Skip to content

Yürümek

Temmuz 21, 2009

 

     Ne kadar mucizevi bir şey olduğunun lisedeyken farkına varmıştım, daha önce değil. O gün inanılmaz mutsuzdum, gözlerim dolu dolu. Kendimi okulun dışına nasıl attığımı bilemedim. Okulun arkasında da yandaki resimdeki gibi etrafında kentleşmenin hiç olmadığı, sıfır beton, yemyeşil taştan bir yol vardı. Zaten kendimde olmadığım için farkında olmadan yürümeye başlamışım. Herhalde bir yarım saat yürümüşüm. Geriye baktığımda çok hızlı yürüdüğümden mi yoksa yol hafif yokuş olduğu için mi bilemiyorum okulu göremiyordum artık. O an bi durdum. Yola başladığımda öfke, sinir, kendime duyduğum kızgınlık çığ gibi büyüktü. Öfkelenip elimden bir şey gelmediğini iliklerime kadar hissettiğimde ağlarım ben sadece. Ve yarım saat önce hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Oysa şimdi gözlerim kuru ve içimde en ufak öfke, kızgınlık yok, diye düşündüm. Yürümek iyi gelmişti, zaman değil. Çünkü bilirim zaman öfkemi bu kadar hızlı dindiremez. O an, bir an için kendim hakkında bir şey keşfettiğim için mutlu hissettim kendimi. Hani çizgi filmlerde aklına bir şey gelince ampul yanar ya, o misal.  Yürümek en azından bana iyi geliyordu.

Wiki’cikte  yürüyerek şu hastalıklara daha az yakalanırsızın diyor: kanser, tip 2 diyabet, kalp hastalıkları, anksiyete, depresyon.. Sonuncusu test edildi onaylandı, en azından kısa vadede ruhsal gelgitlere birebir derim ben..

Aslında benim için yürümek; bir ayağını ileri atıp, diğerini kaldırmak; sonra diğerini ileri atıp seklinde devam eden süreçten ibaret.  Oysa bilim(!) insanları bunun da yolu yordamı var diyor. Çok sevdiğim şu Mayo Klinik kriterlerine göre söyle yürümeliyiz efenim:

  • Başınızı dik tutacaksınız. Mümkünse ayaklarına bakarak yürüme, karşı yönden gelenle kafaları tokuşursunuz yoksa
  • Gözleriniz 5-6 metre ileriye odaklanmalı.
  • Çeneniz yere paralel olacak.
  • Omuzlarınız serbestçe ve doğal olarak hareket edecek. Yürüyorum diye havalı havalı sallanmayacaksınız yani
  • Karın kaslarınızı hafifçe gerin. Çok kasmayın
  • Ellerinizde doğal hallerinde sallansın.
  • Kalçanız gövdenizin altında kalsın. Bu en önemli madde, şimdi düzgün çevirememekle birlikte demek istediği şu ki: Popon dışarda kalmasın. Bazı kadınlar öyle bir yürüyorlar ki, ehe ehe
  • Ayaklarınız birbirine paralel ve aralarında birbirine bir omuz genişliği olacak şekilde ilerlesin.

Şimdi sağ başparmağınızı kaldıracaksınız, sonra.. şeklinde maddelemeye de gerek yok. Kısaca dik ve doğal postürde yürüsek yeter. Klasik ‘haftada en az 3 kere yarımşar saatten’ kuralına uymak insanı sağlıklı yapar. Kilo vereceksen daha çok yürümen gerek ama. Giyeceksin eşofmanlarını, ayağında mutlaka spor ayakkabı olmalı, yürü babam yürü. Hele sahil kıyısında ya da ağaçların arasında temiz havada yürüyorsan mp3 player’a bile gerek yok. Normalde yürürken ortalama dakikada 80 metre hız yapıyormuşuz. Lakin ben daha hızlı yürüyorum o kesin. Evimin yakınlarında bir yürüme parkuru var. Sabah erken uyanamadığım için gidemiyorum ama akşamları güneşin batmasına yakın 1 saat yürüyorum. 5-10 dakikada bir tur atıyorum, ama o 5 dakika düşünce açısından o kadar verimli oluyor ki anlatamam. İnsanın beyni daha düzgün çalışıyor bence, tikir tikir hesabı.

Yürümek insanı içine döndürür. Orda saklı duygularla karşılaşır insan. Kendini sorgular. Hayatı sorgular. Ama yürürken hiçbir düşünce acıtmaz insanın canını. Daha objektif olur, sanki kendine dışarıdan bakar gibi bir içe dönüş. Her yaştan insanın yapabileceği daha güzel bir spor yok, o kesin. Mehmet Öz, dünyanın dört bir yanındaki çook uzun yaşayanlarla konuşmuş; ortak özellikleri şöyle:

  • Güzel bir sosyal yaşam, etraflarında dostlar var. Sağlığın tanımı insanın fiziki, ruhsal ve sosyal açıdan sağlıklı olmasıdır. Sosyal olarak eksikse sağlıklı olamaz bir insan. İnsan zaten sosyal bir varlıktır kendisi. Her ne kadar yazmayı sevsem de etrafımda konuşmaktan hoşlandığım insanlar olmasa delirirdim herhalde
  • Sağlıklı beslenme. Yediklerimiz coğrafyaya göre değişir. Lakin netice aynı. Bizim ülkemiz için; Akdeniz insanı zeytinyağlılar, yeşillikler yerken Karadeniz insanı mısır, fındık, ne bileyim balık yiyor. Bunları yersen ömür artıyor, daha uzun süre yiyorsun :)
  • Vee yürümek, egzersiz. Doktor bunlar hep dağa çıkıp suyu alıp evlerine dönen köylüler demişti. Süpeerr.

Üzülünce evet iyi geliyor ama sevinince de harika. Ben sevinince heyecanlanan biriyim. Dışarıdan elim kolum titremez belki ama içimde -amiyane tabirle- fırtınalar kopar. Ruhum yerinde duramaz, hoplar zıplar. Yürürken insan içinin enerjisini akıtıyor sanki. O yüzden çok heyecanlı olduğum zamanlarda da yürürüm; aklımdaki, doğru dürüst düşünmemi engelleyen o perde kalkar o zaman.

Süslü püslü laflara gerek yok gerçi, yürümeye bayılıyorum desem de yeter.

Kısacası, bunu sevdim. 
 
Reklamlar
3 Yorum leave one →
  1. 희망 permalink
    Kasım 13, 2010 6:11 pm

    Yürümek, insana evrenin bir parçası olduğunu hissettirir. Düşüncelerin ne kadar hızlı bir şekilde birbirine dönüşebileceğini fark ettirir. İnsanlar arasındaki kurguların çoğu zaman ne kadar anlamsız olduğunu gösterir. Doğanın tüm güzelliklerinin aslında kendi içimizde var olduğunu anlamamızı sağlar, kum tanesinin içine sığan evren benzetmesindeki gibi. Kelimelerin gereksiz olduğu bir evrende yolculuğa çıkarır. Zamanın akışını hissedip hayrete düşmenize yol açar.

    Bu yazıyı yazmış olduğun zamandan iki ay kadar önce uzak bir yerdeydim. Bir grup insanla beraberdim. İçlerinde değişik kültürlerden gelen kişiler vardı (peki tamam iki tane de Koreli vardı). Bulunduğumuz yerden gitmek istediğimiz yere giden küçük bir araç çalışıyordu. Herkes araca bindi, ben ve bir kişi daha hariç. Biz yürüyeceğiz dedik. Olur mu, boş yer var işte, gelsenize dediler. Yok kardeşim yürüyecez işte ısrar etmeyin. Bunu çok garipsemiş olacaklar ki herkes tuhaf bir biçimde bize baktı, nasıl yani? der gibi. Ben de onların garipsemelerini garipsedim, neden yürümeyi tercih etmiyorlar ki? diye düşündüm. Onlar gitti, biz yürüdük. Miramare’de dalgaları seyretmek. Ah be, güzel günlerdi jablonska.

    Evet, bu eski bir yazı ama ben yeni okudum ve sevdim.

  2. bunusevdim permalink*
    Kasım 13, 2010 9:32 pm

    Biri blogu keşfediyor galiba :) Bana sorarsan blogumu yeni gören birinin yeni yazılarımdan çok eski yazılarımı okumasını tercih ederim. Ya da oradan başlanmasını diyeyim.
    Sen yorum yazınca bende bu yazıyı tekrar okudum, o aralar yürümek konusunda çok başarılıydım gerçekten. Yazmışım zaten, yürüyüşe çıkıyordum düzenli olarak. Şimdi yürümenin y’sini bile yapmıyorum. Bir yerlere yetişmek için koşturuyorum sonra da yorgunluktan bir yerlere yığlıp kalıyorum. Yeniden içimdeki bu yürüme isteğini bulup çıkarmam gerek. Bana iyi gelecek bu aralar
    Çoğu insanın yürüyüşle ilgili pek çok hoş anısı olsa gerek. Yürümek değişik bir hissi beraberinde getiriyor gerçekten. Garip.

  3. koredelisi permalink
    Kasım 13, 2010 11:13 pm

    Şöyle şehir hayatından, araba kornalarından uzak bir yerde ağır adımlarla yürüyorsun; hava açık ama bulutlarla kaplı yani hafif sisli; kulaklığından senin en sevdiğin şarkı çalıyor ve herşey o şarkıya göre ritim kazanıyor adımların bile…
    İşte ben bunu rahatlama derim;) koşmaktan nefret eden biriyim ama yürümeyi çok seviyorum. Şunu farkettim ki şarkı dinlerken bende şarkıya uyum sağlıyorum, hareketli bişiler çaldığında adımlarım hızlanıyor, sanki çevremdeki canlı cansız herşey hareket halinde..Her ne kadar yanımdan geçen insanların beni deli sanmalarından korksamda seviyorum bu duyguyu bee:))

Yorumunu sevdim

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: