Skip to content

Welcome to Dongmakgol

Ocak 21, 2010

welcome_20to_20dongmakgol_201

İşte çok sevdiğim bir başka Kore harikası. Aslında dünyanın 8. harikası Kore filmleri, henüz keşfedilmemiş cevher, midyenin içindeki inci misali.

Kore’de savaş zamanı. Balta girmemiş ormanlardan (abarttım) , Dongmakgol köyünden başlıyoruz hikayemize. 3 kuzey(sarılar), 2 güney(yeşiller) askeri savaş sırasında kendilerini garip bir köyde bulurlar. Savaşın duyulmadığı, insanların kendi hallerinde, dış dünyadan uzak yaşadıkları sevimli bir köy.

Donkmakgol'a hoşgeldiniz

Gülmekten kırıldım bazı yerlerde. Film ciddi olunca, esprilere insanın daha çok gülesi geliyor.

  • Eller tetikte Güney Kore askeri diğerine bağırıyor:  “Başka bir yerde karşılaşalım. Ve bu masum köylüleri rahat bırakalım.” Köylüler daha önce hiç savaş, silah falan görmemiş. Köylülerden birinden cevap geliyor: “Yoo, biz iyiyiz, siz devam edin. “
  • Kuzey Koreli asker bomba elinde herkesin onun emirlerine itaat etmesini istiyor. Köylüler mısır nasıl patlarşaşkın: “O  yuvarlak şey de ne ki?” “Bir kaya parçası mı?” “Yok, galiba patatesi boyamış. Benim karım onlardan her gün 4 tane yiyor”..
  • Bir de mısırlar bombanın etkisiyle patladı ve kar gibi insanların üzerine yağdı. Senaryonun bu kısmını kim yazdıysa alnından öpeceğim.

Parmak tetikte daha fazla dayanamayacaklarını anladıklarında isteksizce ateşkes yapıyorlar. Ama beraberce köye musallat olan yaban domuzunu öldürdüklerinde o zaman aralarında kardeşlik başlıyor. Ayrıca bu olayı oldukça sempatik bir anlatımla sunmuşlar, görsellik mi diyorlar, işte o açıdan aşmışlar, sevdim ben bu filmi. Ekşisözlük’te bu sahnenin uzunluğu ile ilgili bir yorum yapılmış tam hislerime tercüman olmuş, inanılmaz doğru bir tespit, o kadar sevdim ki aynen alıyorum buraya da:

bir karşılaştırma yapmak gerekirse zaman olarak domuzun yakalanışı da köyde kurtarma ekibinin bertaraf edilmesi de aynı süreyi tutar. fakat; bir amerikan veya avrupa yapımında domuz sahnesinde hareketler son derece hızlı olurdu, domuzdan kaçış, yakalanışı ve öldürülmesi, hepsini bir dakikada izlerdik. gerçekten de fiziki evrende birebir bu şekilde gerçekleşirdi olaylar.
yine aynı yapımda köye gelen düşmanın beratarafı ise daha uzun sürecekti. her karakter için ayrı ayrı ölümden kaçış ve düşmanı egale ediş sahneleri görürdük. ve daha da önemlisi, köyün delisinin vurulduğunu ağır çekimde ve son derece acıklı bir müzik eşliğinde görme fırsatımız olacaktı.
oysa bu kore (doğu) filminde ise domuz sahnesi son derece uzun tutulmuş. bir domuzdan kaçış gibi 5 silahlı askere karşı mücade ile kıyaslanamayacak derecede önemsiz görünen bir olay, on dakikaya yayılmış. bu manevi boyutta gerçekçidir, peşinizden gelen ölümcül bir yaban domuzundan kaçtığınız an, sizin için ömrünüzün en uzun saniyeleri olacaktır… o domuz size gelirken ayakta beklemek, devirmek için halatı gereceğiniz anı beklemek…
silahlı çatışma ise olur ve biter. anlıktır, ani karar alırsınız, ani hareket edersiniz. arkadaşınızın, silahdaşınızın ne yaptığını ancak göz ucuyla görebilirsiniz. ve elbette o halet içerisinde iken bir kızın vuruluşunu farketmeyeceksinizdir.
batı için bir elma yuvarlak ve kırmızıdır, doğu için ise sulu ve tatlı.
(Bu cümleyi slogan yapmak istiyorum!)
sosyal mesaj: bizim bir millet olarak tam olarak batılı olamayışımızın sebebi de bu olsa gerek.

yaban domuzugergin kaçışyardımlaşmaköyün delisi

Smith var mesela, Amerikan askeri, o da bir helikopterden düşmüştü. Gökten düştü diye adamı köye alıp iyileştirdiler köylüler. Adına da Seu Miss diyorlar. Aa aile adın Seu mu, ne garip.. şeklinde enteresan diyaloglar, gülüşmeler. Adam çıldıracak, niye adımı söyleyip gülüyorsunuz diye. Tabii “How are you?”dan başka İngilizce cümle bilmedikleri sözel olarak anlaşmaları imkansız. Bir süre sonra söze gerek kalmıyor zaten.

ve kahraman domuzu öldürür

Ben artık iyice kıvama geldim. İlk önce tüylerimi diken diken ettiler sağolsunlar. Bu filmin sonunda da ağladım. Niye böyle oldu anlamıyorum :)

Park Kwang-hyun yönetmen koltuğunda. Kendime yeniden soruyorum sayesinde: Asker kime denir? Asker emirlere uyarken pek çok günah işler, sonra ömür boyu vicdan azabı çeker. Belki bir gün acılarını dindirme imkanı olur. Belki bir gün öyle yüce bir şey yapar ki, ölüme gülümseyerek gider, korkmadan.

Ve evet, tam ağlıyordum biterken amma velakin yönetmen öyle bir bitirmiş ki yaşlarımı daha silemeden 2. seansla devam ettim. IMDb’den 7.8 almış. Bence daha iyisini hakkediyor.

 

Komik bilgiler !!!!

  • Filmi yaparken Kore’de Dongmakgol adında bir köy olmadığını düşünerek uydurmuşlar. Ama o isimde bir köy varmış!
  • Bu filmi patlamış mısırla izlemek seyircileri iyice kendilerinden geçiriyormuş. Bilseydim ben de öyle izlerdim.

 

Oyuncular

Kang Hye-jeong: Rolü Yeo-il. Köyün delisi, çok hızlı koşuyor :) Ama güzelim kız çirkin olmuş biraz.

Steve Taschler: Rolü Smith

Güney

Shin Ha-kyun: Az daha intihar edecekti diğer güneyli onu bulmasaydı. Zaten bu adamın bakışları deli-korkunç karışımı. Mr. Vengeance’taki yeşil saçlı sağır hali de deli bir karakterdi, bunu da sevdim, yakışmış.

Seo Jae-kyeong: Rolü Mun Sang-sang.  Söylediği şarkı çok güzeldi. Çok da sempatikti.

Kuzey

Jeong Jae-young: Diğer iki adamın üstüydü bu. Güzel oyunculuk.

Lim Ha-ryong: Bana abi değil amca de demişti. Ama çocuk hyung’da ısrarcıydı.

Ryu Deok-hwan: Bu da gitti köyün delisine aşık oldu, yağmurda yüzünü çorabıyla sildi diye :)

Kore’de niye bu filmin en çok izlenenler listesinde olduğu açık. Konu Kore savaşı, kardeşlik olunca akan sular duruyor. Biz burada onlar kadar etkilenmiyoruz belki ama yine de kaliteli film, izlemeyen varsa tereddüt etmesin, tavsiye ederim.

ete hasret kalan askerler 

Çok güzel film, sevdim.

Reklamlar
6 Yorum leave one →
  1. Nisan 3, 2010 4:17 pm

    okudum şimdi yazını, çok güzel anlatmışsın. ekşide aynı entryi ben de okumuştum izledikten sonra ve bayılmıştım. hatta ben de alıntılasam mı diye düşünmüştüm, kalpler karşılıklıymış bu’cum. o domuz sahnesini beğenmeyenler olmuş (forum vb. dandik ortamlardaki tipler bu beğenmeyenler bu arada, ciddiye alıncak şeyler diil) ama ben bayıldım ya uzun zamandır böyle ağzım açık izlediğim bir sahne olmamıştı. imdb’de oylayanlar da halt etmiş, bence en az 9 zira kusur bulamıyorum gerçekten.

    • bunusevdim permalink*
      Nisan 3, 2010 4:33 pm

      Evet, elimden gelse şu ekşisözlük yorumunu boynuma asacağım sokaklarda herkesin gözüne soka soka okutacağım. Kesinlikle biz Kore sineması severlerin neler hissettiğini anlatmış.
      Domuz kovalama sahnesini beğenmeyenler halt etmiş. “İnsan” ne demek, “duygu” ne demek bilmiyor onlar. Çok kızdım şimdi :)

  2. Nisan 3, 2010 4:42 pm

    Evet ya hele bazıları cahilce dillerini taklit etmiyor mu canım capunlarımın korelilerimin sinir oluyorum:) Bir de tavsiye istiyolar, kore diyince tereddüt ediyolar, ama izleyenlerin hepsi de mor oldu sonra hehe. (yalnız ben de ne kin beslemişim arkadaş, çocukluğuma inelim)

    • bunusevdim permalink*
      Nisan 3, 2010 4:52 pm

      Kızmakta çok haklısın kim’cim, atıp tutuyorlar bilip bilmeden.. (senin çocukluğuna inince haber ver de benimkine de inelim:) )

  3. melike permalink
    Nisan 24, 2010 3:41 pm

    ya ben sonunda çok ağladım:( yazını izlemeden de okumuştum ama şimdi fark ettim.”Ve evet, tam ağlıyordum biterken amma velakin yönetmen öyle bir bitirmiş ki yaşlarımı daha silemeden 2. seansla devam ettim.” demişsin. yani o olaylar yaşanmıyormu çatışma ölüm falan.ben izlerken daisy filmindeki gibi sonuna eskiden yaşanmış bir sahne koyduklarını sanmıştım.açıkçası sonunu anlamadım:) anlatabilecek biri varmı?
    şuan çoktan indirmiş olup hala izlemediğim hüzünden öte filmini sitendeki yazı sayesinde izlemeye karar verdim.teşekkürler böyle siteler çok yardımcı oluyor film seçerken.kamsahamnida

    • bunusevdim permalink*
      Nisan 25, 2010 8:22 pm

      Rica ederim, her zaman
      Sonundaki sahne önceden yaşanmış bir sahne, doğru anlamışsın. Filmin ortalarında bir yerde oğlanın kulağında papatya görmüştük ya. Muhtemelen çoğunuz benim gibi kızdan özenip mi taktı ki? düşüncelerine kapılmıştır. İşte o papatyanın nereden geldiğini gösteren bir geçmişe gidişti o.
      Benim ağlamam tamamen duygusaldı (hahah), fazla empati kurmaktan belki, sanırım bu kelimelere dökebileceğim bir şey değil.
      Bu arada Joint Security Area’nın sonu da buradaki kurgu gibidir, yani bir geçmişe dönüş ile bitiyor. O hem çok daha ciddi hem de çok daha insani sahneleri aynı anda barındırıyor (başının biraz sıkmasına aldırmadan izleyenler kesin memnun kalır) Reklamı da çıkardım aradan :)

Yorumunu sevdim

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: