Skip to content

Twitter'ı fikren ben bulmuştum

~~Yav bir de yeni çıkan sivilcelerimin üzerine sürdüğüm bir krem vardı, hemen kurutuyor ve çıkmasını önlüyordu. Ama bittikten sonra kutusu atılmış, bulamadım ve adını da hatırlayamadım (Yazar burada ağlamaktadır). Bilen duyan var mı?

Sivilce ve siyah noktalara etkili çözümler: Çay ağacı yağı, yüz temizleme süngeri ve daha fazlası

Kasım 24, 2016

güzellik maskesi

Bu blogu sadece Kore dizi ve filmleri ile ilgili mi sanmıştınız? Hahah, yanıldınııııız. Şaka bir yana, bu blogu kurmaktaki amacım (7 yıl önce Niye Sevdin? sekmesine yazdığım gibi) “İşte buna bayıldım, bunu sevdim” dediğim her şeyi yazmaktı. O zamanlar Kore dizileri ile yeni tanışmış olmanın heyecanıyla ilk olarak bir Kore dizisi olan Saraydaki Mücevher üzerine yazmıştım.

Bunları yazma nedenim şu: Ben makyaj blogu yazmıyorum (Burada beni Kore dizisi yazılarım için okuyanlar derin bir oh çekmiştir herhalde, evet hala doğru blogdasınız hahaha). Herkesin cilt tipi ve cilt sorunları tabii ki farklıdır. Ciddi sivilce problemi olan, yüzünü sivilce basmış birisi buradaki çözümleri de uygulayabilir ama sırf bunlarla tüm sivilcelerinden kurtulur gibi bir iddiam yok.

Artık konuya geliyorum. Son zamanlarda cilt bakımıyla kafayı bozmuş durumdayım. Özellikle karma ciltlerle ilgili çeşit çeşit ürün denedim (Ki bu iyi bir şey değil, hahahaha). En sevdiğim 3 tanesini yazacağım:

  • Çay Ağacı Yağı+ Lavanta Yağı

sivilecelere çay ağacı yağı

En en en sevdiğim ve herkese tavsiye ettiğim çözüm bu. Doğal ürünlere inancım bu ürünü kullanmaya başlamamla oldu.

Çay ağacı yağının antibakteriyel etkisi var. Sivilceli ciltler için on numara beş yıldız. Tek başına kullanmak yerine temel yağlarla karıştırılması daha uygun olduğu için ben lavanta yağıyla karıştırmayı tercih ediyorum. Bunu seçmemin iki nedeni var. İlki lavantanın güzel kokusu çay ağacı yağının kötü kokusunu bastırıyor. İkincisi de her yerde aşırı övülerek bahsedilen Kiehls Gece Bakım İksiri (siz onu Midnight Recovery Concentrate Serum) içerisinde de lavanta yağı olması ve sabah uyandığınızda o sağlıklı, aydınlık cilt görüntüsünü bu doğal yağın veriyor olması. Yani kendi Kiehls ürünümü kendim yapıyorum. (Burada hıh yaparak, burnumu dikip ortamdan uzaklaşıyorum, hahahah)

Çay Ağacı Yağını Nereden Bulabilirim?

Gratis, Watsons, aktarlar, büyük marketler gibi yerlerde rahatlıkla bulabilirsiniz. Birçok markanın doğal yağ ürünleri var. Ben Watsons’tan aldığım 20 ml’lik ürünü kullanıyorum, 15-20 TL arası bir fiyatı var bu yağların. 20 ml’lik küçük şişeyi alınca başta hemen biter sanıyorsunuz ama damla damla kullandığınız için bitmesi çok çok zor. İçinde yıllık ürün var bence, bu yüzden fiyatı çok uygun.

Çay Ağacı Yağı Nasıl Kullanılır?

Ben 3 damla çay ağacı yağı ve 2 damla lavanta yağını avcumun içinde karıştırıp tüm yüzüme sürüyorum. Sivilce üzerine bir damla sürenler de var. Ama benim sıkıntım yatarken yüzümde hiç sivilce yokken sabah uyanınca sivilce ile uyanmak olduğu için ve yüzümün neresinde bu tatsız sürprizle karşılaşacağımı bilemediğim için tüm yüzüme uyguluyorum.

Çay Ağacı Yağının Bendeki Etkisi Ne Oldu?

Gece yatarken sürdüğümde sabaha sivilcemin çıktığı hiç olmadı. Bu benim için harika tabii ki. Yeni sivilce yoksa problem de yok. Aslında önerilen sabah-akşam tüm yüze 2-3 damla sürmek ama sabah sürmem mümkün değil. Çünkü nemlendirici gibi hemen emilmiyor, neticede bu ürün bir yağ. Ama gece sürdükten 10 dakika sonra çoğu emilmiş oluyor ve sonra hemen yatınca bir sıkıntı yaşamadım.

Valla bayağı övdüm ben de farkındayım ama ben çok sevdiğim için herkes faydalansın istiyorum.

  • Yüz temizleme süngeri/lifi

sd yüz temizleme süngeri

Bu da önceden kullanmayı aklımın ucundan bile geçirmediğim bir ürün. Çünkü bu süngerler bildiğiniz ponza taşına yakın sert bir yapıdalar. Ama tabii ki o haldeyken yüzümüze sürmüyoruz. Ilık-sıcak suda ıslattıktan sonra yumuşak oluyor. Özellikle duştayken yüzümü bununla yıkıyorum. İlk Garnier Saf & Temiz serisinin arındırıcı temizleme jelini (içinde salisilik asit var diye almıştım) sürüyorum, sonra ıslatıp yumuşattığım Superdrug yüz temizleme lifimle özellikle T bölgemi ve azıcık da yüzümün kalanını nazikçe ovalıyorum. Böyle uyguladıktan sonra siyah noktalarımda ciddi bir azalma gördüm. O yüzden bu yüz temizleme lifi ya da süngerleri acayip hoşuma gidiyor.

Bu arada hepimizin sevdiği siyah noktalar için olan burun bantlarının doğru kullanımını biliyor musunuz? Sıcak banyodan ya da 15 dakika buhar banyosundan sonra ilk gözeneklerinizi açmış oluyorsunuz, sonra da burun bandını uygulayın. Bandı çektikten sonra da hemen tonik uygulamanız lazım ki gözenekler hemen kapansın ve böylece siyah nokta oluşumu önlenmiş olacak.

Ayrıca yağlı cildi olanlar peeling için küçük taneli scrubları da bu şekilde kullanabilir (Tabii sivilceler varsa peeling zarar verebilir, o bölgelere uygulanmamalı). Scrub kullanımı banyodan sonra hazır gözenekler açılmışken yapılırsa daha güzel sonuç veriyor.

Konjac süngerleri ise henüz denemedim ama onları daha da seveceğim gibi bir his var içimde.

  • Nemlendirici

Yıllardır okuduğum bloglar ve izlediğim cilt bakım rutini videolarından anladığım şeyi size özetliyorum: Temizleme jeli, tonik ve nemlendirici üçlüsü. Bunu her gece yapacaksın arkadaş. Bakarsan bağ olur, bakmazsan buruşur gidersin. Tabii burada doğru ürünleri kullanmak önemli. İster doğal ürünler kullanırsın ister pahalı marka kremler alırsın, ama bu iki uçta bile yanlış ürünleri kullanmak cildinizi geri dönüşümsüz yollara sokmak anlamına gelebiliyor.

Yağlı bir cildin de olsa nemlendirme şart! Cilt tipi ne olursa olsun nemlendirilmeli. Cildinizi temizleme jelleriyle çok sık yıkar ve çeşitli cilt bakım ürünleriyle aşırı kurutursanız bu sefer deri bu kuruluğu kompanse edebilmek için yağ kusuyor, gün içinde aşırı yağlanma olabiliyor, sivilce olabiliyor. Kaş yapayım derken göz çıkarmak böyle böyle oluyor işte. O yüzden en önemli basamak nemlendirme. Ama tabii ki uygun ürünlerle. Ben yıllarca Dove sabunu ile yüzümü yıkamıştım. Ama yüz hiçbir sabunla yıkanmamalı diye öğrendiğimden beri bunu bıraktım, çünkü yüz olsun vücudumuzda başka bölgelerdeki cildimiz olsun, pH dengesini bozmak, florayla oynamak, aşırı kurutmak ya da yağlandırmak cildi bozacaktır maalesef. Dove benim sivilcilerime çok iyi geliyordu ancak bu sefer de sanırım cildimi fazla kurutmuşum. Mesela bazı toniklerde de alkol denat var. Haydiiii, hem cildimi kurutmayayım diyorum hem de alkol mü dökeceğim suratıma, tövbe sürmem.

Misal doğal tonik mi istiyorsun: Gül suyu. Doğal peeling mi istiyorsun: Kahve telvesi. Zaten biz yıllarca salatalık doğrayıp yüzümüze dizmiş bir neslin evlatlarıyız :) Tabii bu listeyi uzatmak benim haddime değil ama doğru cilt bakım rutini ille size pahalıya patlamalı anlamına gelmiyor demek istiyorum. Önemli olan sizin için doğru olan ürünü düzenli kullanmak. Tabii bazıları genetik açıdan 1-0 önde başlayabiliyor, o şanslı arkadaşlara hemen kıskanç bakışlar fırlatmayalım :)

Nerede kaldık.. Bence arada bir de nemlendirici maske yapılmalı, hem eğlenceli hem de cildimize nem depolayabiliriz. Ben bu açıdan değişik değişik nemlendirici kağıt maskelere bayılıyorum. O serin ve ıslak yapıları bile insanı ferahlatıyor.

Ve tabii ki bol bol su içmek kesinlikle etkisini ciltte de gösteriyor, bu bir alışkanlık olmalı.

Varsa böyle bildiğiniz ürünler bana da önerirseniz denemek isterim.

Bu ürünleri sevdim.

Signal

Ekim 20, 2016

vlcsnap-2016-10-19-22h30m42s002

Signal dizisiyle ilgili tek bir fotoğraf paylaşıp bırakmayı planlıyordum ama şimdi, diziyi yeni bitirdiğim şu anda, saat de 23:23’e yaklaşırken bunu yapamayacağım. Böyle bir diziyi detaylı anlatarak sizi spoiler ile boğmayacağım elbette, ama söylenecekler de söylenmeli. Şiddetle tavsiye ediyorum, dizinin türü de zaten şiddet-gerilim-aksiyon :) Bu güzel tvN dizisini Yeppudaa’dan indirip izleyebilirsiniz.

Bir kere bir diziyi değerlendirirken ben yönetmen ve senaristine bakarım, ve bu beni çoğu zaman tatmin etmiştir. Bu dizinin yönetmeni Kim Won-Suk, ki kendisi Misaeng ve Sungkyunkwan Scandal dizilerinin de yönetmeni. İkisini de gözüm kapalı öneririm. Yazar ise Kim Eun-Hee, ki kendisini Harvest Villa sayesinde tanıdım, o da değeri anlaşılamamış çok güzel bir senaryoydu. Burada baştan geçer notu alıyor bile.

Önceki yazımda şöyle yazmıştım: “Kore dizilerinde zaman yolculuklarının romantik versiyonu Queen In-hyun’s Man, komik versiyonu Rooftop Prince ise gerilim-gizem versiyonu da Nine olmuş.” Amma velakin ben o zaman gerilim kelimesinin sözlük anlamını bilmiyormuşum. Gerilim demek Signal demekmiş. Hayatımda hiçbir dizide, hele ki daha ilk bölümlerden bu kadar gerildiğimi ve korktuğumu hatırlamıyorum.

vlcsnap-2016-10-14-20h02m06s897

  • Ben bu sahneden çok korktum. Bu görüntüyü göreceğimi tahmin etmeme rağmen tüm tüylerim diken diken oldu. Kadın dedektif arkasına döndü ve… Zaten bundan önceki ilk 3 bölümde de inanılmaz gerilmiştim ama bu sahne üstüne tüy dikti. Sonrasında bu diziyi güneş battıktan sonra asla izlemedim, çok ciddiyim. 9 yaşında bile gece uyumadan önce televizyonda korku filmi izleyip uyuyan ve hiç uykusu kaçmayan ben, 29 yaşında gece bu diziyi izlersem uyuyamaz oldum. Dizideki her bir cinayet, tecavüz, hatta kovalama sahnesini izlerken dehşete düştüm. Cerrah olan ben, kandan korktum bu dizide. Benim etkilendiğim bir döneme geldiği için mi böyle oldu bilemiyorum, siz yine de bu diziyi gündüzleri izleyin.
  • Bu arada dizinin hiçbir bölümünde sıkılmadım ama özellikle ilk 4 bölümü ayrı ayrı film yapsalar hepsini de en sevdiğim filmler listesine koyardım. O derece yoğun ve ilginç bölümlerdi. Bu kadar malzemeleri varken neden birkaç film yapmamışlar anlamadım. Hani yazık olduğundan değil de, sonuçta Signal gibi muhteşem bir dizi yapmışlar. Heyecan hep doruktaydı. Her davayla şimdi ne olacak diye meraklandırıyordu.

vlcsnap-2016-10-17-00h13m03s345

  • Dizinin konusu faili meçhul cinayetler ve suçlar üzerine dedektiflerin araştırmaları üzerinden yürüyor. 2015 yılındaki profil uzmanı yüzbaşı Park Hae-young (yukarıdaki), dedektif Cha soo-hyun ve iki tane ekip arkadaşlarıyla oluşturdukları faili meçhul davalar birimi geçmişte çözülememiş olayları çözmeye çalışıyor, kanıtları arıyor, ipuçlarını kovalıyor. Park Hae-young’un suçlularla ilgili yorumları bir harika :) Mesela bir seri katil, öldüreceği kurbanlardan birine aşık oluyor, ama asosyal kişiliği ve psikolojik sorunları yüzünden kızla konuşamıyor. Park Hae-young’un bu durumla ilgili yorumu: “Konuşsaydılar daha iyi olurdu.” Puhahahahh, nadiren de olsa böyle güldüren sahneleri vardı, arada gerginliği azaltıyor iyi oluyordu. (Aslında bu bile oldukça gergin bir sahneydi)

vlcsnap-2016-10-18-21h41m34s670

  • Lee Je-hoon’un oynadığı karakter olan Park Hae-young dizinin çoğunda önüne gelen her polise kaşlarını kaldırıp, gözlerini kocaman açarak “Bu nasıl adalet, bu ne biçim dünya kardeşim” diye bağırmakla meşguldu.
  • vlcsnap-2016-10-15-16h08m59s820

    • Komedi filmine gidip ağlamak ve bizi de ağlatmak… Dedektif Lee Jae-han hiç süphesiz bu dizinin yıldızıydı. O ağladığında ben direk ağlıyordum zaten. Adam duygularını o kadar güzel gösteriyor ki. Fevri karakteri, sakin kalmaya çalışsa da saman alevi gibi üçüncü saniyede parlaması, dürüstlüğü, adam gibi adam oluşu, karizması, ama bir o kadar da yufka yürekliliği… Yakınlık kurduğu o kız öldüğünde telsizden Park Hae-young’a şöyle demişti: “Sizin için kurbanlar fotoğrafları, isimleri, yaşı, mesleği, bulunduğu yerlerden ibaret olabilir, ama benim için değil”. Sonra sinemada ağlayışı zaten oyunculuğun son noktasıydı.

vlcsnap-2016-10-18-12h23m21s450

  • Soğuk bir kadındı, bu kadını bile delirttiniz ya ben daha ne diyeyim. Ama buradaki “Sana yardım edeceğim” cümlesi bu dizinin en etkileyici repliklerinden birisiydi. Zaten katilin manyak annesinin beyaz köpeğe yaptığı kanımı dondurmuştu, üstüne bu sahne gerdi biraz.

vlcsnap-2016-10-18-22h38m54s628

  • Dizide biri ağlarken bizim güldüğümüz tek sahne. Dedektifin sonunda sinirleri bozulmuştu, koyverdi gitsin. E kolay değil, sevdiceği ölecek zannetti.

vlcsnap-2016-10-19-20h38m05s888

  • Geçmiş değişirse, gelecek de… Değişti… Bu kelimeden hiç hayır gelmedi dizi boyunca. İnsana bir umut kırıntısı vermediler. Her değişim sonrası iyi şeyler oldu sandık ama genel resme bakınca daha büyük batağa battıklarını görebilirsiniz.
  • Velhasıl ne Nine’daki tütsüler ne de Signal’in telsizi sahiplerinin aileleriyle ilgili gerçekleri değiştirmelerine izin vermedi. Bu iki dizi arasında gördüğüm tek ortak nokta bu. Onlarca hayatın içine ettikleri gerçeği de cabası. Tövbe, bir daha geçmişi değiştirmek hayali kurmayacağım :)
  • Bir de geçmişle ilgili bir yazıya bakarken geçmiş değişince o yazının silinmesi.. Nine sayesinde aşina olduğum bir kavram olmasına rağmen bu dizide de her seferinde hoşuma gitti.
  • Cinayetli dedektifli dizileri izlemeyi romantik komedilerden daha çok sevsem de yeni bir diziye başlayacağım zaman çok nadiren bu türü izliyorum, elim hep romantik komedilere gidiyor. Bunun nedeni bilinçaltımda bu tarz dizilerden sonra oluşan gerginlik sanırım. Bu diziden sonra bunu daha da iyi anladım. Beynim ferahlık istiyor, efil efil essin bir yerlerden kapı pencere açık kalsın diyor.

Sonuç olarak kesinlikle izlenmesi gerek! Polisiye izlemek istiyorsanız başka bir şeye bakmayın, direk Signal izleyin.

Ben bu diziyi çok çok çok sevdim.

Nine: Time Travelling Nine Times

Eylül 27, 2016

Nine poster

Çok keyifli, izlerken hiç sıkılmadığım, daha ilk bölümlerden heyecanla hop oturup hop kalktığım bir diziydi. Dizinin ta en başlarında, 3.-4. bölümde bile bu kadar heyecanlanıp şimdi ne olacak diye meraklandığım nadir dizilerden oldu. Özellikle ilk 10 bölümün her bölümü film tadındaydı. Son 10 bölüm içinse benzetmek uygun olur mu bilmem ama bir fıkra geliyor aklıma: Adamın biri berbere gitmiş. Berber saçını tararken her seferinde tutam tutam koparmış saçlarını. Sonunda 3-5 tel saçı kalmış. Adam can havliyle bağırmış. “Bırak dağınık kalsın!”. Ben de son bölümlerde böyle hissettim :) Aaaa bırakın böyle kalsın diye ekran başında bağırdığım, çıldırdığım çok oldu hahahah. Olaylar geliştikçe, sanki benim başıma geliyormuş gibi ben de kafa yoruyordum şimdi ne yapsam diye. Velhasıl çok çok heyecanlandığım bir diziydi. İnternette kimler tavsiye etti de benim aklımın bir köşesinde kaldı hatırlamıyorum ama teşekkür ederim hepsine. Ben de size tavsiye etmeyi kendime bir borç biliyorum.

Her zamanki gibi yeppudaa’dan indirip izledim. tvN şimdiye kadar hiç üzmedi, yine ortaya 20 bölümlük bir şaheser çıkarmışlar.  Su gibi içtim resmen, aralıksız izledim, öyle olmasa meraktan çatlardım muhtemelen. Bu dizi için bir hafta sonunuzu boşaltın, kendinize verebileceğiniz güzel bir hediye gibi düşünebilirsiniz.

Konuyu kesinlikle anlatmayacağım. Tadı hiç kaçmasın. Hiç spoiler vermeden sadece izleyenlerin anlayabileceği şekliyle sevdiğim kısımlardan bahsedeceğim. İzlerken not aldığım 5 bölüm var: 4,7,9,12 ve 17. bölümler. En heyecanlı olanlar bunlardı tabii ki.

Sevdiğim Bölümler

nine 4. bölümün sonu joo min young

  • En sevdiğim, bu dizinin farklı olduğuna kesin emin olduğum bölüm 4.bölümün sonuydu. Sanırım izlediğim Kore dizilerindeki favori sahneler sıralamasında kafadan ilk 3’e girer. Bu sahnenin devamındaki bölümün bitiş sahnesinde vücudumdaki bütün tüylerim diken diken olmuştu. Ne kadar şok olduğumu anlamışsınızdır herhalde. Joo Min-young, kijibe!
  • Diziyle ilgili ikinci favorim Doktor Han. Çoooook sevdim, çok güldüm. Han Young-hun her sahnede şok olmalara doyamadı, zavallım benim kadar şok oldu her şeye hahahaha. Harika bir arkadaş karakteri ve harika oyunculuk. Böyle yan karakterlere bayılıyorum. Keşke o da arada karısını değiştirebilseydi hahahh.

han young-hun nine yan karakter

  • Başroldeki Lee Jin-wook’u ilk defa izliyorum. Oynadığı Sun-woo karakteri gerçekten çok karizmatikti. Muhabirim, sunucuyum, yakışıklıyım, cesurum, zekiyim diyor. Peki :) Yakışmış, sevdim.

nine tütsü

  • Tütsü çubuklarına katılan esrarengiz hava güzeldi. Ama onlarla beraber gelen The Bodyguard’ın film müziklerinin olduğu plak fikrine bayıldım. Whitney Houston’ın şarkılarını çok severim ve dizide de onlara sürekli atıf yapılmasını sevdim. Yukarıdaki sahnede sevinçten ben de Park Sun-woo gibi zafer naraları atıp üç beş tur havayı yumruklamıştım :)
  • Nepal, Annapurna, Himalayalar aklımda kalanlar. Muhteşem doğa manzaraları vardı.
  • 7. bölümün tamamı vaaaay dedirtti. Gerim gerim gerildim. Olayların iç yüzünü öğrendiğimiz bölüm. Yok 30 Aralık gecesi 12.30, yok 31 Aralık 02.30 derken nevrim döndü. Hele Han Young-hun’un olanları internetten takip ederken sayfanın silinmesi, yeniden gelmesi falan tam bir şok nedeniydi. O sırada ekran karşısında beni bağırırken hayal edebilirsiniz. Şimdi nolduuuuu, nedeeeeen? :) On numara beş yıldız bölümdü.
  • Bu dizide kötü karakterler tam saç baş yolduran cinstendi, Kore dizilerini ve iyi karakterleri sevmemizi sağlayan bence onların değerini anlamamızı sağlayan kötü karakterler. Kötü karakterler kalp ben hahhaha.
  • Samçon (amca) kelimesine ben bile ekran karşısında gıcık oldum. Düzelteceğim derken iyice batırmak böyle bir şey. Dizide bir noktadan sonra düzelmesini umduğum tek şey bu samçon meselesi olmuştu.
  • 9. bölümün sonu ve Doktor Han’ın gözyaşları içindeki sırıtışı. 9. bölümü tam bir hayal kırıklığı içinde izlerken birden olaylar başa dönüp oyun yeniden başlamıştı, zarlar yeniden atılıyordu.

han young-hun yine günü kurtarırken 1han young-hun yine günü kurtarırken 2

  • 12. bölüm, Sun-woo yağmurda hastalanmış kızı eve getirmişti, orada zaten içler acısı bir dram yaşanırken, geçmişteki Sun-woo da boş durmuyor, yok gitar, yok geleceğe notlar derken insanı keman yayı gibi germeye devam ediyordu. 2 tütsü çubuğu daha? Tamam, o da kabulümüz. Nasılsa bu meret habire çoğalıp duruyor, geçmişe git daha da çoğunu al, hahahha.
  • 17. bölümde de son çubuk, son 30 dakikaya yer vermişler. Aksiyon sahneleri, çekiçler, bıçaklar, beyzbol sopaları havalarda uçuşuyordu. Tahmin edebileceğimiz üzere bol kanlı sahneler mevzu bahis. Nefesimi tutup izledim, bir yandan tezahürat yapıyordum, haydi haydi yapabilirsin! Güzel bitirdiler, en azından son bir gülücük oldu bu bölüm.
  • Kelebek Etkisi filminden beri bu geçmişe gidip gelme hikayelerine bir sempatim var. Kore dizilerinde de zaman yolculuklarının romantik versiyonu Queen In-hyun’s Man, komik versiyonu Rooftop Prince ise gerilim-gizem versiyonu da Nine olmuş. Diğer dizilerdeki o yumuşak romantik-komedi havasından bu dizide eser yoktu.

Dizi bittiğinde takvim ve saate bakma ihtiyacı hissettim: Şu an günlerden 27 Eylül 2016 saat 16:00 ;)

Her ne kadar bütün bölümler fantastik ve bombastikti ise de (başka türlü tanımlayamıyorum) daha fazla yazmayacağım, bu kadar yorum bile fazla oldu. Bu beş bölüme hayran kaldığım için kendimi yazmak zorunda hissettim. Klasik bir blog yazısı bitirişi olacak ama, gerisini siz izleyince görecek ve seveceksiniz zaten.

Bu diziyi çooook sevdim.

Lucky Romance

Eylül 6, 2016

vlcsnap-2016-09-06-19h54m02s773

İş güç derken uzun zamandır hiç aklım başımda değildi. Şimdi içim rahat, o yüzden ilk iş olarak uzun zamandır izlemek istediğim serilerden Reply 1988’i izledim. Ve tabii ki herkes gibi ben de Ryu Jun-yeol hastalığına tutuldum. Bu öyle bir hastalık ki, muhtemelen çirkin olan adam size çok yakışıklı ve karizmatik gelmeye başlıyor, soğuk itici hallerini sanki dünyanın en cool davranışı gibi algılıyorsunuz ve sırf sesinin güzelliği için bile oturup on sayfa methiye düzebilecek kadar lafınız oluyor. Bu hastalıktan kurtulmak için acilen Ryu Jun-yeol’ün başrol oynadığı ve her türlü mimiğini cömertçe sunduğu bir dizi izlemeliydim. İlk önce V Live’daki canlı yayınını izledim. Bu beni tam bir fangirl kıvamına soktu zaten, hele o geveze halleri yok mu. Geçtiğimiz temmuz ayında blogun 7. yılı (!) doldu. Bunu kutlamak için Lucky Romance izledim ve tahmin edin ne oldu? Fangirl ateşimi söndürdü resmen. Hayatımda ilk defa tüm beklentilerimi karşılayan bir dizi izledim, çok mutluyum. Bilirsiniz, Kore dizilerinde sevdiğiniz karakterlerin bir sonraki dizisi genelde hayal kırıklığıdır. Ama Lucky Romance on numara beş yıldız aldı benden. Peki beklentin neydi? derseniz, tek beklediğim Ryu Jun-yeol’dü açıkçası (muhahahhh) ve beklediğimi aldım, heheh. Şimdiden uyarayım bu yazıyı tüm hücrelerimden buram buram taşan fangirl hislerimle yazıyorum. Bayağı abartmayı düşünüyorum. Diziyi izlemeyenler bundan sonrasını okumasın, nitekim bol bol spoiler verebilirim.

Lucky Romance’ı yeppudaa’dan indirip izledim.

Lucky-Romance-03

Konuyu yazayım dedim ama konu saçma. Ayrıca konu kimin umrunda, çünkü Ryu Jun-yeol yetiyor da artıyor bi…. Tamam tamam, fangirl’i dizginleyip bu yazıyı okunabilir bir şeye benzeteceğim, merak etmeyin hahah.

Yukarıda gördüğünüz kadın Hwang Jung-eum, en son She Was Pretty de izlemiştim. Bu kadını ne seviyorum, ne nefret ediyorum. Yine de ara ara yapmacık bulduğumu itiraf edeyim. Gerçi Park Seo-joon tatlısını tanımama vesile olduğu için kendisine minnettarım :) Aslında Lucky Romance dizisi, She Was Pretty’ye pek çok açıdan o kadar benziyor ki şaştım kaldım. Başroldeki kadın perişan, fakir, ama yaptığı işe dört elle sarılan bir tipken başroldeki adam şirketin yöneticisi, zengin, çalışanlarıyla belli mesafesi olan, oldukça ciddi, ama kızı tanıyınca nedense eriyip bitip şirinlik abidesine dönen bir karakter. Bu kadar benzerlikten şikayetçi miyim? Tabii ki hayır.

İşte başroldeki kadın karakterin adı Shim Bo-nui. Kadınının üstünde kötü bir lanet var. Etrafındaki insanların başına sürekli kötü şeyler geliyor. Anne babası ölmüş, kız kardeşi de komada. Bunları da kendine bağlıyor, gittiği falcı da bu düşüncenin üstüne tuz biber ekiyor resmen, kıza hepsi senin yüzünden diyor. Komadaki kardeşinin iyileşmesi için de tek bir çözüm yolu sunuyor. Çin takvimine göre kaplan yılında doğmuş bir adamla bir gece geçirmesi. E kadın çok çaresiz olduğu ve her türlü hurafeye de inandığı için, hemen böyle bir adam aramaya başlıyor.

vlcsnap-2016-09-06-14h09m13s079

Tahmin edin aradığımız kaplan kimmiiiiş? Ryu Jun-yeol’ümün oynadığı karakter: Zeze bilgisayar oyunları firmasının başkanı dahi Je Soo-ho. Çok zeki ve bir o kadar da asosyal. Tam bir mantık timsali. Zaten şu yandan bakışlara bak ya, canım benim. Baya sevdim kendisini, oyunculuğunu da çok beğendim. Zaten Reply 1988’deki Jung-hwan karakterinin de hastasıydım resmen. (Yazar burada ağlamaktadır). Başlarda aşkta çömez, ama merak etmeyin kıdemleniyor, ne numaralar yapıyor hem de…

Neyse velhasıl Je Soo-ho başkan piyasaya sürebileceği yeni bir oyun arayışındadır ve bir yarışmada Shim Bo-nui’nin oyununu görür ve fikri beğenir. Bu nedenle onu işe almak zorunda kalır. Shim Bo-nui’nin ise tek hedefi bir gece geçirebileceği kaplanı bulmaktır. Ve sonra olaylar, olaylar, binbir şirinlikler.

 

Sevdiğim Bölümler

  • En sevdiğim yan karakterler başrollerin en iyi arkadaşlarıydı. Kızın arkadaşı Dal-nim, ve adamın arkadaşı kahveci başkan Han Ryang-ha. Ve tabii ikisinin birbirlerini sataşmaları. Özellikle Ryang-ha’ya bayıldım, Soo-ho’ya her anında destek oldu, her derdini dinledi. Soo-ho’nun buzdolabındaki geçen yıldan kalma sütü içince hastanelik oldu ama olur o kadar arkadaşlar arasında heheh.

vlcsnap-2016-09-03-17h06m56s685

  • Yetmedi, kahveci başkanımız bir de Dal-nim’in dertlerini falan da dinledi, adamı dinleme duvarı mı zannettiniz acaba? Yine de son bölümlere doğru abartıp aşırı şirinleşti, o kadarına gerek yoktu.

vlcsnap-2016-09-04-12h09m33s478

  • Ayaklara bak, puhahah. Cidden o yorganın altında kızın olduğunu hiç çaktırmadılar ama.

vlcsnap-2016-09-06-19h28m38s469

  • “Hajima, sogeting!” Bu kesinlikle en güldüğüm yerlerdendi. Reply 1988’de Ryu Jun-yeol’ün en popüler repliklerinden biri olan, Duk-seon’un görücü usulü randevuya gitmesini istemediği için söylediği “Randevuya gitme” sözüydü. Bu dizide de bu cümleye atıf yapılmasını sevdim. Tabii Ryu Jun-yeol’ün ağzından duysak bayılırdım herhalde. Yine de kahveci başkandan duymak da eğlenceliydi.
  • Özellikle Soo-ho’nun aşk hayatıyla ilgili sohbetleri harikaydı. Bu sahnede “Dalga yükselirken sandalını kaldırmalısın” diye tavsiyeler veriyordu hahah.

vlcsnap-2016-09-06-19h29m56s205

  • İkinci karakter Gary ve Amy acayip gereksizdi, hiç bahsetmeye bile gerek duymuyorum. Ama onların bu kadar sönük kalması sayesinde başrollerimiz hiç zorlukla karşılaşmadan biraradaydılar. Canıma minnet, Ryu Jun-yeol’ü mutlu bir rolde görmeye bayıldım.
  • Bilgisayar oyunları dehası Soo-ho’nun emojilerle imtihanı… Herkesin anlamsız emoji dönemi olmuştur herhalde :)

vlcsnap-2016-09-06-19h32m49s484

  • Je Soo-ho’nun sevinmeleri, yataklarda tepinmeleri, evde parendeler atmaları…

vlcsnap-2016-09-03-20h35m00s659vlcsnap-2016-09-04-10h26m17s296

  • “Shim Bo-nui, haydi eve gidelim!” Soo-ho bir türlü kızın peşini bırakamıyordu. Kızın bir yazılım hatası (bug) olduğunu düşünüyor ama bu hatadan kurtulmak istemiyordu.

vlcsnap-2016-09-03-23h56m44s206

  • Soo-ho’nun, kızın en küçük hareketleriyle bile mutluluklara boğulması. Gizli gizli gülüşü :)

vlcsnap-2016-09-04-11h04m45s450

  • Yukarıdaki sahneden önce ormanlık arazide Soo-ho’nun aracı bozuluyor ve o da diyor ki: “Eğer kader varsa, şu an biri yardıma gelsin”. Körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz. Yardıma Shim Bo-nui gelmesin mi! Adam Shim Bo-nui’nin arkasında resmen mutluluktan mest olmuştu, o sahneler çok hoşuma gitti.
  • Bir bölümde Soo-ho falcıların sahtekar olduklarına Bo-nui’yi inandırmak için onunla beraber tüm falcılara gitmişti. Gözü görmeyen bir dede Soo-ho’ya diyor ki, “Senin gözlerin büyük, dudakların ince…” Puhahahahha, orada kopmuştum cidden. Ryu Jun-yeol muhtemelen gördüğüm en köfte dudaklı ve küçük gözlü Korelilerden :)
  • Soo-ho’nun anne babası vasat tiplerdi, ama tavuk dükkanı işleten ajusshi on numaraydı, zaten yetenekleri sonradan çıktı ortaya.
  • Soo-ho’nun yıldızlı sürprizi ve o bölümde söyledikleri çok tatlıydı. “Yıldızlar parlak mıdır, sönük müdür? Ne olduğunu bile kestiremediğin yıldızlara değil bana güven”
  • Kızın etrafındaki herkesin başına bin türlü musibet geliyor oluşu. Böyle bahtsız insanlar gerçek hayatta da var doğrusu.
  • Shim Bo-nui’nin dizinin başlarında Soo-ho’ya sürekli saldırması çok komikti. Kaplan yılında doğan erkek arayışı yüzünden adam çok zor durumda kaldı. Tabii bu sonra hoşuna gitmeye de başladı, ilgiyi kim sevmez :)
  • Bo-nui’nin Soo-ho’ya yaptığı çıkma teklifi ve gerçekten bir süre saat hesabı üzerinden çıkmaları. Hahahah, çıkma saati için pazarlık yapışları çok tatlıydı.
  • Mesajına cevap beklerkenki Je Soo-ho halleri…

vlcsnap-2016-09-06-19h36m53s393

vlcsnap-2016-09-06-19h36m58s408

vlcsnap-2016-09-06-19h37m02s896

  • Erkek itirafını yaptığında normalde kız olmaz der döner gider, ve erkek de arkasından bakar kalır. Soo-ho ise tersine resmen kızın üstüne üstüne geldi. Kız tam dönüyor, kolundan tutuyor, bakıyor kız ağlıyor, öpüyor, bakıyor kız yine gitti, evinin önüne gidiyor. Bana mantıklı açıklama yap diyor. Sürekli bana kendi ayaklarınla gel diye cool açıklamalar yapsa da kendi ayaklarıyla giden hep o oluyor, hahahha. Sevdim.
  • Kız adama tılsımım diyordu ama Türkçe’ye nazar boncuğum diye çevrilmiş, güzel uymuş.
  • Sonunu güzel bağlayamamışlar ama en azından batırmamışlar da.
  • Bölümlerin bitişi: Sanırım bu diziyle ilgili en sevdiğim şeylerden biri de bölümlerin bitişiydi. Zaten her bölüm kendi çapında yeterince tatminkar yerlerde sonlanıyordu. Yine de bonus olarak, dizinin içindeki bir sahnenin orada izlemediğimiz devamını gösteriyorlardı. Kelebek etkisi hissi yaptı bende, çok hoşuma gitti her seferinde.

Aslında Ryu Jun-yeol’ü ilk kez Running Man’de duydum. Song Ji-hyo samimi olduğu için RJY’ü aramıştı, ondan Park Bo-geum’un numarasını istemişti, hahah. Evet Ryu Jun-yeol’den bahsetmelere doyamadım :) Tekrar diziye dönüyorum.

vlcsnap-2016-09-06-19h59m18s146

İnsanı hiç yormayan, üzmeyen, kafa dağıtıcı, tatlı bir romantik komedi. Bence sadece Ryu Jun-yeol sevenler izlesin :) (Yazar burada paylaşmayı reddediyor)

Bu diziyi çok sevdim.

Arşivden pek anlamlı resimler-9

Mart 12, 2016

1,5 yılın ardından herkese tekrardan merhabalar. Aklımda anlatmak istediğim çok şey var, nereden başlayacağımı bilemedim. Eskiden parmaklarım klavyede akardı ya sanki hahah. Böyle durumlarda kurtarıcım arşivden pek anlamlı resimler serim, ki sekizincisi şurda.

 

kimi ve bebeği

Kimi Raikkonen ve oğlu… IceMan’in oğlu olsa nasıl olur diye 10 yıl önce sorsalar direk bu minik sempatiği tarif ederdim herhalde. Arşivden pek anlamlı resimler serisini temelde bu tarz fotoğraflar için yapıyorum zaten.  Bu fotoğrafı bırakıp diğerlerine geçmek bile zor benim için :)

 

sanji yine nosebleed fırtınasında

One Piece animesinde Sanji… Animenin 700’den fazla bölümü var, yayınlanmaya devam ediyor ve izleyenler ortalarında bir yerlerde olabilir. Böyle uzun soluklu yapımlar izlerken en korktuğum şeylerden biri de spoiler yiyip ca’nım heyecanı azaltmak. O yüzden çok detaya girmek istemiyorum aslında.

Sanji’ye animenin başından beri haksızlık edildiğini düşünüyordum :) Zavallıcık beyefendi ve centilmen kişiliğine rağmen yüzlerce bölüm romantizmin r’sini yaşayamamıştı. Ama sonunda! nihayet! o da kısa da sürse aşka yelken açabildi. Tabii bol bol nosebleed fırtınasıyla. Geçen sefer burnu kanamaya başladığında kan kaybından ölmek üzereydi, bu sefer iyi yırttı doğrusu. Hem saatlerce kızı koluna taktı, bakıştı vs, buna rağmen ölmedi. Hayretler içinde kaldım hahah.

 

yanlış park

Bazen böyle hissediyorum. Hiçbir şey yolunda gitmiyor gibi, hahahhah.

 

titanic-leonardo-dicaprio

Bizim Leonardo Di Caprio da sonunda Oscar’ı verdirdi kendine. Ama hiçbir filmi Titanic’in klasikliğine varamaz bence.

 

barun sobti

Arnav rolüyle sevip bağrımıza bastığımız Barun Sobti, dizinin “Bir Garip Aşk” adıyla Türk televizyonlarında yayınlanmasıyla resmen ayrı bir fan kitlesi oluşturdu. Geçtiğimiz ay Türkiye’ye davet edildi ve 10 dakikasını bile zor izleyebildim, izlerken o izdihamdan utandım resmen.

Yine de Barun Sobti sempatikliğini konuşturdu. Kendisini ayakta tutmaya çalışan spikere rağmen kendi kendine hadi oturalım demesi, puhahah. Veee eşinizi Arnav’ın Khushi’yi sevdiği gibi seviyor musunuz? sorusuna Arnav benim yanımda hiç kalır, cevabıyla seyirciyi coşturdu :)

 

vlcsnap-2016-03-12-21h34m25s240

Splash Splash Love dizisinden… 2 bölümlük mini televizyon dizisi. Aylardır Kore dizisi izlemiyordum, bu dizi geri dönüş için muhteşem bir seçim oldu. Let’s Eat dizisi, eğlence programları ve Beast grubundan tanıyıp sevdiğim sempatik Yoon Doo-joon ve Oh My Ghost dizisinden aklına eseni yapan atik bekar hayalet olarak bildiğimiz Kim Seul-gi, çok şeker bir ikili olmuşlar.

Benim Kore dizilerine başlangıcım tarihi dizilerle olduğu için bu kostüm ve dekorlara bir sempatim her zaman var. Yine de bu dizide tarih hayli “hafife” alınmış. Kral dediğin ya kafa keser, ya hadım ettirirdi. Hiç böyle gayri ciddi bir kral izlememiştim :) Hele de krala böyle lakayt davranabilen birini. Dong Yi ve oradaki çatlak kral bunların yanında bürokratik kalır yani o kadar :) Dolayısıyla dizi de 2 bölüm olduğu için tam da cıvıtamadan çok tadında bitti, su gibi geçti. Ben hiç anlamadım 2 bölümcük yapmalarını, bu konudan en az 16 bölüm çıkardı rahat rahat. Bir de tanıtımda matematikle ilgili falan yazmışlar, ben de dedim türev integralden mi bahsedecekler. Matematik dedikleri çarpım tablosuymuş ya :S

Blogda eskiler bilir. Normalde mimler 1 haftada oflana puflana anca yazılırken, “Harem Erkekleri” konulu mim, ışık hızıyla 2 günde tüm Kore bloglarında yazılmıştı :D Hala hatırlayınca gülüyorum bizdeki bu azme :) İşte o mimi bu diziyi izledikten sonra yazsaydım Doo-joon bu şirinliğiyle ilk 3’e girerdi canlar.

Bazı esprileri acayip tuttum. Zaman yolculuğu her daim espriye açık, son yıllarda bolca örneğini gördük. Yine de komedi bitmiyor. Hele o kızın at sürme sahnesinde gülerken gözümden yaş geldi :))) İzleyince beni anlayacaksınız:)

 

Geçen yıl blogda 6.yıl yazısı yazmaya niyetlendim ama yazamamıştım. Bu yıl 7. yıl yazısına kadar bol bol Kore dizisi izlemiş olmayı istiyorum. İşte böyle, sizde ne var ne yok. Herkes hala buralarda mı?

Eski arşivden pek anlamlı resimler yazıları için: Bir, iki, üç, dört, beş,altı, yedi, sekiz

Burayı seviyorum, geri dönmek çok güzel.

Kimi Raikkonen’den havadisler

Kasım 24, 2014

Main-aur-Mrall about my romanceModern-Farmer-Poster3

Başka şeylerden bahsedecektim. Barun Sobti’nin (siz onu Arnav olarak bilirsiniz) fragmanlarından çok şeker gözüken yeni filmi Main Aur Mr. Riight çıkmak üzere. Muhteşem uyumsuz bir çift geliyor :) Ayrıca son izlediğim iki Kore dizisi beni eskisi gibi dizilerle sabahlama günlerime döndürdü, beni benden aldılar, ikisinde de Shin Ha-kyun başrolde: Harvest Villa ve All About My Romance. İkisi için de uzun uzun yazmayı çok istiyorum. Ve halen devam etmekte olan Modern Farmer var ki, pek eğlenceli efem.

harvest villa poster

Beni bu yazının başına oturtan bunların hiçbiri değil.

10 yıl oldu ben Formula 1 sevdasına tutulalı. Hafta sonlarını sadık bir şekilde ayırdığım sevdam, hobim, bağımlılığım, her ne derseniz… Ama sanırım bu yıl söndü, yarışların neredeyse yarısını izlemedim. Eskiden her adımını takip ettiğim Kimi Raikkonen’in Minttu Virtanen isimli yeni sevgilisini daha bugün öğrendim. Hala nasıl bir yıldır fark etmediğime, nasıl bu kadar uzaklaştığıma şaşıyorum. Resmen 1 yıl geriden geliyorum, durakladım. Yarışlar eskisi kadar heyecan vermiyor, Türk televizyonları yayınlamıyor, İstanbul Park tarih oldu, eskiden dergimiz vardı o artık çıkmıyor. Bir şekilde bu güne gelebileceğimi hayal bile edemezdim.

Niye bunları yazdım? Kimi’nin bebeği olacakmış. Hayretle karışık sevinç, biraz burukluk ve işte en çok hissettiğim de uzaklık… Jenni Dahlman günlerinde beklediğim, hatta günü gününe takip ettiğim haberi yıllar sonra alınca böyle hisettim ben.

minttu kimi pistteminttu kimi

Tebrikler Buz Adam. Küçük Kimi’yi merakla bekliyorum.

Gönlüm hala sen şampiyon ol istiyor. Böyle bir ihtimal kaldı mı? Alonso’yu kapının önüne koyan Ferrari’de Vettel’in takım arkadaşlığında? Bekleyip göreceğiz. Ama içimden bir ses 2015 sezonu senin için de benim için de son f1 sezonu olacak diyor.

Kimi bu seni son sevişim hahah.

Bu blogu beş yıldır seviyorum! Nasıl?

Temmuz 14, 2014

beyle

Blogda keyifsiz konulardan bahsetmekten hoşlanmıyorum. Çünkü neyi söylersen onu duyarsın ve ona daha çok inanırsın, bu beyle :) Yalancı bir süre sonra kendi yalanına inanırmış. Mutluysam bunu paylaşınca sevincim çoğalır. Mutsuzsam da güzel şeylerden bahsederek keyiflenirim. Diye düşürüm hep. Sadece blogda değil, bu ruh hali karakterim olmuş.

Ama son zamanlarda ara sıra da olsa mutluyum diyecek kadar bile keyfim kalmadı. Yaptığım hiçbir şeyden tatmin olmamaya başladım, hiçbir şey yapmasam boş otursam da yorgun hissediyorum. Artık kendimi inandıramıyorum. Hayatta göreceğini görmüş nineler gibiyim. Sanki beni artık hiçbir şey heyecanlandıramaz. Yıllar bana bir şey katmamış, hep alıp götürmüşcesine.

Derken. Bloga ara verdiğimi fark ettim. Yazarak, yorumlara cevap vererek, diğer blogları okuyarak sadece mutlu olmuyorum, farkında olmadan hayatıma da işliyor. Başka bir bloga yorum yazdıktan sonra aklıma gelir gider eski bir arkadaşımı arar onla buluşurdum mesela. Blogda eski bir anıdan bahsettikten sonra canım ister o yerlere yeniden giderdim. Sosyalleşirdim yani. İnsan olmanın gerektirdiği şeyleri yapardım. Benim sevdiğim salt Kore dizilerini izlemek değildi, beraberinde getirdikleriydi. Hatırladım ki bu blog benim çoktan hayat tarzım oldu, benim parçam oldu.

Yeniden seven kişi olmak istiyorum. Blogla o altın günlerimi tekrar yaşamak istiyorum. Samimi olarak seviyorum dediğim günlere yeniden kavuşmam lazım. Blog sevgim hiç azalmadı. Üstelik yazmayı gerçekten özledim. Beş yıl önce bugün başladığım yolda devam etmek istiyorum. Daha güzelini yapmak istiyorum.

Özetle, bu kızı yeniden büyütmeliyim!

Beraber nice beş yıllara.

Not:  1., 2., 3., 4.

Tam olarak ruh halim…

Blogu seviyorum, yorumları seviyorum, yorumlara cevap yazmayı en çok seviyorum.