Skip to content

Autumn Tale

Mart 3, 2010

 autumninmyheart111tv6

Bu sefer hazırlıklıydım. Mendilimi aldım masamın yanına. Bildiğiniz mendillerden değil ah, filli olanlardan, hem de bir büyük rulo. Ve başladım izlemeye. İnanın abartmamışım, bir kaç gün sonra dizi bittiğinde bir baktım rulonun kartonu gözüküyor ve çöp sümüklü mendillerimle dolmuş. Misa’da mendilim yoktu, üstüm başım sırılsıklam olmuştu; sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş. Hoş, Misa izleyeni insani bir şekilde ağlatmıyor, ağlamaktan insanın vücudundan su çekiliyor. Ama Autumn Tale’de insan gibi ağlıyorsunuz. Tam bir Kore klasiği.

Bir dizinin ilk bölümü adamı kabız edecek derecede sıkıcıyken, 2. bölümü nasıl bu kadar ağlatabilir. Çok ilginç.auttale34yi5 İzlemek için buradan.

İsmi bir sonbahar masalı olsa da yalan, bu anca “Sonbahar Karabasanı” kategorisine girebilir.. Baştan sona dram var, kaldıramayanlara buradan bir babaaay yapıp uğurluyoruz. Kalan sağlar bizimdir. Okumaya devam eden çelik yürekli arkadaşlarıma şiddetle tavsiye ediyorum. 2000 yılında çekilmiş, 16 bölümlük, sakin romantik bir diziyle karşı karşıyasınız. Ben izlemeye oyuncular sayesinde başladım. “He Was Cool”dan tanıdığım Song Seung-hun abimiz ve “Full House”un sempatik kızı Song Hye-kyo’yu başka hiçbir yerde izlemediğimi farkettim, oynadıkları başka güzel dizileri ararken buldum bu diziyi. Böylece bir taşla 3 kuş vurdum.

Endless Love serisini “Ben Kore dizileri izliyorum” diyen bir Allah’ın kulunun duymamış olması imkansız. Autumn Tale işte bu serinin ilk dizisi. Sonrakiler Winter Sonata, Summer Scent ve Spring Waltz diye gidiyor. Sıra atlamışlar farkettiğiniz gibi. Autumn Tale’in reytingleri de ortalama %30’lardaymış (heralde 1. olmuştur bu yüzdeyle), yani bayağı sevilmiş, ben de Kore’li ahjumma ve ahjussi’lerin zevkine güvendiğim için o gazla bir çırpıda bitirdim izlemeyi.

Winter Sonata ile ilgili de birkaç kelime etmek isterim. Çokça duyuyorum bu sıralar, o dizi bir zamanlar Kanal D’de geceleri yayınlanmıştı diye. Ne diyelim ziyan etmişler, Trt gibi değer verip gündüz kuşağına koysalardı şu an Trt’nin Kore manyaklarından aldığı reytingin en az 2 katını onlar alırlardı. Yine isyanlardayım, neyse. Diyeceğim o dizinin konusu tam bir Türk filmiymiş. Arkadaşım böyle dediğinde ben “peh” diye küçümsedim. Ne de olsa kimse bizim kadar orijinal konular bulamaz diye düşünüyordum. “Nasıl benzeyebilir ki, trafik kazası geçirip kör mü oluyor?” Ben böyle deyince arkadaşım gülmekten kıpkırmızı oldu. Hakikaten de ana karakter bir kaç kez trafik kazası geçiriyor, arada da kör oluyormuş.

Evet, Autumn Tale de aynı Türk dizisi gibi. Konu zengin ve fakir ailelerinin çocuklarının doğum sırasında karışması. Gerçekten de klasik bir konu. Ama Türk filmi olup bazı olaylar gözümüze gözümüze sokulunca ben değil ağlamak kahkahalarla gülüyorum. Mesela kan tükürmek. Bu da klasik ötesi vezgeçilmez bir unsurdur Türk filminde. Başına sürekli kötü olaylar gelmekte olan kahramanımız daha öksürmeye başlamadan derim ahan da verem olacak, kan tükürecek. 2 dakikaya kalmadan kızımız(özellikle Hülya Koçyiğit) verem olmuştur, ortası kanlı mendile hemen zoom yapılır, 10 saniye ekranda o gözükür. Autumn Tale’de de bir Türk filminin olmazsa olmazlarının çoğunu gördüm. Niye ağladım peki. Çünkü Kore ağlatmayı çok iyi beceriyor. Ben oyuncuların ağladığı yerlerde ağlamıyorum çoğunlukla. Aksine aralarda ne kadar zor durumda olduklarını gösteren yerler beni etkiliyor. Bu film için adamın sevdiği kız hastalanınca hiçbir şey olmamış gibi davrandığı, oturup yemek yediği yerlerde çok ağladım mesela. Ve tabii “Siz kardeşsiniz..” geyiğinden bahsetmiyorum bile.

Autumn Tale/ Autumn in My Heart/Ga-eul-dong-hwa

autumn tale poster

Solda Eun-suh, sağda Joon-suh; kaşlar küçük emrah pozisyonunda geleneksel ağlama seanslarından birindeler..

Oyuncular

Song Seung-hun: Joon-suh rolünde. Kız kardeşini çok seven abi oluyor kendisi.

Bu arada bahsetmeden geçsem ölürüm. Biz de askere gitmek istemeyen, bu yüzden türlü numaralar çeviren ünlüler çoktur. Kore’de de durum aynı. Song Seung-hun’da sırf askere gitmemek için bir ilaç mı ne içmiş, kanında bir madde bulununca askerlikten muaf tutuluyormuş çünkü. Sonra bu olay açığa çıkınca tıpış tıpış gitmiş.

Benim bildiğim ikinci asker kaçağı Koreli aktör de Windstruck ve bu aralar popüler olan Chuno’nun Jang-hyuk’u. Bu adamı da severim oyuncu olarak.

Song Hye-kyo: Eun-suh rolünde. Abisini çok seven kız kardeş :)

Zavallı Song hye-kyo oyunculuk kariyeri boyunca hep temizlik yapmış. Autumn Tale yetmemiş Full House’da da temizlik yaptırtmışlar.

Won Bin: Aynı anda hem çapkın, hem sevimli, hem utangaç, hem karizma, hem zengin, hem Won Bin, tae-suk oppamerhametli.. Bu tarz çapkın karakterler benim vazgeçilmezim. Ne yalan söyleyeyim, her dizide gözüm böyle bir oyuncu arıyor. Rolü Joon-suh’nun arkadaşı Tae-suk, sarımsı kızılımsı saçlarıyla, ressam, golfçü, otel müdürünün en sevdiği oğlu vs vs.

Aslında Won Bin hakkında bir yazı yazacaktım ama son anda vazcaydım. Çünkü her dizi ya da filmden sonra yeni rastladığım iyi bir oyuncu için böyle gaza geliyorum :) Won Bin’i de ilk defa bu dizide izledim, oyunculuğunu da çok başarılı buldum, hele ki tüm dizi boyunca artist artist kasılan Song Seung-hun’la karşılaştırınca. (Yanlış anlaşılmasın onu da severim)

Won Bin (asıl adı Kim Do-jin) 1977 doğumlu, ilginç bir şekilde kariyerine başlayan bir oyuncu. 5 çocuklu bir ailenin en küçüğüymüş. Fakir bir ailenin çocuğu. Küçüklüğü dağlarda bayırlarda oynayarak geçmiş. Akşamları eve kapkara bir suratla dönermiş. Bunu uydurmuyorum ha, okudum Wiki’den :) Amma velakin çok utangaçmış. Büyüdüğünde bile öyle kaldığını söylüyorlar, inanmam. Konuşkan olmamasına karşın sporda iyiymiş, hatta tekvandoda siyah kuşakmış kendisi. Motor yarışlarını ve arabaları sevdiği ve mekaniker olmak istediği için (tüm hayat hikayesini bu ayrıntı için yazıyıyorum..) bununla ilgili bir liseye girmiş. 18 yaşında, lise sondayken bir televizyon kanalında işe başlamış, sonra ver elini oyunculuk dersleri, diziler vs. Autumn Tale öncesinde hep dizilerde oynayan Won Bin, diziden kazandığı kocaman ünü yanına katarak, sonra da hep filmlerde oynamış. Bir de Kore-Japon ortak yapımı Friends adında 4 bölümlük bir dizi çekmiş ki bu sayede Japonya’da oldukça meşhur olmuş. Çook meşhur bir film olan Taegugki’de iyiden iyiye ünlenmiş. Bu arada üniversiteda sanat bölümünü bitirmiş. Sonra askere gitmiş, hatta gönüllü olarak sınırda görev yapmış ama tamamlayamamış çünkü o sene ön çapraz bağ yırtığı olmuş ve sonrasında 1 sene rehabilitasyon görmüş. Sonra Unicef  iyi niyet elçisi olmuş. 2009’daki filmi “Mother” Cannes Film Festivaline gitmiş, oppa da kırmızı halıda yürümüş. O filmini izlemedim ama akıl hastası bir oğlanı oynuyormuş okuduğuma göre. Yani her türlü rolü oynamış. Bir sürü ödülü var kendilerinin. Oyunculukla ilgili olanlar bir yana “Coolest Guy Celebrity” ve “Most Beautiful Man” dallarında da(!) ödülleri var(Bilemiyorum kızlar, ne diyorsunuz siz?) Oynadığı bin tane reklam filminin arasında en ilginç bulduğum seksi patates cipsi reklamı, ahahaha

Han Na-na:  Joon-suh’un sevgilisi Yumi rolünde. Kafasını koparmak istediğim kız.Full House’un Hae-won’undan bin kat sinsi ve bencil.

Moon Geun-young: Eun-suh’nun çocukluğunu oynamış. İlk bölümde gösterdiği oyunculuğu görüp 5-10 sene sonraki filmlerinde gösterdiği oyunculukla karşılaştırınca bir arpa boyu bile yol gidememiş olduğunu farkedip çok hayal kırıklığına uğramıştım. Tıpatıp aynı mimikler, aynı hareketler, seneler içinde en ufak değişiklik yok. Ama hakkını verelim ağlattı beni, güzel oynamış.

Han Chae-young: Shin-ae’yi oynayan bayan. Kafası koparılası ikinci karakter de bu. Delightful Girl bilmemne diye bir dizide ve BOF’da oynuyordu bu kadın. İlk bakışta tanıyarak aa kesin o dedim, ama sonra yok be, hiç alakasızmış diyerek vazgeçmiştim :) Oyuncu listesini görünce ikinci bir şaşkınlık oldu.

Konu

Hastanede zengin ve fakir ailelerin bebeklerinin karışmasıyla dizi başlıyor. Şöyle ki, zengin ailenin oğlu olan 1-2 yaşlarındaki Joon-suh babası farketmeden küvözlerin olduğu odaya girer ve bebeklerin etiketlerini yerlere fırlatır, hemşire de etiketleri yanlış yerlere takar. 14 sene sonra zengin ailenin kızı olarak büyümüş olan sevgi dolu pıtırcık kız Eun-suh’nun kaza geçirmesiyle kızın O grubu kan taşıdığı anlaşılır. Oysa anne ve baba B grubudur. Hastaneye gidilir, karışma olduğu doğrulanır ama gerçek kızlarıyla karşılaşmak istemezler. Eun-suh gibi kıza can kurban tabii. Ama asıl kızları olan Shin-ae Eun-suh’nun sınıfındadır, istemeden de olsa onunla karşılaşırlar. Bu durumdan abi Joon-suh’nun hatta sonradan Shin-ae’nin de haberi olur. Bir zavallı Eun-suh bihaber dolanmaktadır ortalarda. Zaten o da fakir ailenin kızı olduğunu Shin-ae evlerine dayanıp bağıra çağıra söylediğinde öğrenir ve şok olur. 2. bölümde yaklaşık buralarda ağlamaya başlarsınız. Eun-suh fakir olmasına rağmen, o yaştaki çocuk için inanılmaz olgunluklar gösterir, Shin-ae onu okulda hırsızlıkla suçlamasına rağmen susar, ağlarsınız. Gerçek annesinin yanında kalmak ister, diğerleri alelacele Amerika’ya giderler, kız susar, usul usul ağlar, siz ağlarsınız.

10 sene boyunca Eun-suh ailesiyle hiç görüşmez, fakirlik ve zorluklarla dolu bir hayatı olur. Okulu bırakır. Bir otelde operatör olarak çalışmaktadır. Joon-suh Amerika’da tanıştığı bir kızla nişanlanmıştır. Ülkesine geri döner. Kardeşini aramaya başlar. Bu sırada Amerika’da beraber okuduğu arkadaşı Tae-suk’la da buluşur. Tae-suk, Joon-suh ve nişanlısı Yumi okuldan tanışan ressamlar. Tae-suk tesadüfen otelinde çalışan Eun-suh ile tanışır ve çapkın olmasına rağmen ona karşı olan hislerinde ciddi olduğunu farkeder. (Hatta ona yakın olmak için operatörlükten oda temizlikçiliğine aldırıyor)

Joon-suh Eun-suh’yu bulduğunda aralarındaki ilişki depreşir. Ama herkes bu aşkın karşısında durur. İşler hiç de kolay olmayacak. Hele bir de Yumi bileklerini kesip intihara teşebbüs edince Joon-suh bedeniyle Yumi’nin yanında kalmayı seçecek ve işler iyice sarpa saracak.

 

Sevdiğim Bölümler

  • En sevdiğim sahne Eun-suh’nun anne, baba ve abisinin ardından koştuğu, uzaklaşan arabaya ağlayarak baktığı, onlara sessizce veda ettiği sahneydi. 14 sene boyunca anne, baba de, sonra seni bir çırpıda terkedip veda bile etmeden Amerika’ya gitsinler. Ne hüzünlü sahneydi be.

autumn tale- resim15

  • Joon-suh’nun yaptığı bardaklar. Dizi için kilit değeri var, sonraları sayelerinde pek çok şeyler farkedildi, pek çok duygular depreşti sayelerinde. Hatta Eun-suh evden ayrılıp gerçek annesinin yanına gitmeye karar verdiğinde ailesi yerine tek tek bu bardakları öpüp vedalaşmış, kendi bardağını yanında götürmüştü.  Kendi adıma çok sevdim bardak fikrini, bir ailenin edinmesi gereken güzel bir şey aile kupaları.

autumn tale- resim18

  • Anne ve koskoca kızın beraber banyo yapması. Kızlar 15 yaşında annenizle banyo yapar mıydınız? Peeeesss :)

autumn tale- resim17

  • Kız kardeşinin giydiği jüpona büyük bir zevkle bakan erkek kardeş (bunu yazmasam ölürdüm:) evet biliyorum kötüyüm, çok kötüyüm)

autumn tale- resim25 autumn tale- resim24

  • Evin kuşbakışı manzarası, güzeldi

autumn tale- resim2

  • Tae-suk ile Eun-suh’nun tanışmaları şöyle komik bir hikayeyle oluyor: Bir gün Tae-suk içmiş içmiş, almış eline telefonu otelin operatörünü arıyor, niye bu oda bu kadar havasız diye. Karşıdaki görevli de Eun-suh. Kız ne dediyse oğlanı bağırmaktan alıkoyamıyor. En sonunda sinirleniyor tabi. “Havalandırmada bir sorun var demek ki, o halde size basit bir tamir yolunu öğreteyim. Banyoya gidin, duş başlığını sol elinize alın ve başınızın üstüne kaldırın” Tabii bu sırada Tae-suk kör kütük sarhoş düşünmeden söyleneni yapıyor. “Üstündeki düğmeyi görüyor musunuz, ona basın” Basmasıyla sırılsıklam olması bir oluyor, böylece odanın sıcaklığı sorununa çare bulunmuş oluyor :) Ve Eun-suh bağırıyor “Ben 37’yim ve 2 çocuğum var” Bundan sonra Tae-suk sürekli operatörü arayıp Eun-suh’yla konuşmaya başlıyor. Onu görüp de gayet 20 yaşında olduğunu anladığında Eun-suh kıvırıyor. Çocuklar benim demedim. Ayrıca sporcu olduğunuzu düşünmüştüm, bu yüzden 37 numarayım demek istedim…

autumn tale- resim19 autumn tale- resim20

  • Taş kağıt makas oyununda Eun-suh’nun sürekli taş seçmesi. Abisinin bunu bilip kullanması. Sadece bir kez yenildi Eun-suh’ya onda da şöyle dedi: Eğer kardeş olmasak da karşılaşır mıydık? Eun-suh: Tabii ki. Joon-suh: O halde sen kazanırsan karşılaşırız, ben kazanırsam karşılaşmayız… İlk ve tek makas seçtiği gün o gündür işte. 
  • “Günahlarını affediyorum.” (no he çerul sahanura). Birbirlerini affettiklerinde hep bunu söylüyorlardı.

autumn tale- resim14autumn tale- resim13

  • 2000’de sadece zenginlerde cep telefonu vardı. Mesela Eun-suh fakirdi. Onun bir çağrı cihazı vardı. Ona çağrı atanları sabit hattan geri arardı, muahhaahh O yüzden Joon-suh ile hep buluştukları yer, hemen telefon kulübesinin yanı
  • Sonuna kadar mala çevirdiler adamı yalnız, bir kardeşin değil o senin diyorlar kızı terkedip gidiyorlar. Sonra siz kardeşsiniz, birlikte olamazsınız diyorlar. En sonunda Joon-suh’da isyan etti anne babasına. 10 sene önce o bizim kızımız değil diye terketmiştiniz Eun-suh’yu diye. Orada nasıl gaza geldim anlatamam. Yürü be koçum, kim tutar seni..
  • Aile fotoğrafı: Soldan itibaren: Joon-suh, Yumi, baba, anne, Eun-suh, Tae-suk

autumn tale- resim22

  • Annesi: Bana hayatımın sonuna dek yetecek kadar kıyafet almışsın

          Eun-suh: Öyle olsa çok iyi olurdu

  • Diğer bir çoook acıklı sahne. Eun-suh doktora “Sallacuseyo” diyip duruyordu. Kurtarın beni.. Bu arada karşıdan onun içler acısı halini gören Tae-suk bir o kadar acı çekiyordu. İşte burada sigara konusuna değinmeden geçemeyeceğim. 2000’de şimdiki gibi bir sigara hassasiyeti yoktu herhalde. Dizi boyunca bir Joon-suh tüttürdü, bir Tae-suk :)

autumn tale- resim9 autumn tale- resim10

  • İnsanın iki annesinin olması.. Fikri bile güzel, canın sıkıldıysa, kavga ettiysen diğerine koş :)

autumn tale- resim6 Soldaki gerçek annesi, sağdaki onu büyüten.

  • Bir keresinde Eun-suh arkadaşına “Gerçekten aşıksan, onu sevmek için hiçbir nedenin olmaz” demişti. Sonraları Tae-suk ona “Bana bir şans ver” deyince, Tae-suk’a onu neden sevdiğinin 3 nedenini sordu. Oppa biraz düşündü ve bir neden bulamadı. İşte o zaman gerçekten aşık olduğunu anladı.

autumn tale- resim3 autumn tale- resim4

  • Tae-suk oppanın hiper süper gözlükleri, hele resim yaparken iyice komik gözüküyordu. Zaten şu dizide arada bir suratımız güldüyse %100 nedeni Tae-suk’du.

autumn tale- resim5

  • Joon-suh Eun-suh’ya; “Artık sana söylemek istediklerimi sesli olarak söyleyemem” derken oturdukları cafede fondaki şarkıdaki cümle: “i wish you could know how much i love you”
  • Joon-suh’nun kendi çapındaki sürprizi, o saatten sonra oyundan da olsa evlensen nolur abicim.

autumn tale- resim8 autumn tale- resim7

Feci spoiler vereceğim şimdi, o nedenle bundan sonrasını beyaz yazıyorum, diziyi izlemiş olanlar yazıyı tarasın.

  • Eun-suh’nun hastalanınca ilk merak ettiği şey, ne kadar ömrü kaldığı oldu. Babası da lösemiden ölmüş, doktoru bunun ailesel geçen bir hastalık olduğunu söyledi. O da annesine babasının hastalanınca ne kadar sürede öldüğünü sordu. Sorma nedeni 2 aydan uzun olup olmadığını öğrenmekti. Çünkü sevgili oppası Amerika’ya gitmeden ölmek ve onu üzmek istemiyordu.(Aptaaaal kız). Hastalığı da ona verilmiş bir ceza olarak gördü. Zaten dizi boyunca bunu vurgulayıp durdular, cezalandırılacaksınız, cezalandırılacağım, cezalandırılacağız… Aferin istediğiniz oldu.
  • Bana kalırsa kız babasından gelen genetik özellikten dolayı lösemi olmadı. Yaşadığı stresten dolayı oldu. O kadar baskı yapsan 60 milyar dünya nüfusundan 1 tane bile sağlam kalan çıkmaz :)
  • Eun-suh’nun hasta hali çok inandırıcıydı, göz altlarını koyulaştırmışlar. Nasıl da hasta gözüküyordu..
  • Saraydaki Mücevher’de Lady Han Cangema’nın sırtındayken öldüğünde resmen travmatize olmuştum. İlk defa bir diziye ağlamam o sahneyle olmuştur.(Önceden ağladığımı hiç hatırlamıyorum, çok samimiyim) Aynı şekilde Eun-suh o hasta haliyle Joon-suh’nun sırtına çıktığında bilgisayar başında yalvardım, nolur aynı haltı yaşatmayın bana diye. Yetmezmiş gibi Joon-suh sırtında ölü kızla, dizi boyunca sürdürdüğü içim kan ağlar ama yüzüm güler aldırmazlığıyla saatlerce yürümeye devam etti. Göz yaşım o zaman gerçekten bitmişti..

autumn tale- resim12

Son bir şey. Bu kadar hüzünlü bir dizinin sonu geldiğinde ben gülüyordum. Sağolsunlar Türk filmlerini aratmayacak bir sonla bağlamışlar. Olsundu… ahahahahah

 

 

 

 

 

autumpx9

    Böyle bir fotoğrafı niye çektirmişler hiç bilmiyorum. Ama belki Joon-suh karakterini sevenlerin hoşuna gidebilir diye koydum. Ben Tae-suk oppacıydım:) O yüzden aşağıdaki resmi daha çok sevdim

autumn9qh8

Bunu sevdim, bir daha olsa yine yaparım! Yine izler yine ağlarım.

Reklamlar
50 Yorum leave one →
  1. Mart 5, 2010 6:54 am

    Şimdi bunlar kardeşmi değil mi? Nedir netice?

  2. bunusevdim permalink*
    Mart 5, 2010 8:30 am

    Hahah o kadar mı kötü anlatmışım, kardeş değiller ama doğumda karıştığı için bebekler 15 sene kardeş gibi büyüyorlar

  3. Mart 5, 2010 8:37 am

    Ya şimdi nasıl yapsam nasıl yapsam durdum kaldım biliyor musun? İzlesem mi izlemesem mi. Resmen arada kaldım. Neden şöyle açıklayayım. Şöyle bir fotoğraflara göz gezdirdim hemencecik gözlerim doldu( çok hisli bir insanım) anladım ki hüngüriyet olucak benim için bu dizi. Dedim izlemeliyim. Hele hele Woo Bin varmış nedemek beklemem ayıp. Ama türk filmi kıvarmındaki bazı sahneler ve sen demişsin ya sonu için “gülüyorum” diye. Dedim anaaam şimdi nasıl olcek bu?
    Misaya gönlünü vermiş, adını duyduğunda bile şuan hala gözleri dolan bir insan olarak soruyorum sevgili arkadaşım “Şimdi ne yapmalı?” Gözüm kapalı izleyim mi? Daha doğrusu bu aralar yoğunluktan hak ettiği muameleyi gösteremem ama en azından listeme ekleyeyim mi?

  4. bunusevdim permalink*
    Mart 5, 2010 4:02 pm

    Misa’yı sevdiysen izlemelisin kesinlikle. Şöyle ki fotoğraflarını koyduğum sahneler en az hüzünlü olanlar. Diğerlerini koyamadım izlerken kimsenin tadı kaçmasın önceden öğrenip diye. Ağladığım sahneler hiç yok buradakilerde mesela.
    Sonunda gülme meselesine hiç takılma sen. Komiklikle dizinin hiçbir yerinin uzaktan yakından alakası yok. Sadece başlarda Won Bin sayesinde ortam şenleniyor biraz o kadar. Ben biraz her şeye kusur bulduğum için sonuna güldüm dedm. Bence sonu kesinlikle olması gerektiği gibiydi. Sadece farklı bir şekilde anlatabilirlerdi. İzlersen anlarsın
    Listeye ekleyip bir de torpil yapılası bir dizi bu.

    • Mart 5, 2010 5:33 pm

      Ben fazla empati kurabilen biri olduğum için heralde -aslında normalde böyle değilimdir biliyormusun, kendim için veya etrafımdakiler için öyle pek ağlamam ağlayamam öyle diyim- ama böyle dizilerde, filmlerde bişiler oluyor ben kendimi tutamıyorum ve hüngür hüngür ağlıyorum. Şimdi en sevdiğim sahneler diye yazmışssın altınada kızı bırakıp giderlerkenki fotosunu koymuşsun ya ona bakınca bile gözlerim doldu benim. Ama tamam torpille listeye koyuyorum izleyeceğim :)

  5. bunusevdim permalink*
    Mart 5, 2010 7:00 pm

    Aa evet bak orada çok ağlamıştım. Ama 2 yada 3. bölüm olduğu için spoiler olmaz diye koydum onu. Moon Geun-young’ın küçücük boyuyla oyunculukta devleştiği 3 bölüm izliyorsun. Zaten sonra tık ilerleme yok dediğim gibi, hahahah
    Ben de senelerdir hiç duygulanıp ağlamayan biri olarak Kore camiasına adımımı attığımdan beri her izlediğim Kore yapımına ağlıyorum. Ama memnunum açıkçası :)

  6. Mart 6, 2010 12:49 pm

    ‘Kardeş gibi büyüyorlar’ olayından sonra izlememe kararı verdim. Sevmiyorum böyle hikayeleri. 15 sene aynı evde kardeş gibi mi büyüyorlar? Sonra aşık mı oluyorlar birbirlerine? Sonra da kız ölüyor. Biz de bunu Koreliler yaptı diye izleyip, ağlıyoruz. Kesinlikle alay etmiyoruz :)))

    • Mart 6, 2010 2:03 pm

      Buna edebiyatta ne diyorlardı? Tariz di galiba. :) Doğru söylüyorsun aslında yerli bir yapımda olsa katıla katıla gülerim, hani burun kıvırırım kimseyede izletmem, burunlarından getiririm. Ancak heralde kore sempatisi herşeyi örtbas ediyor :) Bir şans vermek lazım…

  7. Mart 6, 2010 3:43 pm

    Tarizle alakasını kuramadım ama olsun :) Aynı şey MİSA için de geçerli. Arabeskin alası. Dramı bu kadar abartarak anlatan bir yapım ancak Türkiye’de olur ama Misada gebere, gebere ağladık hepimizi :) Bu dizi ile ilgili: Yani ben bu aile içi ilişkilerin anlatıldığı yapımları sevmiyorum. Zaten çok da drammış gerek yok. Sinirim bozuluyor ciddi ciddi. Bazı şeyleri normalmiş gibi sunuyorlar kaldırmıyor midem. Bu dizi için böyle midir bilemeyeceğim ama böyle yapımlar var. Bknz: Old Boy. Neyse kendi kendimi sinirlendirmeyeyim yoktan yere ha ha ha :)))

  8. bunusevdim permalink*
    Mart 6, 2010 9:18 pm

    Bu aile içi/ erkek-erkek ilişkileri ikilem gerçekten, düşününce insan soğuyabilir, filmde/dizide nasıl anlatıldığına da bağlı olarak. Ama Old Boy tarzı bakış açısıyla hiiiiç alakası yok.
    Bir de komiktir bunlar daha çocukken bile birbirlerini seviyorlardı. Annesi kıza soruyor büyüyünce nasıl biriyle evleneceksin diye, kız oppayla evlenicem diyor. Oğlan kıza sevdiğim biri var diyor, ki seyirci olarak anlıyoruz ki sevdiği kişi kız.(Galiba insan hissediyor kardeş olmayınca:) ) Ama tabi küçük çocukken birbirini seven abi-kardeş sadece. Kaldi ki kardeş olmadıkları ortaya çıkar çıkmaz, madem kardeş değilmişiz hemen evlenelim olmuyor ki. Aradan 10 sene geçiyor, bir çocuğun 10 sene sonraki halini düşünün, ne kadar değişiyoruz.
    Her neyse neticede Joon-suh oppa’nın dediği gibi, aralarında bir damla bile kan bağı yok, birlikte olmalarında nasıl bir sakınca olabilir ki. İnsanlar çocukluk arkadaşlarıyla evleniyorlar. Küçükken oyun oynadıkları, tüm vakitlerini beraber geçirdikleri insanlarla. Onu geçtim akraba evliliğinin %25 olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Kuzenler evleniyor.
    Ha eğer diyorsan ki kuzenlerin evlenmesi midemi bulandırıyor; o halde izlememeni tavsiye ederim :)
    İçinizi rahatlatmak için söylemiyorum ama bu çok sakin bir dram, hiçbir şey gözünüze gözünüze sokulmuyor. Her şey o kadar doğal, o kadar “gerçekten yaşanılabilir” geçiyor ki. İnandırıcıydı bence. Tavsiye ediyorum

  9. Mart 6, 2010 9:27 pm

    Ha eğer diyorsan ki kuzenlerin evlenmesi midemi bulandırıyor; o halde izlememeni tavsiye ederim :)

    Aynen öyle diyorum tatlım :))) Ama bir dakka aradan 10 sene geçipte araya mesafeler, zaman falan giriyorsa bir derece ama öbür türlü ı-ııhh.

  10. bunusevdim permalink*
    Mart 6, 2010 9:38 pm

    Evet unni, hem zaman, hem mesafe var arada. Üstelik bu sürede birbirlerinden hiç haberleri yok. Resmen naz yaptın, hahahaha. Asya dizi ve filmlerini çok izleyen biri olarak nasıl bu kadar hassas kalabildin hayret :)
    Bu arada öyle yazmışım ki neredeyse kuzenlerin evlenmesine bayılıyormuşum gibi. Hiç hazetmem. Ama düşününce, nedense bir şeyler izlerken karakterlerin gerçek hayatta sevmediğim şeyler yapmasını çok umursamıyorum

  11. Mart 6, 2010 9:52 pm

    Ya sütten ağzım yandı. Yoğurdu üfleyerek yiyorum. Old Boyu babamla izledim ben o kadar methettiler ki. Aklıma gelmedi uygunsuz olabileceği oradan beri tetikteyim ha ha ha. Diğer mevzuya gelince inan aile içi ilişkilerin bu tarz işlendiği hiç bir yapımı izlemedim. Bu konuda fazla sert ve katı olabilirim. İzlemeden filmle ilgili bir şey demek doğru değil ama ben genel konuşuyorum. Yani kerdeş gibi büyüselerde ben rahatsız olurdum ama yine de kardeş olmadıklarını biliyorlar diye rahatlardım. Çocukluktan beri birbirlerini sevmeleri olayı bana ters geldi. Yıllar sonra karşılaşmış olsalar neyse. Öyle yani güzel kızım :) Sen boşver beni izleyip beğendiysen tadını çıkar :)

  12. bunusevdim permalink*
    Mart 6, 2010 9:57 pm

    Şimdi anladım niye senin bu kadar hassas olduğunu, eğer old boy’u babamla izleseydim, muhtemelen o izlediğim son kore filmi olurdu :) amaaan, sana dizi mi yok, nasılsa korede oppa çok :) gong yoo’da döndü, o yapsın artık birkaç dizi. Bu arada şöyle bir baktım da bu yaza doğru bayağı güzel planlar var dizi aleminde

  13. Mart 6, 2010 10:04 pm

    Ha ha ha. Oppam önce bir film çekecekmiş sonra da dizi. Allahım öldük beklemekten. Korede Oppa çok ya olmaz mı? :) Hepsi benden genç ama olsun Sİ JUB değil. Lee Seon da değil hem de baya yaş var aramızda onlarla :)) Yalnız Nam Gil bir yaş küçük bennden. Bir de Nam Gil ne komik Türkçede söyleyince. . Halamgiller gibi. Jetgiller gibi :))))

  14. bunusevdim permalink*
    Mart 7, 2010 5:56 pm

    si jub kısaltma mı? lee seon-.. nedense bana daha da yaşlı gelmişti hep, neredeyse harabuci olacak yaşta gibi hahaha. Nam gil iyiymiş unni, ayarlamaları yapalım :) artık tanıtmakta güçlük çekmezsin hem, namgillerden der geçersin

  15. Mart 7, 2010 8:56 pm

    la fea oldboy’a olan nefretini çözdüm şimdi zaten ben de enseste karşı çok katıyım ve her normal insanın da öyle olması lazım bence. bu’nun dediği gibi ben de babamla izlesem herhalde hayatımın en kötü saatlerini geçirirdim. ama yine de oldboy’da bunu destekleyen veya normal karşılayan bir tutum göremedim ben. adı üstünde bildiğin bir psikopatın akıl almaz intikamıydı, baba sadece kurbandı. kızkardeşine aşık olup bile bile bunu yapan adam zaten normal, masum biri gibi gösterilmemiş. ağlayıp acı çektiği bir kaç sahnenin gösterilmesi onu masumlaştırmamış bence. tabi zevk meselesi, ben de uzak doğuluların bu tür yapımlarını beğenmiyorum. ama izlemeyip konusunu okuduğum bazı filmlerin yanında oldboy masum kalıyor çünkü burda ilişki bilinmeden yaşanıyor, bazılarında bunu masum bir aşk gibi göstermeye çalışanlar var ki konularını okudum sadece yaklaşamadım bile :)

    bu diziye gelirsek sadece ilk bölümünü izlemiştim bir zamanlar, orda çocuk kızkardeşi olduğunu düşünüyordu sanki ve ilgi duyuyor gibiydi. hatta uzun zaman kardeşi değil komşu kızı olduğuna inanmak istedim. tabi bu tamamen benim yanlış anlamam olabilir, öyleyse bun use düzeltir zaten ama o yüzden pek hoşuma gitmemişti benim.
    (biraz kafa ütüledim galiba)

  16. bunusevdim permalink*
    Mart 8, 2010 9:01 am

    İşte dediğim gibi, bir kızın babasına aşık olması gibi bir sevgi var aralarında. Nasıl ki en hayran olduğun erkek baban yada abin olur mesela. Eğer bunları kardeş olarak bıraksalar asla birbirinden ayrılmayacak mutlu mesut yaşayacak 2 kardeş olurlardı. O şekilde işlenmiş. Kim’cim en azından ben öyle gördüm.
    Ama unnime ne dersek diyelim haklı olarak Old Boy kızgınlığı geçmeyecek. Artık onun açısından hak da veriyorum açıkçası.

  17. Mart 8, 2010 9:13 am

    Ya bu zamana kadar izlediğim hatta şöyle diyim, başlayıp devamını getiremediğim bir film var ensest ilişkilerle ile ilgili. Bilmiyorum duydunuz mu matsumoto jun’un oynadığı “I Love My Younger Sister” Diğer bir adıyla “My sister, My love” Bunlar ikiz kardeşler. Biri kız biri erkek. Kız kardeşine düşkün hani ama kardeşi ona aşık. Yani burdaki gibi aslında kardeş değiller olayıda yok. Ama işlenecek bu konular kaçışı yok. Zaten böyle şeyler olmasaydı bu tür senaryolar yazılmazdı. Ancak bi bakımada iyi oluyo böyle şeylerin çekilmesi çünkü insanın gözünü açıyor. Normalde farketmeyebilirsin ama aklına bu tür yapımlar sayesinde şüphe düşer önlemini alırsın yani. Etrafımda böyle bir şey olsa ne yapardım bilmiyorum ama öyle bir durumla karşılaşmayalım, ne yapıcaz şimdi durumlarında da kalmayalım.

  18. bunusevdim permalink*
    Mart 8, 2010 9:27 am

    Acaba semmi94’ün bloğunda yazdığı filmden bahsediyor olabilir misin. Orada da bayağı tartışılmıştı ensest ilişkiler.
    Ama yapmayın böyle, canım Autumn Tale’in adı çıkacak ensest ilişkileri konu alıyor diye. Gayet saf ve temiz bir diziydi. Yalnız yırtıyorum kendimi burada dizinin adı karalanmasın diye, hahahh

  19. Mart 8, 2010 9:58 am

    Yok canım ben zaten bu dizi için konuşmadım yahu. Zaten burda öyle bir durum yok ki. BEn bunu izleyeceğim. Ağlamak istiyorum :D

    • bunusevdim permalink*
      Mart 8, 2010 1:41 pm

      Bu kararını sonuna kadar destekliyorum:) Filli mendiller, çok yaşaaaaa

  20. Mart 8, 2010 1:10 pm

    Kimbambsuşi: Sonunu düzgün bağlasalardı sevebilirdim Old Boyu bir de herşey bir yana çok büyük bir beklentiyle izledim o yüzden hayal kırıklığımda, öfkem de büyük oldu.

    Güzel kızım yanlış yazdım So Ji Sub ya Lee Seon YİSAN daki adam nasıl o kadar yaşlı dersin :) 73 doğumlu. Ha senden epey büyük o ayrı bir mesele :))

    Sermin: O hikayeyi okudum, tanıtımını bile izlemedim. İzlememde. Diğer dediklerine tabiiki katılıyorum. Yani benimde çevremde allaha çok şükür böyle şeyler olmadı ama rahatsız olmak için illa yaşamak gerekmez değil mi? :)

  21. Mart 8, 2010 1:44 pm

    @ La fea
    Tabi canım zaten o cümlelerin altında gizli bu düşünce. Bende rahatsız oluyorum. İnsan ister istemez düşünüyor. Hani benimde bir erkek kardeşim var aman allahım düşünmek bile istemiyorum yani. Eğer hayatımda imkazsızlık varsa başı bu çekiyor. Çünkü genellikle adidasın impossible is nothing sloganı benliktir:D. Ama abicim bu olayın nothing’i mothing’i yok yani bildiğin imkansız bir durum :) Allah hiç kimseyi o psikolojiye düşürmesin yarabbi (Aminnnnn) :)

  22. bunusevdim permalink*
    Mart 8, 2010 1:46 pm

    Sonradan anladım onu unni, ben pastadaki adamdan bahsediyorsun sandım, onun da adı lee seonlu birşeylerdi galiba.

  23. Mart 8, 2010 2:35 pm

    Canım inanmayacaksın ama o da 75 doğumlu inanamıyorum daha büyük gösteriyor :( Lee Seon çok daha yakışıklı ve genç ama adam taş ya kendine o kadar bakmış karın kası yapmış :) Hem en güzeli de kariyerine başlamadan askerliğini yapmış bitirmiş ne olsun daha.

    Pastadaki beye gelince onun da kendine ait bir karizması var. Bir çekiciliği var yani. O da ne de olsa bizim Acuşimiz :)

    Şermin öyle bir şey bir sapıklık, bir hastalık olurdu zaten. Neyse fazla uzatmayalım seviyoruz Korelileri :)

  24. bunusevdim permalink*
    Mart 8, 2010 3:03 pm

    Unni, acuşi için sen de amcan yaşında gibi hissettin değil mi:) Hani denir ya çirkin ama sevimli diye, adam aynı öyle.

  25. Mart 8, 2010 4:27 pm

    Acuşim yaşlı görünüyor ya ama o kadar da değil. Bence çirkin değil gayet yakışıklı ama farklı bir havası var. :)

  26. Mart 9, 2010 12:01 am

    hepimiz karşıyız zaten reel hayatta, bir filmi beğenip beğenmemek de kişisel bir tercih sonuçta, herkes düşüncesini belirtir geçer.

    bu’cum ben de yorumu korkarak yazdım, dizini boş yere harcamak istemem. neyse sen de düzeltmişsin zaten.

    neyse ya amann bence de ji sub’ım varkene bu can sıkıcı konuları konuşmayalım. onun eriten bakışlarını konuşalım, gong yoo’nun gülümseyişini konuşalım dimi :)

  27. bunusevdim permalink*
    Mart 9, 2010 9:13 am

    Kim’cim, So Ji-sub’un eriten bakışları deyince aklıma şu fanları arasında bomba etkisi yapan enteresan pozlu fotoğrafları geldi. Ben aslında bu kadar magazinsel bir insan değilim ama bu insanların yediği haltları duyuyorum sürekli. Neyse belki de paraya ihtiyacı vardı zavallının, hhahahha
    Senin de dediğin gibi Autumn Tale artık benim dizim oldu. Bir de ben biraz inatım, bana ne kadar tersini söylersen o kadar severim. Ama umuyorum ki başka sevenlerde bir gün buraya gelip yorum yazacaklar, bu dizi bunusevdim’in dediği gibi naif bir diziydi diyecekler :)

  28. Mart 9, 2010 9:43 am

    bunusevdim hangi fotoğraflar onlar benim haberim yok!! Çok merak ettim şimdi.
    Birde So ji deyince bu muhteşem kraliçedeki chun chu için little so ji sub diyorlarmış. Takma ismi oymuş yani. Şöyle bir baktımda gerçekten benziyor gözleri ve bakışları.

  29. bunusevdim permalink*
    Mart 9, 2010 5:16 pm

    Evet bende duymuştum öyle dendiğini. Yalnız çunçunun çok ilginç ve kendine has bir tipi var, oyunculuk da iyi, daha nolsun geleceği parlak
    so ji sub’un fotoğraflarını bilmiyorsan, ve bundan sonra adamı her görüşünde ilk anda yüzün buruşsun istemiyorsan bakma bu linke!! ciddiyim :) gerçekten
    işte fotoğraflar
    yalnız magazin haberlerini niye hep bildiğimi anladım sana linki verirken, popseoul takip ettiğimden biliyormuşum :)

  30. bunusevdim permalink*
    Mart 9, 2010 6:42 pm

    Her an yorumumu kaldırabilirim yalnız, pişman olmakla olmamak arasındaki çizgide gidip geliyorum hahahh. so ji sub hayranlarının hışımlarından korkuyorum. O yüzden hoş bir resmini de koyup kimseyi kızdırmayalım :) http://popseoul.com/2010/03/03/pop-quiz-who-is-the-rack-of-bones/#more-71820
    konuyla alakasız ama şimdi koymasam aklımda kalacak, uzun zamandır da bakmıyormuşum o bloğa, yeni kore magazin haberleriyle doldu vücudumun her hücresi :)

  31. Mart 9, 2010 8:54 pm

    Başlıkla çok uyumlu olmuş. Heralde gerçekten paraya ihtiyacı vardı. Ben pc başında krizlere girdim karşıma çıkan ilk fotoda puhahaha :D Diğer zatı muhterem bayan arkadaşla olan fotolarını görmüştüm ama üzerinde durmamıştım. Heralde o aralar cain and abel izlediğimden baksamda tam görememişim :) Ama ne diyim yani herkesin paraya ihtiyacı var, onunda var. Bu sefer katakulleye getirdiler heralde :D

  32. Mart 9, 2010 9:57 pm

    Ahhh Ji sub’ım gınalı guzum naptın sen öyle? O resimlerden şu acıların adamı temalı olanı görmüştüm önce. Olsun ya naparsa yapsın severim ben cankuşumu :P

  33. bunusevdim permalink*
    Mart 10, 2010 10:58 am

    Ahaha, resmen bağrınıza bastınız adamı ikiniz de :)

  34. Mart 11, 2010 5:51 pm

    sevgili bu, sen bağrına basmaz mıydın ha sorarım sana, basmaz mıydın?

  35. Mart 11, 2010 6:12 pm

    Valla zaten ben onu para kazanmak için oynadığı dizi ve filmleri için sevdiğimden dolayı çektirdiği fotolarla pek yargılamıyorum. Seviyorum yani bastık bağrımıza işte :D Yeri gelir çıplak pozda verir ne yapalım. O güzel yapımlarıyla, oyunculuğu bana yeter. Zaten ondan ileri bir münasebetimiz olmadığından dolayı kein problem :D

  36. bunusevdim permalink*
    Mart 11, 2010 7:59 pm

    Doğru söze ne denir. Gerçek hayata baksak ohoo. Hepsinde var bir sahtekarlık :) Bu dizideki abimiz de sahtekar mesela. Dünyanın her yerinde böyle ama. Tarkan bile sahtekar çıktı hahahaa

  37. Ocak 9, 2011 9:05 am

    Şimdi, sen bunu önermişsin, izleyin, gülün, ağlayın diye de, acaba izlesem mi? Dram, romantik komedi gibi şeyler benim içimi daraltıyor, gelemiyorum fazla. Yine de başlamaya cesaret edebilirsem denerim bi ara, listeye aldım.
    Bu yazıyı daha önce de okumuştum ama o zaman dikkatimi çekmemiş heralde; gözlükleri sevdim :)

  38. bunusevdim permalink*
    Ocak 9, 2011 9:21 am

    Bu dizi benim göz bebeğimdir, o kadarını söyleyeyim sana. Ama türünü soruyorsan Misa ile Türk filmi kırması bir dizi/dram. Hem dram hem romantik komedi içini daraltıyorsa ne tür Kore dizileri seyrediyorsun merak ettim :) Genelde ikisinden biri oluyor çünkü.
    Gözlükler yakıyor değil mi, hahaahah, Tae-suk’a yakışır zaten.

  39. Ocak 9, 2011 9:33 am

    İçimi daraltıyor ama bu, o zamanki içinde bulunduğum duygu durumuna bağlı. Genelde, hiçbir şeyi kafama takmadığım zamanlarda izlerim Kore dizilerini ve dolayısıyla bu türlerde olanlarını da. Çoğu zaman da böyleyimdir ama her zaman da olmuyor tabii.
    Amaaan boşver, izle gitsin, kafaya taksan ne takmasan ne, dizi işte, zaten şöle iki dolaştı mı geçer benim takıntılarım :) Etrafta gülünecek şeyler her zaman vardır :)

  40. bunusevdim permalink*
    Ocak 9, 2011 9:38 am

    Gülünecek şeyler? O zaman şefin tavsiyesinde küçük bir değişikliğe gideyim hahahhah, ama dizi film tavsiyelerinde yazının tamamını okumayacaksın, başından birkaç paargrafla izlemeye karar verip izledikten sonra okuman gerek, yoksa spoiler manyağı olursun :)
    Ben de diziler için senin gibi uygun zaman bekleyip sonra amaaan diyerek izliyorum, ama bazen hakkaten dram izleyecek halde olmuyorsun

  41. Ocak 9, 2011 9:54 am

    Evet doğru yazının tamamını okumamam gerekiyor, ama bende durum şöyle oluyor; izlemem heralde en iyisi hepsini okuyayım deyip yazıyı okumaya başlıyorum, sonra ya izlemek istersem diye düşünüp, en iyisi üstünkörü göz gezdirerek devam edeyim diyorum, sonra ya şimdi böyle okuyunca izleme isteğim kaçarsa deyip en iyisi resimlere bakayım diyerek bitiriyorum :)
    Zaten şu beyaz yazılmış yerleri de okumadım, diğerleri de çok etkilemez heralde :)
    Ama I’m a Cyborg but That’s Ok filminde dediğin gibi yaptım, önce filmi izledim, sonra gelip senin yazıyı okudum, çok iyi geldi :)

  42. bunusevdim permalink*
    Ocak 10, 2011 6:48 pm

    Ha iyi bari :) Bazen insanlar sabredemeyip ilk iş olarak o beyazları tarıyorlar çünkü :) sonra at o diziyi çöpe, tüm heyecanı olmasa da çoğu gidiyor. Yine de ben hiçbir yerini okumaktan ve özellikle de resimlere bakmaktan hoşlanmıyorum, ama bazen ben de sabredemiyorum, hahahha. Mesela şu Secret Garden’da adamın saçma eşofmanlarının resimlerini önceden görmüştüm, izlerken hiçbir anlamı kalmadı, esprisi kaçtı yani. Yalnız gazı kaçtı gibi oldu. Ha tabi bazıları kolayı gazı kaçmış sever, yine de amacına uymak lazım

  43. elanur permalink
    Eylül 11, 2011 10:47 pm

    pc ye her oturduğumda en sevdiğim kore dizisi my gırl ö bakıyorum my gırl yazın sayesinde blog unla tanıştım yazıların gerçekten güzel bu diziye yazını okuyup başladım ve ağlamaktan gözlerim şişti bu koreliler hakketen bu dram işini iyi yapıyolar da da abicim bunlar süt kardeş oluyolar bize göre gerçi dinlerinde böyle bişey olmadığı için normal ama gerçekten şu korelilerde acayip sadakat var ya mesela bizim aşkı memnu sözde behlül çok aşıktı ama bihter öldükten sonra yaşamına devam etti işte bizimkilerin aşkı bilmedikleri yansıtamadıkları burdan belli aşkı çokkk afedersiniz ama cinsellik olarak gösteriyolar misadan sonra çok ağladığım dizi oldu dizide çok eksiklikler olsada beni flaket etkiledi böyle aşklar varmı ya çok konuştum yazılarının devamını bekliyorum :)

  44. bunusevdim permalink*
    Eylül 11, 2011 11:00 pm

    Elanur, nutkum tutuldu, bir an ne yazacağımı bilemedim. Alemsin valla, süt kardeşler oldukları doğru tabii hahah
    Diziyi benim tavsiyemle izlemene ve ağlamana çok sevindim :) Ağlamak güzeldir, ben dramın kalitelisini severim doğrusu. Ki bu dizi de çekilmiş Kore dramları içinde en klasik ve aynı zamanda en kaliteli olanlarındandır bana göre.
    Behlül’e niye öyle dedin adam gitti Bihter’in mezarı başında ağladı, ille intihar etmesi gerekmiyor yav. Hahahah, şaka bir yana dizilerin tarzları farklı her şeyden önce. Türk yapımı çok masum dramlarımız da olduğu gibi Kore yapımı bol entrikalı diziler de var, o kadar söyleyeyim :)

  45. elanur permalink
    Eylül 12, 2011 10:39 am

    Ewet sende haklısın ama bana göre türk dizilerin eskileri güzel bi ark tavsiyesiyle lale devrinin son bölümlerine bi bakayım dedim anamm ne göreyim kadının açık olmayan yeri yok umre ziyareti yapcaklarmış gülmekten öldüm ya ben açıklar islamiyeti yaşayamaz demiyorum sonuçta bende açığım ama örtüyü geleneksel bişey olarak göstermelerine çok kızıyorum yani bi ister açık ol ister kapalı aynı sevabı alıyosun anlamına getiriyolar tabi ne açıklar var kapalılardan güzel yaşıyolar islamiyeti ama demek istediğim bu değil ordaki mesaja kızıyorum kesinlikle örtülüyle açık olanın sevabı bir olamaz koreliler en azından müslüman olmadıkları için çok şeylerine göz yumabiliyorum ama müslümanlara yakıştıramıyorum kore dizileri bana ağlamayı öğretti hiç bi türk dizisinde bukadar ağladığımı hatırlamıyoum tabi entrika her yerde vardır ben korelilerin hepsi çok iyi demiyorum her millette iyiside var kötüsüde ama dinimi hiçe saymalarına gelemediğim için türk dizilerinden hiç birini izlemiyorum sakın yanlış anlama sadece düşüncelerimi yazdım

    • Server Bedi permalink
      Aralık 7, 2011 2:39 pm

      Bu sayfalarda dolaşmamdan anlaşılacağı üzere bir Kore sevdalısıyım. Niyetimi de ortaya koyacağından söyle başlayayım; bunu sevdim:
      Bu ve benzeri birkaç sanal ortamda Kore dizilerini bilinçsiz ve yalnız ağlamak/gülmek için değil de bazı noktaların farkında olarak izleyenler görmek sevindirici. Elbette bu dizileri ağlamak/gülmek için izlemekteyiz, bu da çok insani. Fakat, birkaç izleyiciden okuduğum yorumlar ve yazılar, en az Kore dizileri kadar beni mutlu etti. “elanur” adlı kullanıcı ve kimbapsushi adlı bloğun yazarı bu yazı ve yorumların sahiplerinden birkaçı. Öncelikle bir bayan olarak sizin bu kadar yoruma açık hale getirilmiş, istismar edilen, sömürülen, yanlış anlaşılan/anlatılan bir konuda toplumsal ve fıkhî (dini) kabulu tamamıyla görmeniz beni mutlu etti. Evet, her şeyden önce o denli açık kıyafetler ile orada bulunmak bile çok büyük kusur/günahtır. Fakat bunu bilmeden, tam olarak idrak edemeden yapanlara Rabbim inşallah gereken sevabı da verecektir. “…ister açık ol ister kapalı aynı sevabı alıyosun anlamına getiriyolar.” tespitiniz de çok yerinde. Elbette ikisinin sevabı bir olmayacaktır. Fakat Rabbim, kulunun ibadetini tam örtünmeden yapılmış diye yok saymayacaktır. Bu ibadetin de sevabı bahşedilecektir inşallah. Bunun farkında olmanız çok güzel. Sevdiğimiz insanlarda veya şeylerde var olan yanlışları da görebilmek, sevdiklerimize karşı en güzel sorumluluğumuzdur. Size tekrar teşekkür ederim.

Trackbacks

  1. Mim, En Şükela Harem Erkekleri « Bunu Sevdim

Yorumunu sevdim

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: