Skip to content

Dear Doctor

Şubat 6, 2011

Dear Doctor 2009

Hazır aklımdayken hemen yazayım. Filmin sonunda çevirinin Berre’ye ait olduğunu okuduğumda çok şaşırdım. Sanki bir az önce yediğiniz nefis pastanın şefini pastaneden çıkarken görüp tanıdık çıkmanız gibi.. Hahahahah, garip bir histi :)

Bir film için bu kadar beklediğim, istediğim, uğraştığım az görülür doğrusu. Bu filmi izleyene kadar da başıma gelmeyen kalmadı. Türlü dış güçler bu filmle aramdaki bağı koparmaya çalıştılar ama nafile. Beynime çip yerleştirerek benim fikirlerimden önceden haberdar oldular ve bunlara karşı önlem aldılar. Hahahahaha. Endişelenmeyin, şizofreni baş gösterdi vah vah demeyin hemen. Doktor filmi izledi bu bünye, o yüzden biraz şımarıyorum…

İlk Japon Film Festivali listesinde görüp hemen o an ismine vurulduğum, sonra araştırıp posterlerine ayrıca vurulduğum bir filmdi. (Gerçi o festivaldeki tüm filmleri izlemek istiyorum, vaktim oldukça, özellikle “Yarının Anıları” filmini) Sonra zaten konusunu bile okumadım, favori film izleme yöntemlerimle izlediğim özel filmlerden biri oldu yani.

Neyse ki sonunda  uğrak sitelerimden biri olan (nasıl yağ ama hahhah) yeppudaa’da bu filmi istediğim formatta buldum da rahat ettim. Hem de mis gibi Türkçe alt yazılarıyla ;)

Tavsiye ediyorum, yine orijinal bir senaryo, yine sakin ama olağanüstü müzikler, yine hoş mekanlar, yine derin anlamlar, yine etik kaygılar, yine Japonlar…

Konu

Bir tıp öğrencisi olan Soma, stajyer olarak atandığı kasabaya ilk geldiği gün bir kaza geçirir. Gözünü açtığında kasabanın sağlık ocağına getirilmiş olduğunu farkeder. Böylece çok sevilen Doktor Ino ile ilk tanışması komik bir ortamda gerçekleşmiş olur.

Eş zamanlı olarak Dr Ino’nun kasabadan kayboluşunun arkasındaki gizemi çözmeye çalışan dedektiflerin/polislerin çalışmasını izliyoruz.

Sevdiğim Bölümler

  • “Endişelendin değil mi, bilgisayarlı tomografi çektirmek ister misin?” Kasabanın pratisyen hekiminden stajyere can alıcı soru… Hahahha, çok eğlendim doğrusu.
  • Doktor oldukça tecrübeliydi (?). Adamın hikayesinden suşiyi aspire ettiği barizdi. İlk önce aileye baktı, DNR istediklerini gördü, onları biraz memnun etti, sonra yine bildiğini okudu :) (Daha doğrusu filmin başında ben öyle sandım, hala daha öyle sanmak istiyorum, ama fazla inatlaşıyorum galiba)
  • Yine aynı dede için arkada stajyer çocuğun kendini paralamasını gördünüz mü? (Ya da görecek misiniz acaba) Nasıl da telaşla taktı eldiveni, adamı entübe edecek ama can hıraş :)
  • “Doktor diye çağrılmak gerçekten bu kadar iyi mi hissettiriyor? Ya da belki de para için yaptı…” Kafanızı keseceğim leyn sizin!
  • “Aşk nedir? Bana aşık değilsiniz ama yine de elleriniz uzandı değil mi!” Vuhuuu, ilaç mümessilinden böyle insani bir doktor olma arzusu yorumu hiç beklemezdim.
  • Bir de şu “Aslında para için geldim. Ama bana top atıldıkça ben de karşıladım, sonunda ciddiye almaya başladım” şeklindeki muhabbet çok başarılıydı. Yani film açısından…
  • Sensei pek şirindi yaa, o yine de “sevgili doktor”du. Aslında spoiler olmaması açısından pek bahsetmek istemiyorum ama Çin’de de, Rusya’da da, bizde de bu tarz uygulamalar varmış eskiden, resmi olarak hem de. Neyse tıp eğitimiyle ilgili bir şey. Merak edenlere bilahare yazabilirim. Nasılsa kimse merak etmez :)

Son olarak: “Büyük şehir doktorluğu hakkında şüphelerim var, yalnızca hastalık belirtilerini görebiliyorlar, hastaları değil.” Bu cümle de komiktir ki beni pek eğlendirdi. Hem ilk söylendiğinde hem de şimdi dönüp baktığımda.

Aslında bu yazı böylesine derin bir film için ilk bakışta çok materyalist gözüktü gözüme. Ama yapabileceğim bir şey, felsefik ve süslü yazılar yazamıyorum maalesef… Sadece hissedebilirim, ifade edemem.

Enstantaneler

Nedense bu sefer yazılar resimlerin yanında anlamsız kaldı… Ben de sırf resimleri koydum.

sevgili doktorcumhastalarcan hıraş iknahastaya masal okumakzavallı öğrencialtın çilek

Sevdim, güzel film.

Reklamlar
5 Yorum leave one →
  1. Şubat 8, 2011 11:37 am

    Film güzeldi beğendim, ama sevgili doktor hakkında ne hissetmem gerektiğini bilemiyorum :) Yine de iyi niyetli bir adamdı aslında, yanındakilerin onu ele vermemesinden de bu belli zaten.

    Yaşlı köylünün öldü zannedilip boğazına suşi sıkıştığının anlaşıldığı sahnede güldüm. Bir de sen burda doktor bildiğini okudu demişsin ama bana pek öyle gelmedi, adamın şansı yaver gitti sanki :)

    Doktorun babasının ne iş yaptığının yaşlı köylülere sorulduğu sahnede verilen alakasız cevaplar :)

    ‘Bana aşık değilsiniz ama yine de elleriniz uzandı’ cümlesinden sonraki polisin yüz ifadesi :)

    Stajyerle doktor arasındaki konuşma;
    -Nasıl yani ‘yazıyor’?
    ~Doktorluk sınavını yeni geçmedin mi sen?
    -Evet ama hiç gerçeğiyle karşılaşmadım ki.
    ~Ben de.

    Şu büyükşehir doktorluğu konusundaki düşünce gerçekten de doğru değil mi ama? Genelde vakalar ilerlemeden müdahale aşamasına geçildiği için dedikleri doğru aslında, ama hangisi iyi bilemiyorum tabii :)

    Bir de Çin’de, Rusya’da, bizde bu tarz uygulamalar varmış derken kastettiğin şey doktor olmayanların kırsal bölgelerde doktorluk yapması mı? Gayrıresmi olarak var olduğunu biliyorum ama resmi olarak da mı?

    Bu filmden sonra, şu festivaldeki filmlerin tamamını izleme kararımı kesinleştirdim.

  2. bunusevdim permalink*
    Şubat 8, 2011 3:55 pm

    Bana ilk izlerken, yakınlarının anlattıklarına binayen suşi aspire ettiğini anlayıp o yüzden sırtına vurdu gibi gelmişti, çünkü ölü insanın doktor tarafından kucaklanıp sırtının sıvazlandığı bir gelenek ben daha önce görmedim hiçbir yerde açıkçası :) Ama dediğin gibi filmin geneline bakacak olursak şans olayı daha baskın gibi gözüküyor.
    Sevgili doktor hakkında hissedilmesi gerekenler gerçekten karışık. Ama tabii ki nereden bakarsak bakalım adamın yaptığı kabul edilemez bir suç, o zamana kadar idare etmesi köyün gelenekselliğine, doğal ölüme inanmalarına ve sevgili doktorumuzun şansına bağlı olmuş. Etik kaygılar had safhada olan bir film, heheh
    Ayrıca şu kırsal blgedeki hastalık avcıları olayını da spoiler olmaması açısından özellikle yazmamıştım ama sen şak diye yazmışsın :) Neyse canım, zaten spoiler görmek istemeyen yorumlara bakmasın bir zahmet hahhah. O konu da şöyle. Eskiden (belki diğer ülkelerde hala vardır) köylerden birer adamı o yörenin çok sık görülen ve öldüren iki üç hastalığıyla ilgili eğitirlermiş. İşte o hastalığın semptomlarını, ne bileyim bu hastalıkta kanlı ishal olur, şunda 1 hafta süren ateş olur gibi mesela. Sonra da tedavilerini anlatırlarmış. Bu adamlar o köyün o anki acil sorunlarının çoğunu çözermiş böylece, beceremediklerini doktora yollarmış falan. Ama tabii böyle bir şeye Japonya’da hiç gerek olduğunu sanmıyorum.
    Bak şu festivaldeki filmler hakkında gaza gelmen güzel de, beni de daha çok gaza getiriyorsun, hahahah

  3. Şubat 9, 2011 3:52 pm

    Sen de yazmışsın aslında ama şu ‘Yarının Anıları’ filmi de çok güzel deniyor her yerde, gerçekten öyle görünüyor mutlaka izle derim ben. Senin çok seveceğini düşünüyorum. Bak, ne kadar geciktirirsen o kadar pişman olursun sonra karışmam.
    Hahha, meraktan çatlatıcam seni :)
    (gerçi ben de izlemedim daha :) )

  4. Şubat 25, 2011 6:17 pm

    “Nefis pastanın şefi” kısmını, filmin güzelliğinden çok, altyazının başarılı olduğuna yordum kendimce :P “Mis gibi”yi de cımbızlardım, ama o fazla alakasız kaçıyor sanırsam :P

    Tomografi sorusunun neden can alıcı olduğunu hatırlamak için parçaladım kendimi resmen, hatırlayamadım, iyi mi ^^’ Vardı o sahnede bir şeyler doğru ama ^^’

  5. bunusevdim permalink*
    Şubat 27, 2011 10:04 pm

    Doğru yerleri cımbızlamışsın. Eline sağlık altyazılar süperdi berrecim. Direk senin çevirdiğin filmleri sıradan izlemeyi düşündüm bu filmden sonra :)
    Tomografi sorusuna can alıcı dememin filmle çok da ilgisi yoktu aslında. Bizim hocalar sürekli aman gerekli gereksiz BT çektirmeyin, yok 200 tane ac filmi çektirmek kadar radyasyon veriyorsun hastaya, işte ne bileyim fizik muayene çoğu zaman daha değerlidir falan diye başımızın etini yiyorlar da… Filmde de doktor oğlanı muayene ediyor, kosta hassasiyeti var mı diye bakıyor vs. Sonra muayeneye göre sağlamsın ben kendime güveniyorum ifadesi var. Ama diyor ki ille de canın istiyorsa git bir BT çektir de için rahatlasın.
    Ne bileyim işte benim çok hoşuma gitti, “rahatlamak için BT çektirmek” çok aşina olduğum bir kavram olduğu için esprisi bu kadar hoşuma gitmiş olabilir. Bilmiyorum sadece bana mı güzel geldi acaba hahah.

Yorumunu sevdim

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: