Skip to content

Mary and Max

Mayıs 15, 2010

mary_and_max

Mary and Max, değme psikologlara taş çıkaracak ustalıkta bize otizmi anlatır aslında. Filmi “orijinal bir senaryosu var ehi ehi” diye izlerken, en baştaki “based on a true story” ibaresini unutuverirsiniz. Kah güler, kah sinirlenirsiniz. Ara ara Mary’ye hak verir ama Max’i savunmadan da edemezsiniz. Ambivalan duygular içinde çalkalanır durursunuz. Max Mary’ye “Sen benim en iyi arkadaşımsın, sen benim tek arkadaşımsın” der, acırsınız. Max gözlerini tavana diktiğinde sizdeki şaşkınlık da tavan yapar. Ve hiç ummadığınız bir şekilde üzülürsünüz.

Mary de Max de yalnız insanlar. Bu film bana “Yalnız vaaar, yalnız var..” dedirtti açıkçası. Çünkü en başta Mary ile Max ne kadar da benziyorlardı öyle değil mi? Durumlarının oldukça farklı olduğu izledikçe su yüzüne çıktı. Mary’nin zekasını 5 litrelik bir damacana gibi düşünürsek Max’inki 0,5’lik pet şişeler eder ancak. Başta ikisinde de az su olduğu için ikisinin de kapasitesi o kadar diye düşündürtüyor. Oysa Mary’nin damacanası zaman zaman ağzına kadar doldu, zaman zaman Max’inkinden beter oldu. Bizim düzenli Max’imizse fiks 500 ml’siyle ne doldu ne boşaldı. Arada dışarıdan birkaç damla gelince taşıverdi.. İşte benim bu filmde gördüğüm budur.

Hala izlemeyenlere tavsiyemdir. Stop-motion animasyonun en şahane örneklerinden(ard arda fotoğrafların  birleştirilmesiyle desem çok da yanlış olmaz sanırım). 5 yıl sürmüş hazırlanması, her bir sahnede milyon tane ayrıntı var, her bir cümlesini not almak istiyor insan, berisini siz düşünün. 1.5 saatlik Mary and Max molası iyi gelir. Şüphede kalanlar için, internet sitesi  ziyaret edilesi.

Mary Daisy Dinkle (voiced by Toni Collette) writing to her pen pal, Max Jerry Horovitz (voiced by Philip Seymour Hoffman) in Mary and Max, directed by Adam Elliot 

Oyuncular (!)

Amerika’da Max Jerry Horowitz

Avusturalya’da Mary Daisy Dinkle

Konu

Mary sıradan, arkadaşı olmayan, çirkin bir kızdır. Alkolik annesiyle hobikolik babası onu saldım çayıra mevlam kayıra usulü büyütürler. Ortaya çıkan kız çizgi film tutkunu, hobisi bu çizgi film karakterlerinin oyuncaklarını yapmak olan, onu izlerken yoğunlaştırılmış süt içen, çamur rengi gözlü, dışkı rengi benli, somurtkan biri olur ancak.. Bir gün New York telefon rehberinden soyadını (Holowitz) garip bulduğu adama bebeklerin Amerika’da nereden geldiğini sorduğu bir mektup atmasıyla hayatı değişir. Karşıdaki adam Max, al birini vur ötekine dedirtecek cinsten biridir çünkü. İnanılmaz takıntıları olan, ekmek arası çikolata ile beslenerek göbeğine göbek katan, düzen manyağı, kural takipçisi, değişiklik karşıtı, kısaca bir tür otistik hastalık sayılan Asperger sendromu olan bir delidir aslında.(Deli kime denir?)

Bu sevimli ve arzulanan mektup arkadaşlığı hayatın akışına direnerek 20 yıl devam eder.

  mary-and-max-pic1

Sevdiğim Bölümler

  • Derisi kaşığın arkası gibi pürüzsüz olmak
  • Şişmanlamamak için kafandan büyük şeyler yememek
  • Mary’nin mod yüzüğü, ben takip ettim renklerini.
  • Earl Grey’le evlenme fantazisi
  • “Obese retarded man craned out!” başlıklı gazete haberi..
  • Dişçideki “Take a seat” yazısına Max’in verdiği cevap
  • Ivy’nin kaşlarını bardak yardımıyla çizişi- bu beni çook güldürdü
  • Mary’nin Max’in ağlama sorununu kendi göz yaşlarıyla çözüşü, Max’in de Mary’nin arkadaşları tarafından alay edilme sorununu basit bir hayalle çözmesi..
  • Max’in balıkları: Henry the Eight
  • Mary’nin üniversitede okuduğu kitap Oliver Sacks’ın “Karısını Şapka Sanan Adam” adlı kitabıydı. Kendimi kötü hissettim, hahah. 3 senedir okuyorum o kitabı, yok bitmiyor…
  • Gözü olmayan tüm hayvanlar

large-Mary&Max

  • Yunan düğünü, üstüne çalan şarkının kırılan bir tabakla tamamlanması ve tabii ki Mary Popodopulos
  • confuse+ puzzle= confuzzle: kafası şaşırmak.
  • Kızgınlık ifadesi daktilodaki M harfiyken, özür mektubu yoğunlaştırılmış bir kutu süt olabilirdi ancak..
  • Max’in muhteşem mektup dosyalama sistemi..

mary-and-max-marynin anası

Mary’yi de Max’i de sevdim.

Reklamlar
4 Yorum leave one →
  1. Mayıs 15, 2010 11:37 am

    Bu filmi ilk gördüğümde izleyeceğim demiştim. Sonra da kaldı. Ne zaman bir tanıtımını görsem hah tama izleyeceğim diyorum ama kalıyor. Bana çok beni anlatıyormuş gibi geliyor ondan mı acaba? :D Bu arada Ambivalan nedir ilk kez senden duyuyorum. Tıp öğrencisi olmak böyle bir şey olsa gerek ha ha ha. :D

  2. bunusevdim permalink*
    Mayıs 15, 2010 11:44 am

    Bu ara bu duyguyu çok yaşadığım için sürekli kullanıyorum galiba farkında olmadan.
    Aynı anda iki zıt duyguyu yaşamak gibi, hem sevmek hem nefret etmek gibi.. Ama bir o bir o olmayacak, aynı saniye olacak. Bunun gibi bir şey
    İzlersin unni, ama seni anlatmıyor emin ol

  3. Mayıs 15, 2010 12:00 pm

    İlginçmiş :) Buffy postum bitsin de bakayım izlerim belki. İşte bir nevi aşk-nefret ikilemi tıpkım ben ha ha ha. Ya bana böyle üzülecekmişim gibi geliyor ondan herhalde. Bir türlü oturup izleyemedim. Çok film var öyle izlemek istediğim ama depresif diye geri durduğum.

  4. bunusevdim permalink*
    Mayıs 15, 2010 12:23 pm

    Biraz depresif bir havası var tabii. Mesela Max’in olduğu sahneler siyah ve gri tonları hakimken, Mary’ninkilerde hep kahverengimsi tonlar vardı. Durum böyle olunca insanın modu düşüveriyor. Öte yandan öyle espriler var ki, çok eğleniyorsun.

Yorumunu sevdim

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: