bakarsanız merak da etmediğim için yemediğim domuz etini bile yedim. Sokaklarda ipek böceği larvası satılıyor bizdeki bardakta sıcak mısır gibi. Onu da yedim. Aslında göründüğünden ya da sanıldığından daha lezzetli herşey. Yalnızca tuz yok işte. Herşey çok renkli görünüyor ama tatları aynı. Bir süre sonra herşeye giren aynı sostan sıkılıyor insan. İşte biraz zencefil, sarımsak, şeker, bolca susam yağı ve soya sosu. Bir süre sonra bayat geliyor. Bunun dışında bir çok konuda ön yargım kırıldı. Hiç yiyemeyeceğimi düşündüğüm ipekböceği kurdu bile aslında tuzlanmış bir deniz ürününü anımsatan bir aromaya sahip. Eti incecik dilimler halinde pişiriyorlar, leziz oluyor ama yanındaki soslar dışında ekleyebileceğiniz bir aroma olmuyor ette. O yüzden gidecek herkese yanına sadece tuz değil, kekikten naneye, mis gibi baharatlarımızdan almalarını öneririm.

    Burada bir on gün daha kalacağım. Fırsat oldukça eklemeye çalışacağım gözlemlerimi. Ama şimdilik şöyle özetleyeyim; aynı anda acı, tatlı ve ekşiydi Kore; sosları gibi…

    • bunusevdim permalink*
      Temmuz 12, 2010 7:03 pm

      Koreye giden bir insanin tuzla baharat getirin onerisi olacagini hic dusunmezdim- insan bazi seyleri yasamadan anlayamiyor iste.
      Yaziyi biraz kor topal yazdim gercekten=bunca zaman okuduklarim-izlediklerim-ama daha cok koreye giden yabancilarin bloglarini takip ediyordum bir ara- gerci sen de gitmis biri olarak onayladigina gore problem yok demektir.
      Gozlemlerini yazdigin icin tesekkur-ben sahsen ilgiyle okudum

  13. akustikhuzunler permalink
    Temmuz 28, 2010 9:07 pm

    Burayı google da birşey ararken buldum. Epey bilgi derlemişsiniz ve çok akıcı yazmışsınız

    Babamdan dolayı olsa gerek, kendisi teakwondocudur, küçüklüğümden beri uzak doğuya ayrı bir sempati duyarım. Nedense bu günlerde ülkemizde çılgınca bir kore sevdası çıktı. Bu akışa kapılıp giden arkadaşlarımında etkisiyle birkaç kore dizisi izledim. En garipsediğim durumlardan biri, esas oğlanın yakın arkadaşı,kuzeni esas kıza aşık olur, ilerleyen zamanda bunların aralarının düzelmesi için yardım eder. Bu arada esas kız ikinci oğlana karşı kısa süreli birşeyler hisseder ama sonunda 2. oğlan her zaman terkedilir. Düşünüyorum düşünüyorum aklım almıyor, umarım sadece dizileri böyledir gerçek hayatta böyle değillerdir. Nasıl olabilir de hiç birşey olmamış gibi hepsi birbirlerinin yüzlerine bakmaya devam edebilirler.3-4 diziye baktım hepsini tam izlememekle birlikte genel olarak edindiğim izlenim buydu. Tabi unutulmayacak birşey de kızları erkek kılığına girdirip esas oğlana eziyet ettirmek, nasıl bir klışedir bu yahu! :) Bazen bizim eski türk filmlerine benzetiyorum. Ama dram filmleri harika oluyor sonunda en kalpsiz insan dediğimiz kişileri bile ağlatabilecek filmleri var. Oyuncuları samimi ve sıcak duruyorlar filmlerde,dizilerde. Sanki arkadaşlarıymışız da onların hayatlarına tanık oluyormuşuz gibi.

    Nasıl bu kadar iğrenç yemek yenilebilir sayelerinde öğrenmiş oldum :) şapur şupur. Böğürerek ağlamaları da itici geliyor. Vıcık vıcık sahneler olmadığı için ailecek yada tek başına olsa bile bu tarz şeyleri sevmeyen insanlar için izlenilesi yapıtlar.

    Oldukca sık koreye giden babamın gözlemlerine göre, erkekler berbat bir giyinme zevkine sahiplermiş. Sporculardan ortaokula giden bir türk genci bile isyan etmiş “bu ne bee” diyerekten :)

    Söylemezsem olmaz dediğim birşey daha, erkekleri bazen kız gibi giyiniyor bazı filmlerde ve dizilerde. Birkaç afişte de gördüm. Sanırım moda dünyalarında o yöne doğru bir yönelim bulunmakta. Hiç hoşlanmadım o hallerinden. Sevmediğm başka bir yön de, secde eder gibi selamlaşmalarına ve tapınma sahnelerine sinir oluyorum. Üzülüyorum o hallerini görünce. Selamlaşmaları ve birbirlerine olan saygılarına diyeceğim yok ama öyle yapmasalardı demekten de kendimi alamıyorum.

    Eve ayakkabısız girmeleri ve az eşyalarının olması ve sürgülü kapılar en sevdiğim yanlarından. Erkekleri sıkca yemek yaparken ve bulasık yıkarken görüyoruz ama bunlar dizi,film dünyası ürünleri olabilir :) Kızları türk kızlarından beter çocuklara çektirmedikleri kalmıyor.

    Yine giden bir arkadasım ,” hayatım boyunca yediğimden yiyeceğimden çok daha fazla ananas ve karpuz yedim ” diyerek aç kaldımm isyanlarına girmişti. Ve gidecek olan arkadaşlar için başka bir dipnot ; zeytin diye bir kavramları yok. Yanınıza zeytin de alın :)

    Kısaca sevimli insanlar, yine de bülbül, altın kafes , vatan üçlemesini düşünürsek… ;)

    Elinize sağlık bu güzel yazınız internet dünyasına iyi bir hediye olmuş :)

    • bunusevdim permalink*
      Temmuz 30, 2010 10:05 pm

      Yazının yanında senin gibi tecrübeleri olan/yakından bilenlerin yorumları da internet dünyasına hediye oluyor, senin de eline sağlık :)
      Yemeklere gelince orada bir dur, tatları tahminimce kötü olmakla beraber yemek yiyişlerine hastayım- keşke bende öyle şapur şupur yemeye alışsaydım hahhahah
      Aynen, sevimli insanlar, ama onlar orada biz burada daha iyiyiz sanki :)

  14. svl g-dk permalink
    Temmuz 29, 2010 6:18 pm

    bende burayı tesadüfen buldum ve arkadaşında dediği gibi çok akıcı destansı deil kısa ve öz bilgiler var analizleriniz bence doğru bilgileriniz için teşekkürler…

  15. korenin sevdalısı permalink
    Eylül 9, 2011 10:06 am

    bende gezinirken nette bu yazıyı buldum ve merak ettim ilk önce okumak istemedim ama kore ile ilgili bilgi edinmem gerekiyordu hepsini okudum teşekkür ederim

  16. seda permalink
    Ağustos 16, 2012 4:47 pm

    koreye ğitmek istiyorum 3 aylıgına sizce 10 milyar yetermidir

  17. seda permalink
    Ağustos 16, 2012 4:50 pm

    koreye ğitmemnedeni tatlı olmaları zorlanıcam baya yemeklerinden konusmalarından ama olsun yeter ki koreli insanları ğoreyim.D

  18. tuğçe permalink
    Şubat 13, 2013 6:18 pm

    bu yazıyı okurken koreliler hakkında aklımda geçen düşüncelerin hepsini yazmışsınız bazı yerlerde çok güldüm açıklamalarınız için teşekkür ederim

  19. Gül permalink
    Nisan 29, 2013 8:43 pm

    Bende bayiliyorum koreden konusmaya ama kimseyle konusamiyorum:(
    Cok güzel yazmissin sagol.

  20. Seda permalink
    Mayıs 21, 2013 6:13 pm

    Yazınızı çoook beğendim, okurken yüzümde bir gülümsemeyle sürekli “eveet yaa, gerçekten de öyle” dedim. Ellerinize sağlık:)

  21. fatma permalink
    Şubat 8, 2014 4:04 pm

    öncelikle yazın aydınlatıcı ve güzeldi :) yazını ve yorumları okuduktan sonra estetiğe olan düşkünlükleri dikkatimi çekti ve biraz araştırdım. sonuç olarak önceki hallerini gördükten sonra onlara hak verdim çünkü neticede çoğusu yaptırıyor, güzelleşiyor ve yaptırmayan kişi kabak gibi göze batıyor olabilir. yani en önemlisi psikolojik sebeplerden ve ek olarak görsel sebeplerden dolayı bence haklılar. bu linke bakabilirsen demek istediğimi daha iyi anlayabilirsin: http://www.haberdar.com/guney-kore-de-estetikte-son-nokta-43290-fotogalerisi?p=1
    ancak herkes estetikli olduğu için sanki hepsi tektipleşmiş gibi geldi bana :s

  22. pinar~ee permalink
    Nisan 19, 2014 7:38 pm

    2pm de oppam wooyoung var ama o electricitynin klibini izleyince bana biseyler oldu adamdan soğUdum. Her gün sac stili de degistirilmez ki. Ama wgmde komikti o yuzden hala seviyorum. Ama oppam yoo seung hp

  23. Mayıs 25, 2014 7:07 pm

    çok güzel çok yardımcı oldunuz elinize ayağınıza sağlık ….

Yorumunu sevdim

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: