Skip to content

Twitter'ı fikren ben bulmuştum

~~Aslında güzel gözleri var... Ya da belki makyajı güzel yapmışlardır...........
Tam da Zarun ve gibilerinden beklenen bir söz gibi gibi. Seviyoruz yine de. Kadın yüreği.

Dear Doctor

Şubat 6, 2011

Dear Doctor 2009

Hazır aklımdayken hemen yazayım. Filmin sonunda çevirinin Berre’ye ait olduğunu okuduğumda çok şaşırdım. Sanki bir az önce yediğiniz nefis pastanın şefini pastaneden çıkarken görüp tanıdık çıkmanız gibi.. Hahahahah, garip bir histi :)

Bir film için bu kadar beklediğim, istediğim, uğraştığım az görülür doğrusu. Bu filmi izleyene kadar da başıma gelmeyen kalmadı. Türlü dış güçler bu filmle aramdaki bağı koparmaya çalıştılar ama nafile. Beynime çip yerleştirerek benim fikirlerimden önceden haberdar oldular ve bunlara karşı önlem aldılar. Hahahahaha. Endişelenmeyin, şizofreni baş gösterdi vah vah demeyin hemen. Doktor filmi izledi bu bünye, o yüzden biraz şımarıyorum…

İlk Japon Film Festivali listesinde görüp hemen o an ismine vurulduğum, sonra araştırıp posterlerine ayrıca vurulduğum bir filmdi. (Gerçi o festivaldeki tüm filmleri izlemek istiyorum, vaktim oldukça, özellikle “Yarının Anıları” filmini) Sonra zaten konusunu bile okumadım, favori film izleme yöntemlerimle izlediğim özel filmlerden biri oldu yani.

Neyse ki sonunda  uğrak sitelerimden biri olan (nasıl yağ ama hahhah) yeppudaa’da bu filmi istediğim formatta buldum da rahat ettim. Hem de mis gibi Türkçe alt yazılarıyla ;)

Tavsiye ediyorum, yine orijinal bir senaryo, yine sakin ama olağanüstü müzikler, yine hoş mekanlar, yine derin anlamlar, yine etik kaygılar, yine Japonlar…

Konu

Bir tıp öğrencisi olan Soma, stajyer olarak atandığı kasabaya ilk geldiği gün bir kaza geçirir. Gözünü açtığında kasabanın sağlık ocağına getirilmiş olduğunu farkeder. Böylece çok sevilen Doktor Ino ile ilk tanışması komik bir ortamda gerçekleşmiş olur.

Eş zamanlı olarak Dr Ino’nun kasabadan kayboluşunun arkasındaki gizemi çözmeye çalışan dedektiflerin/polislerin çalışmasını izliyoruz.

Sevdiğim Bölümler

  • “Endişelendin değil mi, bilgisayarlı tomografi çektirmek ister misin?” Kasabanın pratisyen hekiminden stajyere can alıcı soru… Hahahha, çok eğlendim doğrusu.
  • Doktor oldukça tecrübeliydi (?). Adamın hikayesinden suşiyi aspire ettiği barizdi. İlk önce aileye baktı, DNR istediklerini gördü, onları biraz memnun etti, sonra yine bildiğini okudu :) (Daha doğrusu filmin başında ben öyle sandım, hala daha öyle sanmak istiyorum, ama fazla inatlaşıyorum galiba)
  • Yine aynı dede için arkada stajyer çocuğun kendini paralamasını gördünüz mü? (Ya da görecek misiniz acaba) Nasıl da telaşla taktı eldiveni, adamı entübe edecek ama can hıraş :)
  • “Doktor diye çağrılmak gerçekten bu kadar iyi mi hissettiriyor? Ya da belki de para için yaptı…” Kafanızı keseceğim leyn sizin!
  • “Aşk nedir? Bana aşık değilsiniz ama yine de elleriniz uzandı değil mi!” Vuhuuu, ilaç mümessilinden böyle insani bir doktor olma arzusu yorumu hiç beklemezdim.
  • Bir de şu “Aslında para için geldim. Ama bana top atıldıkça ben de karşıladım, sonunda ciddiye almaya başladım” şeklindeki muhabbet çok başarılıydı. Yani film açısından…
  • Sensei pek şirindi yaa, o yine de “sevgili doktor”du. Aslında spoiler olmaması açısından pek bahsetmek istemiyorum ama Çin’de de, Rusya’da da, bizde de bu tarz uygulamalar varmış eskiden, resmi olarak hem de. Neyse tıp eğitimiyle ilgili bir şey. Merak edenlere bilahare yazabilirim. Nasılsa kimse merak etmez :)

Son olarak: “Büyük şehir doktorluğu hakkında şüphelerim var, yalnızca hastalık belirtilerini görebiliyorlar, hastaları değil.” Bu cümle de komiktir ki beni pek eğlendirdi. Hem ilk söylendiğinde hem de şimdi dönüp baktığımda.

Aslında bu yazı böylesine derin bir film için ilk bakışta çok materyalist gözüktü gözüme. Ama yapabileceğim bir şey, felsefik ve süslü yazılar yazamıyorum maalesef… Sadece hissedebilirim, ifade edemem.

Enstantaneler

Nedense bu sefer yazılar resimlerin yanında anlamsız kaldı… Ben de sırf resimleri koydum.

sevgili doktorcumhastalarcan hıraş iknahastaya masal okumakzavallı öğrencialtın çilek

Sevdim, güzel film.

Hotaru no Hikari 2

Şubat 4, 2011

Hotaru no Hikari

Eteği gördünüz mü, eşofman altlarından yapmışlar :)

Yakın geçmişte Hotaru no Hikari’nin 1. sezonu ile ilgili bir yazı yazmış bulunduğum içün ne kadaaaar çok güldüğümü, eğlendiğimi, kendimden geçip dünyayı unuttuğumu bu yazıda tekrar anlatmayacağım.

Konumuz aynı, Hotaru’nun himono-onna hayatı, Buchoooou’su ile yeni ilişkileri (evliliğe uzanıyor gibi gözüken) ve ofisteki işler. İlk sezona göre 2. sezondaki en önemli değişimi Hotaru’nun iş yeri olarak düşünebiliriz. Keza ben şok oldum o vurdumduymaz yeni çalışanları görünce. Aslında o tablo bana çok tanıdık geldi. İş söz konusu olunca çok çeşitli insanlarla çalışıyorsunuz ve tüm grupların çalışma tarzı farklı oluyor cidden, ama eninde sonunda işler bir şekilde yapılıyor. Anlayacağınız biraz fazlaca kendi deneyimlerimi düşünmeye itti beni bu iş yeri.

Adamlar 3 sene sonra dizinin 2. sezonunu çekiyorlar ve birincisinden de çok izleniyor. Bu kesinlikle Hotaru büyüsü bence. Bol kavgalı Hotaru-müdür ikilisinin Hacivat-Karagöz ilişkisi gibi olması da en büyük etkenlerden. Yine de 2. sezon olayı genelde balondan hızlı sönerken aksini başaran bu dizinin ekibini kutlamak lazım. (Ahomiya zayıflamayaydı daha iyiydi ama neyse)

Muhteşem site yeppudaa’dan bu dizinin de Türkçe altyazılı bölümlerini indirebilirsiniz diyor ve en elzem bölümüme bodoslama bir dalış yapıyorum.

Sevdiğim Bölümler

  • Seno, ah bu şirin adam 2. sezonun en büyük kozlarından biriydi. Anladığım kadarıyla onu herkes sevmiş, özellikle de 1. sezondaki erkek arkadaşla kıyaslayınca.. Kendisi bir himono-otoko ve özellikle kaprileriyle, gülüşüyle, kafasına estiğine göre hareket etmesiyle harika bir karakter olmuş. “Dokuynko dokuynko!”

seno-san

  • Müdür Hotaru’dan bir harcama listesi yapmasını istiyor. Sonuç: “Bira: İçmek istediğim kadar. Abur cubur: Yemek istediğim kadar. Manga-dergi: Okumak istediğim kadar”
  • Hotaru’nun çoğu zaman akıl hocalığını yapan ikili…

akıl hocalığı

  • Hotaru normalde anlayışı kıt bir kızdı, sarhoşken varın siz düşünün.

sırtına bin, kaşımakus kus bir o kalmıştı

  • Festival zamanı! Palmiyeli ada

gönderilen tek kartbuchou işte budur

  • 1. sezondaki esprilere atıfta bulundukları sahneler süperdi. Mesela kız internetten yemek tarifi bakarken bir haber görüyor: “Aaaa, Yamaguchi Momoe sahnelere veda etmiş..” İlk sezonun final bölümünde hatırlarsınız, üstündeki gazetelerin birinden okumuştu haberi :)
  • Efsanevi çopra balığı dansı, yine yeni yenideeeen!!

çopra balığı dansı

  • Müdürü ırzına geçirmek!! “Benim gibi bir kadın bile evlenmeyi düşünebildi en azından ve terk edilmedim. Müdür’ün hâlâ benim olduğuna şüphe yok. Bekle bir dakika. Benim mi? Daha benim değil! Buldum! Uyuyorken ırzına geçecek ve onu benim yapacağım! Benim dışımda kimseyle evlenememesi için vücudumu kullanacağım! Senin akşam yemeğin miso çorbasıydı. Benimki de sen olacaksın!” Ninja
  • Bu çift de ayrı manyaktı.. Kadın çift tişörtlerine gıcık oluyordu :)

bu çift!

  • Bir de iş eğlencesi mevzusu var ki, insanın bahsedesi bile gelmiyor! Zaten bu Japonların iş yemeği anlayışını oldum olası kabullenemedim ama bu dizide de bu konuya bayağı bir parmak basmışlar. Gözlerini oymuşlar hatta :)

göbek dansı bu ne yaaiş eğlencesinin suyunu çıkarmak

  • Domuz kumbara, Hotaru’nun paramparça olmuş ekonomi şuurunu biraraya getirmek için!
  • Su kabağı geyiği, başlı başına süperdi. Hotaru’nun kaşınması, bovlingde bile kuka yerine su kabaklarını görmesi, müdürünse bunlardan habersiz kendini kötü hissetmesi, Hotaru ile yakınlaşma çabaları falan, çok komikti çook.

 su kabağı böyle başladıyakalanmak

  • Himono-onna yine aynen devam, hala sosyal zeka yerlerde sürünüyordu… Uzaylı

bu ne hal senpaiben moron olduğum için böyle sevinebilirim

  • Şu baba çok komikti yav. “Buchou” “Senin bana Buchou deme hakkın yok” “Sachou”(Başkan) “Başkan değilim ben” “Kachou”(Şef) “?!?”
  • Seno neler de yaparmış öyle… İyi şans işareti

arkadaşlar el ele tutuşmaz mıydıo zaman ben e.t.yimsaldırı zamanısenonun esnek cildi

  • Bunu koymasam ölürüm, hahahahah.

afferim hotaru

  • Mükemmeliyetçi müdür yine takıntılarını bir bir döktü ortaya :) Bir keresinde gömleğinde bir yemek lekesi gördü de nasıl telaşlandı, benim ağzımdan yemek mi döküldü, nasıl olur diye.. Bir de biriktirdiği kuponlar var, bu ne takıntıdır aman yarabbim, hahahah. Hatta okuduğu 3 adet kitabı dağınık bıraktı diye Hotaru’ya alışıp olgunlaştığını iddia etmişti…
  • Hotaru’nun bir ara baş gösteren öpme manyaklığı! Espriler çok komikti ama.
  • Bu kadına mı aşık oldun?

bu kadınçok şirin di mikafayı yemiş olmalısın takanocum

  • Ve tabii ki goru goru goru’lar!!

devam etsiiin

Bu da böyle resim manyağı bir yazı oldu ama inanın burada daha koyamadığım bir sürü resim için ah vah ediyorum :) Neyse ya! Hahahahha. Çok daha komik sahneler var, farkettiyseniz Buchou-Ahomiya sahnelerinden hiç resim koymadım, onlar da izlerken gülünüyor zaten, yazınca saçma olur.

Aslında bazı konular bu sezonda o kadar üstünkörü geçildi ki dedim keşke daha ayrıntılı bahsetselerdi. Mesela Hotaru’nun ailesi.. Ben ailesinden bahsedilince çok sevinmiştim, nasıl tiplerdir diye bayağı hayal kurdum, sonra fos çıktı. Bence 3. sezon yapıp bahsedilmeyen şeylerden bahsetsinler. Ne bileyim evlilik sonrası da çok sorun var, işte çocuk falan yapmaya kalksın, nasıl komedi olur, ahhahaha.

Bunlar ve çok daha fazlası için izliyoruz, eğleniyoruz.

Hotaru’yu 2. kez sevdim, on sezon olsa onunu da izlerdim.

Milli Kütüphane

Şubat 3, 2011

Milli Kütüphane

Ben bugün Milli Kütüphane’ye gittim.Başparmak yukarı  İlginçtir, bu kütüphane aşığı olan bünye 15 seneden sonra ilk defa Ankara’nın en meşhur kütüphanesine gidebildi. Zaten son 1 ayda Ankara’da geçirdiğim son 15 seneden daha fazla değişik şey yaptım galiba. Halka karıştım resmen, hahahah.

Daha önce gitmemiş olmamın sebebi sanırım orayı ders çalışmakla bağdaştırmış olmamla alakalı. Kütüphanelerde ders çalışma fikrine oldum olası alışamadım. İnsanların rahatça yayılıp çalışabilecekleri evleri ve yurtları dururken niye onca yolu katedip kütüphaneye gittiklerini hiç aklım almazdı. –di’li geçmiş zamanı farkediyorsunuz değil mi? Çünkü bugün bunun nedenini anladım, hahahahha.

Uzun zamandır çalışmak kelimesini bile ağzıma almıyordum, e artık final devri mazide kaldı (Çok şükür, tü tü tü maşallah). Ama hala girmem gereken sınavlar var. Ben de dedim evde çalışayım. Okul Ama ne mümkün, yatak yanımda, laptop önümde, içerden televizyonun sesi gelir. Yok anacım yarım saatten uzun çalışamadım. Bu sebepten ötürü pek çok arkadaşın favori mekanı olan Milli Kütüphane’nin yolunu tuttum. Pek bir memnun oldum efenim. Çok nezih bir mekanmış. Yemeğini yiyorsun (bak ilk bunu söyledim, en önemli kriter), internetine giriyorsun (ikinci önemli kritere de tik attık, benden geçti bile), mekan geniş (bizim üniversitenin kütüphanesine niye gitmediklerini anladım şimdi, orada doluluk oranı o kadar yüksek ki, neredeyse yeni gelenler sandalye kapmak için oturanların tepesine dikiliyor), yerler halı (İzmir’in kızlarının topuk sesi meşhur derler, peeeh, siz Ankara’nın kızlarının topuk sesini duyun bir de! Neyse ki bunu çekmek zorunda da değilim)…

Neyse bu kadar Milli Kütüphane geyiği yeter, sizi daha fazla baymayayım. Öyle her gittiği yeri yazacak kadar görgüsüz biri değilim, bu yerden bahsetmemin sebebi tabii ki farklı…

Kütüphaneye girip çalışma salonuna doğru ilerlerken bir de ne görsem beğenirsiniz: İçi Korece kitaplarla dolu bir oda. Neredeyse camına yapışacaktım. O ara kapalıydı, öğle arasında tekrar baktım açılmış. İçeri girdim, henüz bir hafta önce getirilmiş bu kitaplar. Daha kitapların kaydı yapılmadığı için o ufak odadan çıkarmaya izin vermiyorlarmış, adamdan rica ettim, odanın içinde bakabilir miyim diye. O da çok hevesli olduğumu görünce izin verdi (Vermez olaydım demiştir herhalde hahahha). Neyse işte ben mest olmuş, kendimi kaybetmiş bir şekilde kitaplara bakmaya başladım. Bazısı tamamen Korece, bazısı da İngilizce-Korece. Özellikle dille ilgili birkaç tanesini gözüme kestirdim, bir dahaki sefere tenhada kıstıracağım onları :) Sonracıma yemek kitapları, kültürüyle, tarihiyle alakalı kitaplar falan. Herşeyle ilgili kitap vardı, bak anlatırken bile kendimden geçiyorum, şunları yazma hızım ışık hızına ulaştı neredeyse, hahaahh. Bir kitaptaki karikatürlere bakarken o kadar sırıtmışım ki, adam dayanamadı “Korece biliyor musun?” diye sordu. Biraz konuştuk. Ben en son “Korece’yi öğrenmek daha kolay, hele Japonca Çince’yle karşılaştırılınca.” dedim. Baktım adam boş boş bakıyor. “Dimi ama?” deme gereği duydum :) Meğer Korece’nin k’sini bilmezmiş, öylesine dikmişler onu odaya.

one-fine-spring-day-dvdSonra bir baktım CD’ler. Oracıkta bayılıyorum sandım :) (Lafın gelişi canım) Ay bir de günceller ki sormayın. Lee Seung-ki, Girls Generation, Super Junior, 2AM, Brown Eyed Girls ve pek çok klasik Kore şarkıcısının şarkıları, pek çok dizi müziği… Hepsini sizin yerinize okşadım. Dedim “E kitaplara kütüphanede bakmayı anladık da, bunlar nasıl dinlenecek?” Ödünç vermek ihtimal dahilinde bile değilmiş, daha o muhteşem arşive ne yapılacağına karar verilmemiş. Bana verebilirsiniz diye teklif etmeyi düşünüyorum. Dahası filmler var. Aaah ah, “One Fine Spring Day”i orijinal olarak elime alabileceğim ölsem aklıma gelmezdi. Lee Young-ae’yi bizzat görsem daha çok sevinmezdim herhalde. Hatta DVD’nin resmini de çektim ama maalesef bilgisayara yeni işletimci yüklediğim için telefonu tanıtmayı beceremedim henüz, o yüzden buraya koyamıyorum. Şu yandaki resmi elimde tutuyormuşum farz edin :)

Sonra her güzel şeyin bittiği gibi bu mesud anlar da bitti. Adam, eğer sesini çıkarmazsa geceyi orada geçirmeye niyetlendiğimi farketti. Benden sonra kimseyi içeri almayacağını söyledi. Kitaplar ve CD’ler henüz kayıtlı bile olmadığı için başlarına birşeyler gelmesinden tırstı galiba. Nazikçe kovuldum anlayacağınız, hahahahha. Gerçi iyi oldu, gidip ders çalıştım böylece.

1 ay sonra kitaplar kütüphaneye gidenlerin ilgisine sunulacak. Valla ben fotokopi çektireceğim sayfaları aklıma yazdım bile. Darısı başınıza.

Az daha unutuyordum, Dr. Müjgan Cunbur Okuma Salonu’nda 328 nolu masadaki lambanın üstüne 안녕^^ yazdım, bana mesajlarınızı oradan iletebilirsiniz. Yok böyle birşey, hahahah, buradan iletirsiniz canım. Yalnız devletin malına da nasıl zarar vermişim, kalkmış bir de anlatıyorum Ninja

Yeni eğlence çıktı, evden bilgisayarımın başında hangi çalışma salonu ne kadar dolu, onu takip ediyorum, ahhahh.

Milli Kütüphane’yi çok sevdim, bilseydim daha önce giderdim.

Mustafa Sandal vs Song Seung-heon

Ocak 29, 2011

mustafa sandal onun arabası olduğu için genç

                                                                              VS.

song seung-heon ölene kadar aynı

Ah “Versus” bölümümü ne kadar çok özlemişim. Neyse ki bugün yeni bir versus’la karşınızdayım :)

Hep merak etmişimdir, Mustafa Sandal hayatı boyunca niye bir gram değişmedi? Gerçi filmi için sakal bıyık bıraktı ama at o ayrıntıyı, adam yaşlanmadı yahu! Geçen Koreli oyuncuların resimlerine bakarken farkettim de Song Seung-heon’un tipi de hiç değişmemiş. İnsan en azından büyür dimi, beyler siz ne yiyip içiyorsunuz ayıptır sorması?

Şimdi bu üstteki resimleri bu beylerin 15 sene öncesi, ara dönem ve şimdi olarak sıraladım. Ha ilk bakışta hangi resimde daha genç oldukları anlaşılmıyor hahah.

Yaşlanmayan, tipi aynı kalan insanları seviyorum.

Micky Yoo-chun’dan haberler, tam gaz devam

Ocak 25, 2011

micky ciddi mi, yemezler adamımMicky Yoo-chun’la alakalı bir bir haber okumadan, gülmekten yarılmadan bir günüm geçmiyor,  geçemiyor. Kim bu Micky Yoo-chun diyenler için, aşırı komik bir şebelek deyip geçebilirim. Kendisini Sungkyunkwan Skandalı dizisinde izlemiştim ve ciddiyetine (gittikçe kaybolan) bayılmıştım. Hali hazırda JYJ grubunun üyesidir, şarkı söylemekte, piyano çalmakta, beste yapmaktadır. Ama bunlar benim umrumda mıdır? Hahahah.

Pek çok blogdaşım Micky’nin SKKS’daki ciddiyetine laf atarak rol yapamamakla suçladılar onu ama yine söylüyorum: Micky bu ciddi rolde kendini aşmıştır efenim. Normal şartlar altında bu kadar uzun süre ciddiyetini koruyabilecek biri değildir kendisi. İşte örneklerle açıklamaya karar verdim sonunda, hahahah.

SBS’de “Günaydın” programı varmış, bu programa katılan JYJ grubu soruları yanıtlamış (vakti zamanında, ayın 19’unda). Yoo-chun’un –ay dayanamayacağım işte- Çunçun’un arkadaşları Junsu ve Jaejoong Çunçun’u öyle içten övmüşler ki (!), settekiler gülmekten kırılmış. Jaejoong demiş ki “Yoo-chun’un kesinlikle dizidekinden (Lee Sohn-joon’dan) çok farklı bir karakteri var, bu yüzden dizideki haline alışmakta çok zorlandım. Yoo-chun aslında zeki biri gibi gözükmez. Hatta dizide bir sahnede, önünde eski kitaplar ve içlerinde Çince karakterler vardı, o zaman Yoo-chun’un normal şartlar altında bunu okumayı bilmediğini düşündüm. Oysa ciddi bir şekilde okuyor gibi gözükmeye çalışıyordu…”

Dahası bu manyak Junsu ile Jaejoong bir olmuşlar, Çunçun’un dizi performansı ile ilgili bir de rap yapmışlar, hahahahah. Derin bir nefes aldıktan sonra videoyu izleyebilirsiniz. Şarkının sözleri de “Yoo-chun’un ağzından 4 karakterli deyim duymak çok komik, neden Yoo-chun birden zeki gözükmeye başladı?” ve “Junsu söyle bize, Yoochun’un dizide aradığı şey neydi?-GeumDeungJiSa- Geum Deung Ji Sa” şeklinde devam ediyor…

Eveeeet, hala Çunçun’da zeka kırıntıları olabileceğini mi düşünüyorsunuz? O zaman son kozumu oynuyorum şimdi. Yani şu gif’e bakıyorum bakıyorum, hep aynı puhahahah :)

********************** ********************** ********************** ****************

Bir konu daha var gülmekten kırıldığım, aslında biraz da kendimi ahjumma gibi hissettim hahaha. Şöyle ki, Kore’de bir ilk yaşanmış ve 5000 ahjumma bir fan klübü kurmuş. Kim için? Tabii ki Micky Yoo-chun!

Olay şöyle gelişiyor. Daha önce hayatında hiç fan klübü aktivitesine katılmamış ahjummalara- yani bildiğin 30-60 yaş arası teyzeler- Sungkyunkwan Skandalı dizisinde bizim Çunçun’u izleyince bir haller olmaya başlamış. En sonunda dayanamayıp “teyze klüp” faaliyetlerine başlamışlar. Bu manyak teyzelerden bazısı diyor ki “Çocuklarım olduğu için çok vakit harcayamıyorum, anca günde 2-3 kez bakabiliyorum siteye” Eee yani, teyzecim geçmiş olsun diyoruz, çocukların olmasa daha ne kadar bakmayı planlıyordun? Öteki demiş ki “Bir kadın 40 yaşına ulaştığında da hala kalbine dokunan şeyler olur mu?” Bu teyzenin Çunçun’a karşı olan hislerini öğrenmek istemiyorum, hahhahha. Anlayacağınız hepsi ikinci baharlarını Çunçun sayesinde yaşıyorlar ve Çunçun’a şükran duyuyorlar :) Sadece internetle yetinmiyorlarmış da, bu “Çunçun hastalığı” nedeniyle küçük gruplar halinde buluşuyorlarmış… Allah akıl fikir versin diyorum, ahjummalara da kendime de.

********************** ********************** ********************** ****************

Bir de şöyle bir haber okudum ve çok şaşırdım doğrusu. JYJ fanları kendi aralarında bayağı yüklü bir meblağ para toplamışlar ve bu parayı JYJ’nin reklamlarına harcamışlar. Mesela otobüslerin yanlarında JYJ resimleri var, keza bilboardlarda da öyle. Hem de yeni albümleri de çıktı, özel ajandası bile var.

Bu Kore müzik gruplarını daha önceden (ve bundan sonra da) takip etmediğim için pek durumu bilmiyorum ama TVXQ grubundan ya da Kore’de bilinen adıyla DBSK’dan ayrılan üçlü Jaejoong-Yoochun-Junsu JYJ grubunu kurmuşlar ama mağdur mu olmuşlar, yoksa mağdur mu etmişler tam belli değil. Belli olan şey şu ki, fanları DBSK’nın tekrar eski günlere dönmesini çook istiyorlar. Ama pek mümkün değil. Çünkü bir gün bakıyorsunuz Junsu “Biz hep beraberdik, niye böyle yapıyorsunuz” yazmış twitter’ına. Sonraki gün bakıyorsunuz TVXQ’nun kalan ikilisinden zehir zıkkım açıklamalar gelmiş, “Arkanıza bile bakmadan, bize bir şey söylemeden çektiniz gittiniz” diye…

Sonuçta JYJ sancılı günler geçirmiş olmalı. Çünkü SBS’nin yılbaşındaki ödül töreninde “Chajatta”yı söylediklerinde tüm Koreliler çok mutlu oldular ve “SBS iyi ki JYJ’ye bir fırsat verdi” dediler. Yani bu 2 sene boyunca kimse onlara şarkı söyletmedi mi? Nasıl bir dolap dönüyor bu sektörde?

Neyse ne canım. Bizim Yoochun’un bir hinlik peşinde olamayacağı kesin zaten, hahahaahhha.

********************** ********************** ********************** ****************

Şimdi sırada Secret Garden’ın en sevdiğim sahnesi var, videoyu defalarca durdurup bir sürü resim kaydettim hatta. İşte o kare:

jyj, secret garden amaç değil araçtır

Yani aslında bundan sonrasını yazmayı düşünmüyordum ama bu gece kendimi tutamıyorum. Sezen Aksu’nun beste ishali olduğu gibi ben de bu akşam yazı ishali oldum galiba. Normalde hiç çekim hatası farketmem bir dizi ya da filmi ilk izleyişimde. Ama SG’da her şeyi gördüm yahu. Hatta birinin resimlerini bilem hazırladım sizlere… Daha kötüleri de var ama banane canım.

eldivenini ışık hızıyla çıkarıp takabilen kadın

********************** ********************** ********************** ****************

Ha ne diyorduk, Çunçun, çuf çuf… Böyle birşeyler işte.

Çunçun’u seviyorum, mantıklı bir nedeni olamaz zaten, gülmek için.

Mim, en sevdiğim dizi replikleri

Ocak 24, 2011

Sevgili Kim’cim bana öyle bir mim pasladı ki, mimlendiğimi okuduğumda karnıma ağrılar girdi, şimdi ben bunu nasıl yazacağım diye. Mim’in konusu “beğendiğin uzakdoğu dizi replikleri”ydi. Gerçekten hakkını vererek yazılsa muhteşem bir yazı çıkabilir ortaya. Ama işte hatırladığım ve diğer dizi yazılarımdan da kopya çektiğim kadarıyla (kusura bakmayın heheh) ortaya birşey çıktı ve aslında beklediğimden çok çok daha eğlenceli oldu bu yazıyı yazmak.

Kim’cimi (çok uyaklı oldu) mimleyen hikaruivy, onu mimleyen de winpohu olmuş.

Yalnız aşağıda ismi geçen dizilerden izlemedikleriniz varsa repliklerini de okumayın bence.

Saraydaki Mücevher

saraydaki mücevher

Valla, Saraydaki Mücevher aşkımı yaza yaza bitiremedim ama yine 1 numaralı favori replik bu diziden.

Cungo Min Cangema’nın talihsiz olaylarla bezeli hayat hikayesini dinledikten sonra o hiç unutamadığım cümleyi kurar: “Bundan böyle kalbindeki acı ve kederi seninle paylaşabilir miyim…”

500 sene öncesinin muhteşem aşk itirafı, “Yanında kalmak, her şeyi seninle paylaşmak, senin hakkındaki her şeyi öğrenmek istiyorum”un az ve öz anlatımı… (Replik hatırlayabildiğim kadarıyla böyle ama kesinlikle muhteşem bence)

Sungkyunkwan Skandalı

Kelime kelime, cümle cümle bayıldığım bir dizi oldu zaten de, bazı cümleler apayrıydı, ona diyecek yok..

  • “Çünkü ben Goo Yong-ha’yım” En sevdiğim replikse konu, bu replikten daha güzeli var mıydı ki?
  • Lee Seon-joon replikleri:

“Erkeklerle kuşatılan SKK’da sevdiği kadını kim bırakır? Ben mi?”

“Bir arkadaşım olacaksa, senin olman iyi olur diye düşündüm. Fakat nasıl olur bilmiyordum. Çünkü bu ilkti.”

“Dün görüştük diye bugün görüşmememiz gereken bir ilişkide olduğumuzu mu sanıyorsun?”

Hatta SKKS’ın replikleri o kadar güzel ve eğlenceliydi ki, hepsi ayrı ayrı popüler olmuştu yayınlandığı dönemde. Hatta dizinin oyuncuları Micky Yoo-chun ve Yoo Ah-in arasında twitter’da söyle bir “diziden alıntılı” mesaj trafiği geçmiş, hahahah.

yatak kavgası, yine yine yine

MYC: “Senin yerin, benim yerim diye bir şey yok dememiş miydiniz Geol-oh sahyong?”

YAI: “Gojyo!” (Defol!)

MYC: “Bugün neyiniz var sahyong?”  (weironıngonya?)

Ve hatta böyle devam edip gidiyor.. Çok eğlenceliler çook.

Misa

Herkes yazdı ama benim de en sevdiğim ve bir türlü unutamadığım repliklerdendir. Moo-hyuk’un, o kocaman ama gönlü daha büyük adamın, beni her seferinde ağlatan yemini:

“Tanrım… gerçekten varsan, sana bu sözü veriyorum. Eun-chae’nin kalan günlerimde yanımda olmasına izin verirsen.. Kalan günlerimi bu kadınla geçirme fırsatını verirsen bana, her şeye bir son vereceğim. Kinimi, öfkemi bir kenara atacağım ve huzur içinde öleceğim. Tanrım, sana söz veriyorum.”

Brilliant Legacy

oppa mı namja mı

  • “Oppan değil namcan olmak istiyorum” …Bu replikte tüm kızlar erimişti, hahahah. Bence bu bölümü yeni Korece öğrenmekte olanlara izletsinler, bak bir daha oppa’yı namja’yı unutuyorlar mı? :) Tabii ben her zamanki gibi başroldeki oğlanın tarafındaydım, o yüzden her ne kadar repliği sevsem de Eun-sung’un cevabı beni tatmin etti, hahah.
  • Jun-se oppası Eun-sung’a güzel yemekler yapardı ya bu bizim deli oğlanı çıldırtırdı. Amerika’ya gitmeden önce ona bir sürpriz hazırlamıştı:

Eun-sung: “Bana yemek yapmak nereden aklına geldi?”

Woo-hwan: “Bunu unutma. Senin için yemek hazırlayacak son erkek benim! Ve aynı zamanda ben senin velinimetinim. Bundan sonra sen Son Woo-hwan’ın avucunun içindesin”

Eun-sung: “Ben böyle düşünmüyorum”

Hotaru No Hikari 2

Hotaru: “Benim gibi bir kadın bile evlenmeyi düşünebildi en azından ve terk edilmedim. Müdür’ün hâlâ benim olduğuna şüphe yok. Bekle bir dakika. Benim mi? Daha benim değil! Buldum! Uyuyorken ırzına geçecek ve onu benim yapacağım! Benim dışımda kimseyle evlenememesi için vücudumu kullanacağım! Senin akşam yemeğin miso çorbasıydı. Benimki de sen olacaksın!”

 ********************** ********************** ********************** ****************

Şimdi de gülmekten bayıldığım birkaç replik gelsin:

My Girl

haraboci ölmesiiin

  • Seol Gong-chan’ın büyükbabası hastanedeyken “Artık torunumu gördüğüme göre huzur içinde ölebilirim” dedikten sonra gözleri kapanır. Büyükbabasının karşısında öldüğünü zanneden Seol Gong-chan perişan olur.

Ju Yoo-rin: (ağlayarak) “Eğer ölseydi şu monitör biiiipp diye düz çizgi göstermez miydi? Sanırım büyükbaba uyudu”

Akabinde SGC’ın sevinç ve hüzünle karışık “Rezil olduk” bakışını görüyorsunuz…

  • Vee hahaha hehehe diyerek;

Seol Gong-chan “Yolculuğumuza hazırlanırken güçlü olalım.” der ve Ju Yoo-rin’i alnından öper. Ju Yoo-rin ehem öhöm hallerindedir.  Seol Gong-chan: “Hayal kırıklığına uğradın değil mi?” Hahahahah, en sevdiğim repliklerdendi bu.

My Girlfriend is a Gumiho

Miho sevgisini kelimelere dökmekte bazen zorlanıyordu: “Dong-ju öğretmen sıradan bir etse, sen benim için iyi kalite bifteksin.”

My Name is Kim Sam-soon

Annesi: “Dünyadaki bütün yiyecekler lezzetli değil, sadece sen hepsinden hoşlanıyorsun. Yoksa köpek maması da mı seviyorsun?”

Sam-soon: “Bilmem, onu hiç denemedim!”

Sang-doo, Let’s Go To School

Doktor: “Gariptir ki, gittikçe senden Eun-hwan’dan hoşlandığımdan daha çok hoşlanmaya başlıyorum”

Sang-doo: “Ne! Artık kadınlar yerine erkeklerden mi hoşlanıyorsun!”

 ********************** ********************** ********************** ****************

Bunu koymayacaktım ama dayanamayacağım.. Hep kakaka kikiki nereye kadar:

  • A Love To Kill’de Shin Min-ah’ın şöyle bir repliği vardı: “Gördün mü, biz birlikte ölemeyiz bile..”. Tabii devamındaki Rain’in repliği daha acıklıdır ama onu da izleyenler biliyor zaten…

Aslında kesin bunlardan daha çok beğendiğim replikler olmuştur ama hatırlamak zor iş :)

Ben de bu mimi ucu iyagi’ye  gönderiyorum, hünerlerini ve izlediği dizileri görmek istiyorum çünkü. Dosya bu perşembeye, yetişmezse de sonrakine masamda olsun lütfen 목요일씨, hahahah.

Bu dizileri dizi yapan replikleri seviyorum. Var mı arttıran?

Hotaru no Hikari/ Bir Ateşböceği Parıltısı

Ocak 22, 2011

Hotaru no Hikari-poster Tam ağzıma layık bir Japon dizisiydi. Bundan sonra Kore dizilerini bırakıp Japon dizilerine başlama kararı alacaktım az daha. Düşünün, benim gibi Kore fanatiği bir insan bile bu kadar sevdiyse diğer insanları düşünemiyorum bile. O yüzden henüz izlememiş olan azınlığa hitap ediyorum: Ey ahali! Mutlaka izleyin bu diziyi!

Bir kere her şeyden önemlisi bölüm boyunca hiç sıkılmıyorsunuz, ilgiyi hep üst seviyede tutuyorlar, tam tempo düşecek gibi olunca (maksimum 1 dakika), hooop bir espri ile muhahahh moduna devam ediliyor. Zaten dizinin baş karakteri olan Hotaru çok sevimli, çok kawaii bir tip :) İşin en güzeli dizideki tek anormal insanın Hotaru olması. İşte benim Hana Kimi’de çektiğim sıkıntı buydu. Orada başroldeki kızla oğlan normal, geri kalan herkes Nakatsu dahil anormaldi. Yani dizide onlarca Hotaru varken başta hahaha hehehe gidiyor ama bir yerden sonra o kadar cıvımıştı ki, cılk olmuştu benim için. Oysa Hotaru no Hikari, tek a-acayip Hotaru’su ile gönlümde tahtını kurdu.

Zaten epi topu 10 bölüm yav. Şu Japonlar işi tadında bırakmasını ne kadar iyi biliyorlar. Bölümler de öyle upuzun değil, direk 45 dakika civarı. Yani bu dizimiz bir içimlik su misali. Kana kana içiyorsunuz sonra da daha da isterim daha da isterim diye mızıkçılık yaparken, Hotaru no Hikari 2. sezon size göz kırpıyor ;) İlk defa bir dizinin final bölümünü izledikten hemen sonra 2. sezonun ilk bölümünü izledim. Süper bir hismiş, hahhah.

2. sezonun reytingleri daha yüksekmiş. İzlemeye başladım bile, eğer çok seversem burada bir kaç Hotaru no Hikari yazısı himono-otokodaha görebilirsiniz.

  • Himono-onna, evde pineklemekten hoşlanan iş kadını demek. Ama erkekler üzülmesin, himono-otoko da sizin için. Sağda yırtık pijamalar ve fıskiye tarzı saç stiliyle müdür kendini verandaya atmış.

Bu diziyi izleyen tüm kızları düşünmeye sevk eden konu: Ben de bir himono-onna mıyım? Aslında ben daha ilk bölümden öyle olduğuma karar vermiştim, pijama aşkım ve tembellik yapıp yuvarlanmayı diğer her şeye yeğlediğimi düşünerek. Ama Hotaru’nun farklı birkaç yönü vardı tabii, bir kere idrak kapasitesinde bir sorun vardı, bunu da himono-onna’lığa değil de dizinin animemsi havasına bağladım ben, hahhaahha. Bir de biz gazetenin altında uyumayız, o kadar da değil, değil mi :)

Konuyu anlatmayacağım, direk izlerseniz daha çok eğleneceksiniz. Buradan izlememiş olanları uğurluyoruz ve izleyenlerle devam ediyoruz. Türkçe altyazılı olarak her şeyi bulabileceğiniz yeppudaa.com’da bu diziyi de bulabilirsiniz. Yağ çektim farkettiyseniz hahaahha, çünkü aylardır aradığım bir Japon filmi meğer yeppudaa’da varmış. Arigatooooo!

Oyuncular

Ayase Haruka: Hotaru rolünde (Hotaru ateşböceği demekmiş). Bu kızın çok enteresan bir güzelliği var. Himono-onna’lık bir insana o kadar mı yakışır. İşte tam bir iş kadını, yalnız düzgün giyinmesinin altında bir dergi yatıyormuş, her gün ne giyeceğini yazan. Sırrını öğrenmiş olduk :) Evde ise tam bir tembel teneke. Asla iş yapmayan, her geçen gün büyüyen karmaşıklığın içinde işin tüm stresini atan bir kadın. Yok yooook, kadınlığı bile kurumuş, ahhahah.

Fujiki Naohito: Bu adam da sözde ciddi müdür ama Hotaru’yla kavga ederken, laf sokarken, esprinin alasını yapıyor. Onu “One Litre of Tears”da izledikten sonra böyle bir role yakışacağı hiç aklıma gelmezdi. Ama müdürü çok sevdim ben, samuray pijamalarına da bayıldım. Buchoooooouuu!

Hotaru’nun seven Teshima’yı seven Yuuka diye “takdir edilesi kız” vardı ya, neresi takdir edilesiydi? diye sormak istiyorum canı gönülden. Japon zevki bu mudur yani?

Neyse yan karakterleri şimdilik konuşmayalım, burada mis gibi ana karakterlerimiz dururken…

  tipitipler

Sevdiğim Bölümler

  • “Öyle bir günün gelme ihtimali gülmekten ölme ihtimalimden daha düşük.” Müdür, Hotaru’nun bir himono-onna olmaktan asla kurtulamayacağını düşünüyordu :) Hele “Al sana”lardan bahsedemiciim, hhahahhaha.

al sana dostluğu

  • Müdürün Hotaru için düşünceleri: Yılan kadın, kaplumbağa kadın, tekerlek kadın, yüzsüz kadın, hahahahh. Ayrıca “Sen tam bir gerizekalısın” da demişti. Müdür cidden obsesiflik derecesinde düzenli bir insandı, onun gibi birine Hotaru gibi bir arkadaş şart zaten, dengelemesi açısından :) Sabahları kuşların cıvıltısı ile uyanır, ama nolur nolmaz diye alarmı da kurulmuş olur, hahahah. Sakince kurutulmuş palamut doğrar… derken tekerlek kadın yuvarlanır, çok iyiydi çoook. “Etrafında yuvarlanarak bu kadar duyguyu ifade ettiğini kim düşünebilirdi?” hahahahha. Tam bana göre, tam.

 yaşasın arkadaşlık

  • Çopra balığı dansı?? Harikaydı, tam Hotaru’luk.
  • Hotaru’nun gorugorugorugoru diye diye yuvarlanışı, ahhahhah
  • Müdür yeri gelince Hotaru için ağlayacak bir omuzdu ama “Burnunu üstüme sürme” diye azarlayacak kadar da açık bir ilişkileri vardı hahahah. Müdür normalde Hotaru’nun üstünü gazete ile örterdi, ki zaten Hotaru da kendi üstünü gazete ile örterdi :) Ama Teshima’yı eve getirdiği gece ilk defa Hotaru’yu kadın olarak görüp değer verdi ve üstüne normal bir yorgan koymuştu. Keşke müdür Hotaru’dan biraz hoşlanıyor tarzında bir şey sıkıştırmasaydılar araya…

şirin misin kız senmüdür bu oluyor

  • Cebinde kağıt mendil kalmış…

hotarunun iyiliği

  • “Kritik anlarda gücüm artıyor benim!”
  • Bir de fırlama bir teyze var, Yamada’ydı galiba adı. Herkes buna birşeyler danışıyor. İlk sorduğu soru “İşle mi ilgili, aşkla mı ilgili” Aşkla ilgili olanları yanıtlıyor ama her zaman aynı cevabı veriyor: “Aşk için doğru cevap yoktur, en doğrusu senin bulduğun cevaptır.” gibi bir şey.
  • Zavallı Teshima etrafındaki erkeklerden akıl vermelerini istiyordu: “Birden bire bana soyadımla Teshima diye hitap ediyor, önümde bir robot gibi etrafında yürüyor.” Ah Teshimacım, tuhaf olan kadınlar değil, sadece Hotaru!

sıkıntı büyük

  • Hotaru’nun haykırışı: “Yeni doğmuş gerizekalı bir çiftiz biiiz!” Hahahhahaha, videoyu durdurmak zorunda kaldım yine, gülmekten gözümün önünü görecek halde değildim çünkü :)
  • Müdür ve Hotaru arkadaşlığı kesinlikle muhteşemdi. Şu aşağıdaki resim mesela, bir aşk itirafı falan değil, gayet dostane bir sohbetti. Yakın gözlem, hakkaten yakın gözlemdi :)

hahaha hihoho arkadaşlığı

Bu Japon dizisini çok çok çok sevdim.