Skip to content

Castaway On The Moon/ Kim’in Adası

Eylül 9, 2010

castaway on the moon posteri

Vay canınaaa. Ne sevimli bir filmdi böyle. Tam benlikti. Zaten muhahahaha şeklinde izledim tüm filmi. Pek beğendim. Teşekkürler Kim, bu filmle tanışmamı sağladığın için. Ben de sizi tanıştırmış olayım, buyurun indirin izleyin.

Alışveriş yapar gibi kredi kartı alın, sakın umudunuzu kaybetmeyin.. Kredi kartlarının reklamları ne kadar fazla değil mi?biz iyiyiz

Bu arada şu yukardaki poster hiç hoşuma gitmiyor, şebek gibi çıkmış adam, tanıdığım halde benzetemedim.. Hatta bu postere ilk gördüğümde o kadar gıcık olmuştum ki, bu filmin çok adi olduğunu ve kesinlikle izlemeyeceğimi düşünmüştüm..  O yüzden daha çok sevdiğim şu ikinci  posteri de yana koyuyorum. Posterde adamla kız “우리, 괜잖아요!”  yani “Biz iyiyiz” diyorlar, mümkünse bize dokunmayın…

15 dakika izleyeyim ara veririm, kalanını sonraki gün izlerim diye oturdum ama o kadar akıcı ve eğlenceliydi ki.. Bırakmak ne mümkün.

Konu

Kredi kartı kullanıp sonra da borç batağına saplanan adamımız çareyi intiharda bulur. Ancak hayatta hiçbir şeyde başarılı olamadığı gibi bunu da beceremez. Han nehrinin üstündeki bir köprüden atlayınca tutup bir adaya düşer. Üstelik bu ada şehrin göbeğinde olmasına rağmen buraya kimse uğramamaktadır. Al sana ıssız ada..

–Devamını filmi izleyenlere tavsiye ediyorum–

Adam kimsenin onu görmediğini düşünerek yeni ve yalnız bir hayata başlar. Ama onu izleyen biri vardır. Aslen asosyal olan, 3 senedir odasından dahi çıkmamış, insan yüzü görmemiş bu kız, odasındaki teleskopla tesadüfen adamımızı görür. Ve onun "Hello" mesajına yanıt verir..

Bu mesajlaşma, adam ve kızın yalnız dünyalarını paylaşmalarını sağlar. Zamanla adamımız adasında yalnızlığın huzurlu dünyasının mutluluğunu tattıkça, kızımız da dünyanın güzellikleriyle tanışıp kendi çapında sosyalleşecektir.

—–o—–

tanışma turları

Oyuncular

Jung Jae-young: Issız adaya düşen adam. Bu adamı bir asker rolünde hatırlıyorum.. Aslında tam ciddi görünümlü bir adama uygun bir roldü. Harikaydı.

Jung Rye-won:  İnternet bağımlısı, tam bir asosyal kız. Bu kadını da sevsem mi sevmesem mi kararsızım. Ama bunun da rolü tam kendisine uygundu. Gülünce 32 dişini gösterebilen biri, sıska ama güzel… Zaten bu rol için 5 kilo vermiş. Bir 5 kilo daha verse kendinden eser kalmayacakmış ya yırtmış. Uzun saçlarının uçları sarı, koşarken bir o yana bir bu yana savruluşu pek bir göze hitap ediyordu.

teleskopla gözlem

Sevdiğim Bölümler (sadece filmi izleyenlere)

  • Her yeri güzeldi, hele ilk yarıdaki tüm esprilere-dakika dakika- bayıldım.
  • “Sonra ölsem de olur sanki” Adamcağız çok tatlıydı ya, yazık hayattan vazgeçmişken yine de tatlı bir şey kalbini çelip ona yaşayacak bir umut verebiliyordu..
  • Başlarda nasıl da mantara talim ediyordu her seferinde.
  • “Hayali kurulan bir sıkılma hissi” diyerek sırıtan bir adam..
  • “Ben çok lezzetliyim.” Kendi gözyaşını biriktireni gördük de kendi terini yalayan, biriktiren.. Biraz çılgınca.
  • Şu yardım..

yardım

  • “Gerçekten de her yere teslimat yapabiliyormuşuz..” Adaya börülce soslu erişte götüren oğlan böyle söylüyordu, doğrusu o sahne beni gülmekten kırdı geçirdi. Malumunuz Korelilerin teslimat manyaklığından daha önce de bahsetmiştim. Bu adamlar hayatlarını “balli balli” (çabuk çabuk) temeline oturtmuşlar, istedikleri her şey onlara hemen ulaşmazsa çıldırıyorlar.

balli teslimat

  • “Erişte benim için umut demek.” “Umudun tadına bakacağım.”
  • Kız annesine mısır yetiştirmek istediğini söyleyince annesi sevinçten ağlamıştı. Orada ben de duygulandım. Çok güzel filmmiş be bu. Keza adamımızın ramen yediği sahnede çok duygusaldı.
  • Tek ayakkabı var, teki kaybolmuş. Ne tanıdık bir sahneydi öyle…
  • İşin içine  “Sen kimsin?” sorusu girince kızın nasıl dünyası karardı.. Ama sonunda istiyorsan yaparsın, çekinmek bir yere kadar :) Aslında kız günümüz internet bağımlılarının somutlaşmış bir örneğiydi. Gerçek hayatta da bağımlılar öyle değil mi.. İnternetin karşısında kim olmak istiyorsan o kişi oluyorsun. Söylediklerinin yalan mı gerçek mi olduğunu sadece sen biliyorsun. Bence bu konuyu da çok güzel anlatmışlar.
  • Bir de ıssız adaya düşersem yanıma alacağım 3 şeyden biri börülceli erişte/ramen olmayacak, onu kendim yapabilirim!

fotoğraf karesi, kuş pisliği    

Bu filmi pek sevdim.

Reklamlar
18 Yorum leave one →
  1. Eylül 9, 2010 4:59 pm

    Ya sonunda izleyipte beğenmene aşırı sevindim :)
    Gelmiş geçmiş en güzel filmlerdendir :D
    “Bunu mu istiyorsun?” Çığırışını yapma isteği uyandırmıştır. Ben ve bir kaç arkadaşım üzerinde. Hatta buralarda bir ada olsada gitsem, bir adaya düşsem keşke demiştim :)
    Verdiği sosyal mesajlarda dediğin gibi çok iyidi, orjinal bir dilde yapılıyordu ki onu özel kılanda buydu bence.
    Beğenmene çok sevindim valla dostum ;)

    • bunusevdim permalink*
      Eylül 9, 2010 5:11 pm

      Gerçekten bayıldım sermin. Tam bana göreydi. Böyle orijinal filmlerin hastasıyım :) Şu Kim’in adası gibi on film olsa onunu ard arda izleyebilirim şu an, hahah.
      Adaya düşmek bu filmden sonra bana da cazip geldi gerçekten.
      Ama yazıda bahsetmediğim birşey var ki, şimdi bahsedesim geldi. Adam sıfırdan başlayıp resmen yeni bir dünya inşa etmişti. Ama sonra o dünyaya da o kadar alıştı ki, emek verdiği şeyler selle beraber gidince yeniden başa döndüğü için ne kadar üzülmüştü. Oysa başlarda adanın hoşuna gitmesinin sebebi hiçbir sorumluluğunun olmaması, hiçbir şeye sahip olmamasıydı. Bu açıdan da çok ilginç buldum. İnsanoğlunun ne çeşit bir mahluk olduğunu çok güzel irdelemişler filmde.
      Gelmiş geçmiş en güzel filmler listende başka izlemediğim filmler varsa öğrenmeye hazırım :)

      • Eylül 9, 2010 5:27 pm

        İzlemediysen kesinlikle A Man Who Was Superman’i tavsiye ederim.

        Bahsettiğin şey benimde dikkatimi çekmişti. Annem hep dediği bir şey vardır. Acı gerçekte denilebilir.
        “Hayatından hep şikayet ediyorsun. Acısından, dertlerinden, sıkıntısından, kaygılarından. Ancak eğer bunlar olmazsa, eğer hayatında ne kaygı, ne bir uğraş, ne acı kalmadıysa. Hiçbirşeyin yok demektir. İşte asıl o an anlarsın bir zamanlar yakındığın şeyler aslında en çok ihtiyacın olanlarmış”
        Bu da onun gibi birşey işte.

      • bunusevdim permalink*
        Eylül 9, 2010 5:44 pm

        A Man Who Was Superman ilk fırsatta izlenecek! Daha oyuncu kadrosuyla kalbimi çalmayı başardı (Jun Ji-hyun ve Jin Ji-hee aynı filmde!!), e tavsiye eden de sermin. Daha izlemeden sevdim.
        Teşekkür ederim

      • bunusevdim permalink*
        Eylül 9, 2010 5:57 pm

        Bu arada Jin Ji-hee’leri karıştırmışım. neyse sorun değil o küçük kız da fena değil. Gerçi Hansel ve Gratel’deki rolünde kafasını koparasım gelmişti ama olsun şeker kız, hahah.

    • gökhanavcı permalink
      Ekim 29, 2013 11:05 pm

      çok teşekkür edrim uzun zamandır bu iki duyguyu bir arada yaşadığım bir film seğretmemiştim çok güldüm çokta duygulandım eline sağlık

  2. Eylül 9, 2010 5:47 pm

    Ah ne demek. Bakalım beğenecek misin? O da gerçekten güzel bir anlatıma sahip. Yer yer hüzünlendiren, bir çok zaman güldüren ancak düşündüren bir yapım. Hadi bakalım inşallah beğenirsin ;)

  3. Eylül 9, 2010 5:54 pm

    Ne demek Bu’cum, keşke her zaman bulunabilse böyle şahane yapımlar da ben de hep tavsiye edebilsem, birinin tavsiye ettiğim şeyi beğenmesi güzel bir duygu, sanki ben çekmişim gibi^^ zaten az çok beğenilerini bildiğimden artık bu konuda zorlanmıyorum. bir de sermin’in dediği superman’i ben de sonunda izleyebildim, tavsiye ederim. taslağı hala blogumda duranlardan.

    bu filmle ilgili yazımda anlatmıştım derdimi zaten az çok, tek diyebileceğim böyle hem güldüren, hem hüzünlendiren çok klişe olacak ama düşündüren şeyleri seviyorum. zaten bu adama da ayrı hastayım. şüpermen^^ gibi 1 aydır falan yazmaya çalıştığım “going by the book” var yine bu adamın kendine has, hoş filmlerinden. bunun yada welcome to dongmakgol kadar olmasa da, hoştu. onu da izlemediysen ekleyebilirsin listene^^

    • bunusevdim permalink*
      Eylül 9, 2010 6:00 pm

      Bu akşam ne kadar şanslıyım tavsiye üstüne tavsiye geliyor. “Going By the Book” ikinci fırsat bulduğum anda izlenecek!! Hahahha, şansım yaver gidiyor..
      Sahi senin bir yıldır yazmaya çalıştığın yönetmen yazısı ne alemde. Barking Dogs’u hala izlemedin dimi :) Yalnız sen taslaklarını bir blogda yayınlasana, ben o blogu daha ilgiyle takip ederim hahahh

  4. akustikhuzunler permalink
    Eylül 12, 2010 5:37 pm

    itiraf ediyorum ilk defa senin yazı eklediğini gördüğüme üzüldüm cünkü blog acıp bu filmle baslamayı planlamıs hazırlıkları yapmıstım .. :)

    • bunusevdim permalink*
      Eylül 12, 2010 6:37 pm

      Ah çok üzüldüm, bilseydim geciktirirdim yazıyı :) Benim de içimi bir hüzün kaplıyor yazının benden önce yazıldığını görünce.
      Yine de farketmez, herkesin farklı bir tarzı var nasılsa
      Blog açacağın haberine de sevindirik oldum hahah

  5. Eylül 12, 2010 7:41 pm

    Çok tatlı bi filmdi izleyeli epey olmuştu, kimbap tavsiye etmişti yanlış anımsamıyorsam bende şaşırılmayacağı üzere üzerine yazmamıştım(:

    Geçmiş bayramın mübarek olsun bu arada.

    • bunusevdim permalink*
      Eylül 13, 2010 1:19 pm

      Niyeyse en sevdiğimiz filmleri yorumlamama hali var. Galiba içten içe dokunmak istemiyoruz, bizim kalsınlar istiyoruz. O yüzden yazmayı unutuyor ya da erteliyoruz.
      Seninki de mübarek olsun canım. Geçti ama tadı damağımızda kaldı

  6. Eylül 13, 2010 1:28 pm

    daha çok yorumlayamıyoruz gibime geliyor. Hani en azından ben,m için öyle. Hepte belirtiyorum. Çok sevdiğim filmler için kelime bulupta cümle oluşturmak çok zor geliyor. o yazıyı hazırlamam günlerimi alabiliyor bazen.

    Haa tabi mümkündür bende saklı kalsın olayı ancak paylaşınca duygularını anlayan insanlar bulmakta güzel oluyor. zaten ne kadar iğrenç anlatmış olursam olayım izleyipte beğenen için yazı gayet anlaşılır oluyor :D

    • bunusevdim permalink*
      Eylül 13, 2010 1:40 pm

      Bana birkaç filmde oldu öyle, o yüzden bir seçenek olarak kendime saklamayı söyledim. Amaan kıymeti bilinmeyecek, bu da benim özel filmim olsun dediğim :)
      Ama genel anlamda yazdığımız kıytırık yazıyı (kendi adıma) izlediğimiz muhteşem filmle değer açısından asla bir tutamadığımız için zorlandığımız çok doğru.
      Aslında sadece filmin başlığını atsak hiçbir şey yazmasak da, ah ben bu filmi sevmiştim diyen çok kişi çıkar zaten. Neyse ki kötü yazı izleyenin gözünde puan kaybına yol açan birşey değil :)

  7. Son Kan-Ka permalink
    Eylül 14, 2010 10:33 am

    “Erişte benim için umut demek.”

    Filmin o anına geldiğimde resmen parçalanmıştım. Kesinlikle izlenmesi gereken bir yapım. Azımda bıraktığı tat halen dün gibi taze ^^

    • bunusevdim permalink*
      Eylül 15, 2010 1:31 pm

      İşte o umudun tadı :)

  8. SelfLand permalink
    Mart 26, 2011 8:29 pm

    FİLMİ NEREDEN İZLEYE BİLİRİZ ?

Yorumunu sevdim

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: