Skip to content

Barking Dogs Never Bite/ Havlayan Köpek Isırmaz

Kasım 1, 2010

vlcsnap-2010-10-31-16h15m50s234

Bong Joon-ho’nun yönetmenlikteki ilk deneyimidir bu film. Kara mizahtır, ironinin ta kendisidir. Gerçekteki gibidir, hayatın cilveleridir.  Popüler kültürün önümüze afilli bir şeymiş gibi sunduğu tırıvırı filmlerin aksine senaryo gibi senaryosu ve karakter gibi karakterleri olan bir yapımdır. Film gibi filmdir.

Hayatın cilveleri diye süslü püslü deyimler kullanayım diye yazmadım. Gerçekleşmesi ya da var olması ziyadesiyle mümkün şeylerden oluşuyor film: “50 mü 100 mü?” diye kavga eden karı koca, adamın köpek sesine tahammül edememesi, köpeklere farklı gözle bakan bekçi, sürekli tüküren halmoni, kurutulmuş turplar (hahaha), para isteyen dilenci, televizyona çıkmak isteyen kız.. Hatta mahallenin delisi bile…

İşte bu tarz hiçbir şeyin boşuna gösterilmediği filmleri seviyorum. Bir karakter görüyorsam bir filmde, onu tanımak isterim. Bu sayede bir daha o karakteri gördüğümde bazı özelliklerini bildiğim için o filme sanki ben yorum katmışım gibi olur. Gülmekten gülmeye fark vardır. Mesela tanımadığınız biri size espri yapınca gülersiniz. Ama bir arkadaşınız daha önce onu uyardığınız halde bir şapşallık yaparsa siz yine gülersiniz. Bu sahneye etrafınızdakiler gülmezler çünkü olayı bilmiyorlar. Belki siz de ilk sefer bahsettiğim espri kadar gülmezsiniz, ama ikinci gülüş zekice bir gülüştür. İnsanın beyninde daha çok yer eder. Ve bir gün yine hatırladığınızda daha çok gülersiniz. Hatta arkadaşınız benzer bir olaya girişirse daha da çok gülersiniz.

Bu filmde de durum böyle işte, karşınıza geçip şaklabanlık yapmıyorlar ama zekice gülüşlerle dolu. Ne demek istediğimi filmi izleyince anlarsınız.

Bae Doo-na’yı niye sevdiğimi hatırlatan bir film oldu. Başroldeki Lee Sung-jae’yi ilk defa izledim ama rolünün adamı olmuş. Gumihonun büyükbabası olarak izlediğimiz  Byeon Hee-bong’da o şaşkoloz suratıyla yine bizi güldürmeyi başarıyor. Yönetmenin filmlerinden olan The Host’ta da Bae Doo-na ile bu adam vardı, ikisini de seviyor olmalı.

Bir de kızın arkadaşı rolündeki yarma hatuna başta çok gıcık olmuştum. Sevimli bir şahısmış meğer. Bunu söylediğime kendim bile inanamıyorum gerçi. Araba aynalarınının bu kadar estetik olduğunu daha önce hiç düşünmemiştim. Yeni bir modanın öncüsü olabilir.

Normalde köpekleri pek sevmem ama bu filmden sonra artık önlerinden saygıyla geçeceğim herhalde, hahah.

Bu kadar spoiler vermek istediğim ama kendimi tuttuğum bir film olmamıştı. Resimleri bile spoiler’sız seçtim. Halbuki göstermek istediğim o kadar güzel sahneler var ki..

Enstantaneler

vlcsnap-2010-10-31-15h55m18s201vlcsnap-2010-10-31-16h17m53s199 vlcsnap-2010-10-31-16h07m49s44vlcsnap-2010-10-31-16h09m35s69 vlcsnap-2010-10-31-16h40m48s126vlcsnap-2010-10-31-16h48m40s243

Son bir söz: “Havlayan köpek ısırmaz, ilişmeye lüzum yok.”

Bu filmi pek bir sevdim.

Reklamlar
3 Yorum leave one →
  1. zehra permalink
    Kasım 20, 2010 8:20 pm

    senin hastalığın bayağı ilerlemiş…bende kendimi en uç safhada sanıyordum ama senin yaptıkların 2-0 öne geçmiş durumda…ben koç başı ve go -stop u denemek aklıma gelmemişti…ama hamileyken resmen kimiçi ye aşerdim..:)) küçük kızım türkçe sayamıyor ama korece 10 kadar saymayı öğrendi…nede olsa anne karnında aşıladım kore aşkını…yaramazlık yaptığında çogmel biyane diyerek beni dize getiriyor…:))

  2. bunusevdim permalink*
    Kasım 20, 2010 8:26 pm

    Sağol, gerçekten içime su serptin hahahh. Gün gelip birinin senin hastalığın ilerlemiş diyeceğini hiç düşünmezdim :)
    Hani sen de az değilmişsin. Ben olsam kızıma ilk Türkçe saymayı öğretirdim

  3. Aralık 22, 2010 10:07 am

    Hmm, güzel ve gerçekçi bir filmdi. Köpekleri sevmemeyi anlıyorum, ben de pek sevmem zaten, ama tutup da aşağı atmak, olacak iş değil :)

    Bae Doo-na’yı ben de seviyorum. İçinde saf bir iyilik taşıyan, kendine özgü, bağımsız karakterleri oynamıştı her iki filmde de.

    Benim için kişisel izler taşıyan bir film. Özellikle şu cümleyi bi yerlerden tanıyorum sanki; “Profesör olmanın sadece çok çalışmakla ilgili olduğunu sanırdım.” Ben de öyle zannederdim adamım :) ama işlerin öyle yürümediğini ben de biliyorum artık. Bunun için profesörlüğe kadar yükselmene de gerek yok, daha alt kademelerde de durum aynı.

    Yalnız ben, kahramanımızın değil de ormanda yürüyenlerin seçtiği yolu tercih edeceğim galiba. Özgürlük bana her zaman daha çekici gelmiştir, bedelleri olsa bile.

Yorumunu sevdim

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: