Skip to content

Twitter'ı fikren ben bulmuştum

~~Reply 1988, kabul ediyorum, çok güzel çekilmiş bir dizi ancak:
-Bölümlerin 1,5 saat olması
-Aile temasına olan hassasiyetim nedeniyle daha ilk bölümlerden itibaren melankolik havası
-Gıcık Bora ve Sun-woo çifti, hayatımda gördüğüm en kel alaka çift
-Duk-seon'un -bence- çoook yanlış olan seçimi
beni aşırı bunalttı.
Tamam, ben Kore dizilerinde en çok sevdiğim kadın-erkek başrollerin kavuşmasını önemsiyorum. Ama şimdiye kadar izlediğim onlarca dizinin hiçbirinde Reply 1988'de olduğu kadar hayal kırıklığına uğramamıştım. Bu dizinin sonunda bizim pilot mutlu olsaydı benim için dizi mükemmel olabilirdi, oysa şimdi hep gıcık olarak hatırlayacağım :( Neden neden neden :((
Hayır gerçekten zaman geçtikçe daha da sinirleniyorum, en en sevdiğim otobüste kızı koruma sahnesini bile onunla çektiler, buna rağmen ikisini çift yapmadılar, sinir olduuum.

Şapşik Duk-seon

Bu kadar desteklediğim adamın böylesine çirkin ördek yavrusu oluşu da, (burada iç çekiş), takdire şayan. Evet evet, oldum ben artık.

Arşivden pek anlamlı resimler-9

Mart 12, 2016

1,5 yılın ardından herkese tekrardan merhabalar. Aklımda anlatmak istediğim çok şey var, nereden başlayacağımı bilemedim. Eskiden parmaklarım klavyede akardı ya sanki hahah. Böyle durumlarda kurtarıcım arşivden pek anlamlı resimler serim, ki sekizincisi şurda.

 

kimi ve bebeği

Kimi Raikkonen ve oğlu… IceMan’in oğlu olsa nasıl olur diye 10 yıl önce sorsalar direk bu minik sempatiği tarif ederdim herhalde. Arşivden pek anlamlı resimler serisini temelde bu tarz fotoğraflar için yapıyorum zaten.  Bu fotoğrafı bırakıp diğerlerine geçmek bile zor benim için :)

 

sanji yine nosebleed fırtınasında

One Piece animesinde Sanji… Animenin 700’den fazla bölümü var, yayınlanmaya devam ediyor ve izleyenler ortalarında bir yerlerde olabilir. Böyle uzun soluklu yapımlar izlerken en korktuğum şeylerden biri de spoiler yiyip ca’nım heyecanı azaltmak. O yüzden çok detaya girmek istemiyorum aslında.

Sanji’ye animenin başından beri haksızlık edildiğini düşünüyordum :) Zavallıcık beyefendi ve centilmen kişiliğine rağmen yüzlerce bölüm romantizmin r’sini yaşayamamıştı. Ama sonunda! nihayet! o da kısa da sürse aşka yelken açabildi. Tabii bol bol nosebleed fırtınasıyla. Geçen sefer burnu kanamaya başladığında kan kaybından ölmek üzereydi, bu sefer iyi yırttı doğrusu. Hem saatlerce kızı koluna taktı, bakıştı vs, buna rağmen ölmedi. Hayretler içinde kaldım hahah.

 

yanlış park

Bazen böyle hissediyorum. Hiçbir şey yolunda gitmiyor gibi, hahahhah.

 

titanic-leonardo-dicaprio

Bizim Leonardo Di Caprio da sonunda Oscar’ı verdirdi kendine. Ama hiçbir filmi Titanic’in klasikliğine varamaz bence.

 

barun sobti

Arnav rolüyle sevip bağrımıza bastığımız Barun Sobti, dizinin “Bir Garip Aşk” adıyla Türk televizyonlarında yayınlanmasıyla resmen ayrı bir fan kitlesi oluşturdu. Geçtiğimiz ay Türkiye’ye davet edildi ve 10 dakikasını bile zor izleyebildim, izlerken o izdihamdan utandım resmen.

Yine de Barun Sobti sempatikliğini konuşturdu. Kendisini ayakta tutmaya çalışan spikere rağmen kendi kendine hadi oturalım demesi, puhahah. Veee eşinizi Arnav’ın Khushi’yi sevdiği gibi seviyor musunuz? sorusuna Arnav benim yanımda hiç kalır, cevabıyla seyirciyi coşturdu :)

 

vlcsnap-2016-03-12-21h34m25s240

Splash Splash Love dizisinden… 2 bölümlük mini televizyon dizisi. Aylardır Kore dizisi izlemiyordum, bu dizi geri dönüş için muhteşem bir seçim oldu. Let’s Eat dizisi, eğlence programları ve Beast grubundan tanıyıp sevdiğim sempatik Yoon Doo-joon ve Oh My Ghost dizisinden aklına eseni yapan atik bekar hayalet olarak bildiğimiz Kim Seul-gi, çok şeker bir ikili olmuşlar.

Benim Kore dizilerine başlangıcım tarihi dizilerle olduğu için bu kostüm ve dekorlara bir sempatim her zaman var. Yine de bu dizide tarih hayli “hafife” alınmış. Kral dediğin ya kafa keser, ya hadım ettirirdi. Hiç böyle gayri ciddi bir kral izlememiştim :) Hele de krala böyle lakayt davranabilen birini. Dong Yi ve oradaki çatlak kral bunların yanında bürokratik kalır yani o kadar :) Dolayısıyla dizi de 2 bölüm olduğu için tam da cıvıtamadan çok tadında bitti, su gibi geçti. Ben hiç anlamadım 2 bölümcük yapmalarını, bu konudan en az 16 bölüm çıkardı rahat rahat. Bir de tanıtımda matematikle ilgili falan yazmışlar, ben de dedim türev integralden mi bahsedecekler. Matematik dedikleri çarpım tablosuymuş ya :S

Blogda eskiler bilir. Normalde mimler 1 haftada oflana puflana anca yazılırken, “Harem Erkekleri” konulu mim, ışık hızıyla 2 günde tüm Kore bloglarında yazılmıştı :D Hala hatırlayınca gülüyorum bizdeki bu azme :) İşte o mimi bu diziyi izledikten sonra yazsaydım Doo-joon bu şirinliğiyle ilk 3’e girerdi canlar.

Bazı esprileri acayip tuttum. Zaman yolculuğu her daim espriye açık, son yıllarda bolca örneğini gördük. Yine de komedi bitmiyor. Hele o kızın at sürme sahnesinde gülerken gözümden yaş geldi :))) İzleyince beni anlayacaksınız:)

 

Geçen yıl blogda 6.yıl yazısı yazmaya niyetlendim ama yazamamıştım. Bu yıl 7. yıl yazısına kadar bol bol Kore dizisi izlemiş olmayı istiyorum. İşte böyle, sizde ne var ne yok. Herkes hala buralarda mı?

Eski arşivden pek anlamlı resimler yazıları için: Bir, iki, üç, dört, beş,altı, yedi, sekiz

Burayı seviyorum, geri dönmek çok güzel.

Kimi Raikkonen’den havadisler

Kasım 24, 2014

Main-aur-Mrall about my romanceModern-Farmer-Poster3

Başka şeylerden bahsedecektim. Barun Sobti’nin (siz onu Arnav olarak bilirsiniz) fragmanlarından çok şeker gözüken yeni filmi Main Aur Mr. Riight çıkmak üzere. Muhteşem uyumsuz bir çift geliyor :) Ayrıca son izlediğim iki Kore dizisi beni eskisi gibi dizilerle sabahlama günlerime döndürdü, beni benden aldılar, ikisinde de Shin Ha-kyun başrolde: Harvest Villa ve All About My Romance. İkisi için de uzun uzun yazmayı çok istiyorum. Ve halen devam etmekte olan Modern Farmer var ki, pek eğlenceli efem.

harvest villa poster

Beni bu yazının başına oturtan bunların hiçbiri değil.

10 yıl oldu ben Formula 1 sevdasına tutulalı. Hafta sonlarını sadık bir şekilde ayırdığım sevdam, hobim, bağımlılığım, her ne derseniz… Ama sanırım bu yıl söndü, yarışların neredeyse yarısını izlemedim. Eskiden her adımını takip ettiğim Kimi Raikkonen’in Minttu Virtanen isimli yeni sevgilisini daha bugün öğrendim. Hala nasıl bir yıldır fark etmediğime, nasıl bu kadar uzaklaştığıma şaşıyorum. Resmen 1 yıl geriden geliyorum, durakladım. Yarışlar eskisi kadar heyecan vermiyor, Türk televizyonları yayınlamıyor, İstanbul Park tarih oldu, eskiden dergimiz vardı o artık çıkmıyor. Bir şekilde bu güne gelebileceğimi hayal bile edemezdim.

Niye bunları yazdım? Kimi’nin bebeği olacakmış. Hayretle karışık sevinç, biraz burukluk ve işte en çok hissettiğim de uzaklık… Jenni Dahlman günlerinde beklediğim, hatta günü gününe takip ettiğim haberi yıllar sonra alınca böyle hisettim ben.

minttu kimi pistteminttu kimi

Tebrikler Buz Adam. Küçük Kimi’yi merakla bekliyorum.

Gönlüm hala sen şampiyon ol istiyor. Böyle bir ihtimal kaldı mı? Alonso’yu kapının önüne koyan Ferrari’de Vettel’in takım arkadaşlığında? Bekleyip göreceğiz. Ama içimden bir ses 2015 sezonu senin için de benim için de son f1 sezonu olacak diyor.

Kimi bu seni son sevişim hahah.

Bu blogu beş yıldır seviyorum! Nasıl?

Temmuz 14, 2014

beyle

Blogda keyifsiz konulardan bahsetmekten hoşlanmıyorum. Çünkü neyi söylersen onu duyarsın ve ona daha çok inanırsın, bu beyle :) Yalancı bir süre sonra kendi yalanına inanırmış. Mutluysam bunu paylaşınca sevincim çoğalır. Mutsuzsam da güzel şeylerden bahsederek keyiflenirim. Diye düşürüm hep. Sadece blogda değil, bu ruh hali karakterim olmuş.

Ama son zamanlarda ara sıra da olsa mutluyum diyecek kadar bile keyfim kalmadı. Yaptığım hiçbir şeyden tatmin olmamaya başladım, hiçbir şey yapmasam boş otursam da yorgun hissediyorum. Artık kendimi inandıramıyorum. Hayatta göreceğini görmüş nineler gibiyim. Sanki beni artık hiçbir şey heyecanlandıramaz. Yıllar bana bir şey katmamış, hep alıp götürmüşcesine.

Derken. Bloga ara verdiğimi fark ettim. Yazarak, yorumlara cevap vererek, diğer blogları okuyarak sadece mutlu olmuyorum, farkında olmadan hayatıma da işliyor. Başka bir bloga yorum yazdıktan sonra aklıma gelir gider eski bir arkadaşımı arar onla buluşurdum mesela. Blogda eski bir anıdan bahsettikten sonra canım ister o yerlere yeniden giderdim. Sosyalleşirdim yani. İnsan olmanın gerektirdiği şeyleri yapardım. Benim sevdiğim salt Kore dizilerini izlemek değildi, beraberinde getirdikleriydi. Hatırladım ki bu blog benim çoktan hayat tarzım oldu, benim parçam oldu.

Yeniden seven kişi olmak istiyorum. Blogla o altın günlerimi tekrar yaşamak istiyorum. Samimi olarak seviyorum dediğim günlere yeniden kavuşmam lazım. Blog sevgim hiç azalmadı. Üstelik yazmayı gerçekten özledim. Beş yıl önce bugün başladığım yolda devam etmek istiyorum. Daha güzelini yapmak istiyorum.

Özetle, bu kızı yeniden büyütmeliyim!

Beraber nice beş yıllara.

Not:  1., 2., 3., 4.

Tam olarak ruh halim…

Blogu seviyorum, yorumları seviyorum, yorumlara cevap yazmayı en çok seviyorum.

Arşivden pek anlamlı resimler-8

Temmuz 5, 2014

Yazsam olmuyor yazmasam olmaz seansıma hoşgeldiniz :)

 

aashiqui-2 poster

Aashiqui 2 filminin posteri… Malum bu aralar Kore semalarından pek ses seda yok. Doğal olarak çoğu Kore dizisi sever gibi ben de bu boşluğu Hint dizi-filmleri ile doldururken buldum kendimi. Bu filmi bugün izledim ve izler izlemez işte yazmalıyım şimdi dedim. İzlediğim en muhteşem film değildi. Üstelik konusu da hiç sevmediğim “ünlülerin hayatı” efendime söyleyeyim “şöhretin bedeli” tarzı bir şeydi, ki eğer öyle olduğunu önceden bilseydim bu filmi izlemezdim. Ama bir şeyleri kaçırırdım orası kesin.

Bu filmin tanıtımını yaparken ilk film şarkılarını paylaşmışlar, ki harika bir taktik çünkü film şarkılarıyla öne çıkıyor. Tanıtımlarının diğer yolu da posterde gördüğünüz deri ceketlerden dağıtmışlar. Ah yavruuum o iş tek deri ceketle olaydı… :)

Ama… Hintliler bildiğin Kore filmi yapmışlar!!!

şaşkınım

Film bittiğinde ben de böyleydim işte :S Benim bildiğim Hint filmlerinin sonu tüm kasaba halkının toplanıp icra ettiği oynak dansı müteakip havaya saçılan pembe tozlar ve merkezde konuşlanmış başrollerimizin “mutlu son” gülümsemesiyle biterdi. Biz de film değil mi işte peh, diye kabullenirdik?? Görmeyeli Bollywood ne kadar değişmiş.

Not: Kız ne kadar hayal kahramanlarına yakınsa (Yok öyle bir kız), oğlan da o kadar gerçekçiydi (Erkeklerin hepsi aynı).

Dip not: Klasik erkek egosu. Bir kadın tarafından geçilmeyi hiçbir erkek egosu kabullenemez. Ne derseniz deyin, bir dünya gerçeği. Sadece bazı erkeklerin süperegosu daha kuvvetlidir, hepsi bu. (Not içinde not: Tabii alkolik bir insanın süperegosu daha kuvvetli olamaz. Tek bir kişi hariç. Yıllar önce, öğrencilik dönemimde takip ettiğim hepatik ensefalopatisiye yol açacak kadar alkolik olan 60’lı yaşlarında bir bey vardı. Dünyanın sanırım en kibar insanı oydu. Onu hariç tutuyorum. O, arada uçup kimseyi tanımayıp kabalaştığında bile kibardı)

 

Benjamin-Ames-500-281

Bu yazı gittikçe arşivden en anlamlı gifler yazısına dönüyor ama bunu koymasam rahat edemezdim.  Gördüğüm en tatlı video bu. Küçük kız havai fişek sesleri duyduğunu düşündüğü için uyuyamıyor. Babası onun aklını meşgul edebilmek için kızıyla beraber şarkı söylüyor. Sonunda? Hiçbir şey havai fişeklerin önüne geçemez :) Babasını durdurup öyle değil şöyle söyle diyen dillerini yerim. Baykuşlu pijamalarını sevsinler. Bu zeki kız çocuğunun babası kuantum fizikçisi imiş. Şşşşş.

Çok tatlısın ama sen…

 

zaroon

Zindagi Gulzar Hai dizisinden… Evet Hindistan bitti bir de Pakistan dizisi izledim :p  Ama ne yapalım güzel dizi dünyanın neresindeyse gidip onu bulup izlemek üstüme vazife. Şaka bir yana bu diziye yazı yazmadığım için sanki gerekli ilgiliyi göstermedim gibi oldu ve üzgünüm bu açıdan. Diziyi izlerken sıradan geliyordu hatta ilk 13 bölümde fevkalade sıkıldım. Çünkü dizideki bayan başrol olan Kashaf inanılmaz nemrut bir kız. Ben hayatımda böyle bir karakter izlemedim. Hatta kız kardeşi bıkıp şöyle demişti: “Birinin yazıcı meleği olsaydın eğer, o kişi ayvayı yemişti”. O derece hayattaki kötülükleri bulup çıkarıyordu. Babasına olan güvensizliği nedeniyle erkeklerden nefret ediyor.

Ama bir de yukarıda da resmini gördüğünüz Zaroon var ki… Uuuuu… Kısacası ben bu kadar sağlam yazılmış karakterleri izlemekten zevk alıyorum. Dizi temel olarak ikisinin günlüklerine yazdıkları sıradan olaylar, düşünceleri ile başlıyor. Kashaf sağolsun hayattan soğuyorsunuz. Allah’tan dizi kısa, 26 bölüm. Asıl tantananın olduğu ikinci kısma çabuk geçiliyor.

Zaroon üniversitede kızların gözdesi olan oldukça sosyal bir erkek ama fikirleri ise aksine bir o kadar taş fırın. (Oyuncu Fawad Khan zaten resmen bizdeki Tarkan gibi bir şey, Pakistan kadınlarının gözdesi.) Zaroon Kashaf ile ancak evlendikten sonra flört edebiliyor. Böylece müslüman bir ülkenin dizisini izlediğinizin farkına varıyorsunuz. Ama evlendikten sonra da ne şamata. Bir kere nişanlıyken yaptıkları telefon görüşmesinde “Ay’ı görüyor musun?” “Evet, yuvarlak” diyaloğu ile bizi nelerin beklediğinin ilk sinyallerini veriyorlar :) Sonra bir düğün gecesi muhabbeti var ki, ama çok tatlısınız siz diye kalıyor insan. Düğünden sonra Zaroon kızı annesinin yanına bıraktıktan sonra dönüşte arabada kendi içinde yaptığı muhasebe… Beni benden aldı, nitekim resim olarak da onu koydum: Yok yok ilk ben aramayayım. Bakalım beni özleyecek mi? Kaç saat araba kullandım bir teklifte bulunmadı. Kal demedi. Her şey olabilir, kaza yapabilirim! ahahahhahahahh (Evlat evlenmişsin artık, game over!, daha neyin derdindesin kara tavuk gibi). Sonra aile yemeğinde masanın altından attığı mesajlar. Seni seviyorum, beni seviyor musun diye diye kızın yüzünü Amasya elmasına çevirip durması. Tam Zaroon bu işte. Resmen şeytan tüyü var. Yoksa yaptığı onca şeytanlığı başka türlü unutturamazdı. O zaman gelsin bir kuple Kashaf-Zaroon daha:

zaroon şapşiğikashaf the nemrut

Daha koymak istediğim çok resim var, hala diziyle ilgili bir yazı yazıp rahat rahat diziden karelerle donatmamanın acısını yaşıyorum :) Dizinin böyle bir etkisi var, izlerken fark etmiyorsunuz ama çok sonraları bile sürekli aklınıza gelip duruyor. Sürekli “Zindagi Gulzar Hai” yani hayat güllük gülistanlık diye bağırasım geliyor.

vlcsnap-2014-06-09-00h22m06s47

Bu favori sahnem. Bayılıyoruuuuuuum. Çok tatlılar. Dünyanın en çok kavga eden çifti :)

 

let's eat şirin köpek baraşi

Let’s Eat dizisinden bir sahne. Dizi Kore’de yayınlanırken izlemiştim. Haftada bir bölümdü ve sonraki haftayı resmen iple çekiyordum. Adından da anlaşılabileceği gibi haydi millet yemek yiyoruz diyen bir diziden tüm beklentilerinizi karşılıyor. Bir kere ben yemek yemeyi de yemek yiyeni izlemeyi de severim. Aslında toplumca böyle olduğumuzu düşünüyorum. Vedat Milor’lar, Mehmet Yaşin’ler boşuna sevilmiyor bu ülkede.  Let’s Eat böyle işte. Onlar yiyor, sen seviyorsun. Ama yemek de ne yemek.Vedat Milor gibiler valla şapır şapır.

Kadın, Lee Soo-kyung 33 yaşında, boşanmış, avukatlık bürosunda çalışıyor. Ve yemeyi çok seviyor. Hayattaki en büyük üzüntüsü bazı restoranlara tek kişi girip yemek yiyememeniz, illa yanımda biri mi olmalı diye hayıflanıyor. Adam, ki Doo Joon oluyor kendisi :))) Sigortacı, kadının kapı komşusu olan Goo Dae-young. Başlarda oldukça gizemli gösteriyorlar ama öyle tatlı bir tip ki. Kapı şifresi adından geliyor, goo young goo young (9090). O kadar şeker gerisini siz düşünün heheh. Tam bir gurme. Yemeğin tarihçesini bilip öyle yemeyi adet etmiş neredeyse. Her yemek öncesi o yemeğin muhteşemliğiyle ilgili bir nutuk çekiyor, zaten dizinin temelini de bu nutuklar oluşturuyor bence. Yemeğin hakkını veriyor. Etse et sebzeyse sebze açık büfeyse büfe tatlıysa tatlı. Ah onun dilinden daha lezzetli gözüküyor. Bir de yemek yediği güzel mekanları tanıttığı bir blogu var. Şeker şey demiş miydim? :)  Kadının öteki kapı komşusu ise şeker kız Jin-i. Annesi Amerika’da babası hapiste. Aslen oldukça hüzünlü bir hayatı olan bu kızçe asrın Polyannası. Pamuklar içinde büyüdüğü için fakir ve yalnız hayatını “aah bu da benim hayalimdi” dediği şeylerle renklendirmeye çalışan kızçe de komşularını pek seviyor. Arada bir de “Soru Sorma” cinayetleri vardı ama peh yemek arasıydı onlar, pek ilgilenemedik. Bu üçü Soo-kyung nuna, Dae-young ve Jin-yi birbirleriyle iyi anlaşıyorlar ve ortak noktalarına yoğunlaşarak sürekli yemeğe çıkıyorlar!

ben de gelebilir miyim

Arkadaş, Kore yemekleri o kadar lezzetli değil biliyorum ama bu diziyi izlerken ağzımın suyunun akmasına engel değil. Çok güzel yediniz, afiyet olsun. Telefonla sipariş ettiğimiz tavuklar pizzalar, evde 3 dakika kapağını kapayıp hazırladığımız ramenler bile öyle anlatılmış zannedersin sanat eseri yiyorlar. Sonuç: Diziyi izleyenlere ağızlarını dolu tutacak bir şeyleri yanında bulundurmaları önerilir. Bu diziyi izlerken ramen yemeyen kişi bizden değildir! (Bkn. Diziyi izlerken 5 kilo almak.)

Resmini koyduğum ise muhteşem ikili. Şöyle ki, Soo-kyung’un çok akıllı bir köpeği var: Baraşi. Dizideki en akıllı kişi, varın gerisini siz düşünün. Çok tatlı ve uyumlu bir köpek. onun bile küçük bir yemek bölümü vardı, dizinin en sevimli anlarıydı sanırım. (Mutlaka izleyin!) Jin-yi de bu  komşu köpeğini çok seviyor haliyle. Soo-kyung’un en yakın arkadaşının küçük oğlu Jin-yi’ye aşık! Yukarıdaki sahnede de köpeği banyoda köşeye kıstırmış kızıyordu, Jin-yi nunasının sevgisini çaldığı için. Baraşi’ye tek sen mi şirinsin, tekvando biliyorum ben falan diyordu hahahahah.

Diziden aklımda kalanlar, bolca yemek (Arada saçma yemekler de gösterdiler, mesela ekmeğin içinde kremalı fiyonk makarna neydi öyle?!?), Dae-young’un nutukları ve soru sorma davasının katili yakalandığında Goo Dae-young’un nunayı takside bir ton azarlayışı :)

Güzel diziydi. Yemek sevenlere tavsiye olunur.  Dizi hayatı pilava benzeten bir şiirle bitiyor: “Kapana kısılmış duygularını çiğne, tıpkı pilavı çiğnediğin gibi. Nasılsa hayat hazmetmen gereken bir şey…” Keep Calm and Let’s Eat!

 

richard parker

Pi’nin hayatı filminden. Richard Parker’ı sevenler?

 

Eveet,  izlerken pek beğendiğim ama bir türlü bahsetme fırsatı bulamadığım iki diziyi de  aradan çıkardım bu bahaneyle. Artık içim rahat :) Arşivden pek anlamlı resimler serisi: Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi

Yazarken rahatlamayı seviyorum.

Mim: Nedir ne değildir?

Haziran 8, 2014

baykuşş

Uzun zamandır yazamıyordum, sevdiğim şeyler bittiğinden değil tabii ki, hep tembellik atıllık… Neyse üzerimden ölü toprağını silkelenmenin vakti geldi. Yeni bir  blog açan D.S.K beni de mimlemiş. Bir ara ne severdik mimleri, eski günlerin anısına bu mimi yazacağım.

  • Blog açma hikayeniz nedir?

Daha önce formula 1 haberlerini yazdığım bir blogum vardı. Sonra o site toptan kapanınca içimdeki yazma isteğini bir blogla kapayayım dedim. Daha önce de söylemiştim, blogdan önce word formatında yazıp kaydediyordum zaten. Blog sayesinde o yazılarımın kaybolmayacağını hissettim.

  • Blogunuzun ismi nereden geliyor?

Bu bloga sevdiğim her şeyi yazmak amacıyla başladım. Sıra blogun ismini yazmaya gelince işim pek zor olmadı: “Bunu sevdim” :) Bir de o sıralar kendimi şartlandırmıştım, sevdiğim şeyleri daha çok ortaya çıkaracağım diye. İnsan bir sözü ne kadar tekrarlarsa o söze o kadar inanırmış. Ben de çokça seviyorum, mutluyum dersem daha da mutlu olacağımı biliyordum.

  • Hangi mevsimi seversiniz?

İlkbahar severim. Bol yağışlı ve kasvetli havalarda içim açılır.

  • Bu mevsim size neyi çağrıştırıyor?

Yağmur iyidir, rahmet derler. Değişimi çağrıştırıyor. Çiçekler böcekler misali.

  • Kırmızı ruj mu eyeliner mı?

Eyeliner neredeyse benim tek makyaj malzemem. Son 3 yıldır eyelinersız dışarı çıkmıyorum diyebilirim.

  • Blog yazmak size ne kazandırdı?

Bunu anlamak için blog yazman gerek dostum. Diyerek cevabı bitiresim geldi :) Blog hoşlandığın bir konuda senin heyecanını paylaşan, dertleşip muhabbet edebileceğin insanlar bulduğun kocaman bir dünya gibi. Fazla enerjimi aldı, yeni arkadaşlar edindim. (Dördüncü yıl yazımda yazmıştım bu hissi)

  • Kitap okumak mı bir şeyler yazmak mı?

İkisi de vazgeçilmez ama okumak bir tık önde. Okumadan yazamazsın nitekim.

  • Şiir mi, roman mı, hikaye mi?

Öykü hastasıyım. Roman da severim. Şiirden maalesef hiç anlamam.

  • En çok etkilendiğin film?

The Fall’dan çok etkilenmiştim. Howl’s Moving Castle desem bazıları onu filmden saymayacak, laf edecek diye korkuyorum. Sevdiğim şeylere laf edilmesine katlanamıyorum. Old Boy’dan aslında daha çok etkilenmiştim ama farklı anlamda, psikolojim alt üst olmuştu hahahh.

  • Hangi tür kitap/film?

İnsan ilişkilerini konu alan yapımları seviyorum. Başta kötü karakter olarak tanınan tiplerin iyi yönlerinin ortaya çıkması benim zayıf noktam sanırım.

  • Öğrenci olma mı iş hayatı mı?

Öğrenciliğe dönme şansım olsa keşke. Neler vermezdim. Nedeni açık değil mi? :))

Introspective-Panda-634x400

  • Kitap okumak mı film izlemek mi?

Kitap okumak. Ama bu aralar daha çok film  izliyorum.

  • Klasik giyim mi spor giyim mi?

Spor ya da rahat diyelim.

  • Almaktan asla vazgeçmeyeceğiniz şey?

Bir düşünelim. Mavi uni-ball pilot kalem, telefon şarj aleti (sürekli bozduğum için), pez şeker, kartpostal, AOÇ vanilyalı dondurma… Bu liste uzar gider. Ben alışkanlıkları saplantı düzeyinde olan biriyim, belli olmuştur herhalde :)

  • En sevdiğiniz yemek?

Tavuk.

  • En sevdiğiniz dizi?

Tartışmasız Saraydaki Mücevher.  Üstüne ne diziler izledim, bunun gibisini görmedim. Son izlediklerimden Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon dizisini de pek sevdim bu arada. Kendisi basit bir Hint dizisi olmakla beraber insanı can evinden vuruyor. Arnav ve Khushi’yi görünce bir yerlerde nasıl heyecanlanıyorum anlatamam. Hatta kendime IPKKND dizi müziklerinden bir cd yaptım, arabada her sabah neşe kaynağım resmen. Güne fıkır fıkır başlıyorum. (Sırf bu paragraftan sonra internette bir saat video izliyorsan, işte blog yazmak böyle bir şey, what the!)

vlcsnap-2014-03-31-11h42m48s17vlcsnap-2014-03-31-11h42m56s116vlcsnap-2014-03-31-11h44m14s142vlcsnap-2014-03-31-11h44m34s79vlcsnap-2014-03-31-11h44m45s197vlcsnap-2014-03-31-11h44m50s242

Barun Sobti’nin tam mimik kralı olduğunu diziyi izleyenler bilir heheh. Kurnaz Arnav-ji. Buna rağmen 200 bölüme yakın kızı öpememesi ayrı bir olaydı.

  • Özel yeteneğin olsa bunun ne olmasını isterdin?

Bu soru her mimin olmazsa olmazıdır, kaç kez yanıtladım bilmiyorum. İnsanların düşüncelerini okuyabilmek isterdim.

  • Hasta olmanın en kötü yanı nedir?

Kendini muhtaç hissetmek. Aslında hayatta hep muhtacız ama insan ancak hasta olduğunda bunu tam idrak edebiliyor.

  • Alınacak listen var mı?

Kitaplar için her zaman alınacak listem vardır.

  • İlk aldığın makyaj malzemesi?

Şeffaf maskaraydı. Geçenlerde kutulardan birinin içinde bulup hemen imha ettim. Makyaj malzemesi beklemeye gelmez, yüzünü palyaçoya çevirir mazallah.tumblr_ly4m2qWEpw1qhy6c9o2_r1_500

Bloga yazı yazmak hala çok güzel. Yorumlara cevap yazmak ve başka yazılara yorum yazmak ise fevkaladenin fevkinde efem.

Bu mimi emektar blogdaşlarım winpohu, kore delisi sizlere paslıyorum.

Mim yazmayı hala seviyorum.

Hint dizisi seven?

Mart 27, 2014

iss-pyar-ko-kya-naam-doon-poster

Eskiden çekik gözlüler diye dalga geçerken gün gelip Kore dizi-filmlerini sevmeye başladım. Kore filmlerinin ne kadar farklı ve kaliteli olduğunu anlatmaya çalıştığım bir arkadaşım bana şöyle demişti: “Boşver Kore’yi, Hint dizi-filmleri izle, onlar daha eğlenceli, habire dans ediyorlar”. Tabii ki dalga geçiyordu ama ben de küçümsedim Hint yapımlarını, “O kadar da değil” dedim.

Gün geldi. 398 bölümlük Hint dizisini bayıla bayıla izledim: “Iss pyaar ko kya naam doon” (Bu aşka ne isim vermeli?) Hayat…Hee heee… He heee heeeee… Rabba veee…. :)

Diziyi yeni bitirmiş biri olarak diziyi bloglarında yazarak benim de izlememe ön ayak olan kore delisi, nefertiti ve acilyazmamgerek’e şükranlarımı sunuyorum. Kızlar siz olmasaydınız bu diziyle imkansız karşılaşamazdım.

Dizi sürekli birbirini yiyen kızımız Khushi ve oğlumuz Arnav hakkında. Khushi fakir, geveze ve sevimliyken; Arnav zengin, kibirli ve itici(ydi). Kader onların yollarını kesiştirdi diyelim. Arnav’ın saçını başını yolma isteğimi kamçılayıp buralara geldim.(Yalnız saçını başını yolacağım kişi Arnav karakteri olurdu, onu oynayan Barun değil, ayıp Sanaya!). Hatta keşke bir daha gülse diye bekler hale geldim. 20’şer dakikalık bölümleriyle ve benim sadece Arnav-Khushi sahnelerini izlemem sayesinde su gibi akıp gitti, itiraf ediyorum diğer bölümleri hep atladım. Tabii ki çekimler çok kaliteli değil. Aslında romantik olması gerekirdi ama özellikle ilk bölümler daha ziyade komedi niyetineydi. “Bu kadar da saçmalanmaz” şeklinde izliyordum. Ama nasıl olduğunu anlamadan dizi bende bağımlılık yaptı.

Khushi-iss-pyar-ko-kya-naam-doon

Kore dizilerinde en güç alıştığım şey sanırım düşünmeleriydi. Özellikle tarihi dizilerde bir odada üç gün düşünen tipler vardı. Hint dizilerinde anladığım kadarıyla bu durum bakışmalar için geçerli. Bir bakmışsın adam 5 bölümdür bakışıyor, bakışlarıyla deldi valla kızı.

Dizinin özeti şöyle: (videoyu izledikçe fıkır fıkır oynayasım geliyor) (Spoiler içerir)

Tabii daha önce hiç Hint dizisi izlemediğim için anlayamadığım çok şey var:

  • Niye sürekli birbirlerinin suratlarına üfleyip duruyorlar?
  • Niye sürekli rüzgar esiyor?
  • Niye jalebi bu kadar tatlı? :)
  • Bayramlarında ne halt etmeye esrar içiyorlardı?
  • Dizinin seyircileri delirmiş mi? 398. bölümde biten bir dizi nasıl çok erken bitmiş olabiliyor?
  • Bollywoodfanatikleri sitesinde dizinin her bölümünü izlemeden önce “teşekkür et” butonuna basarken gerçekten teşekkür etmem çok mu saçmaydı? Bu arada Türkçe altyazılar için şuraya
  • Arnav nasıl tüm dünyaya karşı nemrut ötesiyken ablasına bu kadar şefkatli olabiliyordu? Anjali nasıl oluyor da o suratsızın gıdığını falan korkmadan mıncırabiliyordu?
  • Dizinin başlarında Arnav’dan tiksinmeyen var mıydı? Dizinin sonlarında Arnav’a aşık olmayan kaldı mı? Hahahahh.
  • “What the” küfürden beter değil mi? :)
  • Arnav nasıl oluyor da yaptıklarıyla içimdeki katil ruhu uyandırabiliyordu? Her ağzını açtığında oraya gidip onu paramparça etme isteğini nasıl uyandırabiliyordu? Diziyi izlerken aldığım tek ekran görüntüsü buydu. Çünkü artık o kadar sinirlendim ki, bir durdurup soluklanmıştım, o sırada da görüntüyü kaydedeyim, sonra bakıp bakıp lanet okurum dedim ama büyük konuşmuşum yine :) Pislik, bi halt mı sandın kendini? Bak yine sinirlendim.

arnav şebeği

  • Bizim erkeklerimiz beyaz atlet giydiklerinde tamircinin çırağına benzerken, ya da aklımızda televizyon karşısında göbeğini kaşıyan biri canlanırken, neden Arnav’ın beyaz atleti ona pek bir yakıştı? Kaslarından mıydı acep?
  • Arnav’ın Khushi’ye göstermelik yaptığı kalp masajı niye kalbinin üzerinde değil boğazında gerçekleşiyordu? Kızı boğmaya and mı içmişti?
  • Arnav’ın odasının havuzlu olması sizi de kıskandırmadı mı?
  • Khushi’nin Arnav’ı halka açık alanda yıkaması????? What the!
  • Khushi’nin mükemmel eş rolüyle Arnav’ı sinirlendirmeye çalışırken yaptığı cesur atak. Alnındaki kutsal boyayı(adı neyse) kocasıyla paylaşıyordu. Arnav kadar benim de ağzım açık kalmıştı bu sahnede.

khushi-and-arnav-iss-pyar-ko-kya-naam-doon

  • Arnav kıza yaklaştıkça onun geri geri yürümesi neden evlilikten sonra da devam etti? 300 bölüm adam kızın üstüne yürümüş gibi oldu. Bir sahnede tersini yapmışlardı, Khushi yürüyor Arnav sırtını duvara yaslayana kadar geri geri çekiliyordu. Çok beğendim o sahneyi.
  • Arnav-ji neden Arnav olamadı Khushi’nin dilinde? Ne bu resmiyet?
  • Arnav nasıl her seferinde kızı cebren ve hile ile ama yine de tüm kibarlığıyla arabanın kapısını açarak onu bindirip, hep de yolun ortasında “Get out” diyerek arabadan kovuyordu?
  • Arnav Khushi’yi her gördüğünde neden ağzı bir karış açık kalıyordu? Bizim evde olsa ilk, ağzı açık ayran budalası der sonra da kapa ağzını da sinek kaçmasın diye yerin dibine sokardık valla :)
  • Khushi’nin arabanın benzinini boşaltma operasyonu sonucu Lavanya yerine kendisinin Arnav’la başbaşa kalışı nasıl bir talihsizlikti? Gittikleri yerde evliymiş gibi yapmalarından sonra kabağın yine kendi başına patlayıp gece soğukta ve karanlıkta korkarak uyuması ne kadar acıklıydı. Arnav’ın yüreğinin parçalanması çok üzücüydü.
  • Hem Arnav hem Khushi’nin öksüz ve yetim oluşları çok abartılı değil miydi? Gerçi bunun onları birbirlerine çok yaklaştırdığı kesin. Hele yıldızlar geyiği. Zaten sonunda Arnav Khushi’yi yıldızlarla kandırdı :p
  • Arnav’ın bu kadar çocukluk travması geçirmiş olması onun nemrutluğunu haklı kılar mı?
  • Teyzenin “Hello, hi, bye bye” repliği nasıl olup da bazı sahnelere cuk oturuyordu?
  • Kızın küpesi, şalı neden sürekli oraya buraya, özellikle de Arnav’ın göğsüne takılıyordu?
  • Arnav’ın dansları. İlk başta herkesi şaşırtarak güzel dans etti. Sonra Anjeli’nin bebek partisinde saçmaladı. Sonra düğünde o havluyla yaptığı dansı görünce… Nasıl desem, vücudumdaki tüm kan çekildi sanki, irkildim, kapadım bilgisayarı kendime gelemedim… Sonra affettim tabii Arnav’ı, ne yapacan, mecbur. Ayrıca şunu da söylemeliyim, dizide beklediğimden az dans vardı.
  • Anjali ve büyükanne ikilisi neden bu kadar tatlı ve pozitiflerdi? İlk önce Lavanya için Arnav’ı ayartmaya çalışırken sonra nasıl hiç gocunmadan Khushi için aynı şeyi yaptılar?
  • Anjali’nin dizinin en güzeli olması? Afetti.
  • Khushi’nin şişman teyzesinin garip karakteri. “nandakisssoooreee” diye diye NK’nin aklını başından alışı :)
  • Payal neden bu kadar sakin ve klasik bir evhanımı oldu?
  • Arnav neden Khushi’nin gözyaşlarına dayanamıyordu? (Soru mu bu şimdi ;) )
  • Ayrıca Arnav baktı ki Lavanya ile yakınlaşınca Khushi’ye bir haller oluyor, sırf kızın tepkisini görüp onu ağlatmak için canını yakmak için yapmadığı kalmadı. E üzülüp ağlayınca kendisi de daha beter oluyordu sonra. Hem sadist hem mazoşist!
  • Khushi heyecanlığında göğsü neden bu kadar abartılı inip kalkıyordu?
  • Arnav niye Khushi’yi kucaklayıp durdu? Bu bir Hint adeti mi? Hatta bir keresinde trafik kazası geçirip eve gelmişti kanlar içinde. (Bak dikkat ettiyseniz olayın saçmalığına hiçbir lafım yok!) Sonra ilk iş olarak Khushi’yi kucakladı. Kız haklı olarak dur, bu halde napıyorsun diye araya girmeye çalıştı. Taş fırın erkeğinin cevabı: “Karımı bile taşıyamayacak kadar güçsüz değilim!” Yavrum, evladım, karım dediğin alışveriş poşeti değil ki, 45 kilo kadın. Bu diziden sonra bel fıtığı olmadıysa daha da olmaz. Gerçi diziden önce de antremanlıymış, eşiyle… (Barun Khushi’ye aldığı bileziklerden karısına da almış hahah)

7592_barun_sobti_pashmeen_manchanda_room

  • Arnav gibi biri neden tüm düğün adetlerini yapmayı kabul etti :) (Bkn. düğün gecesi için olabilir mi?)
  • Arnav nasıl bu kadar çapkındı? Her seferinde Khushi’nin dibine dibine girmesi, kulağına falan üfleyip durmasını geçtim. Kaçırıldığında mesela, insan nasıl kurtulacağının hesabını yapar değil mi? Bizimki kızı görünce aklı başka çalışıyor, kalkmış yine kızı kucaklayıp samanların üstüne yatırmaz mı? Zaten o sahne herkese inanılmaz saçma gelmiş, bir röportajını okudum Barun Sobti’nin, ben yapımcı olsam öyle bir sahne koymazdım ama oyuncu olduğum için yapacak bir şey yok demiş.
  • Peki sorarım Khuski nasıl bu kadar inattı? Arnav yüz kere dibine girdi her seferinde kafasını çevirdi? Bazen bıkıyordum cidden. Eeeeh, bırak da öpsün be yaa! (Bu arada bir video yapmışlar, dizideki yakınlaşmaları koymuşlar, gülmekten öldüm: Kiss for dummies diye.)
  • Arnav şu Shayam-Khushi meselesini neden daha önce çözemedi? De kızı deli gibi sevmesine rağmen ona pislik gibi davrandı.
  • Ayrıca Khushi neden bazen beyinsiz gibi davranıyordu? Arnav’ın kendisini öldürüp Lavanya’yla evlenmeye çalıştığını düşünerek intihara teşebbüs edecek kadar saf mıydı?
  • Arnav’ın Khushi’yle evlenmesi bir bölümde olup bitmişken bir kalp atışı meselesi nasıl 100 bölüm sürdü?
  • Uyurken Arnav’ın hep Khushi’nin elini tutarak uyuyakalması ve bu da bende alışkanlık oldu galiba demesi ne kadar tatlıydı?
  • Arnav’ın eski kız arkadaşı Sheetal’den bahsederken bu kadar rahat olması çok sinir bozucu değil miydi? Aarav adlı küçük çocuk nasıl Arnav’ı bu kadar güzel taklit edebildi? “What the!”
  • Niye sürekli İngilizce konuşuyorlar? Hintçe’den düşündüğüm kadar rahatsız olmadım. Dizide Şükriya, perişan, bahane, divane, çay, müşkül, cevap gibi tanıdık kelimeler duymak da değişikti. Uzun zamandır hiçbir dizide Korece dışında bir şey duymuyordum.
  • Fanlar neden Barun’un karısından nefret ediyor? Sanırım bu Kore’den alışık olmadığımız bir şey, orada aktörler idoller falan genelde bekar oluyor, ajanslar evlilikleri falan hoşgörmüyor. Ama Hindistan’da adam neden bekar kalsın? :)
  • Hadi Arnav Singh Raizada’ya alıştık da Khushi Kumari Gupta Singh Raizada biraz ağır kaçmadı mı? Her defasında? Hüç üşenmeden?
  • Peki şu cümle: “Bir sponsor gözüyle, evet kilo vermen lazım, fit gözükmelisin…. Ama kocan olarak söylemeliyim ki biraz daha kilo almalısın”
  • Şu alaycı surat ifadesini nasıl yapabiliyorsun be adam? Dizinin ardından en çok bu suratı özleyeceğim sanırım. İkinci olarak da ağzı açık ayran budalası fiks bakışını.

arnav surat ifadesi

  • Niye müzik seçimleri böyle saçma?  Bir kere ıvır zıvır şeylere bile gerilim müziği koyuyorlar. Neticede odaya sivrisinek girmesi, tokanın düşmesi, acıkmak falan gerilimli şeyler değil. Tamamen attım ama gerilim müziğinin sahneleri bu ıvır zıvırlıktaki şeylerdi :)
  • Ve, “Rabba Ve” muamması! Romantik anların kurtarıcı şarkısı. Tamamen ayrı bir dünya, başta yuh kızla erkek 1 kilometre yakın sadece, ne romantizmi ne Rabba ve’si, ne rüzgarı diyordum ama Khushi’nin de dediği gibi: "It happens!" Velhasıl Delhi’nin rüzgarlarına alışmakla kalmayıp öyle anlar geldi ki kesin şu müziği ve hemen Rabba ve’yi girin diye bekledim.

Ve son olarak,

  • Neden Arnav’ın o meymenetsiz ama şeker suratını görünce mutlu oluyorum? :) Hele ki gülünce (1, 2, 3). Adam 100 bölümden uzun süre hiç gülmedi! Bir de çok arada şöyle gülümseyip kaçıyordu. Belki de o yüzden bu kadar tatlı geliyor.

Böyle işte, dizi boyu aklıma gelen çok daha fazla soru oldu ama şimdi en merak ettiklerim bunlar kaldı :) Kıyafetleri, adetleri falan çok yadırgamadım. Daha doğrusu umrumda olmadı desem daha doğru olur. Odaklandığım konu başkaydı çünkü heheh. Evet artık bitireyim yoksa yazdıkça yazasım geliyor. Bu bir dizi tanıtımı değil, iç dökmek amacıyla yazılmıştı zaten.

Teri Meri, içerisine bolca serpiştirilmiş Rabba Ve, hepsinden ötesi Arnav-Khushi ile bitiriyorum bu yazıyı: (2. Teri Meri vakası için şuraya..)

"Ne seninle ne sensiz" temalı, çiftlerin sürekli zıtlaştığı yapımları seven biz Kore dizisi severlerin mutlaka izlemesi gereken bir dizi.

Bu Hint dizisini pek sevdim.

Memories of Matsuko

Ocak 8, 2014

600full-memories-of-matsuko-poster

Absürt filmleri çok severim, dolayısıyla çokça da izledim diyebilirim. Ama hiç böylesini izlememiştim. Dib’in blogunda görüp izlemeye niyetlendim. Film bittiğinde neden böylesine acıklı bir hayat hikayesine bu kadar güldüğümü anlayamadım. Ya da neden böylesine komik bir anlatıma bu kadar üzüldüğümü… Yalnız kalmamak için Matsukolaşan kadınlar aslında her yerdeler. Birlikte olduğu insanları mutlu etmeye endeksli yaşayan bu kadının erkeklerce hayatının berbat edilmesi beni çıldırttı resmen. Neden Matsuko, neden??

Ve tabii her kadının güldürmeyi en çok istediği ilk adamın babası olacağı gerçeği de cabası.

Eita da filmin bonusu olsun.

İzleyin efem.

Filmin nasıl olduğu ile ilgili bir benzetme yapmam gerekirse: Misa’yı Hanazakari no Kimitachi e tadında çekimlerle izlediğinizi düşünün. Evet, cidden çok garip bir deneyim bekliyor bu filmi izleyenleri.

Matsuko’nun hatıralarını sevdim. O yüzü yapmaya çalıştınız değil mi, itiraf edin :)