Skip to content

Breathless/ Ddongpari

Temmuz 1, 2010

breathless poster

İçimden deli gibi Kore’yle ilgili bir şeyler yazmak geldi ama bu aralar hiçbir şey izleyemediğim için haliyle yazacak hiçbir şey bulamamıştım. Sonra aklıma yazmakta tereddüt ettiğim bu film geldi. Sıcağı sıcağına yazmamıştım çünkü biraz karmaşık duygular besliyordum filme karşı. Duygu da denemez, bilemiyorum ne denir. Benim gibi ağzı akıl almaz düzgün bir muhallebi çocuğunu bile az daha küfrettirecekti bu film. Romantik komedi sever narin kızlar şok geçirmek istemiyorlarsa şimdiden uzaklaşsınlar, benden söylemesi.

Artık bir alışkanlık oldu gittiğim her cd’ci de bizim tayfanın filmlerini soruyorum. Kore diyince daha adamlar bir tipime bakıyorlar, çok entel görünmediğimden herhalde içlerinden bazısı “Chan-wook Park adında meşhur bir yönetmenlerininin..” diye başlayan bir cümle kurma gafletinde bulunuyorlar. İşte ağıma düştün, muhahah edasıyla “Ben onun tüm filmlerini izledim abi” diye havamı basıyorum. Çok basmıyorum aslında ama sırf kibar olduğumdan, acıdığımdan.. Arkadaşın tavsiyesi üzerine ilk defa gittiğim bir korsan müessesede de olay böyle gelişti. Adam baktı benle uğraşılmaz, elindeki tüm Kore mallarını döktü ortaya. Gerçi ben yine gıcıklık yapıp “Abi ben burada Mother’ı buldum, izlemiştim ama gözünden kaçmış söyleyeyim yani” diyerek adamı cinnetin doruklarına tırmandırayazarken bir yandan da adamın verdiği cd’leri karıştırıyordum.

Amanın, bir de baktım ön ve arka yüzünde şu üstteki resim olan bir cd vardı tek izlemediğim. Adam da ha o yeni film, Breathless dedi. Ne bu be, hiç görmedim şimdiye kadar, kapaktan da bir şey anlaşılmıyor diye düşünüyordum. Tam benden önce tiki ötesi şişko, uzun saçlı bir adam Thirst ve Breathless’ı almıştı. Oradan anlamalıydım bir bit yeniği olduğunu.. Ama 6 al 5 öde kampanyasına kayıtsız kalamadım ne yapayım.

Velhasıl aldık filmi geldik eve. Baktım ne izliyorum ben diye, IMDb puanının 7,7 olduğunu görüp içim rahatlayarak konuyu falan okumadan kapadım sayfayı. Bak bak bak şu triplere, filmi hiç spoiler olmadan izleyeceğim ya işte! İyi kaşınmışım.

Film hakkında

  • Filmin girişi şöyle sokak ortasında adamın biri kadını eşek sudan gelene kadar dövmektedir. Serserimiz sallana sallana olaya müdahale eder, döven adamın ağzı yüzü kan içinde kalana kadar pataklar. Burası alışılageldik film sahnesidir zaten. Sonra kadına döner, kadın minnettar bir biçimde salya sümük ağlamaktadır ve adam onu da pataklar, öyle ya, niye bu adi erkek arkadaşa katlanması onun suçudur. Siz burada bir şok olursunuz. Elbet dövülen adam boş durmayacaktır, kadın dövüldüğü esnada serserinin kafasına kalası indirir ve bu film de böyle sürer.

Bir kere buna bir film demek mümkün mü onu tartışmak lazım. Küfürle başlayıp öyle biten, izleyeni psikopata bağlayıp arada 10 saniye küfür duymazsa o boşluğu kendi doldurmak isteyeceği hale getiren bir kurgu, oluşum, olmayan olaylar bütünü, bir küfürbaz serserinin 24 saati vesaire vesaire. Serserinin tek becerdiği iş adam pataklamak, bir de sigara dumanlarından halka yapmak- bu sadece çizgi filmlerde olur sanardım..

Yang Ik-joon adlı ilk defa gördüğüm adam hem yazmış, hem yönetmiş, hem başrol oynamış. (Bkz. hem yazdııım, hem oynadııım temalı reklam filmi) Neredeyse hiç bütçesiz yapılmış bir filmmiş. (Neden hiç şaşırmadım) İzlerseniz anlarsınız, herkes rolü için biçilmiş kaftan gibiydi, istesen böyle tipleri biraraya getiremezsin, küçük yeğene kadar.. İnanmak güç ama bu film ödüller kazanmış, pek çok film festivallerine gitmiş. Film berbattı, lanet bir şeydi ama belki de bizi etkilemesi için bu seviyeye inmesi gerekiyordu ama bu kadarı da şart mıydı yani?

Bizim kült filmlerimizde mesela Leon’da iş bitiricinin her zaman bir kuralı, bir asla’sı vardır. Mesela şöyle “Kadınlar ve çocuklar asla”. Oysa filmde adam erkek, kadın, ufak çocuk, yaşlı, aile, arkadaş, patron dinlemeden kafa göz dalıyordu. Hani bundan ötesi Tyler Durden misali kendine dalması olabilirdi, lakin olaca şiddete karşın o kadar acınası bir haldeydi ki ona da ramak breathless_sokakta sürtmekkalmıştı. Gerçekten hayatımda böyle bir film izlemedim.

  • Yolda yürüyen liseli bir kızın üstüne tükürüyor, kız bunla ağız dalaşına girince bir kafa atıyor  ki kız boylu boyunca yere serilip bayılıyor. Ayıldığında adamı polise vermek bir yana adamla arkadaş oluyor. Zaten tüm dünyada arasan bu kızdan başkasını da bulamazsın bu adama arkadaşlık etmesi için.. Bir kere hangi kız ilk tanışmasında suratına tükürülmesini ister, buna çok şükür der?

Her neyse 2 saatlik filmin 1,5 saati geldiğinde Korece küfürler dışında yeni hiçbir şey olmadı. Ben 2 elim başımda izliyorum filmi ama yarım bırakmaya da gururum elvermiyor, bir ihtimal sonu güzel olursa diye. Hoş, ortada bir olay yokken  nasıl bir son olabilir. Ama film bitip de şöyle bir geriye yastlanınca farkediyorum ki olay varmış.

  • Serserimiz para tahsilatı yapmakta olan küçük bir çetenin baş adamlarındandır. Çete silah kullanmıyor, tamamen bilek gücü sağolsun. Adamın ailesi; kız kardeşi, arada uğrayıp küfrettiği yeğeni ve nefret ettiği, adamdan saymadığı babasından ibarettir. Bunları kırk yılda bir görüyor zaten ailesi dediysek kan bağı açısından. Acılarını az da olsa paylaşabilen şu dövdüğü liseli kızın da ailesi aynı berbatlıktaydı.

Filmin sonuna gelince üzüldüm. Allah beni kahretmesin. Ne diyeyim yani kendime. Zaten 2 saattir küfür duymaktan sulanmış ve sislenmiş olan beynim durduğu için mi böyle bir tepki verdim acaba yoksa küfür ve şiddet, toplarsak kontrolsüz gücün bu kadar kontrolsüz olması yönetmence bize kasıtlı oynanan bir oyun muydu?

Öyle ya da böyle etkileyici (etkiliyor hahah), sıradışı ve kesinlikle alışılmadık bir film. “Ben her restorana gittiğimde fiks iskender alırım, yeni tatlara gerek yok, ya aç kalırsam?” kafa yapısındakilerin 2 metre uzakta kalması gereken cinsten. Kimseye tavsiye edip de sorumluluk almıyorum. İzleyen var mı diye merak ediyorum, bir de bir bilgilendirme yapayım istedim, etrafta görürsünüz diye. Filmden sonra bahsetmek istediğim başka mevzularda vardı ama unuttum şimdi :)

Bu filmin sıradışılığını ve abartısını- ya da belki de fazla gerçekçiliğini- sevdim.

Reklamlar
12 Yorum leave one →
  1. Temmuz 9, 2010 9:58 am

    Bence bu film kesinlikle izlenir. Dostum piskopat değilim ama insan biraz da rahatlar ya. Nefret ettiklerini düşün adam boyuna dövsün :)
    Zaten inanıyorum ki böyle filmlerin altında derin şeyler yatar.
    Olayı çözdüğün, avreka anı yaşadığın kısmı okumadım; güzelliği kaömasın diye :) Bende sonunda anlamak istiyorum.
    Acaba bizim buralarda da satan var mıdır? 6 al 5 öde :)

    • bunusevdim permalink*
      Temmuz 11, 2010 3:05 pm

      Sermin cidden fırsat bulursan izle bir filmi. Pişman olmazsın, zaten sadece sana tavsiye edebilirim, hahaha. Düşündükçe filmdeki psikopatlığın aslında ne kadar inandırıcı ve gerçekçi olduğunu daha iyi anlıyorum. Beline silahları kuşanıp dünyayı kurtaran polisiye hikayelerle karşılaştırınca çok daha olabilir, yaşanabilir bir üslubu var.
      Bu açıdan bizim “Kaç Para Kaç” filmine çok benzettim, şöyle ki: O filmin de ilk yarısı insanı buhranlara sürükleyecek kadar kendini tekrar etmiş, başrol oyuncusunun karakterini zihnimize kazımış, adamı avuç içimizden iyi bilir hale gelmiştik. Filmi izlemek, kendi başına eylem olarak bile benim içimi inanılmaz bunaltmıştı. Ama filmi izleyip ardından düşününce hala beğendiğim filmler arasında gelir, izlerken bu kadar sıkıntı yaşamama rağmen. Bu film de böyle bir şey işte.
      Ama bir kere daha uyarayım, filmde çok küfür var dersem hata etmiş olabilirim zira bir yerden sonra filmin kendisi küfür :)

      • Temmuz 12, 2010 2:58 pm

        Zaten bende şöyle bir durum var kimsenin beğenmediği filmleri özellikle izlemeyi çok seviyorum ya da izlemeye cesaret edemediği vs.
        Bence bu tür filmleri yönetmeni anlamaya çalışarak izlersek inanılmaz zevk alıyoruz. Ancak hazıra, mutlu sona, açıklığa alışmış izleyici kitlesi bu tür açık sözlü ancak bir o kadar da kapalı filmleri nasıl izleyeceğini bilmiyor.
        Başta bu nedenler olmasından dolayı film kesinlikle bana ve benim gibilere hitap ediyor diye düşünüyorum. Bir yerlerden indirip arşivleyim. Çünkü yakın zamanda tatil planım var online izleyemeyeceğim ;)

      • bunusevdim permalink*
        Temmuz 12, 2010 7:04 pm

        O halde izledikten sonra mutlaka yorumunu bekliyorum. Kac film-dizi gotureceksin tatile hahah

  2. alara permalink
    Ekim 31, 2010 9:38 pm

    çingucuğum yine ben (sana arkadaşım diye hitap etmekte ısrar eden ben) ne kadar şanslısınki kore diyince ağzı bir karış açık kalan trene bakan malum hayvan gibi bakmayan insanlar tanıyorsun çok sevdiğim bir cdci abime (yalnız bu samimiyet nereden kurdum anlamıyorum sadece cd alıp parasını veriyorum neyse) kore filmleri sordum ve cevap ağzını 2 metre açmak. hayatım boyunca internet dışı annem hariç kore sever bi insanla tanışmadım bu seneye kadar kore sever arkadaşımın bana korece diyebildiği tek kelime oh yeee greeee :D ve tek bahsettiği my girl bu sinir bozucu bende kendimi net alemine atıp vur patlasın çal oynasın coşuyorum gördüğün gibi konularını okudukça yazmaya devam edeceğim yazı için teşekkür ederim :)

    • bunusevdim permalink*
      Ekim 31, 2010 10:10 pm

      Hahaha, oh yee gree’ye bayağı bir güldüm alaracım. Yalnız buna şükret, o kadarını bulamayanlar da var :) Şu an One Piece izliyorum. O bölüm bitene kadar, kaç yorum yazarsan bugün o kadarını cevaplayacağım. Hadi bakalım, neleri izlemişsin göreceğiz :)

  3. Aralık 10, 2010 8:12 pm

    Festivaller dışında sinemaya gitmeyen birisi olarak bu filmi sinemada izleme şansım olmuştu. Çünkü 2010 Ankara Film Festivalinin programındaki tek Kore filmiydi. Tamam doğru, film baştan sona şiddet ve küfür dolu, ama yine de bana çok itici gelmemişti. Bazı yerlerinde güldüğümü hatırlıyorum. Tabi festivaldeki tek Kore filmi olması nedeniyle fazla müsamaha göstermiş de olabilirim :) Ama sonundan da insan etkileniyor gerçekten.
    Ayrıca filmi izlemeye bir Koreli kız da gelmişti, yalnız çıkıştaki yüz ifadesinden anladığım kadarıyla geldiğine pişman olmuştu :)

    • bunusevdim permalink*
      Aralık 10, 2010 8:23 pm

      Kızlara göre değil bu film bak bir kere daha söylüyorum hahahah. Hele Koreli kızları, Kore’de yayınlanan dizileri falan düşünüyorum da zavallı kızcağız film boyu yaprak misali titremiş olmalı :)
      Açıkçası filmin arkasından “güzeldi” diyorum şimdi ama izlerken küfredeyazdım.
      Ankara Film Festivali’nin ne yalan söyleyeyim varlığından bile haberdar değilim. Maalesef öyle aktivitelerin olduğu zamanlar çok yoğun oluyorum, burnumu pencereden çıkaracak vaktim olmuyor. (belki de yeterince ilgi göstermedim şimdiye kadar) Bugün öyleydi mesela. Yağmur yağıyor dediler. O anda penceredeki damlaları farkettim. Yoksa gözüm görmüyor.
      Ben niye anlattım bunu şimdi?

  4. Aralık 15, 2010 7:13 pm

    Ben bu filme bayıldım. Şimdi bana ister psikopat de ister manyak de ne bilim artık sen diyecek birşey bulursun ancak ben bu filmi cidden çok sevdim.

    Çok güldüm, sinirlendim illaki küfrettim ve sonunda göz yaşlarımı tutamadım.

    Akıl sağlığımdan şüpheleniyorsun değil mi? Evet bende şüpheleniyorum ancak bu zamana kadar izlediğim en güzel filmlerdendi. Keşke benimde şansım olsaydıda sinemada izleyebilseydim. Gerçi o zaman bu kadar zevk alırmıydım bilmiyorum. Altyazı muhtemelen yumuşatılmış olurdu.

    En başta küfürler fazla gelsede, gözüm gördüklerine inanamasada bir süre sonra çok alışmış olduğumu ve artık rahatsız olmadığını fark ettim. Sanırım filmin 15. dk’sından sonraydı.

    Adamı çok sevdim. Hele gece kızı içmeye davet ettiği ve göz yaşlarını tutamadığı sahnede ah orda olsaydı sımsıkı sarılırdım.

    Filmin açık sözlülüğü çok hoşuma gitti. Aslında belkide sırf o yüzden sevdim. Bir Holiday bir A Dirty Carnival gibiydi. Onlarla yerini üst sıralarda aldı.

    Tavsiye için sağol çingu. Beni iyi tanımışsın ;)

    • bunusevdim permalink*
      Aralık 15, 2010 9:24 pm

      Ben demiştim hahah :) ;)
      Yav ben de kaç gündür o sahneyi düşünüyorum inanır mısın. Şu adamın kızı gece çağırdığı, kızın koşarak gittiği ve filmin geneline aslında çok tezat ama gerçekçiliğe o kadar yakın o duygusallığın yaşandığı sahneyi. Ne yalan söyleyeyim benim de gözlerim dolu dolu oldu filmin sonlarında.
      Beğenmen hoşuma gitti. Bak filme en azından 1 seyirci kazandırdım, bu ne manyaklıktır yahu, utandım kendimden hahahah

  5. freelast permalink
    Haziran 15, 2011 4:13 pm

    Küfürden rahatsız olabilecekler için sansürlü çevirisini de hazırlamıştık, altyazı sitelerinde mevcut.

    • bunusevdim permalink*
      Haziran 16, 2011 7:53 pm

      İzlerken küfürden çok rahatsız olmuştum ama zaten amaca ulaşmaktaki yolda bundan geçmiyor mu? Açıkçası çevirinin sansürlü formatını hazırlamış olmanız düşünceli bir hareket olmakla beraber ilk duyduğumda çok şaşırmıştım, nasıl becerdiler acaba diye. Şimdi meraktan iki formatı da indirdim ve karşılaştırırken gülmekten kendimden geçtim resmen. Ben de sansür deyince gayet saf duygularla düşünmüştüm hahah.
      Böyle bir filmi çevirmek de… Değişik bir his olmalı :)

Yorumunu sevdim

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: