Skip to content

The Classic/ Keulraesik

Mart 6, 2010

the classic poster 

Oğlan Jun-ho, kız Ju-hie (Ji-hae’nin annesi)

Kore sinemasının tüm öğelerini barındıran en klasik filmi hangisidir? The Classic’tir benim gözümde. Köküne kadar dram, kavuşamayan aşıklar, kavuşan aşıklar, her yere serpiştirilmiş mizahi unsurlar (ciddi filmlerin komedisi her zaman favorimdir), gülmek, şaşırmak,merak, birkaç damla ağlamak, oyunculardan bir kaçını gözüne kestirmek, vesaire vesaire. Benim Kore filmi tanımından anladığım işte budur.

Yönetmen Kwak Jae-young olunca film gel de güzel olmasın. My Sassy Girl’ün şefi, 2003’te başka bir orkestrayla harikalar yapmış. Keulraesik’in IMDb puanı 7,7. İzleyin, kaçırmayın.

Filmi bitirir bitirmez baştan tekrar izlemeye başladım, ki hiç adetim değildir. Filmin başındaki öylesine konulduğunu düşünüp bakmama rağmen görmemiş olduğum manzaralar o kadar anlamlıymış ki meğer. O yollar, o göl, o sandal. Çok güzeldi. Kızın e-mail yollarkenki o klasik cümleleri.. İzlenip hemen ardından 2. tekrarı atılası nadide bir film bu..

Son Ye-jin’i izlemeye doyuyorsunuz, hatta bir yerden sonra “Çok oldu, tadında bırakalım, ben almayayım” demenize rağmen ısrarla ağzınıza tıkılması hasebiyle, bir süre sonra bünyede Son Ye-jin intoksikasyonu oluyor. Kadın hem kızı, hem de onun annesini canlandırmış çünkü. Sürekli aynı kızı görmekten-sevmeme rağmen- ve aynı kızın aynı sahneleri başka adamlarla çekmesinden biraz baygınlık gelse de, iyiydi yine de. Kadının filmde tam 16 kez ağladığını düşününce, bir yerden sonra gözyaşlarına karşı daha duyarsız olmaya başlayabilirsiniz, sadece biraz sabredin, güzel sahneler olacak.

Oyuncular; Son Ye-jin; Ji-hae ve annesi Ju-hie rolünde. Cho Seung-woo; annenin aşkı Jun-ho rolünde. Ki bahsetmeden geçemem çook iyi bir oyuncu. Daha güzel oynanamazdı bu rol. Cho In-sung da Ji-hae’nin sevdiği çocuk olan Sang-min rolünde, sevimli, etrafına sürekli gülücükler dağıtan, popüler birini oynuyor.

Konu

Ji-hae adındaki genç kız ve onun annesi Ju-hie’nin hayatları anlatılıyor. Zamanlar arası geçişler çok sert olduğu için başlarda şimdi bu kız mı yoksa annesi mi diye birkaç saniye afallıyorsunuz her seferinde. “Annesinin örgüleri var, giysileri farklı”dan gitsenizde, göz alışana kadar dikkatimizi zorluyor.

Ji-hae’nin babasının o küçükken ölmüş, annesi de yurt dışında olduğu için yalnızlık çekiyor. Bunu annesinin mektuplarını okuyarak dindirmeye çalışıyor. Mektuplar annesi Ju-hie ve onun ilk aşkı olan Jun-ho arasında.

annenin klasik mektupları

Hatta açılış sahnesinde mektuplardan birini okuyor ve romantizm akan cümlelere gülümseyip klasik buluyor. (Klaşik diye telafuz ediliyor Korece’de, takşi gibi buna da güldüm bayağı)

Sonradan öğreniyoruz ki meğer bu mektuplar annesinin nişanlısı Tae-so adına yazılmış. Ama ailesi istediği için nişanlanan Tae-so başta uğraşmak istemediği için mektupları arkadaşı Jun-ho’ya yazdırmış. Kader ağlarını örmüş ve seneler sonra Ju-hie’nin kızı Ji-hae da bir arkadaşının sevdiği adama, o arkadaşı adına e-mailler atıyor. (Zaman geçti ve mektup yerine e-mail geldi vurgusu beni öldürdü, herhalde Ji-hae’nin kızı da havaya yazarak falan yollar mesajını)

Sorun şu ki kızımız Ji-hae e-mail attığı Sang-min’e aşık olur. Arkadaşının sevgilisi olduğu için de (arkadaşı bunu o e-maillere borçlu) duygularını açıklayamamakta.

Annesinin cephesinde de durum karışık. Anne ve kızın aşk hayatları merceğe alınmış oluyor yani.

ju-hie ve jun-ho klasik dans

Sevdiğim bölümler

  • En sevdiğim bölüm Ji-hae’nin arkadaşının hastanede kesilmiş bileklerini Sang-min’e gösterip onu sevdiğini söylediği yerdi. Sang-min’in boynuna dolanıp “Saraghe, saraghe saraghe” (seni seviyorum) diye bağırıp çağırıp zıplayarak sahneyi sonlandırdı. Ne yalan söyleyeyim ilk başta gerçek sanmıştım, meğer tiyatroymuş. Gülmekten kırıldım. Hele perde kapanıp bunlar birbirine tokat atmaya başlayınca gözümden yaş geldi. Yetmezmiş gibi bu alkış olarak algılanıp (özellikle Ji-hae tarafından) salon alkışlamaya başlayınca bu mizah anlayışının önünde eğildim artık.
  • Böcekler.. Bok böceğinden ateş böceğine her türlüsü tanıtılmış (yazar gülüyor)
  • Ji-hae pencerede bir şey görüyor, büyülenmiş gibi oraya gidiyor. Camı açtığında önünde güvercinler var. Birini alıp sevmesini beklerken bağıra çağıra hepsini kovalıyor ve siz seyirci olarak daha 1. dakikada gol yemeyi gururunuza yediremiyorsunuz ama gülmekten de kendinizi alamıyorsunuz. Meğer baktığı şey gökkuşağıymış.
  • Ju-hie ve Jun-ho ilk buluşmalarında perili ev olarak adlandırılan terkedilmiş bir eve gidiyorlar. Orada odalardan birinden sarhoş bir adam çıkıyor. Bu ikisi çığlık çığlığa bağırışarak kaçıyorlar. Birbirlerine bakıp gülüyorlar, sonra bağırmaya devam. Gürültüden rahatsız olan sarhoş adamın bunların arasından bir geçip gidişi var ki, komedi.. Sarhoşun sırıtkan ifadesi çok komikti.
  • Tae-so’nun ilk tanıtıldığı sahnede ilk önce kafasını gösterdiler, sonra Jun-ho şöyle dedi: Tae-so yaz tatilinde 30 santim uzayan bir arkadaşımızdı.. Ve sonra Tae-so’nun devasa boyunu gösterdiler.. Buna da çok güldüm.
  • Ji-hae de annesi Ju-hie de sevdikleri adamdan aynı şiiri aldılar: “Güneş denizin üstünde parıldadığında seni düşünüyorum. Baharda donuk ay ışığında seni düşünüyorum.”
  • Muhteşem Kraliçe’nin Sohva’sı burada anne Ju-hie’nin arkadaşı rolünde. Klasik dans dersinde Tae-so sıkılıp eğlenceli bir plak takmasıyla ilk dansetmeye başlayan oydu, çok şekerdi o haliyle.

 hipi dansı hipi dansı2

  • Tae-so’da çok sevimli bir karakterdi. Askeri okulda okuyan asi görünümlü genç zannediliyor ilk bakışta.(Özellikle özel yeteneğim diyerek osura osura şarkı çalmasıyla) Hele ki saçlarını kestirmediği için.. Asker geleneğidir, kısacık değilse yakaladıkları yerde saçınızın yarısını asimetrik bir şekilde keserler, rezil rusva ederler. Tae-so’nun da saçlarının ortasına traş makinesiyle yol açılmıştı. Sonraki sahnede kele yakın kestirmiş, sonra uzayınca tekrar ortadan yol yapılmış. (yazar çok eğlendi) Ama Tae-so zannedilenin aksine çok iyi huylu bir çocuktu.
  • Kahkül üfleme geyiği, bu filmde de var. Ji-hae bol bol üflüyor. Tae-so da üflüyordu. Artık Korelilerin simgesi olduğunu sanmaya başlayacağım.
  • Ju-hie’nin evlilik fotoğrafı, gözlerinin dolu dolu oluşu
  • Jun-ho savaştayken siper aldıklarında yanındaki asker sırıtmıştı. Nedenini anlamamıştık. Meğer kolyeyi kaptığı içinmiş.
  • Sang-min oppa :) Evet, bu oppamız da çok iyi iş çıkarmış. Hele o yağmur altında kızı ceketiyle kütüphaneye götürüşü.. Ekran başındakiler çatlasın diye yapılmış bir sahne. İnternette biraz yorumlara baktım da, herkes bu sahnenin kritiğini yapıyor, biz de isteriz diye (yazar gevrek gevrek güldü)

sang-min ve ji-hae özel şemsiyeyle

  • Sang-min, kız arkadaşı ve Ji-hae’nin beraber gittikleri resim sergisindeki sahnenin sonunda küçük çocuklardan biri oradaki bir adamın apış arasına elini sokup aniden kaldırıverdi. İşte ciddi filmin arasına serpiştirilmiş komediden kastım bu. Ne kadar eğlenceliydi.
  • Jun-ho’nun Ju-hie’nin önündeki vasat oyunculuğu: “Gözyaşlarımı göremiyor musun” Evet, filmin burası ağlatıyor.
  • Filmin sonunu tahmin etmek hiç de zor değil. Sang-min’i görür görmez anlıyorsunuz zaten. Yönetmen şaşırtmak için en başta kızın babasının o küçükken öldüğünü söylüyor ve Tae-so karakterini zırt pırt düşürtüp, “Acaba uzun olduğum için mi böyleyim” dedirtip duruyor- ki komikti gerçekten.

Sözde kısacık bir yazı yazacaktım ama yine beceremedim.

Bunu sevdim, klasikler insanı hiç hayal kırıklığına uğratmaz çünkü.

Reklamlar
No comments yet

Yorumunu sevdim

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: