Skip to content

Terket beni zalım Kore!

Aralık 25, 2010

Kasımi appayo..
Nappun namca.
Ayguu, çinça yeppudaaaa.
Uri, kölonhaca..
Sarangheyo, acuşi..
Balli, ironhaaaa! Ulcima! Hakgyo kaja! HACİMAAA!
Vesaire, vesaire.. Sanki kafamdaki media player’da karışık olarak çalıyorlar. Çıldırmak üzereyim. Hukşiiii? Andüe, andüe. Biçesso, biçesso.

Yolda yanımdan geçen birine günün birinde elimi uzatıp “Kajimaaa. Olmana kidarinnınci aro?” gibi şabalak bir cümle kurabilirim. Hadi ilk başlarda yeni bir şey öğrenmenin verdiği gazdır diye umursamadım. Ama nedir bu devam eden?

öyle değil böyle

-Yok, şöyle.. Tövbe yarabbim. Hay sayong kadar, sanbe kadar başınıza taş düşsün. Rahat bırakın beni çekikler!

Bunu da sevdim, Allah beni…

55 Yorum leave one →
  1. La Fea permalink
    Aralık 25, 2010 1:44 pm

    Secret Agrden replikleri geçiyordu kafamda uyanırken :D Ama ne güzel ben hiç kelime öğrenemdim Korece :( Nasılsın diye bile soramam. Çok da hevesim yoktu başlarda ama bir lisan bir insan bilsem iyi olurdu. Sabah gazetesi haber yapmış Kore dizilerini. Yavaş, yavaş bize doğru geliyorlar. Saklanınnnnnn :D :D

    • bunusevdim permalink*
      Aralık 25, 2010 1:52 pm

      Ya evet gördüm gazeteyi, en çok da Kore’nin Dr. House’u Jang Geum kısmını sevdim, hahaahha.
      Bak yine aynı sırıtışı yaptım, çıldıracağım çıldırıyorum.

  2. fox rain permalink
    Aralık 25, 2010 2:11 pm

    koreyle yatıp kalkanlardan oldum bende.yakında evliliğime zara verirse hiç şaşırmayın:) :).aigo aigo aigo diye naralar atmak ve etkilerinden çıkmak istiyorum nafile secret garden yayınlanırken imkansız beni daha da çok bağladı

    • bunusevdim permalink*
      Aralık 25, 2010 2:26 pm

      Allah korusun yav. Ne diyorsun, aman eşine dikkat et hahahah. Başarabilir miyiz bilmiyorum fox rain, yani tamamen terketmeyi de gönlüm elvermiyor. Mesela haftada bir bölüm diziye indirsek mesela. Sonracıma interneti açıp Kore haberleri okumasak da normal insanlar gibi kendi ülkemizin haberlerini okusak. Çok bir şet istemiyorum, bunun gibi şeyler..

  3. fox rain permalink
    Aralık 25, 2010 3:06 pm

    haftada bir bölüm ha çok zor.şahsen irademe hakim olamıyorum.bir bakıyorum önündeyim.günde beş altı saat kore dizileri oyuncuları kim kiminle nerde……ülkemizdekileri sorarsan hiç bilmem ve şu yaşıma kadar da hiç ilgilenmedim bi cansel elçini(oda eskidendi) tanırım o kadar.koreliler sihir mi yapıyor diyicem değil :) niye manyakça bunlara bu kadar bağlandım,her yerde onlardan bahsediyorum hiç bir fikrim yok. bunu sevdim kesinlikle katılıyorum TERKET BENİ ZALIM KOREEEEEEEEEEEEEE

  4. Aralık 25, 2010 3:09 pm

    Haha gülüyorum şuan.
    Çok doğru bir noktaya parmak basmışsın :D
    Evdekiler alıştılar benim bu hallime çünkü anneme artık anne demiyorum babama baba.
    Onlar benim için omma, omunim ve appa, abuci :D Seslendiğimde artık yanıt alıyorum yani o derecede :D

    Palli palli, aigo, çinça ve çingu vazgeçilmezlerim. ancak benim terk etmek gibi bir niyetim yok vallahi :d

    Bu arada ben o haberi görmedim tarihi nedir nerdedir okumamam lazım :D
    Birde Breathless filmini izledim. Yorumumuda bıraktım göremedin heralde. Fazlasıyla sevdim ben filmi ;)

  5. La Fea permalink
    Aralık 25, 2010 3:15 pm

    Sermincim buyur buradan yak :)

    http://www.sabah.com.tr/Cumartesi/2010/12/25/guney_koreden_prenses_ithal_ediyoruz

  6. Aralık 25, 2010 4:18 pm

    Aslında, Kore’ye bu kadar tutkuyla bağlanmanın sebebi çok karmaşık değil. Çünkü o filmlerde, dizilerde gerçekte olmasını istediğimiz (ama belki de hiç olmayacağını bildiğimiz) şeyleri gösteriyorlar bize. Saf iyiliği, saf sevgiyi, saf güzelliği. Böyle bir dünyada yaşamak isteriz değil mi, ama dünya böyle bir yer değil, etrafımızda böyle şeyler yok. O zaman gerçekte olmasa da hayallerimizde yaşarız deyip peşlerinden gidiyoruz. Pişman mıyım? hayır. Çünkü, bu insana kendini iyi hissettiriyor.

  7. bunusevdim permalink*
    Aralık 25, 2010 5:12 pm

    ececim sen yine söyleyip rahatlıyorsun, sanırım beni rahatsız eden şey, sevdiğim şeyi kullanamamak. bu yüzden biri gün boyu bana söyleyip duruyor sanki. gerçekten şizofrenik bir hal almaktan korkuyorum hahah.
    fox rain, gerçekten en iyi çözüm kore’nin bizi terketmesi, çünkü bizim onu terketmemiz çoook zor
    희망씨, pişman olma meselesi şöyle. Evet, hepimiz cidden çok mutluyuz, zaten öyle olmasa bu kadar bağımlılık raddesine gelmezdik. Ama bu mutluluk sahici/ olması gereken/ istenen bir mutluluk mu acaba? Mesela Down sendromu olan çocuklar inanılmaz mutludurlar, yani onlara çok basit bir görev versen mesela sabahtan akşama önüne gelen kutuların kapağını kapasa, bu işi tüm gün büyük bir sırıtmayla yapabilir. Ama ben o çocuğu o halde gördüğümde içim acıyor.
    Aynı şekilde, arada durup kendi durumumu düşündüğümde de üzülüyorum. Kendime acıyorum yahu. Yani bu hissi size nasıl anlatabilirm bilemiyorum ama eskiden hiç böyle hissettiğim olmamıştı. Maami yani, ooooy oy, yine aynı halt, ahhaahha

  8. La Fea permalink
    Aralık 25, 2010 5:22 pm

    Sevgili Bunu Sevdim bence tıbbi destek almalısınız :p Çevrenizde tıpla uğraşan birileri varsa akıl danışmanızı öneririm :D :D Ya dozunda tut her şeyi bir şey olmaz. Bu bir süreç, bir dönem. Aman bana ne oluyor diye düşünme. Bir sürü insan var senin gibi. Hepimiz mi problemliyiz? Çevrende Kore sevdiğini bilmiyorlar mı? Çok mu gizli? Bunun baskısı mı var üzerinde? Şahsen ben fazla bilinsin istemiyorum. Alay etmelerine tahammülüm yok çünkü. Acayip sinir yapıyor bünyede. :)) Yoğun bir tempoya girdin anladığım kadarıyla bu süreçte sevdiğin bir şeylerle uğraşamamak istediğin kadar zaman ayıramamak da canını sıkyordur belki. Ama salla gitsin özetle :)) İnceldiği yerden kopsun veeeeeeeee kaçınılmazsa şayet zevk almaya bak :D :D :D :D

    • bunusevdim permalink*
      Aralık 25, 2010 5:30 pm

      Tabii ki Kore manyaklığımı çevremdeki herkes biliyor. İnsanın fikri neyse zikri de odur, hatta tersi de olur :) Ben de sürekli etrafımdakilere Kore’den örnekler sunuyorum:) Ama bilmeyen insanla konuşmanın anlamı yok ki, ben arkadaşıma eğer beni sallamayacaksa, konuyla ilgilenmeyecekse çingu diyemem mesela. E dolayısıyla içimden diyorum, can sıkıcı oluyor
      Hepimiz problemli miyiz? Bence, üzgünüm ama, evet :) Biz çok takmış durumdayız arkadaşlar, sürekli içmeye giden arkadaşlar gibiyiz, hepimiz aynıyız diye normaliz anlamına gelmez bu, bildiğin bağımlıyız yahu
      Galiba sunu anlatamadim; niye kacinilmaz olsun, gayet kacinilabilir.
      Amaaan, hakkaten ya, inceldiği yerden kopsun unni :) Zaten olacak olan o

  9. Aralık 25, 2010 6:08 pm

    Down sendromu durumunda, çocuğun genetik yapısındaki arızanın beyne etkisi nedeniyle böyle bir sonuç ortaya çıkıyor. Fakat bizim durumumuz kendi tercihimizden kaynaklanıyor. Yani istersen bırakabilirsin, ama neden isteyesin? Bu sorunun cevabı önemli. Sadece çevreyle kendini karşılaştırarak bu sonuca varırsan, bu da çok sağlıklı olmaz bence.
    Etrafındakilerle paylaşma meselesine gelince, bazı güzellikleri sadece kendin görebilirsin ve etrafındakilerle paylaşamazsın. Bak ben teorik fizik çalışıyorum, sence çalıştığım konuları kiminle paylaşabilirim? ‘Beş boyutlu süpergravite teorilerindeki kara delik çözümlerinin Kerr-Schildz anzatsını bulma’ problemini sence etrafımdakilere anlatsam bana ne derler? :) ama ben ordaki estetiği ve güzelliği görebiliyorum, bu yüzden de mutluyum ve çalışmaya devam ediyorum. Bu beni problemli yapar mı? Yaparsa da benim umrumda olur mu? Hiç sanmıyorum :)
    Kendine acıma. Ama şu konuda haklısın, mutlu olabileceğin alternatif şeyler bulmalısın, ama bu diğerlerini bırakman gerekeceği anlamına gelmez.

    Çok ciddi bi yorum oldu, kendimden korktum :)

  10. bunusevdim permalink*
    Aralık 25, 2010 6:26 pm

    Ben ciddi ciddi yazınca doğal olarak senin yorum da ciddi oldu :)
    Şöyle söyleyeyim. Eğer kendimi çevreyle karşılaştırmaya kalksaydım bu blogdaki çevremle karşılaştırırdım zaten, o zaman bu kadar sorgulamazdım emin ol :)
    Down sendromlu bir çocukla kendimi karşılaştırmıyorum tabii ki, o örneği şunun için verdim, insanın kendisini mutlu hissetmesi demek doğru şeyi yapıyor olduğunu göstermez. Sonradan yaptığımız şeylerden pişman olabilirz. Benim endişem, şu an çok keyif alıyor olsam bile, ilerde bu harcadığım zamandan dolayı pişman olabilme ihtimalim. Bunu şimdiden düşünmem lazım, çünkü giden zamanın dönüşü yok.
    Yani gerçekten faydalı bir şey mi yapıyorum. Bizim ailede bir laf vardır ailemizin atasözü gibi, yaptığın şey bir işe yarasın deriz. Yani sen fizikle uğraşırken-farketmiyor olsan bile- bilim yapıyorsun dostum. Ama ben internette lee young-ae’nin bebeği doğdu mu diye araştırırken pek bir halt yaptığımı zannetmiyorum.
    Hepiniz diyorsunuz ki eğleniyoruz. Tabii ki hayatta her adımımızı yüksek idealler uğruna atamayız, eğleneceğiz, dinleneceğiz. Ama tüm hayatı, öncelikleri eğlenmek, dinlemek, ateş böcekliği yapmakla geçirirsek yazık olur. Beynimizi çöpe atmış oluruz.
    Şöyle bir örnekle açıklayayım :) Kore dizilerinde (hala koreden örnekler ahhah) oppalar başlarda hep uçarı kaçarı hallerde oluyorlar, üstelik o hallerinden çok da memnun oluyorlar. Hepimiz gıcık olmuyor muyuz, oppa/hyung kendine gel diye bas bas bağırmıyor muyuz ekran karşısında.
    Mutlu olunacak alternatif şey sıkıntısı çekmediğime emin olabilirsin. Beni arkadaşlarım “sıkılmayan insan” olarak bilirler. Her ortamda kendimi eğlendirecek bir şey bulurum çünkü. Ama bu Kore meselesi.. Farkındayım, ne hissettiğimi tam olarak ifade edemiyorum, beni tam olarak anlamanızı da beklemiyorum, herkesin hayat tarzı, tecrübeleri çok farklı.
    Ama acımaksa, korkmaksa, üzülmekse, endişe etmekse.. Kendim için hepsi mevcut maalesef. Yani beş bölüm kore dizisi izlemeyi vakit kaybı olarak görmüyorum ama onun etrafında yaptığım tonlarca şeyi, gün boyu aklıma gelmesini ve bu nedenle başka temel günlük ihtiyaçlarımı aksatmamı vakit kaybı olarak görüyorum.
    Böyle bir şey

  11. La Fea permalink
    Aralık 25, 2010 6:39 pm

    Valla ben keyif alıyorum, içmeye gidilecekse gidelim :D Bu benim kendimi tutmuş halim inan bana :)) Sen beni La Fea Mas Bella zamanında görecektin. Haline oturur, kalkar dua ederdin. :=))) Valla hatırlamak bile istemiyorum yaptıklarımı. Zaten ondan sonra kontrollü gidiyorum :) Problemse eğer ben her daim problemliydim ve öyle olacağım. Dizi-film özellikle dizi izlemeyi çok severim. Sadece Kore değil, Yerli, yabancı pek çok diziyi takip ediyorum. Forumların vazgeçilmez üyesiydim :P Kendi adıma köşem bile vardı. Yani, yorumlamak benim için büyük bir keyif, bir hobi :) Kendimi çok kaptırmamaya çalışıyorum. Mesela o yüzden Korece öğrenmiyorum :D :D Adamlar iyiler ama beaaa haklarını yemeyelim :)) Bak benim günlük yaşamımı etkilemiyor Kore dizileri. Zaman, zaman uyumadan önce izlediysem o dizi ile uyanabiliyorum ama dediğim gibi salla gitsin güzelim. Sen takmaya da çok takmışsın :)) Üzerinde düşünme bu kadar :)

    Bu arada Lea Young Ae hamile mi? ha ha ha ha :D

    • bunusevdim permalink*
      Aralık 25, 2010 6:46 pm

      Unni sende fazla boşlamışsın sanki, hahahaah. Şurada ciddi bir meseleden bahsediyordum yav, senin yorumla beraber hemen amaaaan moduna giriyorum :)
      Şaka bir yana Lee Young-ae’nin hamile olduğunu nasıl bilmezsin, demek blogda yeterince propaganda yapamamışım, ben bu açığımı kapatırım en kısa zamanda :) Kadın 8/9 aylık hamile, hesaplarıma göre şu an karnı burnunda olması lazım, tabii ben haberlerin yalancısıyım.. Junior LYA’yi sabırsızlıkla bekliyorum, heheh
      Mesela, şimdi yukardaki yorumu ele alalım. Ya normal değil bu, hayır olamaz, bana ne elalemin hamileliğinden, kadını uzaktan bile tanımam, bu nasıl gereksiz bir sevgi ya, bu sevgimi bu kadın yerine başkalarına vermeliyim. Hep israf hep, ahhahahh. Fazla taktım herhalde. Neyse zaten bu konuyu eskiden beri düşündüğüm için kronik obsesifim, amaaaaan. Nereden girdim ben bugün bu konuya ya :)

  12. Aralık 25, 2010 6:48 pm

    Peki tamam, seni anlıyorum. Olayları sadece kendi bakış açıma göre değerlendirmemem gerekiyor sanırım. Esasında, çok hoşuma gitmedikçe Kore dizilerinin çoğunu izlemem, ama filmlerini izlerim. Fakat onun arkasındaki magazinsel olgular hiç ilgimi çekmez açıkçası.
    Şimdi sen böyle anlatınca, sana daha çok hak verdim. Evet, eğlenmek güzel ama mesleğini ve geleceğini etkilememeli. Bu vakit kaybı kısmını azaltman (belki de kesmen) daha yararlı olacaktır sanırım. Bunu nasıl yapabileceğini de heralde sen kendi açından daha iyi görebilirsin.

    Yine de kendine acıma, çözüm üretmeye çalış :)

  13. La Fea permalink
    Aralık 25, 2010 6:52 pm

    İçimi şişirdin. Yok kızım, yok kendimi problemli hissetirmeyeceksin bana ha ha aman bu mevzular çook klişedir. ‘Benden haberi yok, ama ben onu seviyorum’ Fan olma durumu böyle işte. Kendi içinde saçma aynı zamanda mantıklı. :=)) Belki de ben böyleydim. Ama yok şu anda dengeli durduğumu düşünüyorum valla. Sen de beni anlamalısın. LFMB olmuştu hayatım. Dizi yayından kalkınca depresyona girdim :D :D Videoları bilgisayarımdan daha yeni sildim. Gerçi HD varlar hala :D :D ama ‘anı’ olaraktan :D Oyuncuyla konuştum webde. Hediyeler yolladım. Öyle, böyle değil ama her birini ince, ince düşünerek seçerdim :=)) Sıkıldım sonra ve bitti. Pişman mıyım? Hayır değilim. İyiki de yapmışım, ilginç bir deneyimdi :))

  14. bunusevdim permalink*
    Aralık 25, 2010 6:57 pm

    희망, Tüh hepinizi de üzdüm, hahahha. Yani, zamana bırakalım diyemiyorum, malum armut meselesine inancım sonsuz. Ama çözüm gelecek ay otomatik olarak gelecek diye umuyorum. Bu çileli ay bitsin hele de.
    Unni, senin o fan halin hakkında bir fikir sahibi olmuştum zaten, telefon konuşmanı dinlemiştim :) umarım ben de ilerde bu yaptıklarımı senin gibi anarım. Ne diyeyim, böyle bağlayayım bari :)
    Benim bile yazarken içim şişti, sana okurken fenalıklar gelmiş olmalı hahaahh. Aman ben bugün niye ergen kızlar gibi sorunlu davranıyorum, hahahahah. Her şeye muhalefet oldum resmen. Kendimi tutamıyorum bazen, aksini düşünsem de muhalefet olasım geldiği bile oluyor. Ki bugün kendi fikirlerimi savunduğumu düşünecek olursak az bile yazdım ehheeh

  15. La Fea permalink
    Aralık 25, 2010 7:04 pm

    Blogun adını değiştirip ‘Bunu Sevdim Nasıl Kurtulur’ yapalım :D :D Hep aynı fikirde olmak sıkıcıdır zaten. Diyoloğun önünü keser :) Arada, sırada aykırı olmak iyidir. O telefon konuşması ben onu ibret olsun diye şeettiydim ha ha ha. Yok be keyifliydi. Senin de öyle bir şansın olursa ileride kullan :))

  16. bunusevdim permalink*
    Aralık 25, 2010 7:28 pm

    Son dakika gelişmesi: Az önce evde elime NTV Bilim dergisi geçti, içinde bağımlılık ve bilgisayar bağımlılığı ile ilgili bir bölüm var, biraz göz attım da.. Yok ya normal değiliz :)
    Unni, cidden teşekkür ederim size, benim için kafa patlattınız bu güzel cumartesi akşamı.. Olmadı Lee Young-ae ile telefonda konuştuktuktan sonra senin gibi bıkarım, hahhhahahhah. Neyse, akşam akşam münazara gibi oldu. Bağımlıyız grubu ile değiliz grubu ;) Karar seyircilerin

  17. La Fea permalink
    Aralık 25, 2010 7:34 pm

    Ben bilgisayar bağımlısı değilim demedim ki :) Kore bağımlısı değilim dedim ha ha ha ha. Git kızım ya git. Dövdüreceksin kendini bana en sonunda o olacak :D Bak bakiim doğurmuş mu Cangema ? ha ha :P

  18. La Fea permalink
    Aralık 25, 2010 7:37 pm

    Ayrıca bu seferde normal-kime göre neye göreyi tartışırız ki sıkıcılıkta en son noktaya varmış oluruz böylelikle :D Bak senin yüzünden blog postum yarım kaldı :) Okuyucularım bekler :D

  19. bunusevdim permalink*
    Aralık 25, 2010 7:45 pm

    Evet, LYA’ye baktım, KORE bağımlısı olduğum içün :) İkizleri bile olabilirmiş. Temmuz sonunda 4 aylık hamile idiyse şimdi 9 aylık olmalı..
    Sen git postunu tamamla unni, beni teselli etme görevini layıkıyla bitirdin nasılsa hahahah.
    Yok ya ha Kore ha bilgisayar ha dizi ha film. Biz üstümüze vazife olmayan şeyleri izleme bağımlısıyız. Ya da herkese genellemeyeyim, ben öyleyim. Daha da baymayayım sizi

  20. Aralık 25, 2010 7:52 pm

    Hayır, bence öyle değil, neden bağımlı ola………..
    diyecektim ki vazgeçtim,

    biz yaşamaya bağımlıyız. Bu bağımlı olduğumuz yaşamda da kendimizi mutlu edecek şeylerin peşinden koşuyoruz. Sonra bizi mutlu ettiğini sandığımız şeylerin bizi mutsuz ettiğini farkediyoruz ve sonra ve sonra… devam edip gidiyor işte, böyle de devam edecek, çünkü biz yaşıyoruz.

  21. bunusevdim permalink*
    Aralık 25, 2010 7:55 pm

    Ah çok iyimsersin, hep mi böylesin bugün ben çok karamsar yazınca dengelemek için mi böyle oldun :) “Bunusevdim” adını sen daha çok hak ediyorsun hahahahh
    Bir ümit gördüm sende, neden acaba? (Bu olmadı galiba, kusura bakma hahah)

  22. Aralık 25, 2010 8:05 pm

    Karamsarlıkta uç noktalara ulaşmışlığım da vardır merak etme. Bugünkü iyimserliğim senden kaynaklanıyor olabilir, evet :)
    “Bunusevdim” güzel isim de çok hakettiğimi sanmam, çünkü genelde sevdiğim “bu”lar fazla değildir.
    Bende ümit mi gördün? İsmimi görmüş olmayasın? :)

  23. bunusevdim permalink*
    Aralık 25, 2010 8:12 pm

    Bu akşam çok eğlendim ben ama, hayret kısacık yazı yazmıştım, üstüne bu kadar konuşacağımızı düşünmemiştim

  24. Aralık 25, 2010 8:17 pm

    Valla ben de çok eğlendim, normalde bu kadar konuşkan (ya da yazışkan mı demeliyim) birisi değilimdir ama, bu akşam çenem düştü herhalde. Ama sen de ciddi ciddi şeyler yazıp beni konuşturdun, olmaz ki.
    Katkıda bulunanlara teşekkürler :)

  25. bunusevdim permalink*
    Aralık 25, 2010 8:20 pm

    Hahah, yazışkan mı, bu beni tüm geceden daha çok eğlendirdi :) Oturgaçlı götürgeçten sonra duyduğum en güzel yeni kelime :)

  26. Aralık 25, 2010 8:24 pm

    Ne bileyim, biz şimdi burda konuşuyor muyuz, yazışıyor muyuz, kafam karıştı. Ben de öyle diyiverdim. Biraz daha konuşursak Türkçeye yeni kelimeler kazandırma ihtimalimizi yüksek görüyorum :)

  27. bunusevdim permalink*
    Aralık 25, 2010 8:30 pm

    Bende bir uyku bastırdı, sabahtan beri bilgisayara bakmaktan mı acaba. Ben de aralarda saçmalamış olabilirim, mazur görürsünüz artık
    Ankara’da sirk var hala, acaba yarın oraya gitsem kendimi daha iyi hisseder miyim? Yarın değişik olacak

  28. Aralık 25, 2010 8:38 pm

    Ankara’da sirk mi var? Daha önceden de oluyordu galiba ama ben hiç gitmedim. Ama fırsatın varsa sen git, değişiklik olur, hava alırsın, biraz bilgisayara ara ver, iyi gelir.
    Ah Ankara ah, İstanbul’dayken bile orayı özlüyorum.
    Neyse, tamam sustum :)

  29. bunusevdim permalink*
    Aralık 25, 2010 8:44 pm

    Aaa, Ankara’yı özleyen birisi.. Çok şaşırdım ve sevindim. Geçen bir Ankara yazısı yazdım herkes kötü anılarından bahsetti hahahah. Pek sevilen bir şehir değil.
    Ankara sirki her sene olur. Biz babamla iki kazık kadar insan mutlaka gideriz, hahahahh. Her yanımızda çocuklar bağrışırken ilk utanırım sonra alışırım, böyle değişik. Ben seviyorum ama. Bu hafta sonu olmazsa sonraki.. 11 ocak’a kadar devam ediyormuş, metroda posterini gördüm. Nazlı’lardan önce bile vardı sirk posterleri :)
    Bilgisayara ara vereyim cidden, insanların kafasını daha fazla şişirmek yerine :))

  30. Aralık 25, 2010 8:53 pm

    Yok ben Ankara’yı severim. Ailem orda, gençlik anılarımın çoğu orda geçti, nasıl özlemeyeyim. Her 3-4 haftada bir de gelirim zaten.
    Sirkin her sene olduğunu biliyordum da gitmek hiç aklıma gelmemişti :)
    Bilgisayara ara vermeni kendi açından iyi olur diye söylüyorum, yoksa bizim kafamızı şişirmiyorsun, yazılarını merakla bekliyoruz :)

  31. La Fea permalink
    Aralık 25, 2010 11:01 pm

    O kadar konuştunuz yok bağımlılık yok bilmem ne :) Unni yorulmuşsundur bir çay demleyeyim, çay koyayım demedi kimse :) Bilmem artık mesaj alındı mı? ha ha ha :))

    • bunusevdim permalink*
      Aralık 26, 2010 12:21 pm

      Aşkolsun unni, ayakta bıraktık seni sanki, hahah. Çay meselesine gelince, sana şu kadarını söyleyeyim. Bu sene beni hayırsız kız olarak görmeye devam et, seneye etimden sütümden ve hatta butumdan yararlanacaksın diye düşünüyorum. Sonra düş yakamdan diyeceksin ama düşmeyeceğim hahahah

  32. Aralık 25, 2010 11:14 pm

    hahahaha:)) geçmişler ola, kanına işlemiş bu zehir.bende bişey oldu mu ottuke, sevindi mi aiguuu, sinirlendim mi omo omo omo…ve her jung woo görüşümde na sarang, saraneo diye ağıt yakıyorum.amaniiin ne etsem gari.

  33. zehra permalink
    Aralık 26, 2010 12:43 am

    sana bayılıyorum…duygularımın tercümanısın…yazdıklarını okurken bi tür dejavu yaşıyorum sanki…:)) ben en çok- bi çingu aniya diyorum..

  34. Aralık 26, 2010 2:04 am

    Aslında yazının içeriği eğlenceli, güldürdü beni. Yorumlara inince anladım asıl derdini :)

    Ve haklısın diyorum bunusevdim, ben de sıklıkla yaşarım bu çelişkiyi. Tüm günü bilinçsizce bilgisayar başında geçirdikten sonra akşam vakti “Ne yaptım Allah’ım ben!” naraları atıp, suçu zavallı bilgisayarıma yükleyip onu yerlere çalasım geldiği çok olmuştur :P

    Ben de tarafımı belli edeyim, bence de, bağımlıyız biz. En azından kendi adıma konuşmam gerekirse, ben :)

  35. bahar permalink
    Aralık 26, 2010 12:28 pm

    Bu blogu okuyunca oda arkadasımdan cok suphelendım,blogun sahibesi o mu diye..bir tek bolum turk dizisi izlemisligi yoktur korenin adetini anenesini tarihini cayını ramenini herseyini bilir..eger tus guney korede kontenjan acsaydı gece gunduz ders calısırdı..dramabeans okuyacagına anatomy okusa alim olurdu..yoksa sen o musun oysan bırak F.T Island dinlemeyi ve bana bi isaret cak..birde sanırım bu hastalık bulasıcı..hic bir turk erkegi okadar nazik o kadar duygusal olamayacagı,ve o kadar guzel giyinemeyecegi icin bu bir beyaz atlı prens ruyası:)neyse blog icin comsaammidaaa nuna

  36. Aralık 26, 2010 12:31 pm

    Gerçekten başlığa bile çok güldüm.Yazdığın kore replikleri gerçekten kore dizilerinde çok geçiyo bilmiyorum gerçektede bu kadar çok kullanıyorlar mı ama 6 ay önce de benim dilime dolanıp duruyodu. Bana bir şey sorduklarında devamlı de de diyip duruyodum.Gerçekten bi ara kafayı bu kelimelerle bozmuştum.Ama biraz ara verince unuttum gitti.(Aslında biraz dediğim iki hafta ) Sonra çok özlediğimi fark ettim.İnsanın diline dolanması bence iyi bişey hem bu gidişle koreceyide sökmüş oluruz.:)
    Bende bi ara ı’m sorry senduromu olmuştu herkesin arkasından sarılmak yada sırtlarda taşınmak gibi.Neyseki biraz daha iyileştim.bu arada resme çok güzel cevap vermişsin çok güldüm.:D
    (An nyong!!! çöplüğün müdavimleri bunu sevdim bloğunu ve tüm blog alemini çöplüğümüze davet eder.)

  37. bunusevdim permalink*
    Aralık 26, 2010 12:47 pm

    희망씨, zaten bu yaşta sirke gitmek, sirki iple çekmek gibi saçma davranışları kendim dışındaki bir yetişkinden beklemiyorum. Ha bir de babam dışındaki. Kaç defa gidelim dedi ama bu ay hiç fırsatım olmadı, haftaya belki gidebiliriz. Bugün gitseydik iyiydi ama sınav olunca gidemedim.
    Tarihcim, o ottuke’den çektiğimi bir ben bilirim bir de Allah var tabii :) İnsan gerekli gereksiz ottuke der mi? Diyorum yani, yapacak şey yok. Bir de cama yazan kalemler var ya, onlarla tüm su şişelerinin üstüne korece ilk “mul” sonra “ottohke” yazmak en birinci görevim. Kendim kendimi tayin ettim. Hahahh, kanıma işledi mi dedin, tüm hücrelerim Kore Kore diye bağırıyor, kan ne ki. Aman ben kurban oldum, sen kendine dikkat et :)
    Berre, yav kimse bağımlı olduğunu itiraf etmek istemiyor ama şuraya tanımı koysam herkes der ki ben kendimi bildim bileli böyleyim :) Biz en azından durumun farkındayız. Evet düzeltmeliyiz bu halimizi! Anaaam, çok gaza geldim, kapatıyorum bilgisayarı dermişim hahahah

  38. bunusevdim permalink*
    Aralık 26, 2010 1:19 pm

    baharcım, oda arkadaşın değilim ama oda arkadaşını tanıyor olabilirim, tanımıyorsam da tanışalım, valla usb ile dizi değişimi yapacak bir arkadaş arıyorum kendime hahahah. Arkadaşın tus’a da çalışır umarım, hatta ben kendim için de umuyorum, inşallah günün birinde başlayacağım adam gibi çalışmaya :) Ama internken çok zor, eğer hala intern değilseniz daha bu beladan kurtulabilmek için zamanınız var demektir. Ayrıca arkadaşına iyi davran, kızma ona yazık :)
    sevgili sada, ben de tam sizin blogu okuyordum, buraya dönünce senin yorumu gördüm :) Hayırlı uğurlu olsun, üstünüzde eskisin :) Ben de bir hafta ara vermiştim iki kez hahahah, ama hiç unutamadım yav. En iyisi azar azar azaltmak mı acaba?

  39. La Fea permalink
    Aralık 26, 2010 7:05 pm

    Ne yapalım güzel kızım? Ben başı çekeyim istersen kapatayım blogu neyim. Uğramayayım da komşu bloggerlara. Amann ne büyük iş ne olur sen gidersen deme. Bir yerden başlamak lazım. Zaten geliyorlar bana arada. Delleniyorum :)) Otur ders çalış sende. Gıcık bir asistan olma. Kılım onlara. Hepsini I am a Cyborgedaki kız gibi tarayamak geliyor içimden. Şimdi onlardan biri olmak ister misin? ha ha ha. İstersen bir grup kuralım: AKBD = Adsız Kore Bağımlıları Derneği :P ‘Merhaba ben La Fea tam 2 haftadır Kore yapımları izlemiyorum’ :D ya da ‘Ben La Fea 3 gündür Pc yi açmadım’ :D :D :D Bence sen güzel kafanı yorma böyle lüzumsuz şeylerle :) LYA doğurunca bana haber ver :D :D :D

  40. La Fea permalink
    Aralık 26, 2010 7:07 pm

    Ayy amma uzattık değil mi? Ciddi olamıyorum ben de iki dakka elimde değil :)) Sustum daha bu konuda yorum yapmayacağım. Etinden, sütünden, yününden faydalanacağım günleri bekleyeceğim sabırla :))

  41. koredelisi permalink
    Aralık 27, 2010 8:23 pm

    Ahhh ahhh yarın hukuk sınavım var ama ben napıyorum yine bilgisayarın başında kore dizi ve bloglarını kurcalıyorum:s Biçesso biçessoooo:(
    Ya bu kore konusu benimde çok kafama takılıyor özelliklede arkadaş gevremde koreyle ilgili konuşabileceğim kimsecikler olmadığında… Aklı başında bir insan gider ekonomi, taürkiyeden ve dünyadan havadisleri okur ama ben niye okuyamıyorummmmm:( Kaldıkı ismimin hakkını fazlasıyla veriyorum ”Tam bir deli”….

    İşin içine kore girince bende irade felan kalmıyor ben terkedemiyorum bari kore beni terketdin nolurrrr… Ya valla deliyim bir taraftan bunu yazıyorum bir taraftanda ama seviyorum uleyyy diyorum hahaah…İşte böyle değişik duygular içindeyim:D

  42. Aralık 28, 2010 7:49 pm

    vay anasını neler dönmüş ya! vah benim dertli, garip bu’cum:D:D
    öncelikle ben bağımlı olduğumu kabul ediyorum, hem internet hem uzak doğu bağımlısıyım. siz yine iyisiniz ben japon da bağımlısıyım hatta zaman zaman tayvan ve çin de! ölümüm singapurda olcek hahah

    bir de benim dilime en çok yapışan kelime aigou. ota b.ka aigou diyorum, ama meret öyle bir kelime ki her yer oturuyor. yorgun halde koltuğa çökünce diyorum, şirin bir şey görünce diyorum, birine kızınca dişlerimin arasından ıygıııı diyerekten kullanıyorum. geçen eve girince tadaima (japonca/ eve geldim manasında) dedim istemdışı, anneme de karşılık olarak zorla okaeri (hoşgeldin) dedirttim, durum vahim, tablo korkutucu:P

    çelişki meselesine gelirsek, ben de çoğu zaman vaktimi boşuna mı harcıyorum diye düşünüyorum, ama 3 günlük dünyada beni mutlu eden bir şeyle uğraşmak çok da kötü değil diyorum sonra, hem ben izlenen herşeyin insana bir şeyler kattığını düşünenlerdenim, yine de bağımlılığımın en kötü yanı kitap okumayı azaltmış olmam, bak işte ona kulp bulamam. yine de bir gün mutlaka durulacak bu sevgi diye umuyorum (ama neden sürekli artıyor gibi gelmekte bir yandan)

    bu arada yoochun header’a eklenmiş, jaejoonglar junsular tanınır olmuş, kpop bağımlılığı belirtileri hiç hayra alamet değil bu’cum^^

  43. akustikhuzunler permalink
    Aralık 28, 2010 9:28 pm

    hiiç belli etmiyorum ama birçok blogcu arkadastan beter şekilde kore bagımlısıyım :)) blog acarsam hersey ortaya dökülecek diye ses etmiyorum :))

  44. bunusevdim permalink*
    Aralık 29, 2010 10:59 am

    Kim’cim, yav ben de senin header hakkındaki yorumunu bekliyordum dünden beri :) Yoo-chun’u ekledim de sıfatını biraz büyük bırakmışım, düzeltmeye de üşendim hahahh. Artık kusura bakmayın bloga girer girmez kocaman bir MYC karşılayacak sizi :)
    Jaejoong ve Junsu’ya gelince, onları Yoo-chun sayesinde tanıdım, birkaç şarkılarını da merak edip dinledim ama hatırlamıyorum bile. Yani k-pop hala ilgi alanıma dahil değil (evet, o eksik kalsın hahah) Ama çok komik bir gruplar yahu. Yani, mesela herkes Yoo-chun’un çocuk gibi davrandığını söylüyorlar ve bu durumu da uzun saça bağlamışlar falan. Komik yav. Nolur biri komik desin, yoksa kendimi kötü hissetmeye başlayacağım :)
    akustik, sendeki bağımlı havası hissediliyor zaten. Kendini daha çok kaptıracaksan blog açma, yazık olur valla. Bak kendimden örnek vereyim. Eskiden sadece Kore dizilerini izleme bağımlılığı varken artık yazma bağımlılığı da oldu :) (Bkn. ağlanacak haline gülmek)
    koredelisi, ben seni en baştan delü olarak kabullenmiştim zaten, hahahah. Kendini kötü hissetme, bak hepimiz böyleymişiz. Bu bağımlıların toplantılarının niye yapıldığını daha iyi anlıyorum artık. Şu birkaç günde herkes sağolsun bana destek oldu. Hepinize çok teşekkür gerçekten. Umarım bir gün hepimiz daha normal bir şekilde ilgilenmeye devam edebiliriz, nokta :)

  45. Aralık 29, 2010 5:26 pm

    hiç kaçırır mıyım header’ı bu’cum, beni iyi tanımışsın^^ videoyu izledim bence de o uzun saç muhabbeti komikti, videonun geneli komikti zaten. yoochun anlamsızca gülüp durdu köşeden. rahatlayabilirsin yani, yalnız değilsin.
    kpop bende de ilk böyle videoları, tv programlarını izleyerek başladı. hatta bazı grupların elemanlarını çok komik buluyordum, seviyordum ama şarkılarını dinleyince “öehh” tepkisi veriyordum. bir süre sonra farkettim ki dinlemeye başlamışım:P

  46. sema nur permalink
    Ocak 2, 2011 6:02 pm

    ben bugün gezerken 3 tane koreli adam gördüm böle hemen gözlerine baktım japon mu koreli mi diye koreliler di bide böle bişeyler konuşuyolardı ben çok şaşırdım arkadaşım da hiç bişey anlamadı bana noldu diye falan sordu bende koreli olduklarını söyledim sonra biraz geçince konuşmaya karar verdik geri dönüp acuşşi welcome to from turkey dicektik ama benim acelem olduğu için dönmedik :) birde ben gumiho klipleri fln izlemiştim dün kardeşime falan nomu nomu nomu chuwa diyodum kardeşimde küfür ettiğimi sanıyodu :D iyiki gidip de açuşşilere demedim :)

  47. zehra permalink
    Ocak 4, 2011 3:00 am

    ya az önce açtım google ı koreden görüntüler yazdım…birkaç kore fotoğrafı bulurum umuduuyla…buldumda…koredeki seksi heykeller parkı…:))merak bu ya ne olaki diye merak ettim (şeytan dürttü)her dizide çıktığından jeju daki ayıcık müzesini biliyodumda seksi parkı ne bileyim ilk kez duydum…:))aslında seksi demek yalnış olur bildiğin erotik…bizim dizilerde izlediğimiz 16 bölümde zorla 2 bilemedin 3 defa öpüşme sahnesi olan oda yeşilçam ın eski filmlerindeki yanak yanağa bitişi anımsatan sahneleri çeken şu utangaç kore…yahu düpe düz çivisi çıkmış..:))böyle bi park olamaz sado mazoşist oyuncaklar satan pet shoplardan bile daha açık ve seçik..bilen varmıki korede böyle biryer garçekten var mı, yoksa biri sitesine ilgi çekmek için numaralarmı yapıyor??

  48. siwonkoo permalink
    Ocak 24, 2011 12:07 pm

    en son yorum 4 ocak da bırakılsa da umarım gören olur benim de yorumumu :) %100 ü bırak % 2503 destek veriyorum bağımlılığımın psikopat derecesine vardığına. bir zamanlar bir blogda yazıda görmüştüm. ‘ aman dikkat kore bağımlılık yapıyor!’ diye. ciddiye almayı bırak, sinirlendim ve ‘neden bu kadar yüceltiyorlarsa, tamam ben de hayranıyım. ne olmuş ölüp ölüp dirilmenin manası ne?’ diye düşünmüştüm. heralde büyük konuşmuşum çarpıldım… :) choi siwon aşkı zaten benim ciğerlerimde ve yüreğimde yanıp tutuşan, yandıkça da büyüyen bir aşktı. onun oh my lady siyle başlayıp (daha öncesinde efsane prens saraydaki mücevher falan var da onlar acemilik dönemi onları hiç saymıyorum.) sonunnun bir türlü gelmediği, hatta hiç gelmeyeceğinden korktuğum bir sürece girdim. bilgisayara bağlandım. derslerimi etkilemedi fazla ve kitaplarımı da yine okurum ama sorun annemin ve babamın bu kadar saçma şeylerle vakit harcayarak zaman öldürmeme tepkili olması. babamın ‘yine mi aptal kore’ deyip dert yakındığı çok oldu. susup sırıtarak durumu geçiştirmeye çalışsam da ne kadar düşünürsem düşüneyim babamı haklı buluyorum kendimi onun yerine koyunca. ama kendimi tekrar kendi yerime koyduğum zaman (o nasıl oluyorsa?) yine aynı kapıya çıkıyorum. çok sinir bozucu. bağımlılık. sigara gibi ya da vb. istesem bırakabilirim diye düşünüyorum ama okulda da kendime mükemmel bir kafa dengi bulup her gn lee jun ki kim bum ve choi siwon muhabbeti yaparken bu pek de mümkün değil. kendime söz geçirsem ona geçiremem. diğer çingulara da.. çok kafa karıştırıcı. koreceye gelince bunun başlangıçta saçma olduunu düşünmüştüm ama senn blogunda alfabeyi öğrenince kim tutar beni başladım koreceye! evde hep korece konuşuyorum. yetersiz kaldığım yerde ing ve arapöa dahil oluyor ama eh işte… aigooo, bayılırım. yeppuda.. bildiğim en iyi beğeni belirtisi.. ama favorim jeongmal juggosipeo!? müthiş eüğlenceli! bebek kuzenime oppa aşağı oppa yukarı.. çocuk anlamıyor ve beni de kafaya başladı artık suratıma bile bakıyor! lanet olmasın! ne yaparsın! etine kemiğine işlemiş dediğiniz gibi. yoldan geçerken sinyal vermeden dönen arabaya arkasından ‘ajeossi kaenchana yo? ‘ diye çok bağırıdm. okula giderken her tarafa bakınca korece bişeyler görüyorum.. kendi kendime konuşuyorum. derste öğretmene ‘seonsaeng nim diye bile hitap ettim. koridorda bizim sınıftaki secgilisini bekleyen çocuğa sırf arkasından konuşmuş olmayayım diye ‘kangin-ah! (ona taktığımız lakap.) çagi eobseoyo! kidarijima! ‘ diye bağırdım ama yine anlamadı. :)
    aynı derdi paylaşıyoruz… çığlıklar atarak kurtulmk istiyorum!!!!!!!!

  49. bunusevdim permalink*
    Ocak 24, 2011 4:09 pm

    Ben tüm yorumları görüyorum, merak etme.
    Ah siwonkoo, dert yanmak için çok doğru bir yere geldin çünkü bende neredeyse aynı dertten muzdaribim :) Ailem boş işlerle uğraştığımı söylerken çok haklılar, gerçekten zıvanadan çıkmış durumdayım çünkü, ahhahhaah. Hani ağlanacak haline gülmek derler ya öyle bir durum.
    Yalnız ben öyle bağırmak istiyorum ama kendimi tutuyorum, anladığım kadarıyla sen bu konuda pek başarılı değilsin hahahahh.
    Ne yapalım canım, günün birinde zalım Kore’nin bizi terketmesini beklemekten başka çare yok..

Trackbacks

  1. Terket beni zalım Kore! | Yok Bile Var

Yorumunu sevdim

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: