Skip to content

One Litre of Tears

Ağustos 12, 2010

hastalığını öğrenen genç kız

Bir aydır uzakdoğu dizilerinden uzak kalmıştım, hele ağlatan dramalardan izlemeyeli 2-3 ay oldu. Bu kadar sevmeme rağmen niye bu denli arayı uzattım bilemiyorum. Neyse ki cepte meşhur Japonika dizimiz “A Litre of Tears” vardı hala, ağlayacağım kesindi. Kimi blogdaşlarım 1 litre ağlamazsın en az 10 litre 10, dediler; bazısı da 1 galon ağlarsın diyerek beni iyice gaza getirdiler. Bir insan nasıl ağlamak ister, nasıl ağlamayı sevebilir, bu hale nasıl getirilebilir! Ben hala kendimi anlayamazken, bunu bir kenara bırakalım ve hadi diziye bakalım. (Nasıl fiyakalı giriş ama, breh)

Misa olsun, More Than Blue olsun, Autumn Tale olsun, (hatta bir de Türk filmi vardı Tarık Akan’ın küçük kardeşi lösemi oluyordu, arkadaşını da Zeki Alasya oynuyordu hani, o küçük çocuk için televizyon çalıyorlardı falan) kendimden geçerek ağladığım birkaç şeye bakıyorum da ortak nokta çok bariz: Ölüm.. Size dizinin/filmin başında deniyor ki esas oğlan/kız gün be gün ölecek, o bunu bilecek, ama yaşamaya devam ettiği süre boyunca etrafındaki pek çok kişi bundan habersiz olacağı için onunla dalga geçmeye, aşağılamaya, canını sıkmaya, yormaya, kısaca hayatını zindan etmeye devam edecekler.. Ve siz de bir yerden sonra-neticede insansınız ya- artık o işkenceli hayatı izlemeye tahammül edemeyeceksiniz. İşte dizinin başında beklediğim şey de buydu zaten. Bence tüm insanları ağlatabilecek tek ortak konu ölüm, bunu bilir bunu söylerim.

Konu

Bu dizide can alıcı nokta ölüm değil belki ona yaklaşan bir son neticede, tedavi edilemez ve sürekli ilerleyen bir hastalık var: Spinoserebellar atrofi/ataksi. Ve diğerlerinden farklı olarak bu sefer hastalığı herkes biliyor, hasta kız Ikeuchi Aya dahil.. Bu ise durumu tahmin ettiğimden daha trajik hale getirmiş. Etrafındaki insanların sana acımalarındansa normalmişsin gibi davranmaları daha az canını yakıyormuş meğer.

Neticede cıvıl cıvıl bir kız olan Aya’ya doktoru tedavi edilemez bir hastalığı olduğunu açıklar: Beyinciğindeki hücreler sürekli ölmektedir. Bu da onda denge ve koordinasyon kaybına yol açıyor. Gün be gün koşamayacak, yürüyemeyecek, yazamayacak ve hatta konuşamayacak.. Hayat dolu olan Aya hastalığının başından itibaren tüm kalbinden geçenleri bir günlüğe yazarak hayata tutunuyor…

O tutunuyor da seyirciyi mi bıraktırıyor ne? Bir hal oldum ağlamaktan. Siz de ağlamanın dayanılmaz hafifliğini yaşamak isterseniz, indirin izleyin derim.

Bilimsel Görüş

Yaptığım çift kör randomize kontrollü deney sonucunda diziyi izleyenlerin 1 litre yaş dökmediğini hesapladım. Bu deney artık bu blogu okumayı bırakmanıza neden olabilir ama yine de açıklıyorum: Kinder Süpriz yumurtasının yarısını bile doldurmadı dizi boyu akıttığım yaş :) Ama söz konusu olan üretilen göz yaşı miktarıysa bunu bilimsel olarak kanıtlamak zor sayın okur. Sen de bilirsin ki, bu göz yaşı kanalları sayesinde göz yaşımızın bir kısmı emilip sümük oluyor. Ha bende duktus hiperplazisi neyim olabilir mesela, çünkü Misa izleme öyküsü var, oradan bir kompansasyon mekanizması falan..

Bu konuya çok kafa yordum, o yüzden paylaşayım istedim. Sen sıkıldıysan kafanı yorma, geç.

 asou-kun

Oyuncular

Sawajiri Erika: Ikeuchi Aya rolünde. –> Higashikou lisesinin bir öğrencisi aslen, NŞA (bkz. lise kimya dersleri)

Nishikido Ryo: Asou Haruto rolünde. –> Bu rol Aya’nın gerçek hayattaki annesinin ricası üzerine koyulmuş bir rol. Anne demiş ki, kızım gerçek hayatta böyle bir sevgiyi tadamadı bari dizide böyle bir hoşluk olsun..

Bu iki oyuncuyu da şaşırtıcı bir biçimde çok sevimli buldum. Şaşırtıcı diyorum çünkü Japon oyunculara nedense pek kanım ısınmıyor. Gerçi şimdi düşününce izlediğim her Japon dizi ve filminden 2-3 kişiye bayıldığımı hatırladım. Yine de genel popülasyonla aram iyi değil.

Sevdiğim Bölümler

  • Rikaaaa

rika-1 litre of tears

  • “Eğer bir çiçek olsaydım, tomurcuk olurdum. Böylece  hiçbir pişmanlığım olmadan gençliğimin başlangıcının kıymetini bilebilirdim..”
  • Yukardaki ve bunun gibi pek çok cümle her bölümün sonunda vardı. Bunlar gerçek hayatta Aya’nın günlüğünden alınmış cümleler. Hepsi de seyirciyi acıdan kıvrandırmaktan başka bir şey yapmıyor, ühüü
  • Aya normalde kız kardeşiyle beraber ranzada yatıyor ve Aya’nınki üstteki yatak. Ama hastalık ilerleyip Aya hastaneye yatırıldıktan sonra, Ako hemen yatakların yerini değiştiriyor, ablası o halde üst kattaki yatağa çıkamaz çünkü. Kıza ablasının hastalığını o zamana kadar anlatmamışlardı ama kötü birşeyler olduğunu sezmesi hiç de zor değil. Çok duygulandırdı beni o sahne, valla gözüm yaşlı yazıyorum buraya da.
  • Okaasan ve Otousan’ın oyunculukları, vay vay vay, şirinler sizi.
  • Tofu dükkanı
  • Itadakimaaaas! Afiyet olsun, yemekten önce bu alışkanlıklarının olmasını çok seviyorum
  • “Acı çeken yalnız ben olduğum sürece sorun değil.” …”Oysa etradımdaki insanlara da sıkıntı veriyorum.”
  • “Bu hastalığa sahip olmak şansızca değil, sadece biraz uyumsuzca.”
  • Benim en sevdiğim karakterlerden biri Aya’nın  kız kardeşi Ako’ydu. Kız somurtkan, memnuniyetsiz bir tip normalde. Fotoğraflarda herkes sırıtırken bir bunun yüzü asık olur. Oysa ablasının hastalığını öğrenip, kabullendikten, yardımcı olmaya başladıktan sonra kıza bir haller oldu. Fotoğrafta herkesten çok gülümsediğinde içim cız etti doğrusu.

Burada karşılaştırmalı olarak göstereyim:

ayanın aile resmi 1ayanın aile resmi 2 ayanın aile resmi 3

  • Babası Asou’ya “O kız senin tahmin edebileceğinden çok daha fazla sıkıntı çekiyor, senin gibi normal çocukların bunu anlaması çok zor” demişti, Asou’nun bir bakışı var ki o an Asou’yla beraber içinizden babasına bayağı saydırıyorsunuz..
  • Aya’nın annesi: “Şimdiye kadar şehrin sağlık danışmanıydım, şimdiyse sadece aileme aitim.” demişti işinden istifa etmeye karar verince, ühüüüüü
  • “Arkadaşlarımı bana olan desteklerinden dolayı hiç unutmayacağım, ama keşke “gitme” deselerdi….” (Bu söz beni mahvetti, ne kadar içten söylenmiş cümle)

veda

  • Bu arada bu vedayla ilgili Aya’nın babası Asou ile bir güzel dalga geçmişti, “Şarkıyı nasıl söyledin ama kerata” şeklinde.

Nagareru kisetsu no mannake de/ Futo hi no nagasa o kannnjimasu/ Sewahiku sugiru hibi no naka ni/ Watashi to anata de yume o egaku… diye giden o şarkı. Zaten diziyi izlemiş olanlar muhtemelen burada şarkıyı mırıldanmışlardır.

(Bu şarkı ile dizinin sonunda çalan şarkı, bu ikisi ne kadar akılda kalıcı değil mi. Başka dizileri izlerken bile hep bunlar dilime dolanıyor..)

  • Aya’nın “Ataşi” deyişi.. Ne zaman “ben”le başlayan bir cümle kursa bilinç dışı gözler dolmaya başlıyordu, çünkü kesin ardından bir acılı cümle, bir taşı gediğine koyma..
  • ***Son bölümde Asou’nun performansı: Pörfekto… Keza kendisi dizinin başında hastaneye giden insanları “hayatlarını uzatmaya çalışan açgözlü ve hırslı yaratıklar” olarak tanımlamış hatta bu konuda hayvanların daha akıllı olduğunu ileri sürmüştü. Böyle bir insanın dizinin sonunda bu kadar ağlaması ve kendi ağladığından  daha çok da seyirciyi ağlatması olur iş değil.

aglamaktan helak olmak hem gülerim hem ağlarım

Madem bu kadar ağladık, biraz gülmeye hakkımız var demektir, tataaam:

sırılsıklam-aşık.. cık,üşütmekryowtf

zaten yandaki küçük resimde bu resmi foruma koyan vatandaşın avatarı->ayrı bir gülme nedeni :)

One Litre of Tears Special

Aya’nın ölümünden sonra neler oldu? Bize bu soruyu cevaplayan ve izlediğimiz 11 bölümün en can alıcı, en çok ağladığımız noktalarını birleştiren bir özel bölüm bu. Bir nevi yoğunlaştırılmış ağlama kursu gibi.

Asou doktor olmuş, peki Aya öldükten sonra ona neler oldu? Ölenle ölünmez mi gerçekten? Asou, hayattan soğumuş genç bir kız olan hastasıyla konuşurken geçmişi yadediyor.. Diziye 2,5 saatlik bir özet geçiyoruz yani. Ben bazı geçmiş bölümleri atladım artık, 2 saat de ağlamayayım yani. Diziyi unutur gibi olduğum zaman tamamını izleyeceğim.

Ako, özel bölümün en sevdiğim karakteriydi. Hemşire olmuş. Akıl dolu sözlerine rağmen hala babasıyla kavga etmeye devam ediyor.

Rika da ablalarıyla aynı liseye gidiyor ve bize resmen de-javu dedirtecek anlar yaşatıyor.. Vee o da babayla kavga ediyor. Hahahh.

“Gördün mü Aya, sen Asou’nun içinde yaşamaya devam ediyorsun.. Bizim içimizde yaşamaya devam ettiğin gibi..”

Welcome to Dongmakgol ya da A Bittersweet Life filmlerini izlediniz mi? Filmin bitişi film içinde gördüğümüz bir sahnenin devamı ya da öncesi ile biter. Görmediğimiz bir yeri daha bize gösterirler ve böhüüü diye başlarız. One Litre of Tears da böyle bitti, güzeldi. çok güzel.

Bence

Bu dizide beni şaşırtan, ters köşeye yatıran, aksiyon yaşatan hiçbir şey olmadı. Dizinin ta en başında bize olacak her şeyi dürüstçe söylediler. Yani neymiş sonunu bildiğin şeyler de güzel olabilirmiş, onlardan da deli gibi etkilenebilirmişsin bunusevdim. Bu da sana ders olsun..

Dokidoki, çok şükür yaşıyorum, sağlıklıyım.

Hem ağlarım hem giderim, yok böyle değil, hem severim. Arigato.

Reklamlar
22 Yorum leave one →
  1. Ağustos 12, 2010 3:50 pm

    vay bu’dan bir japon dizisi gelmiş, şaşırdım bu işe^^
    bu arada sanırım galonlarca ağlayacağını söyleyen bendim. ne acılar çekmiştim bu doramayı izlerken ah be. yüreğimi bu kadar dağlayan az sayıda yapımdan biri ama ben bile bile mazoşistce oturdum izledim, pişman değilim.
    beni en çok mahveden sahneler ise dediğin şarkıyı söyledikleri sahne ve aya’nın arkadaşlarının düşüncelerini duyduğu sahne, asou da peşinden gelip sırtında taşıyordu. aslında bunlar değil sadece, aya’nın sözleri başlı başına işkence sebebi. sonuç olarak hastalık da hayatın bir gerçeği olduğundan acı çektirse de izlenip ders çıkarılması gereken dizilerden.
    soundtrack’i de çok güzeldir, sangatsu, only human’ın yanı sıra ben konayuki’yi de çok severim.
    daldan dala atlamaya devam ediyorum, itadakimasu benim en sevdiğim japonca kelimelerden (1. sıradaki kelimem sayonara) hatta bazen istemdışı kullanıyorum yemeğe başlamadan önce^^

    • bunusevdim permalink*
      Ağustos 13, 2010 7:35 am

      Yeri gelir Japon dizisi gelir, yeri gelir Tayvan dizisi.. Hahah, normalde Japonlara bulaşmam ama bazı klasiklere de karşı koyamıyorum. Ama mesela filmlerden bir Okuribito çok severek izlediğim yeri ayrı bi filmdi. Az çok neleri sevdiğimi anlamışsınızdır artık. Hepinizin blogdaki yazılarınızı da okuyorum ama yine de önerileri beklerim caponlardan :) sen bir dizi listesi vermiştin bana onu kaydettim zaten.
      Ha bi de Castaway ya da Welcome to Dongmakgol ya da Cyborg benzeri bir Kore filmi tavsiyen varsa ayıla bayıla kabulümdür :)
      Hahah, galonu söyleyen demek sendin, nasıl yer etmiş ama aklımda. Aslında damacana da yazacaktıma ama o benim kendi sözümmüş, blogda bir yerde rastlayınca sildim :)

  2. tarih84 permalink
    Ağustos 12, 2010 8:38 pm

    Böğüre böğüre ağlanacak bir yapım. vee doktor seni çok sevdim ah ahhh…

    • bunusevdim permalink*
      Ağustos 13, 2010 7:40 am

      Sen deyince farkettim, doktordan pek bahsetmemişim. Onla ilgili en sevdiğim sahne şuydu: Normalde makale yazıyordu ya umut vadedici sonuçlar, tedavi bulunabilir falan diye. Sonra Aya kötüleşip meşhur acıklı laflarından birini edince doktor bir hışımla odasına dönüp tüm dosyaları kağıtları yerlere fırlatmıştı.. Heyt be o da duygusal bir sahneydi.
      Bir de özel bölümde Asou ile doktor aynı odada çalışıyorlardı ya, çok garibime gitti orası.

  3. Ağustos 13, 2010 12:21 pm

    japon dizileri kore’ye benzemesi beklenince tat vermiyor ama kendi alanında değerlendirilince kore dizilerinden farklı şeyler sunması açısından çok seviyorum. kdramalar eninde sonunda aşka bağlanıyor ama jdramalar başka mevzulara değiniyor çoğunlukla, nobuta wo produce’un arkadaşlığa değinmesi mesela.
    galon kelimesini ben yazının başlığına yazmıştım sonradan hatırladım^^
    bir de doktora ben de bayılıyorum gerçekten, sevdiğim japonlardan kendisi. onun oynadığı hotaru no hikari’yi izlemeyi düşünüyorum, şimdi 2. sezon da başladı, bak bu tavsiye olabilir bu’cum ama ben de izlemediğimden kesin bir şey diyemem.
    saydığın filmlere benzer bir şey gelmiyor şimdi aklıma, izlediklerimi düşünmem lazım. bulursam hemen tavsiye ederim merak etme^^

  4. bunusevdim permalink*
    Ağustos 13, 2010 4:37 pm

    Aa chibi mi anlatmıştı, ben birinin blogunda görünce çok hoşuma gitmişti, aklımda olan bir diziydi, bir ara izleyelim o zaman:)
    Tavsiyeleri bekliyorum kim’cim. Ve tabii tüm kore blog cemiyet hayatı insanlarından :)

  5. La Fea permalink
    Ağustos 13, 2010 5:53 pm

    Serde mazoşistlik mi var ? :D :D Ağlayacağımı bile bile izlemem valla böyle dizileri.

    • bunusevdim permalink*
      Ağustos 15, 2010 9:32 am

      Var unnicim var, hem de öyle böyle değil. Şöyle üst üste 3-5 romantik komedi izlersem artık çıldıracak gibi oluyorum ağlayacak bir kore filmi bulmalıyım diye
      Ama ağlamayı sevmeye başladım, gözyaşının tuzlu tadı falan. Ayyşşş :)

  6. koredelisi permalink
    Ağustos 14, 2010 8:31 am

    Bu diziyi burda görünce nasıl sevindim anlatamam… Bunusevdim senin bilimsel görüşünün aksine ben bayabi ağlamıştım bu dizide:D Seninde dediğin gibi sonunu biliyosun, neler olucanıda biliyosun ama diziyi oya gibi işlemişler sanki insanın içini cız ettirmeyi iyi biliyolar. Normalde sonunu bildiğim şeyleri pek izlemem ama bu dizi izlenmezmi yahu:D
    O kadar çok yerde ağladımki (not:normalde bu kadar sulu gözlü değilimdir:P) hangi birini anlatım şimdi okulda yaşadıkları, hastanede geçirdiği günler, ailesinin fedakarlığı ise apayrı bi olay…
    Filmi izledikten sonra uzun bi şükür duası yaptığımı hatırlıyorum:( Aya’nın yerinde bizde olabilirdik!
    Yazı için arigato^^

    • bunusevdim permalink*
      Ağustos 15, 2010 9:39 am

      Bak işte onu söylüyorum, bayağı bir ağlıyorsun ama 1 litre değil :) Bizim daha da çok ağladığımızı sanmamızın nedeni gözyaşının teninden geçerken katettiği uzun mesafe. X=V*t’den hesaplayacak olursak, tabii bir de yerçekimi ve ivmeyi de düşünmeliyiz, X/t2.. Ama sürtünme katsayısı yüzünden yanakta daha uzun süre kaldığı için, sen sanıyorsun ki 1 litre ağlamışımdır, nihaaayyt, değil işte :)

  7. koredelisi permalink
    Ağustos 15, 2010 12:57 pm

    Bunusevdim şu anda sana diyecek bişi bulamıyorum:D Dur önce bi gülme krizinden çıkım:D
    Bu nasıl bi cevaptır yahu sürtünme katsayısı felan, nerden taktın bu bilimselliğe bırak insanları sandıklarıyla mutlu mesut yaşasınlar…
    Bak bunada bilimsel bi cevap yazarsan oturur ağlar 1 litre göz yaşı döker senin bütün katsayılarını, X/t2’lerini çökertirim ona göre ha heeeeyyt bee:D
    (hala gülüyorum ya tamam saçmaladığımında farkındayım ama napım :D)

    • bunusevdim permalink*
      Ağustos 15, 2010 8:06 pm

      Hahaha, şaka maka ne güzel ağladık bu diziye dimi dimi :) Varsa başka böyle salya sümük ağlatan dizi, söyleyin onu da izleyeyim, doyamadım daha.
      Neyse ki özel bölümün eskiyi anlatan bazı yerlerini atladım ki, kötü günler için bir nevi peksimet efendime söyleyeyim konserve niyetine.. Of şimdiden canım çekti, kendimi tutamayıp hemen izleyebilirim..

  8. koredelisi permalink
    Ağustos 15, 2010 8:39 pm

    Sorma körolası çok ağlattı bizi ama pişman değilim, yine olsa yine ağlarım:D Bunun kadar ağlatan japon dizisi daha yok bence, ama çerez niyetine Koizora / Sky of Love dizisine bi göz at onuda seviceksin;)

  9. bunusevdim permalink*
    Ağustos 15, 2010 8:53 pm

    Ah koredelisi, Japon dizisi izlemeyen birinin aklına Japonları sokuyorsun, nettin şimdi :) Neyse ondan önce bir Hotaru no hikari düşüncem vardı, hatta kim’inde varmış. Ama ondan önce de bir kore dizisi izlesem mi diyordum, yahut ilk defa bir tayvan dizisi izlesem mi diye düşüncelerim vardı. Gerçi koizora da 6 bölümmüş, ama biliyorsun ondan önce 4 bölümlük won bin’li friends var. Off of çok plan var ama vakit yok. Dizi izlemeden ağlayasım gelecek şimdi, hahahah

  10. Ağustos 15, 2010 9:43 pm

    koizora evet ağlatanlardan o da. hatta misadan da önce izlemiştim ben onu, ilk kez bir uzak doğu dizisinde ağlayışımdı, zaten hemen bitiyor. açıkçası öyle en beğendiklerimden değildir ama ağlamak istiyorsan amacına ulaşabilirsin bu^^

    bu arada koredelisi sana bir sorum olcek, ben neden senin bloguna girince internet explorerım çalışmayı durduruyor, 4-5 gündür böyle. acaba bu sorunla karşılaşan bir tek ben miyim??

  11. bunusevdim permalink*
    Ağustos 15, 2010 10:28 pm

    Bende hiç sorun olmuyor koredelisinin blogunu açarken, hem ie hem mozilla ile denedim. Başkalarında var mı acaba?
    Kim’cim ağlamak istiyorum ve beni kızıştırıyorsunuz şu an. Neyse şu Sang-doo bir bitsin.. Yok ya bitmesin, çok mutluyum izlerken :)
    Eğer bir gün biterse diyelim o zaman, aklımda başka bir dizi var öncelikli.. Bakalım, ona da herkes pek bir bayılmış. . O da biterse anca koizora’ya sıra gelebilir bir ihtimal.
    Aaa yine sıra gelemeyebilir, çünkü Rain’in yeni dizisi başlamış olur, ben de onu izlerim..
    Neyse böyle de iyi, hiçbir zaman ne izleyeceğim şimdi diye bir problemim olmuyor :)

  12. koredelisi permalink
    Ağustos 16, 2010 10:35 am

    @kimbapsushi; şimdi bile kontrol ettim bi sorun yok gibi, sadece benim blogdamı bu sorunu yaşıyosun? Ahh internet bile bana karşı gelde ağlama:D

    @bunusevdim; anlaşıldı senin ağlamaya niyetin yok koizora(gökyüzü aşkı)’yı bir kaç yıl içinde izlersin inş:)) Sang-doo harika bi dizi yaa bak şimdi gene izleyesim geldi, bi göz atam bari^^

  13. bunusevdim permalink*
    Ağustos 17, 2010 6:17 am

    Evet ya, sang-doo harika bir dizi, bir bitireyim bir yazı yazıp herkeslere izlettireceğim diziyi. Resmen muhahahah diye izliyorum her bölümü, Rain hahahh gülüyor, ben ekran karşısında muhahhah diye gülüyorum :) Neyse bu ara gülmeye alıştım, sıkılınca koizora ile ağlarım, sağol tavsiyen için ;)

  14. Aralık 20, 2011 12:54 pm

    Hiç ağlamadığım kadar ağladım..Döktüğüm gözyaşı,1 Litre deil,10 Litreydi sanki..Bu hastalık neden Aya’yı buldu,neden ben değil de o,beyincik dejenerasyonunun sebebi nedir,bu hastalığın tedavisi var mıdır?..Bu soruların cevaplarını arıyorum ve merak ediyorum…Paylaşımların için teşkkürler “bunusevdim”:)

  15. Aralık 21, 2011 11:37 am

    Ailenizin doktoru konuşuyor gibi olacak :))
    Dejenerasyonun sebebi… genetik diyebiliriz. Tedavisi… araştırılıyor, gen tedavisi. Bu konuya meraklıysan makale linkleri verebilirim. Şimdilik sadece destek tedavisi var diye biliyorum.
    Ben de ağlamıştım tabii işin şakası bir yana. Allah dermansız dert vermesin ne diyeyim.

  16. KubnisheR permalink
    Temmuz 23, 2014 3:43 pm

    Gerçekten hayatımda radikal kararlar almamı sağlayan ve beni en çok etkileyen yapım.İkeuchi Aya gibi bir karakterin melek olduğuna inanmamak zor.Evet evdeki bütün peçeteleri bitirdim 1 litre gözyaşından fazlası.Hayatımdan kesitler bulduğum sahneler çok fazla ve İkeuchi’nin inanılmaz motive edici sözleri her zor anımda bana güç veriyor.Bir de bu olaya mizahı yönden bakacak olursak aynı hastalık benim başıma gelseydi nolurdu.Yüksek ihtimalle beni Eminönüne koyar dilendirirlerdi :)

  17. azra permalink
    Ocak 17, 2016 3:07 pm

    bu hikaye gerçek bir hikaye çoookkk güzeldi kesin izleyin

Yorumunu sevdim

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: