Skip to content

Twitter'ı fikren ben bulmuştum

~~Yav bir de yeni çıkan sivilcelerimin üzerine sürdüğüm bir krem vardı, hemen kurutuyor ve çıkmasını önlüyordu. Ama bittikten sonra kutusu atılmış, bulamadım ve adını da hatırlayamadım (Yazar burada ağlamaktadır). Bilen duyan var mı?

Koreli Ünlülerin Çocukluk Fotoğrafları

Mart 20, 2011

Film ve dizilerde severek takip ettiğimiz Koreli oyuncuların küçüklük halleriyle eminim siz de benim kadar ilgileneceksiniz. Bazı ünlüler “Hiç değişmemiş” dedirtirken bazıları da “Bu kim yahu?” sorusuna asla cevap veremeyeceğiniz kadar büyümüş!

İlk olarak size küçük bir sınav olsun. Aşağıdaki resim hangi oyuncunun bebekliğine ait? Cevabı bir süre sonra yorumlarda açıklayacağım..

kimin çocukluğu

Şimdi ünlüleri saymaya başlayabiliriz:

SONG HYE-KYO

song hye-kyo çocukluk

Bence güzel oyuncu “hiç değişmemişler” kategorisinde. Hala tanıyamayanlar için biraz daha büyüsün:

song hye-kyo çocukluk2

Ufak ayrık gözleri ve orantısız dudaklarıyla hemen kendisini belli eden bir yüz yapısı var Song Hye-kyo’nun.

MİCKY YOO-CHUN

micky yoo-chun çocuklukmicky yoo-chun2

Sevimli gözüküyor. Çocukken de.. Seni bizim eve götürsem gelir misin? Pınar Sosis pişirir misin?

YOO Jİ-TAE

yoo ji-taeyoo ji-tae2

Bu adama küçüklüğünde ne yedirdiler de böyle azman bir hale geldi! Anlaşılan o ki, ergenlikteki boy atma dönemiyle beraber Yoo Ji-tae şu anki zayıf haline gelebilmiş.

WON BİN

won bin çocukluk

JEON Jİ-HYUN

jeon ji-hyun çocukluk

Gözlüklü bir çocukken de sevimliymiş, değil mi?

SONG JOONG-Kİ

Song Joong-Ki çocukluk

Her iki halinde de yeriz biz seni.. Evet, Yeorim halleri küçüklükten belliymiş.

JUNG KYUNG-HO

jung kyung-ho çocukluk

Bir başka çocukluk faciası ile karşınızdayız. Son zamanlardaki yoğun Amerikan fast-food alışkanlığının izleri mi bunlar?

LEE YOUNG-AE

lee young-ae çocukluk

Bu kadının gençliğinde bir kaş değişikliği var ki düşman başına. Neyse ki geç olmadan daha doğal bir tarza dönüş yapmış. Hanboklu fotoğrafını sevmemek elde değil.

SO Jİ-SUB

So Ji-sub çocukluk

O hüzünlü bakışların nerede So?

CHA TAE-HYUN

cha tae-hyun çocukluk

Tipe bakın yahu!

CHUN JEONG-MYUN

chun jeong-myun çocukluk

Büyüyünce daha mı sevimli olmuş?

KANG HYE-JEONG

kang hye-jung çocukluk

Bu kız da büyüyünce daha sevimli.. Yoksa Welcome to Dongmakgol’daki o deli halleri mi bende bir önyargı oluşturdu?

VE DİĞERLERİ

oguri shun çocuklukkim jung-hoon çocukluk

kim tae hee çocuklukkim rae-won çocukluksu ae çocukluk

Bir de Ikuta Toma var. Tam bir komedi:

ikuta toma

Araya iki de Japon sıkıştırdık ama hepsini severiz zaten. Çocukluğunu merak ettiğiniz başka Koreli oyuncu var mı? 

Not 1: Modemim -1 aydan sonra- geldii.

Not 2: Bu yazıyı 3-4 ay önce hazırlamıştım. (Yine de bekleyeceğim) Kısmet buraya ve bugüneymiş. Eğlenmişsinizdir diye umuyorum.

Not 3: Bu yazıyı seri haline getiresim var. Çocukluk fotoğraflarının hastasıyım çünkü.

Bu oyuncuları zaten severim, çocukluklarına bayıldım.

Happy Together

Mart 18, 2011

Happy Together çekirdek ailesi

Beraberken mutluyuz! Öyleyiz gerçekten…

Bugün “Happy Together” isimli 1999 yapımı 16 bölümlük SBS dizisini tanıtacağım. Bu diziyi izleme nedenim tamamen yıldız oyuncular karması olması yüzündendi. Tabii bu oyuncular o zamanlar meşhur değillerdi, ama bu diziden sonra (belki birkaç filmden de sonra) hepsi ayrı ayrı dizi/filmlerde başrolden inmeyecek hale geldiler. İsterseniz hemen yıldızlar karmasını sayayım: Lee Byeong-heon, Song Seung-heon, Jeon Ji-hyun, Kim Ha-neul, Cha Tae-hyun ve muhtemelen bu yazıda bahsedeceğim diğerleri… Bol ünlülü Kore dizileri izlemiştim ama bu kadar sağlam kadro ancak geriye dönüp eski dizileri izlediğimizde mümkün galiba.

Dizimiz drama, yine yeni yeniden sapına kadar derbi. Ama aranızdan biri çıkar derse ki, ben şöyle harbi dizi istiyorum, concon hikayesi olmayan, gerçek hayat gibi olan… Hemen izlemeye hazır değilseniz bile, indirin bir kenarda bulunsun, tam arşivlik bir dizi bu.

Yani oyuncular niyetine izledim ama oyunculuğa hayran kaldım, ki farklı şeyler olduğu malumunuz. Hele Lee Byeong-heon yok mu, ben o adamı o kadar sevmezdim ya, dizinin bir yerlerinde her lafına ağladım yuh yani. Gerçekten de ağlak biri mi oldum acaba, hahahaha.

Diziyi ucuiyagi ile eş zamanlı izledik, o benim ağladığım yerlerde sadece gözlerinin dolduğunu iddia etti, nasıl ağlamadı ben anlamadım doğrusu. Ama diyeceğim o ki bir Misa kadar da abartılı ağlatmıyor. Ayrıca o kadar çok güldüm ki, kesinlikle birbirini dengelediğini söyleyebilirim. Geriye dönüp bakınca hüzünlü değil de eğlenceli bir dizi olarak aklımda yer etti diyebiliyorum.

Bundan önce Hotaru no Hikari izliyordum. O bitince, şimdi bunun gibi kendini izleten dizi nereden bulacağım diye dövünürken bir de döndüm baktım ki, ben daha Kore cevherini kazmaya bile başlamamışım yahu! Bir azıcık elimle eşelesem neler çıkacak daha.. Yok yoook, bu Kore’nin yeri benim gönlümde apayrı üstadım.

Japon’a güleyim, arkama bakmadan Kore’ye döneyim. Bu da bugünün tekerlemesi olsun :)

aile fotoğrafı

Konu

Chan-ju, Ji-seok, Moon-ju kardeşlerin babalarının ölmesi üzerine anneleri bir başka adam ile evlenir. Bu adamın Tae-poong isimli bir oğlu da vardır. Bir süre sonra Yoon-ju isimli bebeğin de doğmasıyla 5 çocuklu bir aile olurlar. Ancak anne ve babanın bir trafik kazasında ölmesi sonucu kardeşler yeniden ayrılırlar. 

Seneler sonra tesadüfen ya da bazen de uzun uğraşlar sonucu yolları kesişir. Ya da bir türlü kesişemez. Hahah, sonuçta parçalanmış bir aile dizinin konusunu oluşturuyor. Anne babasının ölümünden sonra apayrı yollara gidip birbirlerinin izlerini kaybeden 5 kardeşin öyküsünü, hayata tutunma mücadelelerini gayet dramatik ve gerçekçi bir şekilde izleyeceksiniz.

Dizinin ilk yarım saatinde 5 kardeşin ilişkisini anlayabilmek için tüm nöronlarımı kullandım galiba hahahha. Artık siz bu konu açıklamasından sonra rahatça izlersiniz :)

o 3 manyak nasıl biraraya gelebilmiş hayretneler oluyor, ji-seok şok oluyor yine tabii ki

Oyuncular/ Karakterler

Bu sefer bir değişiklik yapıp, film boyunca en karakteristik olduğunu düşündüğüm özelliklerini yansıtan resimlerle tanıtacağım oyuncuları.

seo tae-poong

 Seo Tae-poong: Başrol adamımız. 8 senedir beyzbol oyuncusu. Hayatı boyunca başka bir işte çalışmamış. Tam bir vurdumduymazdır bu Tae-poong. Zaten düşününce Lee Byeong-heon oynadığı tüm karakterlerde vurdumduymazdır :) Ama söz konusu kız kardeşleri olunca tam bir oppa’dır, erkek kardeşi için süper bir hyung’dur. Lakin kıymetini bilen bir Allah’ın kulu da yoktur. Bir insan ne kadar yufka yürekli, fedakar ve aile endeksli biri olabilirse Tae-poong o kadardır.

Babası bir hırsız olduğu için hayatı boyunca ezilmiş. Diğer üvey kardeşleri, özellikle Chan-ju ile Ji-seok hiçbir zaman Tae-poong’un babasını ve Tae-poong’u tam olarak aileden kabul etmemişler. Zaten anneleri ölür ölmez de Chan-ju noona tarafından henüz bebek olan kardeşi Yoon-ju ile beraber terkedilmiş. Bu yüzden bebek olan kardeşinin yetimhanede büyümemesi için onu evlatlık olarak vermiş. Bu yüzden kendisini hep suçlu hissediyor.

Bir de Tae-ji adında bir oğlu var ki o evlere şenlik hikayeden sonra bahsedeceğim.

Unutmadan, Su-ha adındaki bir kıza ilk görüşte aşık oluyor. Tabii bu da çetrefilli bir konu.

seo ji-seok

Ji-seok: Bu adam da dizi boyunca hep düşünen adam olarak dikildiği için en karakteristik özelliğinin bu olduğuna karar verdim, hahah.

Hukuk mezunu, sözde pırıl pırıl bir cinayet masası savcısı, ya da bunun gibi birşey. Çok çalışıyor. Ama kendisini polis zannediyor bu arkadaş. Sevgili Song Seung-heon bir rolünü de dövüşmeden icra et gözünü seveyim. Ama adam ne yapsın, daha 20’li yaşlarda adamdaki rektuslar boğum boğum.

Bir de 10 yıldır birlikte olduğu bir kız arkadaşı var, işte şu meşhur Su-ha. Nişanlanıyorlar falan ama 10 yıldır beraberler diye midir nedir, pek bir naza çekiyor. Sanki o zavallı kız senin tapulu malın! diye seslenmek istiyorum Ji-seok’a. Titresin ve kendine gelsin.

Her neyse sonuçta mayası bozuk biri bence, senelerdir parasızlık yüzünden sıkıntı çektiği için paraya bakışı farklı. Ben nedense kendi kendini imha gücü olan bombaya benzettim bu adam.

Ama yine de düşününce ailenin en normale yakın vatandaşı da bu adam.

yoon-ju

Yoon-ju: Ailenin en ufağı, ortak kan. Yav yerim ben bu kızı. Gençken iyice bir tatlıymış değil mi.. Hele bir de pembelerle. Bu kız da robotik mahluk. Sabah 3-4 gibi gazete dağıtıyor. 8 saat yandaki dükkanda ayakta çalışıyor. Sonra geceleri de bir müzik grubuyla şarkı söylüyor. Ama hiç hastalanmıyor hahah.

Sonra da tahmin edin paraları hangi vurdumduymaza yediriyor :)

Jeon Ji-hyun’u hiç bu kadar pasif bir kızı oynarken görmediniz, emin olabilirsiniz. Nerede My Sassy Girl’ün hırçın ötesi kızı nerede Yoon-ju, dağlar kadar fark var.

Bu arada My Sassy Girl demişken orada Jeon Ji-hyun ve Cha Tae-hyun’un birbirlerine ne kadar güzel yakıştıkları meğerse bu dizide keşfedilmiş yahu! Cha Tae-hyun burada Yoon-ju’ya aşık olan bir serseriyi oynuyor.

chan-ju noona

Chan-ju: Bu kadın kardeşlerin en büyüğü ve en kin dolu olanı. Bir insan ne kadar kasvetli ve mutsuz olabilirse bu kadın da o kadar oluyor.

Bir insafa gel demek istiyorsunuz izlerken. Belki bekar olmasının da etkisi olabilir. Böyle nemrut bir kadını kim ister tabii ki.

Evlerinin içinde manga kafe gibi bir yer oluşturmuş, sabahtan akşama kadar evde oturan bir kadın. Bir de arada boğulacak gibi olunca koşa koşa evden kaçar. Tipi tip. Şu kaşlara bakın hele, bir insan hep mi tedirgin bakar.

moon-ju ve patronu cho pil-du

Moon-ju: Bu kızın tek başına olan bir resmini kaydetmemişim. Ama bu sahnede adama bir nevi defol diyordu, dolayısıyla bu da onun karakterini yansıtan bir resim sayılır. Kısaca aykırı bir kız. Bir gangastere 20000 dolar borçlanmış, nasıl becerdiyse artık.. Onu ödemek için de gece kulübünde konsomatrislik yapıyor.

Her ne kadar saçma sapan bir kız olsa da abla ve abisinin aksine Tae-poong’u çok seviyor. Çünkü üvey babası ile evlendiklerinde annesi Moon-ju’ya hamileymiş. Doğduğundan itibaren de üvey babası bu kıza çok iyi davranmış, kız da o adamı baba olarak, Tae-poong’u da abi olarak kabullenmekte hiç zorlanmamış dolayısıyla.

Bu arada bu Moon-ju’yu oynayan kadını ben hiçbir yerden hatırlayamamıştım, o yüzden oynadığı filmlere bakınca küçük çaplı bir şok oldu benim için. Kral ve Soytarı filminde kralın kıskanç cariyesini oynayan fettan kadını hatırladınız mı?

Cho Pil-du: Yukardaki resimdeki adam. Bir gece klübünde patron diyebiliriz. Korelilerin gang-pae dedikleri adam bu işte hahah. İlk başta çok salak gelmişti ama sonra onun yardımcısı rolündeki Cheetah (bir aşağıdaki) ile güzel bir ikili oluşturmaya başladılar, özellikle sonlara doğru beni eğlendirdiler doğrusu :)

cheetah, shin-hyup

Shin-hyup: Bu diziyi izleme nedenlerimden biri de bu adam. Hahah, gençken de çok komikmiş. Cha Tae-hyun’un rollerinde hep bir komiklik var kaçınılmaz olarak, çünkü adamın tipi komik. Köfte dudaklar, yumuk gözler, yandaki resme bakarken bile gülesim geliyor.

Yanda meşhur erimiş dondurmasıyla düşüncelere dalarken…. Yoon-ju yüzünden elbette! Yalnız bu adam o kızı yine sırtında taşıdı yav :)

su-ha

Su-ha: Bu kız da bir hanımefendi, bir mükemmel… Ji-seok’un paspası yapmış kendini, en büyük hayali oppası eve dönünce ona endişelerinden arınacağı sıcak bir kucak olabilmek. Ah benim bahtsız kızım, bu erkek milletine nasıl her şeyini verirsin sen?

Sonuçta çok kanımın ısındığı bir karakter olduğunu söyleyemeyeceğim. Babasını daha çok sevdim mesela. Ama genel olarak Kim Ha-neul’u çok sevmememden kaynaklanıyor olabilir. Bu dizideki aşk dörtgeninin ortasındaki karakter diyebiliriz. Kendisi anaokulu öğretmeni. Tae-ji’yi de sever sağolsun. Ama biraz fazla mı ağladı nedir? O birşey değil bizim Tae-poong çok üzülüyordu bu kızın ağlamasına… Oppa oppa diye çıldırmasına rağmen yine de haksızlık etmeyeyim, çok gıcık da olmadım, bazı yerlerde sevdiğimi bile söyleyebilirim.

tae-ji şirinlik abidesiTae-ji: Yine çocuk oyuncu, yine şirinlik abidesi, izlemeye doyamadığım bir velet daha.. Tae-poong’un ansızın ortaya çıkıveren oğlu.

Vakti zamanında bir kız, Seo Tae-ji adındaki şarkıcıya hastalık derecesinde hayranmış. Bu yüzden Seo Tae-poong’un sırf soyadı benziyor diye onunla çıkmış. Seneler sonra Seo Tae-ji adındaki şarkıcı Amerika’ya gidince onun peşinden o da Amerika’ya gitmiş. Tabii Seo Tae-ji adındaki oğlunu Kore’de bırakarak . Hahahh, cidden hikaye böyle. Neyse bu dizide benim en sevdiğim oyuncular sıralamasında bu velet ilk 3’e oynar. Babasının aksine sorumluluk duygusu olan, büyümüş de küçülmüş bir oğlan çocuğu. Tae-poong’la yalnızken ona hep ajussi der, appa diyemez bir türlü. 

Su-ha’yı seven üçüncü şahıs da bu, hahah.

hamburgeri elinden alınmış kızgın nane şekeri

Kekeme: Bu adam nasıl bu kadar farklı karakterleri bu kadar güzel oynayabiliyor, tam bir oyuncu vesselam. “What’s Up Fox?” dizisindeki haliyle bu hali arasında bir uçurum var neredeyse. Nane şekeri seniii.

Tae-poong’un yetimhaneden arkadaşı. Ufak bir dükkan işletiyor. Geceleri de bir yurtta kalıyorlar, kazık kadar adamlar… Hafif saftır ama tüm karakterler içinde en iyi niyetlisi budur. Chan-ju’ya bile iyi davranma kapasitesi olan bir insan daha ne olsun. Bir de bunun uğurlu nişan yüzüğü parmağı var, ben o düşünme stiline bayıldım :)

Yoon Chae-rim: Bu da Ji-seok’un iş arkadaşı. Adamı ayartmaya çalışıyor, üstelik adama aleni olarak da söylüyor bunu. Hey yavrum, paranın gücüne de bak hele. Yalnız çok kötü makyaj yapıyordu, o ruj ne gülüm, n’ettin kendine.

 

Sevdiğim Bölümler

  • “Aşk bir taksi gibidir. Otobüs gibi belli bir zamanı yoktur, onu sen çağırırsın. İkincisi, bazen onu başka bir yolcu ile paylaşmak zorunda kalırsın. Üçüncüsü, yolculuk yaptığın mesafeyi ödemek zorundasındır.” Tae-poong’un bir radyodan duyduğu aşk tarifiydi bu, Su-ha’ya söylediği… tae poong hasar tespitinde
  • Hatta en güzeli Tae-poong Su-ha ile hastanede ilk karşılaştıkları zaman söyledikleriydi: “Seni seviyorum Su-ha, hayır hayır, şu andan itibaren seni seveceğim…”
  • Tae-poong Moon-ju’nun durumunu kabullendiğinde çok üzülmüştüm, oppanın elinden ne gelirdi ki.. (Yanda Moon-ju’yu yalnız bırakmayan oppayı görüyoruz)
  • Tae-poong babasının mezarına Su-ha ile gitmişti de deli gibi ağlamıştı ya, hahah, çok komikti o sahne, daha doğrusu trajikomikti.
  • “Dondurman eriyor” “Bırak erisin, onlar benim gözyaşlarım” Hahahah, Shin-hyup’un sonunda niye sürekli dondurmayı elinde eriterek heder ettiğini anladık :)
  • Moon-ju: “Korkunç” Tae-poong: “Ne?” MJ: “Nehir.. Geceleyin nehir… Sanki beni yutacakmış gibi hissediyorum. Sana da öyle gelmiyor mu?” TP: “Ben gündüz bile öyle hissediyorum. Bu canavarlar anne ve babamı yuttu…” 
  • Şu aşağıdaki sahne yok mu: Ji-seok Su-ha’nın evinden çıkıyor, Tae-poong köşede ağlıyor, oooy oy.

ji-seok tae-jiyi sırtlar, bunusevdim ağlar

  • Kekeme arkadaşın noonaya kavun teklifi: “Alın lütfen. Yemek istemene rağmen yiyememek nedir iyi bilirim.” Uf çok duygulandım yav.
  • Yoon-ju hep çok şeker bir kızdı.. Yalnız bu kadın bildiğin şaşı, bak yine söylüyorum ama bu seferki kanıtım çok sağlam :)

sirin seyşaşı bak şaşır

  • “Sorma, farketmemiş gibi davran.” O sahnede kızla oğlan nasıl sarıldılar birbirlerine, ühüü.
  • Moon-ju: “Cho Pil-du, no hokşi na çuahani?” “Anim, tesso” Hahahahh
  • “Sana orada vuruşum profesyonel gerekçeyleydi unuttun mu ben buranın yöneticisiyim, bu yumurtayı ise kişisel olarak-Cho Pil du olarak- veriyorum sana” tatlı çift
  • Abi kardeş gazete dağıtırlarken aynı yerde aynı köpeğe korkuyorlardı :)
  • “Bu senden ilk ve son kez çiçek alışım” Aceleyle çiçeği kızdan alıp başka birinin kucağına tutuşturur: “Daha sana çiçeği vermedim, anladın mı, sonra vereceğim.”*** Ama şimdi şu yandaki Yoonju-Shinhyup çifti (pek çift gibi değil aslında) inanılmaz tatlı değiller mi :)

  • “Bu anı ne kadar çok bekledim.. Şimdi sen gülüyorsun oppa, oysa ben üzülmeme engel olamıyorum..”

 ay yazık yav yoon-ju ile tae-poong'a

  • Babadan Su-ha’ya hayat dersi: “Bazen puan kazanırsın, bazen kaybedersin. Sürekli sen kazanamazsın ki…” Hazır bahsetmişken, babası Su-ha’ya ne kadar düşkündü değil mi?

  • Cho Pil-du sürekli aile ağacını karıştırıyordu. Şimdi bu kimdi, bu senin neyin oluyordu, peki o onun nesi, hahahah, adamın haklı olarak kafası karışıyordu.

  • Cho pil-du’nun gangaster partisi demek istiyorum, keza herkes siyahlar içinde, ülkenin dört bir yanından gelen gangasterleri topladı resmen. Allah’ım, bir de mutlu oluyor ya, ne adam gerçekten! Hele Moon-ju’ya beraber yürümesi için adam bulduğunu anlatması yok mu! Sanki marifetmiş gibi, alnında 3 inçlik yara var bu yüzden adı 3 kılıç diyor, hhahahahh.

  • Tae-poong’un Moon-ju’yu yollarken ona sarılıp ağlaması, seni böyle yollamak istemezdim deyişi, oooy oy.

  • Bu arada şu Ji seok-Su ha çifti zaten tipi tipti ama gençlikleri iyice berbattı yav, çekilir gibi değil hahhah, şu suratlara baksanıza :)

manyak çift su-ha ve ji-seokhiç bu kadar tipi tip bir çift gördünüz mü

  • Tae-poong’un kekeme arkadaşından noonaya bir diğer hediye, gelin çiçeği: “Bunu sana bir daha sokaklarda ağlamayasın diye veriyorum. Bir dahaki karşılaşmamızda gülüyor ol, tamam mı?” Böylece Chan-ju noona bilinçsizce de olsa “o gelinin” çiçeğini almış oldu :)

  • Tae-poong yine lafını koyar ve gider: “Biliyor musun noona, 7 yaşında sizinle ilk karşılaştığım zaman Ji-seok ve senin için bir utanç kaynağı olmuş olabilirim ama siz benim ilk defa sahip olduğum değerli ailemdiniz.”

  • burası suhanın evi onun yanında bizimki hhahaTae-poong’un bir yer tarifi vardı ki of yani. Yanda haritayı görüyorsunuz. Arkadaşına evin yerini tarif ediyor sözde, ama 3 yol çizmiş ortasına ayrıntılı bir şekilde-merdivenlerine kadar- Su-ha’nın evini çizmiş. Bir de bu haritaya bakıp onun evini bulamaman mümkün değil diyordu hahaha.

  • Moon-ju annesi ve üvey babasının mezarı başında Cho Pil-du’ya babasını selamlamasını söyler: “Belki senden hoşlanabilir.” Hahahaa, çok hoş espriydi doğrusu.

  • Yoon Chea-rim’in arabasından inen Ji-seok’a oppadan sert yumruk… Gözlerim doldu hemen.

  • baba oğul hahaTae-ji’nin idolü amcası Ji-seok’tu. Onu çok karizmatik buluyordu, büyüyünce onun gibi olmak istiyordu. (Bunu söylediğinde Ji-seok nasıl da güvercin gibi kabarmıştı hahah) Seo Tae-poong’la Ji-seok’un kavga ettiği gece Tae-ji babasına kimle kavga ettiğini sormuştu. Babası da sırf Tae-ji üzülmesin diye “Ben birkaç serseriyle kavga ediyordum, amcan da beni kurtarmaya geldi” dedi. Çok tatlı bir davranıştı cidden. Zaten Tae-ji’nin suratındaki endişe ifadesi hemen silinmişti, içten bir ohh çekmişti çocukcağız. Tabii bunun akabinde aynı jesti Ji-seok’un yapması o kadar şıktı ki.

Aaaa, Ji-seok’a o kadar laf ettim yazının başında ama izledikçe daha bir karizmatik geliyor insanın gözüne, hahah.

Diğer Sevdiklerim

tae-poong ve beyzbol aşkınasıl bir hyung bu yav, ağlatıyorsun beni hepbahtsız yavrucak yine sopayı yedibu ekg de ne ola kiyıldızları saymaknoona bi dur gozunu seveyim bre insafsızbüyük aşklar nefretten doğarmışişte takım ruhu diye buna derimtae-poong sınır tanımazkenkoş bakalım koş ama nereye kadaracil işim var memur beynane şekeri bir efsanedir

Bu diziyi sevdim, iyi ki izlemişim.

Micky Yoo-chun’dan haberler

Şubat 27, 2011

“Yine mi?” dediğinizi duyar gibiyim. Çok üzgünüm gerçekten ama dayanamayacağım. Normalde bu haberi Şefin Tavsiyesi bölümüne yazıp geçecektim ama son günlerde az sonra bahsedeceğim videoyu günde bir kere izlemeyi alışkanlık haline getirdiğim için, beni bu kadar ilgilendiren bir konuyu yazayım istedim.

Micky Yoo-chun’u da, Sungkyunkwan Skandalı’nın Lee Seon-joon’unu da seviyorum (Temelde aynı insan olsa da, ayrı ayrı seviyorum hahahah). Yoo-chun’u sevmemin sebeplerinden biri de kıt aklına rağmen (belki de bu yüzden bilemiyorum) çok saf bir vatandaş olması.

Geçenlerde Yoo-chun’un eski pop grubu DBSK’yla ilgili bir video arşivi keşfettiğimden bahsetmiştim. İşte mutlu mesut o videoyu mu bu videoyu mu izlesem de gülsem diye gönül eğlendiriyordum o aralar. Sonra canım sıkkın olduğu bir ara dedim ki açayım bir Micky videosu da günüm şenlensin, gülme krizine gireyim. Baktım Micky’nin hayat hikayesi videosu var, oooo çocukluk hikayelerinden komik ne vardır zaten diyerek balıklama atladım. Meğer ben ne sazanmışım! Meğer ben mutsuz olduğum zamanlarda izlediğim en komik videoların bile hüzünlü hale dönüştüğünü ne çabuk unutmuşum. Benim tepemdeki Murphy kanunu bulutunun dağıldığını sanmıştım ama nerdee!

Velhasıl yaklaşık 5 dakikalık şu videoyu nasıl izlediğimi hayal edebilirsiniz sanırım. Videonun başında Yoo-chun’un birkaç sene önceki çaylak dönemini görüp gevrek bir gülümsemeyle bekleyen bunusevdim… Videonun sonunda Yoo-chun’un titreyen sesini ilk defa duymanın verdiği şaşkınlıktan ne yağacağını şaşırmış bir bunusevdim…aglak ahjumma seni bulacagim kadiin Ayrıca yine aynı bunusevdim, video boyunca ağlak bir suratla Çunçun’un hikayesini dinleyen ahjummayı gerçekten öldürmek istedi! Evet işte bu cani ruhum, o an mümkün olsa o kadının kafasına uygun ebatta bir kova bulup yarısına kadar su doldurup (miktar çok önemli) kafasını tüm güçle suya bastırıp, bir yandan da çırpınan vücuduyla eş zamanlı olarak bir Kakılmış muamelesiyle kafasını sallarken “Hieyyyytt bunu hakettin leyn, senin yüzünden ne izlediğimi anlayamadım!” şeklinde haykırmak istedi. Oh rahatladım şimdi.

Anlayacağınız Yoo-chun’un hayatı hiç de beklendiği gibi afilli değilmiş. Bu zavallı 6. sınıftayken ailesi para kazanmak için Amerika’ya göç etmiş, ama daha beter hale gelmişler ve sonunda anne babası boşanmış. Yoo-chun ve erkek kardeşi Yoo-hwan da annesinin de babasının da çocuklara bakmaya pek hevesli olmamaları yüzünden arada savrulup gitmişler. Bu yüzden Yoo-chun Amerika’dan resmen nefret ediyor. İşin kötü yanı Kore’ye ilk geldiğinde kardeşi Yoo-hwan orada kalmış. Daha sonra grubuyla beraber iş için Amerika’ya gittiklerinde bir süre kardeşiyle kalmış ve ayrılırken kardeşi bayağı ağlamış falan..

micky ağlarmış daYoo-chun videonun sonunda kardeşine sesleniyor: “Sana bakabilmek için şu an çok çalışıyorum”

Neyse işte. Normal şartlar altında ben bu videonun linkini sağ üst köşeye yazar ve geçer, sizi hiç uğraştırmazdım :) Ama yine geçenlerde şöyle bir haber okudum. Yoo-chun’un kardeşi de Kore’ye dönmüştü zaten. Hatta bir dizide de oynuyormuş şu an. Kardeşi bir arabayı çok beğendiğini abisi Yoo-chun’a söylemiş. Bir BMW’ydi yanlış hatırlamıyorsam. Yoo-chun da kardeşine o arabayı satın almış.

Bu kadardı.

Yoo-chun’u şaklabanlık yaparken daha çok seviyorum doğrusu, ama bu kadar yufka yürekli olmasını da sevdim.

Kestane

Şubat 25, 2011


Bu seneki kış mevsiminin en gözde atıştırmalığı kestaneydi benim için. Farketmesek de aramızda dolanan ve kilo alamadığından şikayetçi olan bazı nesli tükenmekte olan canlılar var ya, onlara kestaneyi tavsiye ediyorum.
Eskiden de kestaneyi severdim. Nineciğim kestaneleri çizer, akabinde bize sobanın üstünde daha sonraki dönemde de ekmek kızartma makinasında pişirirdi kışları.
Geçen sene bir akrabamızdan yeni bir yemek tarifi öğrendik. Kestaneli tavuklu pilav. Ama pilav da tarçınlı hani. İlk başta şaşırdım, ne bu böyle, kestaneli pilav mı olur, oldu olacak pilavın üstüne reçel dökelim diye düşünmüştüm. Ama kestaneli pilav olurmuş, hem de pek şahane olurmuş. Bu kadar muazzam bir pilav hayatım boyunca az yemişimdir. Tabii annem hemen tarifi öğrendi, böylece o muazzam pilavdan sonradan bol bol yedim hahah.
Bu seneki kestane çılgınlığımsa tamamen sokak satıcılarından kaynaklanıyor. Bir tanesi tam hastanenin çıkışı, yani yurdun önüne konuşlanmış. Bazen yurtta kestane krizi geçirip hiç üşenmeden on yüz milyon merdiven inerek kestanemi alıp odama geri dönüyorum. Abur cubur yemektense kestane yemem daha iyi diye düşünüyorum ama bariz bir şekilde kendimi kandırdığım sizin gözünüzden kaçmamıştır herhalde…
Akşamları eve dönerken de bazen dayanamayıp alıyorum. Cebime tıkıştırıyorum o kese kağıdını. Birer birer alıp yiyorum, kabuğunu da diğer cebime atıyorum. Çevre dostuyum hahah.
Resim şuradan.

Kestane kebap, yemesi sevap diyerek kestane sevgimi belirtir, gözlerinizden öperim.

Sungkyunkwan Skandalı

Şubat 10, 2011

sungkyunkwan skandalı poster

Kore dizisi izlemeye “Saraydaki Mücevher” nam-ı diğer “Dae Jang Geum” ile başladım. (Bunu yüzüncü defa söylediğimi biliyorum ama bu cümle ilk defa bu bloga girenler içindi hahah)  Gerçi ilk izlediğimde bayağı dalga geçmiştim, hatta diziyi izlemekte olan annem ve babama laf sokmuştum. Çünkü bu çekiklerin yaptığı her şey bir garip geliyordu. Garip giysileri, garip yemekleri, garip ritüelleri…. Ve garip şapkaları.. O adamlar o kocaman şapkalarla nasıl yaşıyorlar, nasıl eğilip kalkıyorlar, nasıl bir yerlere şapkayı toslamıyorlar ve daha önemlisi nasıl sarılıyorlardı? O dizide Jungho Min Jang Geum’a –amaaan işte Cungo Min Cangema’ya- sarılırken kafasındaki şapka kızın kafasını acıtmıyor muydu? bu şapkalar ah bu şapkalar (Bundan sonra ciddiyeti bozuyorum, haberinizi ola) Aklımdaki bu muammayı çözen Sungkyunkwan Skandalı’na binlerce kez teşekkürler! Hahhahaah, bu konuya parmak basıp dalga geçtikleri yetmezmiş gibi, çözümünü de göstermişler, resmen gözümde yüceldikçe yüceldin SKKS, artık en sevdiklerim listesinde bir dizim daha var!

Size dizinin son cümlesini söyleyerek başlıyorum: “Daha ne zamana kadar o kitabı kullanmayı düşünüyorsun?” Bu diziyi izleyenlerin bu cümleyi okur okumaz nasıl sırıtacaklarını hayal edebiliyorum. İşte bu yüzden böyle zırt pırt gülmek, yeri gelince de kara tavuk gibi derin düşüncelere dalmak, sonuçta muhteşem bir Kore dizisi izlemek isteyenler mutlaka SKKS’ı öneriyorum. Hem tarihi bir dizi gibi, hem romantik gibi, hem komedi gibi. Ne ararsanız onu bulabileceğiniz, çok çok şirin, çok çok karizmatik, çok çok hoş konusu olan, çok çok bir dizi.

Şu hayatta kendiniz için bir güzellik yapın ve Sungkyunkwan Skandalı dizisini indirin ve izleyin :)

İzlediğim çoğu yerle alakalı yorumlarımı esirgemeyeceğim. Bu tanıtım yazısı değil, dizinin sevdiğim yerlerini paylaşma yazısıdır.

DİZİYİ İZLEMEYENLER NE OKUSUN; NE DE RESİMLERE BAKSIN. 20 BÖLÜMLÜK BU MUHTEŞEM DİZİYİ İZLEMİŞ OLANLARA BURADAN SONRASI SERBESTTİR.

Uyarımı yaptığıma göre gönül rahatlığıyla tüm detaylara gireceğim.

Sungkyunkwan tatlı şeyler

Konu

Babası ölmüş, erkek kardeşi de hasta olan Kim Yoon-hee adındaki kız para kazanmak için erkek kılığına girer. Bir kitapçıda kitap çoğaltmaktadır. Ama günün birinde SKK giriş sınavında bir öğrenciye para karşılığı kopya verme işine karışınca orada Lee Seon-joon adındaki dürüstlük abidesi öğrenci ile karşılaşır. Tabii ki LSJ, bu akıllı öğrencinin zekasının boşa gitmesine razı olmaz ve onu da SKK’a sokmaya ve arkadaşı yapmaya karar verir. Aslında tam o esnada ortadan kaybolmaktan başka çaresi olmayan Kim Yoon-hee de kardeşinin adı olan Kim Yoon-shik adıyla kendisini SKK’da bulur. Vahşi oda arkadaşı Moon Jae-shin ve onu en başından beri gözlemlemekte olan yahşi Goo Yong-ha da cabası.. 

Bu arada Sungkyunkwan Skandalı’na kısaca SKKS diyorum :)

 

Temel olarak olaylar sıralaması

Kim Yoon-shik’in SKK sınavlarına kopya vermek için gidişi

LSJ yüzünden SKK öğrencisi oluşudae sa rae için çalışmalar son sürat

SKK’a kabul edilmek için okul başkanının verdiği görevlerin yerine getirilmesi (Cho-sun ile ilk gece hahahha)

LSJ’un batı yerine doğu yurdunda kalması

Okçuluk yarışması çalışmaları (Dae Sa Rae)

KYS’in hocasına yakalanması (ilk defa kız olduğunun anlaşılması)

KYS banyo olacağım derken tesadüfen MJS’in onu kız olarak görüşü

LSJ evinde okul başkanının kardeşiyle birlikte görülünce nişanlanma konularının başlaması

KYS’in hırsızlıkla suçlanması, kralın bunu sınav sorusu yapmasıdaemuldan güzel gisaenge, daha neler göreceğiz

KYS’in gisaeng kılığına girip LSJ’u şoklardan şoklara sokuşu (KYS çoktan aşık olmuş)

LSJ’un KYS’i adaya götürmesi, aralarındaki çatlağın başlangıcı

Jangchigi turnuvası (LSJ’un kendini KYS için feda edip, yine de diğer kıza evlenme teklif etmesi)

KYS’in MJS’i kızıl elçi olarak yaralı bulup yardım edişi, ardından elinde patlayan eşcinsellik skandalı

LSJ’un nişanlanma töreninde sona yaklaşılması, okuldan ayrılması

LSJ’un KYS’e itirafı (vuhuuu)

SKK’nda tatil, KYS’in LSJ’a koşacağım derken kendini suyun dibinde buluşu, LSJ’un eline geçen bu ilk fırsatta KYS’i soyuşu (niye yaptığını hala anlamış değilim, göğsüne bastıracaktıysa üstten bastırsaydı, amaaan boşver iyi oldu), kız olduğunun açığa çıkışı

LSJ’un sevdiği kız yüzünden SKK’a geri dönüşü

Hwang Gam Je yarışması

Kralın Sözlerin Altın Asmasını bulması için dörtlüyü görevlendirmesi

LSJ-KYS arasında yaşanan gelişmeler (asansörle biten) (heheh)

LSJ’un babasını aklamak için uğraşması

LSJ’un kendini kızıl elçi olarak yutturup hapse girişi

Sözlerin Altın Asması’nı KYS’in bulması

Kralın KYS’in kız olduğunu öğrenmesi ve onu kurtarmak için Sözlerin Altın Asması’ndan vazgeçmesi

Dörtlünün sonrasında neler yaptığı ve finaaal

 

Dizinin Döndüğü Yer

Dizinin ilk bölümünden itibaren değil 1 bölüm, 1 dakika bile sıkılmadım. Ama olayların daha neşeli hale geldiği yer 10. bölümdeki KYS’in kız kılığına girip LSJ’u şoka uğrattığı sahnedir. “Cidden yeteneklerini aştın” Hahaha. Hele muhafızlar gelince LSJ’u yere yatırıp, muhafızlara da eşya fırlatışına bayıldım. Bir de LSJ geçirdiği şok yüzünden muhasebe kitabını  elinden düşürmüştü ya, işte onu bahane ederek arkasına dönüp elini kalbine götürmüştü, vuhuu, çok sevimliydi. (Kızı o haliyle GYH bile gördü ama zavallı MJS, belki de en hakeden kişi olarak kızı “kız olarak” göremedi, hahahha. İyiki de görmedi, yoksa hıçkırıktan bitap düşerdi herhalde)

Sungkyunkwan ekibimiz

Karakterler

Tüm karakterleri çok sevdim. Hepsi çocuğum gibi, hiçbirini birbirinden ayıramıyorum, desem de inanmayın.

  • Niye Lee Seon-joon’u sevdim?

mickyşipşirik

En çok Lee Seon-joon’u sevdim, hahah. Nereden başlasam. Galiba Cungo Min’i sevmemin arkasındaki sebepler LSJ’u da sevmeme sebep oldu:

Ciddiyeti (en önemli nedenim bu, yukarda tam tersi gibi gözükse de hahahah)

Ki bence bu bile Micky Yoo-chun’un ne kadar iyi rol yaptığını gösteriyor. Gerçek hayatta bu Micky o kadar şebelek bir insan ki o kadar olur. Allahım, bir insan sürekli mi sırıtır, sürekli mi abalak şabalak hallerde dolanır, etrafındakileri taciz eder, espri yapar, kendi çapında güler, yandakine kol, öbür yandakine sözlü saldırı, vesaire vesaire. Yani böyle bir insan için o kadar ciddi olmak emin olun tam bir rol kesmeyi gerektirir. Yine de insanların LSJ’u sempatik bulmaması beni rahatsız etmiyor. Tabii ki bana kaldı şeklinde düşünmüyorum, hahahah, bu çok “liseli çılgın fanatik kız” işi bir şey olurdu. Ama ilk defa sevdiğim bir karakterin insanlar tarafından sevilmemesi hoşuma gitti, değerini bilemedilerse kendi sorunları, ben onu keşfettim diye düşünüyorum. Hahahahha, kendi çapımda bir dünyam var gördüğünüz gibi.

-Gülüşü. Şimdi ciddiyetini çok seviyorum dedim, dolayısıyla bu durum çok nadir gördüğümüz gülüşleri de değerli bir hale getiriyor :) (Aklınızda bulunsun hahahah)

-Sürekli elleri arkasında dolaşması

-Herkese karşı süper ciddi olmasına karşı sevdiği kızı sürekli sırıtır halde bırakması

aferin leyn, zaten seni ben yetiştirdim

-Dizinin sonlarına doğru süper espri yeteneklerini göstermesi (Ah cungo da cangema’ya eşşek şakası yapmıştı, kızı kaç gün peşinde dolandırıp sonra da oh canıma değsin diyerek şen kahkahalar atmıştı.. LSJ’un da malum göz kırpma meselesi var heheh “İlla kelimelere mi dökmem lazım” sonra gözler fıldır fıldır, kırpık kırpık, hahahha, düşündükçe bile gülüyorum)

-Vee kıskançlıkları. Bu konu için 5 sayfalık bir yazı bile yazabilirim, o kadar hoşuma gitti. Ben şimdiye kadar hiçbir dizide ana karakterin kıskançlığından bu kadar hoşlanmamıştım. SKKS resmen mazoşist yanımı ortaya çıkardı yav. Şöyle ki: 

Bir kere her şeyden önce zavallı LSJ’un KYS’den hoşlanması onu kız kılığında gördüğü gün başladı (hem de öyle böyle kız değil, gisaeng kılığında!) Yani onu erkeklerden hoşlanmakla itham edemeyiz, değil mi? Her neyse, e sonra, kızı civardaki erkeklerle yan yana gördükçe kudurmaya başladı. KYS’in MJS’den hoşlandığını düşünüyordu. Hatta kafayı yiyip her yerde KYS’i görür olmuştu. (Birini düşündüğünde kalbin hızla çarpar, ya da sürekli onu düşünürsün demişti çünkü)  Hele şu toplu yarışmada, MJS kıza uygulamalı öğretmenlik yaptıkça, her dokunduğunda öfkeden çılgına dönmüştü. Bu yazık bir kenarda çalışmaya çalışıyor, ama kız “İyi oldu mu sayong”, “Becerdim mi sayong” diye diye kudurttu çocukcağızı. Ahan da becerdin kızım, işte attı sopasını kaçtı! “Bir daha KYS’in adını ağzınıza almayın sayoooong!” diye MJS’e el bile kaldırmışlığı görülmüştür hatta!

Ama ne yalan söyleyeyim MJS ve KYS’in o çok iyi anlaştıkları kısımlara bayıldım. Yine de çoğu kişinin aksine ben MJS ve KYS’in ana çift olmasını istemezdim. Bu şekilde LSJ’u kudurtmuş olmalarına bayıldım çünkü..

kıskançlıktan kudurmak

-Coffee Prince’in Han Kyul’unun hatasını yapmadığı için. Allahım o ne tavırlardı, hem “Göğsüm buzla doldurulmuş gibi hissediyorum, keşke ikimiz de erkek olmasaydık” diyor, hem de “Bana yalan söyledin” gibi bir bahaneyle kaç gün kızı süründürüyor. Tamam ilk başta bir tavır yapabilirdi, ama her şeye rağmen bu kız olma haberi şıkıdım şıkıdım, hatta zil takarak oynanması gereken bir olay. İşte SKKS dizisinde benim kafamdaki bu pürüzü de kolayca geçmişler. LSJ gerçeği öğrenir öğrenmez ilk iş kızı kayaların altına sakladı, hahah. Sonra kızı evine götürdü, muhahahh. Sonra da okula dönüp “sevdiği kadını erkeklerle kuşatılmış SKK’da bırakmadı.” :)

Ayrıca KYS tam LSJ’a koşarken nehire düşmeseydi mazallah eşcinsel eşcinsel dolanacaklardı ortada. Yani diziyi hep tam kararında götürmüşler bence. Senaryoyu yazanları gözlerinden, alınlarından, yanaklarından öpüyorum.

  • Niye Kim Yoon-shik’i sevdim?

Sungkyunkwan-Scandal-daemul

-Erkek olarak gözüme batmadığı için, ki bence erkek rolünü oynayan pek çok bayandan çok daha başarılıydı. Coffee Prince’in Go Eun-chan’ından sonra 2. en iyi erkek diyelim. (Bunu herkes söyledi zaten ama bence de öyle gerçekten)

-LSJ hislerini itiraf ettiğinde hemencecik kabul edip, hatta çocuğun yapmak istediği şeyleri hemencecik anlayarak uyguladığı için

-Ufak tefek olduğu ve hem MJS hem LSJ’un yanında hoş gözüktüğü için. Sahyonglarıyla iyi anlaştığı için.

  • Niye Moon Jae-shin’i sevdim?

kimsiniz leyn siz

-Yusyuvarlak bir burnu olduğu için. (Amanın ara sıra benim için bu durum işkenceye bile dönüştü, keza dizi boyunca MJS’in burnundan gözlerimi alamadım. Herkes dudaklarından bahsediyor ama o muhteşem burnu hiç mi farketmediniz arkadaşlarım yav?)

-Süper karizmatik duruşundan, yanına yaklaşılmayacak hiddetinden

hiddetli geol-oh

-Kızıl elçiliğinden

-Abisine olan sevgisinden

-O meşhur elmasından

-Cesaretinden (her yere atlayıp  zıplıyordu, zavallı vücudu yara bereydi, tam cahil cesareti, sanki dünyayı kurtaracak. Aptal adam, bari Çince karakterler kullanma! ahhahah)

-Giydiği her şeyin yakışmasından. “Çılgın at” haliyle paspaldı ama karizmaydı, oysa okul formasını giyince mükemmeldi, ya da ne kadar yakın olunabiliyorsa o kadar yakındı. Yani o kadarını söyleyeyim artık…

-KYS için endişelenip durması. Hatta bir keresinde GYH bu durumla dalga geçmişti, KYS adada mahsur kaldı diye, zavallı MJS tam koşarak gidiyordu ki KYS hemen önünde belirince nasıl şaşırmıştı. Hahahhah, YUMUŞAK YUMUŞAK diyesim geldi. (Bizimkiler’den çok uyarlama yaptım bu yazıda :) )

-Meşhur repliğinden “…. yapma, … yaparsan alışkanlık haline gelir. Ve … olursun” Hahahha

-Veee.. Hıçkırıklarından dolayı tabii ki! Her kız görüşünde hıck hıck. (Bu hıçkırma olayı her türlü diziye renk katıyor, Bizimkiler’de de çok gülerdik) Ama en güldüğüm hıçkırıklardan top 3 yapmam gerekirse:

3. İlk hıçkırık, Yoon-hee kız haliyle parasını kaptırmamaya çalışıyordu veee. Orada işte Moon Jae-shin’i ilk defa gördük, uykusundan uyandı ve elmasını fırlattı! Hatta kızın gözlerini bile kapattı. Hıck hıck :) Kız da mendil verdi, tövbe yarabbim yaa, yok bir de yere atsaydın :)

2. Kızın kız olduğunu öğrendiğinde de güzel hıçkırmıştı ama daha komiği ondan sonraki ilk gece beraber yatınca deli gibi hıçkırması, sonra da hıçkırmamak için ağzına bir şey tıktığı sırada kızın uykuda oğlana yanaştığını görünce şok olup kendini ateşe atması (sabah uyandıklarında tam bir rezaletti durum, gocooooo)

ağzına mendil tıkmak fayda edeydi ohooo

1. En sonda mavi elçiyi yakaladığından hıçkırması, tam bir komediydi. “Berbat yazmışsın, sürekli böyle yazarsan alışkanlık olur” Adam üşenmemiş yanlış yazılan yerleri kırmızı kalemle düzeltmiş yahu. (Ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim, Geol-oh’u sonunda böyle resmi bir işte çalışırken görmek beni ne kadar mesud etti anlatamam, ahhaahha)

kızı görünce şokberbat yazarsan alışkanlık olur

-Hıçkırık özel ödülü:  Yarışmada SKK’ın halka açıldığı, dolayısıyla kızların da geldiği gün hatırlarsınız MJS birden hıçkırmaya başlamıştı. Tam da o sıra KYS’le konuşuyordu. Dolayısıyla bizim feldirdek gözlü GYH durumu KYS’e bağlayıp MJS’le dalga geçmişti. “Hani sadece kızlar olduğunda hıçkırıyordun?” diye.. Sonra MJS GYH’ya SKK avlusunu dolduran kızları göstermişti “İşte kızlar”. Çok komikti orası yav.

bu yüzden hıçkırdım

  • Niye Goo Yong-ha’yı sevdim? 

daemuldan pirinçli selam

-Sürekli “Ben Goo Yong-ha’yım” dediği için. Her mekana döne döne, rengarenk giysilerinin eteklerini savura savura geldiği için.

-Giysisi rengarenk değilse bile mutlaka astarı rengarenk olduğu için :)

-S harfini peltek peltek söylediği için

-İki kişiyi kollarının altına alıp garip durumları tatlıya bağladığı için

-Moon Jae-shin’i on senedir bir gölge gibi takip ettiği ve gözünden bile sakındığı için (Tebrikler, 2010 KBS EN İYİ ÇİFT ÖDÜLÜnü en çok oyla alan bu nadide çiftimize hayatlarında mutluluklar, hahahha)

-LSJ’un nişanlısıyla sürekli dalga geçmesi. Kıza taktik veriyorum ayağına LSJ ile KYS için ortam yaptı hep. Gerçi LSJ’un nişanlısını erkek gibi giyinmeye ikna etmesi cidden zeki bir hamleydi, şahsen ben bile bayağı şaşırmıştım, kız arkasını dönüp yüzünü görünce.

-Yelpazesine kurban yav, daha üstüne başka bir söze gerek mi var? Hele o yelpazeyle MJS’in çenesine dokunup durması..

 

Lakaplar

çünkü ben daemulumDaemul/ Temul: Cho-sun tarafından erkekliği kanıtlandığı için: Büyük Vuruş. Bu adı ona GYH takmıştı. Yalnız şimdi dae+mul’dan gelmiyor mu? Yok, yok, bunu sorgulamaya daha fazla devam edemeyeceğim :)

Ga-rang: İdeal eş demek; çünkü hem zeki, hem yakışıklı, hem güçlü, sporda iyi, derslerinde iyi, erkek gibi erkek yani. Nişanlısı öyle diyordu. 

Geol-oh: Çılgın at

Yeorim: Çok kadın :)

Veee iç akıtan takım/dörtlü… En komik lakap buydu herhalde.

goo yong-ha yangını haha

 

YATAK MESELESİ

Dizinin en ama en sevimli teması bu yatak temasıydı. Bu bölümleri sevmeyenin alnını karışlarım arkadaşım!

yatak 2yatak 3

İlk akşam Geol-oh “Ben Noron’un yanında yatmam” diyerek KYS’i ortalarına yatırmış daha doğrusu tekmelemişti :) Zavallı kızcağız ilk geceden iki adamın (hem de ne adam) ortasında uyumak zorunda kalmıştı. Tabii o sabah uyandıklarında LSJ merhamet ederek KYS’in başını kaldırmış, o sırada kız uyanınca ani bir refleksle kafasını LSJ’un kafasına vurmuştu. LSJ o itmeyle Geol-oh’un kucağına düşmüştü. Sonrası “Gojyooooo” Hahahhah

bu sabah erken uyandım, kalktım sana şarkı yazdım mutlu ol diye hahahhaahyatak 4

Yatarken KYS hep yorganı burnuna kadar çekerdi ya, o hareketi çok seviyordum.

Sonra MJS KYS’in kız olduğunu öğrenince her zamanki yerinden kalkıp ortaya geçmişti. Sabah koynuna KYS yerine MJS’i aldığını gören LSJ’un şaşkınlığını hatırlarsınız, hahahah.  Sonra ne kavgalar ettiler ama. LSJ KYS’in yanında uyumasını istiyordu çünkü.

geol-oh kız olduğunu bilince abarttı iyice heheegeol-oh kızı korur kendini korumaz

Bir keresinde KYS yine çılgın uyuma stilinden nadide parçalar sergilerken arkadan bizim Geol-oh’a ayağı sardırınca nasıl yattığı yerden zıplayarak LSJ’un sırtına sarılmıştı.

yanaşma daemul

Sonracıma LSJ’un atak yaptığı sahne var ki, en ama en çok beğendiğim yatak sahnesi odur. Ga-rang ve Geol-oh sırt sırta! Şok şok şok. “Bugün neyin var senin!” “Asıl sizin neyiniz var sahyong”

 lee sohn joon belasını ararkenyatak kavgasının şahı

–Durun gençler. Cevap çok basit. Sizin bir adet Kim Yoon-shik’iniz var :)

 

Dudak Meselesi

Dizinin yan temalarından biri de dudaktı. Özellikle de KYS’in dudakları! Her şey dudağında boya varla başladı. Ne boyaymış yarabbim, yala yala çıkmadı. Hem LSJ hem MJS o dudaklara baka baka bir hal oldular. Ama birkaç yerde de KYS LSJ’unkilere bakıyordu, hehehe. Bir de o dudak kısımlarının üstüne çalan bir müzik vardı ya hafif oryantel havasında, arada bir kadın aaayyy diyor. Cuk otumuş.

Aslında o boyalı dudaktan önce de LSJ KYS’in dudaklarına bakıyordu yav. Neyse fazla deşmeyeceğim.

dudak mevzusu 1

 

MJS ve LSJ’un ortak yönleri

Neticede erkekler anacım, hepiciği aynı. Dudak meselesinin devamı olacak ama LSJ’un KYS’e karşı ilk bir şeyler hissetmeye başladığı sıralarda LSJ MJS’e yatak konusunda çıkışmıştı, en sonunda aralarında anlaşamayınca kararı KYS’e bırakmışlardı. Ama bu arada kız bilinçsiz olarak dudaklarıyla oynamaya başlayınca iki erkeğinde gözleri o dudaklara fikslendi!  Aynı anda çakıldılar resmen. Neyse sonunda LSJ dayanamadı da ısrarından vazgeçip olduğu yere yatıvermişti.

Kız bir keresinde yemek yerken birden “Ben araştırma yapmaya gideceğim” diye fırlamıştı. İşte o zaman LSJ ve MJS söz birliği yapmışcasına “OTUR” diye bağırmışlardı. Kız da pısıp oturmuştu!

otur oturduğun yere!

Ve ikisi de sadece KYS için gülüyordu!

mutlu muyuz geol-oh, hani elleri göremiyorum hahahilk defa güldü

 

LSJ’un Hizmetçisi

Ohooo, bu şişko kendisine özel paragraf ayrılmayı hakkediyor. Ne de olsa LSJ’u aşk hastalığından o kurtardı! LSJ’a lafını esirgemeyen, turunnim (genç efendi) diye etrafında pervane olan şeker ötesi bir adamdı bu. Başka kim LSJ gibi aşırı ciddi birine dayanabilirdi. İşte bu adam tam LSJ’un tersi, her şeye gülen, her şeyle dalga geçen bir tipti.

Zaten o şişkoyu izlediğim tüm yapımlarda çok sevdim hep.

 

LSJ’un Sürprizleri

Bu Lee Seon-joon’un dizi sonlarına doğru, ne kadar romantik bir erkek olduğunu görme fırsatını yakaladık. Benim şahsi favorim kütüphanede kitapların arasına koyduğu notlardı. Daha şeker bir sürpriz düşünebilen var mı?

sürprizi berbat olan erkek sırıtışı

Tabii ki KYS’in elini tutmaya çalıştığı yerleri unutmuş değiliz. (Sonra aradıkları kitabı bulmuş olmasına rağmen sırf kitapçının bozuk asansörüne binme hayaliyle- seni çakal- kıza evet evet kitapçıya gidelim demişti.)

Ayrıca “jüri pek özel ödülü” de kitapçının asansöründe yüzüğü parmağa geçirmesine gitsin, devamı-şapka çıkarma- zaten gelmiş geçmiş en muhteşem Kore dizisi fikriydi bence, kim yazdıysa eline sağlık. Hatta bir ara anam kızı soysa bu kadar dramatize edemezlerdi bu sahneyi bile dedim. (Ya bu arada az önce baktım da dramabeans de aynı yorumu yapmış, demek ki sapık değilmişim hahah) Yok yok, çok yerinde bir sahneydi.

(Şu alttaki toparlak suratın yumuk bakışına hastayım hahaha)

şu bakış

 

Sevdiğim Bölümler

  • “Erkeklerle kuşatılan SKK’da sevdiği kadını kim bırakır? Ben mi?”
  • Goo Yong-ha’nın Lee Sohn-joon’a müstehcen kitap vermesi.  Hahahah, tam GYH’dan beklenen bir davranıştı. (“Yani erkekleri daha mı çok beğeniyorsun, ben de eskiden Geol-oh için böyle hissederdim” Hadi oradan Yeorim, hahaha) LSJ da kitabı aldıktan sonra etrafta kimse yokken kitaba göz atıyor ya.. O surat ifadesi süper komikti. Yav bir de adama dizi boyunca ifadesizdi diyorlar, bir de mimiklerini kullansa binbir surat gibi dolanırdı herhalde ortada. (Aşağıda ilk şok olma anı var, hahah)

 ayıp kitap

  • “KYS sonsuza kadar yanımda ol, beni takip et” Dudağa müteakip: “KYS, her şeyi yapabilirim ama bir daha asla kadın kıyafeti giyme” Ah be LSJ, KYS’den istenebilecek en garip istek bu, hahahha. “KYS sadece bir oda arkadaşı”!
  • Okulun diğer öğrencileri. Hepsi şahsına münhasır insanlardı. Konfüşyüs der ki.. şeklindeki cümleleriyle meşhur yuvarlak gözlüklü arkadaş bu bilgilerini Hwang Gam Je’de kullandığını görünce içimin yağları erimişti, boşa gitmedi yani. Sonra o kazık kadar olmuş ama hala okumakta olan acuşiye ne demeli? Turnuvada gisaeng kılığına girip göbek bile attı yahu! Süperdi hepsi.
  • “Senin de hoşuna gideceğini düşünmüştüm KYS. Eğer erkeksen kadınları reddedemezsin” Ah LSJ, kim dedi sana GYH’nın papağanlığını yap diye :)
  • Hocalar. Hepsi harikalardı tabii ki ama en iyisi bizim çanakla sihirbazlık gösterisi yapan hocaydı. SKK’da GYH’dan sonra ilk kız olduğunu anlayan o oldu, tabii ki süper nabız teknikleriyle!!!
  • KYS Moon Jae-shin’e kütüphanede rastlayınca çok şaşırıyor, çocukla dalga geçmişti. Ama oradaki tüm kitapları gerçekten okuduğunu görünce nasıl mors oldu. “Oooo sayong!” Tabii MJS’de bu arada güvercin misali kabardıkça kabardı yani, ben erkeğim modunda bir havalar hahaha. Sonra akşam yemekte de KYS’in “Hoşlandığınız bir kız yok mu, niye onunla yemiyorsunuz?” sorusuna “O yüzden seninle yiyorum ya” dedi, çok iyiydi be.
  • Geol-oh’un düzgün giyindiklerini gördüklerinde Yeorim’in ettiği şu laf, ah beni benden aldı: “Krala şikayetimizi bildirmeye gidiyoruz. Kampüsün çılgın atı bile hoş bir binek atı gibi görünecek..”
  • Şu meşhur adada mahsur kalma olayında. Beraber tekneye binerlerken KYS düşecek gibi oluyor, LSJ refleks olarak elini uzatıyor. KYS tam memnuniyetle yardım elini tutacakken kendini kızdan –ya da oğlandan diyelim- çekmeye çalışan LSJ hemen elini çekiyor. Üstelik bunu bir kere daha yapmıştı, kekeleyerek (Ba-a-balli, ahhahah). Gerçi o zaman aceleden işlerine bakmışlardı, kızı duvardan atlarken tutmuştu.
  • Adada kaldıklarında LSJ hastalanınca KYS ona bakmıştı :)

hasta 1hasta 2hasta ama mutlu son

  • Yeorim’in tezgahladığı “MJS’in bilekliğini okul başkanından kurtaralım operasyonu başarıyla sonuçlanmıştı.
  • Geol-oh kızıl elçi olarak yaralandığında GYH ve KYS ona GYH’nın odasında bakmışlardı. O sabaha kadar başında nöbet tutmuşlardı. Sabah uyanınca KYS MJS’in ateşine bakıyor. Sonra iyi olduğunu görüp odadan çıkıyor. İşte o anda MJS gözlerini açıp bir sırıtıyor ki.. Çok hoşuma gitmişti.
  • Daha kralın verdiği görevdeki bilmeceyi gördükleri anda  öğrenmenin ve ulusun başladığı yerin SKK kapısı olduğunu anlamıştım. Bana sorsalardı söylerdim, hahahh.
  • Öğrendim ki herkesin bir zaafı vardır. Mesela gerizekalı okul başkanı Ha In-so’nun bile yapmayacağı şeyi yaptıran bir kişinin olduğunu görmek, şefkatini  görmek, “Bu zamana kadar bu kıza ne yapıyordunuz?!” dediğini görmek…  Havadan uçup yere konan Geol Oh’u görmek.. Tek sevmediğim karakter olan Ha In-so o gün gerçekten insan gibi davrandı… Çok eğlenceliydi. Tabii Cho-sun aşkı insana neler yaptırıyor. O Cho-sun da baş gisaeng’ti ama az fettan kadın değildi hani. Hanginiz onun sahte kızıl elçi olacağını düşünürdünüz? Bir de okul başkanına habire laf sokuşu süperdi. Her cümlesinin sonu da “Daha söyleyecek birşeyiniz kaldıysa paralı müşteri olarak gelin!” olurdu. Tam çıldırtırdı yani adamı.

chosun ah bu kadınokul başkanı da aşık

  • “Dün görüştük diye bugün görüşmememiz gereken bir ilişkide olduğumuzu mu sanıyorsun?”
  • LSJ habire yutkunmuyor muydu? Gerçi ekstra bir sevimlilik katmış ama çok komik gözüküyordu.
  • MJS şu hırsızın küçük kardeşinin ayaklarını yıkamıştı, ne incelik ama.

“Bir arkadaşım olacaksa, senin olman iyi olur diye düşündüm. Fakat nasıl olur bilmiyordum. Çünkü bu ilkti.” LSJ’a tebrikler, hem en iyi ve ilk arkadaşını buldu hem de ilk aşkını.. Gerçekten de bu adamın başarısız olduğu hiçbir iş yok. Wang Seo-bang!

meşhur sahnelerden, biz de ders çalışıyoruz ama hiç böyle şeyler olmuyor hahah

Blog Notları

  • Bir sürü resim olduğu için ve hepsi küçük olduğu için, görüntüyü de bozmamak adına (yalan yalan, tamamen üşendiğimden) her seferinde otistik bir zevk aldığım filigran koyma işinden bu seferlik vazgeçiyorum :)
  • Yav bir sürü resim koymak istedim, diziyi izlerken aldığım caps’leri görseniz gülmekten ölürsünüz, birleştirsen diziyi video gibi izlemiş olursun :) O derece her sahnesini, her dakikasını beğendiğim bir dizi oldu. Bir SKKS resim klasörü yapmışım ki, içinde 500’e yakın resim var, 100 tane ayrıca gif var :) Ya galiba izlediğim gelmiş geçmiş en güzel 2. dizi bu.
  • Burada yazdıklarımın 5 katı daha fazla şey anlatmak istiyorum ama 2 aydır bu yazıyı yazıp resim seçmekten yoruldum artık. (Farkettiyseniz bıktım demiyorum, o mümkün değil) Bir an önce yayınlayıp şu devam eden SKKS rüzgarlarından kurtulmak istiyorum. Artık hayatıma geri dönmek istiyorum, Micky Yoo-chun yakamı bıraksın istiyorum hahahahah.
  • Ya hazır Micky demişken hahah. Bu bizim Çunçun yüzme bilmiyor yav, zavallıcık hani KYS’i kurtarmak için dereye balıklama atlamıştı, bir de suyun içinden foşurt diye çıkmıştı hahahah, oraları izlemek çok komikti.
  • Bu yazı 23988 karakter, 3429 sözcük oldu; yine eski günlerdeki gibi bayağı yüksek bir rakam olmuş. Ne dersiniz? :)
  • Şu yazının başında gördüğünüz poster bu diziye ait ilk gördüğüm şeydi, sevimliymiş deyip geçmiştim. İngilizce sitelerden birinde bu dizinin Gumiho’dan daha güzel olduğunu okuduğumda inanamamıştım, reytingler nasıl yalan söylerdi :) Ama sonra astrea da önerince izlemekten başka yol kalmamıştı. Minnettarım diyebiliyorum sadece :)
  • Bu arada bahsetmeden geçemem. Blogumun tirajı 100000’i geçiyor. Bu blogu ilk açtığım günlerde günde en fazla on kişi okurdu hahahah. Hayatta, böyle bir rakama ulaşacağım aklıma gelmezdi. Tabii bu seyircilerin çoğu maalesef benim hedef kitlem değil ama olsun, bu süre zarfında çok sağlam bir okur kitlesine de ulaştım. Benim gibi küçük çapta bir yazar için gurur verici bir şey bu. Takip ettiğiniz için teşekkür ederim.

Bu diziyi pek çok pek çok ama pek çok sevdim. İzlemeyen asrın hatasını yapar :)

Dear Doctor

Şubat 6, 2011

Dear Doctor 2009

Hazır aklımdayken hemen yazayım. Filmin sonunda çevirinin Berre’ye ait olduğunu okuduğumda çok şaşırdım. Sanki bir az önce yediğiniz nefis pastanın şefini pastaneden çıkarken görüp tanıdık çıkmanız gibi.. Hahahahah, garip bir histi :)

Bir film için bu kadar beklediğim, istediğim, uğraştığım az görülür doğrusu. Bu filmi izleyene kadar da başıma gelmeyen kalmadı. Türlü dış güçler bu filmle aramdaki bağı koparmaya çalıştılar ama nafile. Beynime çip yerleştirerek benim fikirlerimden önceden haberdar oldular ve bunlara karşı önlem aldılar. Hahahahaha. Endişelenmeyin, şizofreni baş gösterdi vah vah demeyin hemen. Doktor filmi izledi bu bünye, o yüzden biraz şımarıyorum…

İlk Japon Film Festivali listesinde görüp hemen o an ismine vurulduğum, sonra araştırıp posterlerine ayrıca vurulduğum bir filmdi. (Gerçi o festivaldeki tüm filmleri izlemek istiyorum, vaktim oldukça, özellikle “Yarının Anıları” filmini) Sonra zaten konusunu bile okumadım, favori film izleme yöntemlerimle izlediğim özel filmlerden biri oldu yani.

Neyse ki sonunda  uğrak sitelerimden biri olan (nasıl yağ ama hahhah) yeppudaa’da bu filmi istediğim formatta buldum da rahat ettim. Hem de mis gibi Türkçe alt yazılarıyla ;)

Tavsiye ediyorum, yine orijinal bir senaryo, yine sakin ama olağanüstü müzikler, yine hoş mekanlar, yine derin anlamlar, yine etik kaygılar, yine Japonlar…

Konu

Bir tıp öğrencisi olan Soma, stajyer olarak atandığı kasabaya ilk geldiği gün bir kaza geçirir. Gözünü açtığında kasabanın sağlık ocağına getirilmiş olduğunu farkeder. Böylece çok sevilen Doktor Ino ile ilk tanışması komik bir ortamda gerçekleşmiş olur.

Eş zamanlı olarak Dr Ino’nun kasabadan kayboluşunun arkasındaki gizemi çözmeye çalışan dedektiflerin/polislerin çalışmasını izliyoruz.

Sevdiğim Bölümler

  • “Endişelendin değil mi, bilgisayarlı tomografi çektirmek ister misin?” Kasabanın pratisyen hekiminden stajyere can alıcı soru… Hahahha, çok eğlendim doğrusu.
  • Doktor oldukça tecrübeliydi (?). Adamın hikayesinden suşiyi aspire ettiği barizdi. İlk önce aileye baktı, DNR istediklerini gördü, onları biraz memnun etti, sonra yine bildiğini okudu :) (Daha doğrusu filmin başında ben öyle sandım, hala daha öyle sanmak istiyorum, ama fazla inatlaşıyorum galiba)
  • Yine aynı dede için arkada stajyer çocuğun kendini paralamasını gördünüz mü? (Ya da görecek misiniz acaba) Nasıl da telaşla taktı eldiveni, adamı entübe edecek ama can hıraş :)
  • “Doktor diye çağrılmak gerçekten bu kadar iyi mi hissettiriyor? Ya da belki de para için yaptı…” Kafanızı keseceğim leyn sizin!
  • “Aşk nedir? Bana aşık değilsiniz ama yine de elleriniz uzandı değil mi!” Vuhuuu, ilaç mümessilinden böyle insani bir doktor olma arzusu yorumu hiç beklemezdim.
  • Bir de şu “Aslında para için geldim. Ama bana top atıldıkça ben de karşıladım, sonunda ciddiye almaya başladım” şeklindeki muhabbet çok başarılıydı. Yani film açısından…
  • Sensei pek şirindi yaa, o yine de “sevgili doktor”du. Aslında spoiler olmaması açısından pek bahsetmek istemiyorum ama Çin’de de, Rusya’da da, bizde de bu tarz uygulamalar varmış eskiden, resmi olarak hem de. Neyse tıp eğitimiyle ilgili bir şey. Merak edenlere bilahare yazabilirim. Nasılsa kimse merak etmez :)

Son olarak: “Büyük şehir doktorluğu hakkında şüphelerim var, yalnızca hastalık belirtilerini görebiliyorlar, hastaları değil.” Bu cümle de komiktir ki beni pek eğlendirdi. Hem ilk söylendiğinde hem de şimdi dönüp baktığımda.

Aslında bu yazı böylesine derin bir film için ilk bakışta çok materyalist gözüktü gözüme. Ama yapabileceğim bir şey, felsefik ve süslü yazılar yazamıyorum maalesef… Sadece hissedebilirim, ifade edemem.

Enstantaneler

Nedense bu sefer yazılar resimlerin yanında anlamsız kaldı… Ben de sırf resimleri koydum.

sevgili doktorcumhastalarcan hıraş iknahastaya masal okumakzavallı öğrencialtın çilek

Sevdim, güzel film.

Hotaru no Hikari 2

Şubat 4, 2011

Hotaru no Hikari

Eteği gördünüz mü, eşofman altlarından yapmışlar :)

Yakın geçmişte Hotaru no Hikari’nin 1. sezonu ile ilgili bir yazı yazmış bulunduğum içün ne kadaaaar çok güldüğümü, eğlendiğimi, kendimden geçip dünyayı unuttuğumu bu yazıda tekrar anlatmayacağım.

Konumuz aynı, Hotaru’nun himono-onna hayatı, Buchoooou’su ile yeni ilişkileri (evliliğe uzanıyor gibi gözüken) ve ofisteki işler. İlk sezona göre 2. sezondaki en önemli değişimi Hotaru’nun iş yeri olarak düşünebiliriz. Keza ben şok oldum o vurdumduymaz yeni çalışanları görünce. Aslında o tablo bana çok tanıdık geldi. İş söz konusu olunca çok çeşitli insanlarla çalışıyorsunuz ve tüm grupların çalışma tarzı farklı oluyor cidden, ama eninde sonunda işler bir şekilde yapılıyor. Anlayacağınız biraz fazlaca kendi deneyimlerimi düşünmeye itti beni bu iş yeri.

Adamlar 3 sene sonra dizinin 2. sezonunu çekiyorlar ve birincisinden de çok izleniyor. Bu kesinlikle Hotaru büyüsü bence. Bol kavgalı Hotaru-müdür ikilisinin Hacivat-Karagöz ilişkisi gibi olması da en büyük etkenlerden. Yine de 2. sezon olayı genelde balondan hızlı sönerken aksini başaran bu dizinin ekibini kutlamak lazım. (Ahomiya zayıflamayaydı daha iyiydi ama neyse)

Muhteşem site yeppudaa’dan bu dizinin de Türkçe altyazılı bölümlerini indirebilirsiniz diyor ve en elzem bölümüme bodoslama bir dalış yapıyorum.

Sevdiğim Bölümler

  • Seno, ah bu şirin adam 2. sezonun en büyük kozlarından biriydi. Anladığım kadarıyla onu herkes sevmiş, özellikle de 1. sezondaki erkek arkadaşla kıyaslayınca.. Kendisi bir himono-otoko ve özellikle kaprileriyle, gülüşüyle, kafasına estiğine göre hareket etmesiyle harika bir karakter olmuş. “Dokuynko dokuynko!”

seno-san

  • Müdür Hotaru’dan bir harcama listesi yapmasını istiyor. Sonuç: “Bira: İçmek istediğim kadar. Abur cubur: Yemek istediğim kadar. Manga-dergi: Okumak istediğim kadar”
  • Hotaru’nun çoğu zaman akıl hocalığını yapan ikili…

akıl hocalığı

  • Hotaru normalde anlayışı kıt bir kızdı, sarhoşken varın siz düşünün.

sırtına bin, kaşımakus kus bir o kalmıştı

  • Festival zamanı! Palmiyeli ada

gönderilen tek kartbuchou işte budur

  • 1. sezondaki esprilere atıfta bulundukları sahneler süperdi. Mesela kız internetten yemek tarifi bakarken bir haber görüyor: “Aaaa, Yamaguchi Momoe sahnelere veda etmiş..” İlk sezonun final bölümünde hatırlarsınız, üstündeki gazetelerin birinden okumuştu haberi :)
  • Efsanevi çopra balığı dansı, yine yeni yenideeeen!!

çopra balığı dansı

  • Müdürü ırzına geçirmek!! “Benim gibi bir kadın bile evlenmeyi düşünebildi en azından ve terk edilmedim. Müdür’ün hâlâ benim olduğuna şüphe yok. Bekle bir dakika. Benim mi? Daha benim değil! Buldum! Uyuyorken ırzına geçecek ve onu benim yapacağım! Benim dışımda kimseyle evlenememesi için vücudumu kullanacağım! Senin akşam yemeğin miso çorbasıydı. Benimki de sen olacaksın!” Ninja
  • Bu çift de ayrı manyaktı.. Kadın çift tişörtlerine gıcık oluyordu :)

bu çift!

  • Bir de iş eğlencesi mevzusu var ki, insanın bahsedesi bile gelmiyor! Zaten bu Japonların iş yemeği anlayışını oldum olası kabullenemedim ama bu dizide de bu konuya bayağı bir parmak basmışlar. Gözlerini oymuşlar hatta :)

göbek dansı bu ne yaaiş eğlencesinin suyunu çıkarmak

  • Domuz kumbara, Hotaru’nun paramparça olmuş ekonomi şuurunu biraraya getirmek için!
  • Su kabağı geyiği, başlı başına süperdi. Hotaru’nun kaşınması, bovlingde bile kuka yerine su kabaklarını görmesi, müdürünse bunlardan habersiz kendini kötü hissetmesi, Hotaru ile yakınlaşma çabaları falan, çok komikti çook.

 su kabağı böyle başladıyakalanmak

  • Himono-onna yine aynen devam, hala sosyal zeka yerlerde sürünüyordu… Uzaylı

bu ne hal senpaiben moron olduğum için böyle sevinebilirim

  • Şu baba çok komikti yav. “Buchou” “Senin bana Buchou deme hakkın yok” “Sachou”(Başkan) “Başkan değilim ben” “Kachou”(Şef) “?!?”
  • Seno neler de yaparmış öyle… İyi şans işareti

arkadaşlar el ele tutuşmaz mıydıo zaman ben e.t.yimsaldırı zamanısenonun esnek cildi

  • Bunu koymasam ölürüm, hahahahah.

afferim hotaru

  • Mükemmeliyetçi müdür yine takıntılarını bir bir döktü ortaya :) Bir keresinde gömleğinde bir yemek lekesi gördü de nasıl telaşlandı, benim ağzımdan yemek mi döküldü, nasıl olur diye.. Bir de biriktirdiği kuponlar var, bu ne takıntıdır aman yarabbim, hahahah. Hatta okuduğu 3 adet kitabı dağınık bıraktı diye Hotaru’ya alışıp olgunlaştığını iddia etmişti…
  • Hotaru’nun bir ara baş gösteren öpme manyaklığı! Espriler çok komikti ama.
  • Bu kadına mı aşık oldun?

bu kadınçok şirin di mikafayı yemiş olmalısın takanocum

  • Ve tabii ki goru goru goru’lar!!

devam etsiiin

Bu da böyle resim manyağı bir yazı oldu ama inanın burada daha koyamadığım bir sürü resim için ah vah ediyorum :) Neyse ya! Hahahahha. Çok daha komik sahneler var, farkettiyseniz Buchou-Ahomiya sahnelerinden hiç resim koymadım, onlar da izlerken gülünüyor zaten, yazınca saçma olur.

Aslında bazı konular bu sezonda o kadar üstünkörü geçildi ki dedim keşke daha ayrıntılı bahsetselerdi. Mesela Hotaru’nun ailesi.. Ben ailesinden bahsedilince çok sevinmiştim, nasıl tiplerdir diye bayağı hayal kurdum, sonra fos çıktı. Bence 3. sezon yapıp bahsedilmeyen şeylerden bahsetsinler. Ne bileyim evlilik sonrası da çok sorun var, işte çocuk falan yapmaya kalksın, nasıl komedi olur, ahhahaha.

Bunlar ve çok daha fazlası için izliyoruz, eğleniyoruz.

Hotaru’yu 2. kez sevdim, on sezon olsa onunu da izlerdim.