Skip to content

Twitter'ı fikren ben bulmuştum

~~2N1D'den Kim Joo-hyuk trafik kazasında ölmüş. Cem Korkmaz intihar etmiş... Haberleri duydukça daraldım, daraldım...

Porco Rosso

Nisan 4, 2011

Porco Rosso poster

Kendimi Hayao Miyazaki külliyatını bitirmeye adadığım için er geç, eninde sonunda tüm animelerini izleyeceğimi biliyorum. Sıradaki Miyazaki şaheseri “Porco Rosso”ydu. Miyazaki severler adamın her animesinde bir domuz karakteri olduğunu ve hatta Miyazaki’nin kendisini de domuz karakteriyle özdeşleştirdiğini mutlaka bilirler. Dolayısıyla Porco Rosso gibi baş karakter olarak bir domuzu gördüğümüz anime Miyazaki’nin kendisini başrolde oynatmasıyla eş değer bir durum. Ki bu beni daha da heyecanlandırıyordu.

Açıkçası daha ciddi ve savaşçı bir anime bekliyordum. Aslında diğer animeleriyle karşılaştırılınca öyle de denilebilir ama benim beklediğimden daha yumuşak ve eğlenceliydi. Piglet’ten beri hiçbir domuz karakterini bu kadar sevip bağrıma basmamıştım. Bu domuz inanılmaz karizmatik birşey hahaha, bunu nasıl becermişler bilemiyorum ama :)

porco rosso olmak varmış peehh

Konu

Savaş zamanı pilotluk yapmış olan Marco birden kendisini bir domuz olarak bulur. Adamımız Porco Rosso (İtalyanca kırmızı domuz demekmiş) olduktan sonra da pilotluktan vazgeçemez ve ödül avcılığı yaparak korsanları yakalar ve bu şekilde para kazanmaya başlar. Bunun dışındaki zamanlarını ise adasında pinekleyerek geçiren Porco aslında hiç de sıradan bir domuz değildir.

Sevdiğim Bölümler

  • Gina Gina Gina… Bir erkek ve pilot olsam şüphesiz ben de sana aşık olurdum hahahah.

Porco beyin Gina'sı

  • Yürüyen Şato animesinde Sophie zaman zaman gençleşirdi hatırlarsınız. Bu animede de Porco’nun yüzü birkaç kez insana döner gibi oldu.. Bana nedense Sophie’yi hatırlattı hep (Tabii ki o anime bundan çok sonra yayınlandı). Yani bu değişmenin altında yatan ruh hali değişmesi, garip bir olay…
  • Büyükanneler… Miyazaki’nin tüm animelerinde aynılar :)
  • bebeler“Uçamayan bir domuz, sıradan bir domuzdur.”
  • “Faşist olacağıma domuz olmayı tercih ederim.”
  • “Deniz uçağı pilotları iyi kalpli insanlardır. Çünkü kalplerini hem gökyüzü hem de okyanus yıkar.”
  • "Aaa! Bu bir kız!" El-cevap: "Ne olmuş yani, dünya nüfusunun yarısı kadın zaten…"  :)
  • "El sıkışın ve yarış başlasın" Domuz: "Unut bunu. Domuzlar ellerini pisliğe bulamazlar." Hahhahaha, favori repliğim bu oldu.
  • cengaver mühendis kızVee şu 17 yaşındaki uçak mühendisi kızımıza bayıldım. Korsanlar adada bunları basınca cengaverlik edip hepsini uzaklaştırmasını bilmişti. Ama onlar gidince hemen ağladı, çok korktuğunu söyleyerek.. Çok tatlıydı. Ben de korsanlara katılıyorum: Kawaiiiii.

Bu anime niye hemen bitti hiç anlamadım :(  

Bol Miyazakili günler dilerim :)

Porco Rosso’yu sevdiim.

Reklamlar

Kore’de vantilatör ölümleri

Nisan 2, 2011

vantilatör öldürür mü

Şehir efsanelerini bilirsiniz… İşte onlardan Kore’de de pek çok var. Bu yazının konusu olan ve Korelilerin çoğunun inandığı mit şöyle: Kapalı bir odada uyurken direk vücuduna doğru çalışan bir vantilatör varsa, ölürsün! Bu yüzden bir zamanlar uyurlarken mutlaka pencere ya da kapı açarlarmış. Peki Korelileri bu kadar korkutan vantilatörler gerçekten bir insanı öldürebilir mi?

Uzak Doğu evlerinin vazgeçilmez bir parçasının vantilatörler olduğu hepinizin malumu. O ufacık tefecik içi dolu turşucuk, hatta kutu kutucuk evleri yazın muhtemelen pişiyordur. Eh serinlemek için en ucuz yol da yellenmek. Maalesef birileri gün boyu size yelpaze sallayamaz, e madem bu işi seri olarak yapan bir makine de var… Mantığından yola çıkan Koreliler de abanmışlar vantilatöre. Hatta bazı çekik arkadaşlar o kadar abartmışlar ki, odalarında bir kendileri bir de durmaksızın çalışan vantilatörleri ile gece gündüz kalmaya başlamışlar. İşte sonra nedeni anlaşılamayan ölümler başlamış. Koreliler de katil olarak odada hala çalışmakta olan vantilatörlere yöneltmişler parmaklarını.

Bu ölümleri iki nedene bağlamışlar. Birincisi, havasızlıktan boğulma. Çünkü vantilatör direk yüzünüze doğru çalışıyorsa yüzünüzün etrafındaki hava çok hızlı hareket edeceği için nefes almanız zorlaşacaktır. Yine aynı nedenle- derinizin etrafındaki hava çok hızlı bir şekilde sirküle olacağı için- deri yoluyla solunum zorlaşacak. İkinci neden ise kişinin dehidratasyon sonucu hipotermiye girmesi.

Kore’de ardı arkası kesilmeyen vantilatörlü ölümlerden sonra insanlar o kadar paniklemişler ki, çareyi ancak bu nedenlerde bulabilmişler. Bir kere insanın bu açıklamalara gülesi bile gelmiyor, kurbağa mıyız biz kardeş deyip uzaklaşmamız normal şartlar altında muhtemel. Hatta Korelilerle dalga geçmek isteyenler için bulunmaz Hint kumaşı olmuş bu mevzu, bayağı bir dalga geçmişler. Yine de sonra başka -bilimsele yakın- açıklamalar da gelmiş. Mesela kapalı bir odada vantilatör çalışırken uyumayı bir turbo fırındaki tavuğun pişmesine benzeterek ölümlerin arkasındaki sebebin hipotermi değil aksine hipertemi olduğunu iddia etmişler. Yani ısı yayılımı, konveksiyon gibi meselelerle fazlaca haşır neşir olmuşlar.

Kore’de vantilatör ölümü olarak bilinen ölümlerin de aslında yalnızca vantilatör çalışmasına bağlı olup olmadığı muamma, çünkü ölenlere otopsi bile yapılmamış. Keza ölen insanlar alkolik (olmayan Koreli varsa boncuk takacağım) ve ek hastalıkları olan insanlarmış. Yine de belki gerçekten vantilatör öldürüyordur diyerek kendi vantilatörlerine yeni bir fonksiyon eklemişler: Belli bir süre çalıştıktan sonra kendiliğinden durma. Böylece şimdilerde akıllarını ferah tutarak rahatça uyuyorlarmış.

Ne diyelim, sağlıklı yaşayın!

Minik Not: Yeri gelmişken söyleyeyim (Pek alakası yok gerçi hahah). Bir mangada (sanırım Kimi ni Todoke’ydi) vantilatörün önünde oturup mutlu bir şekilde serinleyen kız çizimi vardı.. Kelimenin tam anlamıyla bayılmıştım. Onlarca defa çizmiştim, çizmesi bile ayrı bir keyifti..

Vantilatörleri çok severim de Koreliler son 10 senedir biraz soğuklar galiba :)

Vedat Milor vs Kurabiye Canavarı

Mart 26, 2011

vedat milor kurabiye canavarına karşı

Hani televizyonda zap yaparken görünce mutlaka izlediğiniz programlar vardır ya.. Vedat Milor’un başrolü oynadığı Tadı Damağımda programı bunlardan benim için. “Vay anasını, adamlar yiyor azizim” diyerek ağzım açık izliyorum. O hapur küpür şapur şupur yedikçe bize de anca yarabbi şükür kalıyor gerçi ama o kadar iştahlı yemesi doğrusu benim hoşuma gidiyor. Çoğu insan iğreniyor nedense, galiba ben Korelilerden alışığım.

Adamın yemeği sevdiğini yumulmasından anlıyorsunuz. Eline alıyor, koklamak maksadıyla burnuna bir güzel sürtüyor, sonra aniden yutuyor, çiğniyor çiğniyor, 1 saniye bekliyor, sonra gelsin ikinci lokma… İşte bu yemeği sevdiğini gösteriyor. Çünkü sevmese: Lokmayı daha tam çiğneyip yutmadan önce ağzından yemek parçaları döküle döküle eleştirmeye başlar.

Geçen gün kurabiye canavarını izlerken aklıma geldi… Şu yukarı koyduğum resimde de temsil ettiğim üzere, yemeğe tüm parmaklarını sokarak dalan Milor ile kurabiye canavarı arasındaki 7 farkı arıyorum da… Ben hala bulamadım.

Yemek programları içinde en çok Milor’unkini seviyorum.

Koreli Ünlülerin Çocukluk Fotoğrafları

Mart 20, 2011

Film ve dizilerde severek takip ettiğimiz Koreli oyuncuların küçüklük halleriyle eminim siz de benim kadar ilgileneceksiniz. Bazı ünlüler “Hiç değişmemiş” dedirtirken bazıları da “Bu kim yahu?” sorusuna asla cevap veremeyeceğiniz kadar büyümüş!

İlk olarak size küçük bir sınav olsun. Aşağıdaki resim hangi oyuncunun bebekliğine ait? Cevabı bir süre sonra yorumlarda açıklayacağım..

kimin çocukluğu

Şimdi ünlüleri saymaya başlayabiliriz:

SONG HYE-KYO

song hye-kyo çocukluk

Bence güzel oyuncu “hiç değişmemişler” kategorisinde. Hala tanıyamayanlar için biraz daha büyüsün:

song hye-kyo çocukluk2

Ufak ayrık gözleri ve orantısız dudaklarıyla hemen kendisini belli eden bir yüz yapısı var Song Hye-kyo’nun.

MİCKY YOO-CHUN

micky yoo-chun çocuklukmicky yoo-chun2

Sevimli gözüküyor. Çocukken de.. Seni bizim eve götürsem gelir misin? Pınar Sosis pişirir misin?

YOO Jİ-TAE

yoo ji-taeyoo ji-tae2

Bu adama küçüklüğünde ne yedirdiler de böyle azman bir hale geldi! Anlaşılan o ki, ergenlikteki boy atma dönemiyle beraber Yoo Ji-tae şu anki zayıf haline gelebilmiş.

WON BİN

won bin çocukluk

JEON Jİ-HYUN

jeon ji-hyun çocukluk

Gözlüklü bir çocukken de sevimliymiş, değil mi?

SONG JOONG-Kİ

Song Joong-Ki çocukluk

Her iki halinde de yeriz biz seni.. Evet, Yeorim halleri küçüklükten belliymiş.

JUNG KYUNG-HO

jung kyung-ho çocukluk

Bir başka çocukluk faciası ile karşınızdayız. Son zamanlardaki yoğun Amerikan fast-food alışkanlığının izleri mi bunlar?

LEE YOUNG-AE

lee young-ae çocukluk

Bu kadının gençliğinde bir kaş değişikliği var ki düşman başına. Neyse ki geç olmadan daha doğal bir tarza dönüş yapmış. Hanboklu fotoğrafını sevmemek elde değil.

SO Jİ-SUB

So Ji-sub çocukluk

O hüzünlü bakışların nerede So?

CHA TAE-HYUN

cha tae-hyun çocukluk

Tipe bakın yahu!

CHUN JEONG-MYUN

chun jeong-myun çocukluk

Büyüyünce daha mı sevimli olmuş?

KANG HYE-JEONG

kang hye-jung çocukluk

Bu kız da büyüyünce daha sevimli.. Yoksa Welcome to Dongmakgol’daki o deli halleri mi bende bir önyargı oluşturdu?

VE DİĞERLERİ

oguri shun çocuklukkim jung-hoon çocukluk

kim tae hee çocuklukkim rae-won çocukluksu ae çocukluk

Bir de Ikuta Toma var. Tam bir komedi:

ikuta toma

Araya iki de Japon sıkıştırdık ama hepsini severiz zaten. Çocukluğunu merak ettiğiniz başka Koreli oyuncu var mı? 

Not 1: Modemim -1 aydan sonra- geldii.

Not 2: Bu yazıyı 3-4 ay önce hazırlamıştım. (Yine de bekleyeceğim) Kısmet buraya ve bugüneymiş. Eğlenmişsinizdir diye umuyorum.

Not 3: Bu yazıyı seri haline getiresim var. Çocukluk fotoğraflarının hastasıyım çünkü.

Bu oyuncuları zaten severim, çocukluklarına bayıldım.

Happy Together

Mart 18, 2011

Happy Together çekirdek ailesi

Beraberken mutluyuz! Öyleyiz gerçekten…

Bugün “Happy Together” isimli 1999 yapımı 16 bölümlük SBS dizisini tanıtacağım. Bu diziyi izleme nedenim tamamen yıldız oyuncular karması olması yüzündendi. Tabii bu oyuncular o zamanlar meşhur değillerdi, ama bu diziden sonra (belki birkaç filmden de sonra) hepsi ayrı ayrı dizi/filmlerde başrolden inmeyecek hale geldiler. İsterseniz hemen yıldızlar karmasını sayayım: Lee Byeong-heon, Song Seung-heon, Jeon Ji-hyun, Kim Ha-neul, Cha Tae-hyun ve muhtemelen bu yazıda bahsedeceğim diğerleri… Bol ünlülü Kore dizileri izlemiştim ama bu kadar sağlam kadro ancak geriye dönüp eski dizileri izlediğimizde mümkün galiba.

Dizimiz drama, yine yeni yeniden sapına kadar derbi. Ama aranızdan biri çıkar derse ki, ben şöyle harbi dizi istiyorum, concon hikayesi olmayan, gerçek hayat gibi olan… Hemen izlemeye hazır değilseniz bile, indirin bir kenarda bulunsun, tam arşivlik bir dizi bu.

Yani oyuncular niyetine izledim ama oyunculuğa hayran kaldım, ki farklı şeyler olduğu malumunuz. Hele Lee Byeong-heon yok mu, ben o adamı o kadar sevmezdim ya, dizinin bir yerlerinde her lafına ağladım yuh yani. Gerçekten de ağlak biri mi oldum acaba, hahahaha.

Diziyi ucuiyagi ile eş zamanlı izledik, o benim ağladığım yerlerde sadece gözlerinin dolduğunu iddia etti, nasıl ağlamadı ben anlamadım doğrusu. Ama diyeceğim o ki bir Misa kadar da abartılı ağlatmıyor. Ayrıca o kadar çok güldüm ki, kesinlikle birbirini dengelediğini söyleyebilirim. Geriye dönüp bakınca hüzünlü değil de eğlenceli bir dizi olarak aklımda yer etti diyebiliyorum.

Bundan önce Hotaru no Hikari izliyordum. O bitince, şimdi bunun gibi kendini izleten dizi nereden bulacağım diye dövünürken bir de döndüm baktım ki, ben daha Kore cevherini kazmaya bile başlamamışım yahu! Bir azıcık elimle eşelesem neler çıkacak daha.. Yok yoook, bu Kore’nin yeri benim gönlümde apayrı üstadım.

Japon’a güleyim, arkama bakmadan Kore’ye döneyim. Bu da bugünün tekerlemesi olsun :)

aile fotoğrafı

Konu

Chan-ju, Ji-seok, Moon-ju kardeşlerin babalarının ölmesi üzerine anneleri bir başka adam ile evlenir. Bu adamın Tae-poong isimli bir oğlu da vardır. Bir süre sonra Yoon-ju isimli bebeğin de doğmasıyla 5 çocuklu bir aile olurlar. Ancak anne ve babanın bir trafik kazasında ölmesi sonucu kardeşler yeniden ayrılırlar. 

Seneler sonra tesadüfen ya da bazen de uzun uğraşlar sonucu yolları kesişir. Ya da bir türlü kesişemez. Hahah, sonuçta parçalanmış bir aile dizinin konusunu oluşturuyor. Anne babasının ölümünden sonra apayrı yollara gidip birbirlerinin izlerini kaybeden 5 kardeşin öyküsünü, hayata tutunma mücadelelerini gayet dramatik ve gerçekçi bir şekilde izleyeceksiniz.

Dizinin ilk yarım saatinde 5 kardeşin ilişkisini anlayabilmek için tüm nöronlarımı kullandım galiba hahahha. Artık siz bu konu açıklamasından sonra rahatça izlersiniz :)

o 3 manyak nasıl biraraya gelebilmiş hayretneler oluyor, ji-seok şok oluyor yine tabii ki

Oyuncular/ Karakterler

Bu sefer bir değişiklik yapıp, film boyunca en karakteristik olduğunu düşündüğüm özelliklerini yansıtan resimlerle tanıtacağım oyuncuları.

seo tae-poong

 Seo Tae-poong: Başrol adamımız. 8 senedir beyzbol oyuncusu. Hayatı boyunca başka bir işte çalışmamış. Tam bir vurdumduymazdır bu Tae-poong. Zaten düşününce Lee Byeong-heon oynadığı tüm karakterlerde vurdumduymazdır :) Ama söz konusu kız kardeşleri olunca tam bir oppa’dır, erkek kardeşi için süper bir hyung’dur. Lakin kıymetini bilen bir Allah’ın kulu da yoktur. Bir insan ne kadar yufka yürekli, fedakar ve aile endeksli biri olabilirse Tae-poong o kadardır.

Babası bir hırsız olduğu için hayatı boyunca ezilmiş. Diğer üvey kardeşleri, özellikle Chan-ju ile Ji-seok hiçbir zaman Tae-poong’un babasını ve Tae-poong’u tam olarak aileden kabul etmemişler. Zaten anneleri ölür ölmez de Chan-ju noona tarafından henüz bebek olan kardeşi Yoon-ju ile beraber terkedilmiş. Bu yüzden bebek olan kardeşinin yetimhanede büyümemesi için onu evlatlık olarak vermiş. Bu yüzden kendisini hep suçlu hissediyor.

Bir de Tae-ji adında bir oğlu var ki o evlere şenlik hikayeden sonra bahsedeceğim.

Unutmadan, Su-ha adındaki bir kıza ilk görüşte aşık oluyor. Tabii bu da çetrefilli bir konu.

seo ji-seok

Ji-seok: Bu adam da dizi boyunca hep düşünen adam olarak dikildiği için en karakteristik özelliğinin bu olduğuna karar verdim, hahah.

Hukuk mezunu, sözde pırıl pırıl bir cinayet masası savcısı, ya da bunun gibi birşey. Çok çalışıyor. Ama kendisini polis zannediyor bu arkadaş. Sevgili Song Seung-heon bir rolünü de dövüşmeden icra et gözünü seveyim. Ama adam ne yapsın, daha 20’li yaşlarda adamdaki rektuslar boğum boğum.

Bir de 10 yıldır birlikte olduğu bir kız arkadaşı var, işte şu meşhur Su-ha. Nişanlanıyorlar falan ama 10 yıldır beraberler diye midir nedir, pek bir naza çekiyor. Sanki o zavallı kız senin tapulu malın! diye seslenmek istiyorum Ji-seok’a. Titresin ve kendine gelsin.

Her neyse sonuçta mayası bozuk biri bence, senelerdir parasızlık yüzünden sıkıntı çektiği için paraya bakışı farklı. Ben nedense kendi kendini imha gücü olan bombaya benzettim bu adam.

Ama yine de düşününce ailenin en normale yakın vatandaşı da bu adam.

yoon-ju

Yoon-ju: Ailenin en ufağı, ortak kan. Yav yerim ben bu kızı. Gençken iyice bir tatlıymış değil mi.. Hele bir de pembelerle. Bu kız da robotik mahluk. Sabah 3-4 gibi gazete dağıtıyor. 8 saat yandaki dükkanda ayakta çalışıyor. Sonra geceleri de bir müzik grubuyla şarkı söylüyor. Ama hiç hastalanmıyor hahah.

Sonra da tahmin edin paraları hangi vurdumduymaza yediriyor :)

Jeon Ji-hyun’u hiç bu kadar pasif bir kızı oynarken görmediniz, emin olabilirsiniz. Nerede My Sassy Girl’ün hırçın ötesi kızı nerede Yoon-ju, dağlar kadar fark var.

Bu arada My Sassy Girl demişken orada Jeon Ji-hyun ve Cha Tae-hyun’un birbirlerine ne kadar güzel yakıştıkları meğerse bu dizide keşfedilmiş yahu! Cha Tae-hyun burada Yoon-ju’ya aşık olan bir serseriyi oynuyor.

chan-ju noona

Chan-ju: Bu kadın kardeşlerin en büyüğü ve en kin dolu olanı. Bir insan ne kadar kasvetli ve mutsuz olabilirse bu kadın da o kadar oluyor.

Bir insafa gel demek istiyorsunuz izlerken. Belki bekar olmasının da etkisi olabilir. Böyle nemrut bir kadını kim ister tabii ki.

Evlerinin içinde manga kafe gibi bir yer oluşturmuş, sabahtan akşama kadar evde oturan bir kadın. Bir de arada boğulacak gibi olunca koşa koşa evden kaçar. Tipi tip. Şu kaşlara bakın hele, bir insan hep mi tedirgin bakar.

moon-ju ve patronu cho pil-du

Moon-ju: Bu kızın tek başına olan bir resmini kaydetmemişim. Ama bu sahnede adama bir nevi defol diyordu, dolayısıyla bu da onun karakterini yansıtan bir resim sayılır. Kısaca aykırı bir kız. Bir gangastere 20000 dolar borçlanmış, nasıl becerdiyse artık.. Onu ödemek için de gece kulübünde konsomatrislik yapıyor.

Her ne kadar saçma sapan bir kız olsa da abla ve abisinin aksine Tae-poong’u çok seviyor. Çünkü üvey babası ile evlendiklerinde annesi Moon-ju’ya hamileymiş. Doğduğundan itibaren de üvey babası bu kıza çok iyi davranmış, kız da o adamı baba olarak, Tae-poong’u da abi olarak kabullenmekte hiç zorlanmamış dolayısıyla.

Bu arada bu Moon-ju’yu oynayan kadını ben hiçbir yerden hatırlayamamıştım, o yüzden oynadığı filmlere bakınca küçük çaplı bir şok oldu benim için. Kral ve Soytarı filminde kralın kıskanç cariyesini oynayan fettan kadını hatırladınız mı?

Cho Pil-du: Yukardaki resimdeki adam. Bir gece klübünde patron diyebiliriz. Korelilerin gang-pae dedikleri adam bu işte hahah. İlk başta çok salak gelmişti ama sonra onun yardımcısı rolündeki Cheetah (bir aşağıdaki) ile güzel bir ikili oluşturmaya başladılar, özellikle sonlara doğru beni eğlendirdiler doğrusu :)

cheetah, shin-hyup

Shin-hyup: Bu diziyi izleme nedenlerimden biri de bu adam. Hahah, gençken de çok komikmiş. Cha Tae-hyun’un rollerinde hep bir komiklik var kaçınılmaz olarak, çünkü adamın tipi komik. Köfte dudaklar, yumuk gözler, yandaki resme bakarken bile gülesim geliyor.

Yanda meşhur erimiş dondurmasıyla düşüncelere dalarken…. Yoon-ju yüzünden elbette! Yalnız bu adam o kızı yine sırtında taşıdı yav :)

su-ha

Su-ha: Bu kız da bir hanımefendi, bir mükemmel… Ji-seok’un paspası yapmış kendini, en büyük hayali oppası eve dönünce ona endişelerinden arınacağı sıcak bir kucak olabilmek. Ah benim bahtsız kızım, bu erkek milletine nasıl her şeyini verirsin sen?

Sonuçta çok kanımın ısındığı bir karakter olduğunu söyleyemeyeceğim. Babasını daha çok sevdim mesela. Ama genel olarak Kim Ha-neul’u çok sevmememden kaynaklanıyor olabilir. Bu dizideki aşk dörtgeninin ortasındaki karakter diyebiliriz. Kendisi anaokulu öğretmeni. Tae-ji’yi de sever sağolsun. Ama biraz fazla mı ağladı nedir? O birşey değil bizim Tae-poong çok üzülüyordu bu kızın ağlamasına… Oppa oppa diye çıldırmasına rağmen yine de haksızlık etmeyeyim, çok gıcık da olmadım, bazı yerlerde sevdiğimi bile söyleyebilirim.

tae-ji şirinlik abidesiTae-ji: Yine çocuk oyuncu, yine şirinlik abidesi, izlemeye doyamadığım bir velet daha.. Tae-poong’un ansızın ortaya çıkıveren oğlu.

Vakti zamanında bir kız, Seo Tae-ji adındaki şarkıcıya hastalık derecesinde hayranmış. Bu yüzden Seo Tae-poong’un sırf soyadı benziyor diye onunla çıkmış. Seneler sonra Seo Tae-ji adındaki şarkıcı Amerika’ya gidince onun peşinden o da Amerika’ya gitmiş. Tabii Seo Tae-ji adındaki oğlunu Kore’de bırakarak . Hahahh, cidden hikaye böyle. Neyse bu dizide benim en sevdiğim oyuncular sıralamasında bu velet ilk 3’e oynar. Babasının aksine sorumluluk duygusu olan, büyümüş de küçülmüş bir oğlan çocuğu. Tae-poong’la yalnızken ona hep ajussi der, appa diyemez bir türlü. 

Su-ha’yı seven üçüncü şahıs da bu, hahah.

hamburgeri elinden alınmış kızgın nane şekeri

Kekeme: Bu adam nasıl bu kadar farklı karakterleri bu kadar güzel oynayabiliyor, tam bir oyuncu vesselam. “What’s Up Fox?” dizisindeki haliyle bu hali arasında bir uçurum var neredeyse. Nane şekeri seniii.

Tae-poong’un yetimhaneden arkadaşı. Ufak bir dükkan işletiyor. Geceleri de bir yurtta kalıyorlar, kazık kadar adamlar… Hafif saftır ama tüm karakterler içinde en iyi niyetlisi budur. Chan-ju’ya bile iyi davranma kapasitesi olan bir insan daha ne olsun. Bir de bunun uğurlu nişan yüzüğü parmağı var, ben o düşünme stiline bayıldım :)

Yoon Chae-rim: Bu da Ji-seok’un iş arkadaşı. Adamı ayartmaya çalışıyor, üstelik adama aleni olarak da söylüyor bunu. Hey yavrum, paranın gücüne de bak hele. Yalnız çok kötü makyaj yapıyordu, o ruj ne gülüm, n’ettin kendine.

 

Sevdiğim Bölümler

  • “Aşk bir taksi gibidir. Otobüs gibi belli bir zamanı yoktur, onu sen çağırırsın. İkincisi, bazen onu başka bir yolcu ile paylaşmak zorunda kalırsın. Üçüncüsü, yolculuk yaptığın mesafeyi ödemek zorundasındır.” Tae-poong’un bir radyodan duyduğu aşk tarifiydi bu, Su-ha’ya söylediği… tae poong hasar tespitinde
  • Hatta en güzeli Tae-poong Su-ha ile hastanede ilk karşılaştıkları zaman söyledikleriydi: “Seni seviyorum Su-ha, hayır hayır, şu andan itibaren seni seveceğim…”
  • Tae-poong Moon-ju’nun durumunu kabullendiğinde çok üzülmüştüm, oppanın elinden ne gelirdi ki.. (Yanda Moon-ju’yu yalnız bırakmayan oppayı görüyoruz)
  • Tae-poong babasının mezarına Su-ha ile gitmişti de deli gibi ağlamıştı ya, hahah, çok komikti o sahne, daha doğrusu trajikomikti.
  • “Dondurman eriyor” “Bırak erisin, onlar benim gözyaşlarım” Hahahah, Shin-hyup’un sonunda niye sürekli dondurmayı elinde eriterek heder ettiğini anladık :)
  • Moon-ju: “Korkunç” Tae-poong: “Ne?” MJ: “Nehir.. Geceleyin nehir… Sanki beni yutacakmış gibi hissediyorum. Sana da öyle gelmiyor mu?” TP: “Ben gündüz bile öyle hissediyorum. Bu canavarlar anne ve babamı yuttu…” 
  • Şu aşağıdaki sahne yok mu: Ji-seok Su-ha’nın evinden çıkıyor, Tae-poong köşede ağlıyor, oooy oy.

ji-seok tae-jiyi sırtlar, bunusevdim ağlar

  • Kekeme arkadaşın noonaya kavun teklifi: “Alın lütfen. Yemek istemene rağmen yiyememek nedir iyi bilirim.” Uf çok duygulandım yav.
  • Yoon-ju hep çok şeker bir kızdı.. Yalnız bu kadın bildiğin şaşı, bak yine söylüyorum ama bu seferki kanıtım çok sağlam :)

sirin seyşaşı bak şaşır

  • “Sorma, farketmemiş gibi davran.” O sahnede kızla oğlan nasıl sarıldılar birbirlerine, ühüü.
  • Moon-ju: “Cho Pil-du, no hokşi na çuahani?” “Anim, tesso” Hahahahh
  • “Sana orada vuruşum profesyonel gerekçeyleydi unuttun mu ben buranın yöneticisiyim, bu yumurtayı ise kişisel olarak-Cho Pil du olarak- veriyorum sana” tatlı çift
  • Abi kardeş gazete dağıtırlarken aynı yerde aynı köpeğe korkuyorlardı :)
  • “Bu senden ilk ve son kez çiçek alışım” Aceleyle çiçeği kızdan alıp başka birinin kucağına tutuşturur: “Daha sana çiçeği vermedim, anladın mı, sonra vereceğim.”*** Ama şimdi şu yandaki Yoonju-Shinhyup çifti (pek çift gibi değil aslında) inanılmaz tatlı değiller mi :)

  • “Bu anı ne kadar çok bekledim.. Şimdi sen gülüyorsun oppa, oysa ben üzülmeme engel olamıyorum..”

 ay yazık yav yoon-ju ile tae-poong'a

  • Babadan Su-ha’ya hayat dersi: “Bazen puan kazanırsın, bazen kaybedersin. Sürekli sen kazanamazsın ki…” Hazır bahsetmişken, babası Su-ha’ya ne kadar düşkündü değil mi?

  • Cho Pil-du sürekli aile ağacını karıştırıyordu. Şimdi bu kimdi, bu senin neyin oluyordu, peki o onun nesi, hahahah, adamın haklı olarak kafası karışıyordu.

  • Cho pil-du’nun gangaster partisi demek istiyorum, keza herkes siyahlar içinde, ülkenin dört bir yanından gelen gangasterleri topladı resmen. Allah’ım, bir de mutlu oluyor ya, ne adam gerçekten! Hele Moon-ju’ya beraber yürümesi için adam bulduğunu anlatması yok mu! Sanki marifetmiş gibi, alnında 3 inçlik yara var bu yüzden adı 3 kılıç diyor, hhahahahh.

  • Tae-poong’un Moon-ju’yu yollarken ona sarılıp ağlaması, seni böyle yollamak istemezdim deyişi, oooy oy.

  • Bu arada şu Ji seok-Su ha çifti zaten tipi tipti ama gençlikleri iyice berbattı yav, çekilir gibi değil hahhah, şu suratlara baksanıza :)

manyak çift su-ha ve ji-seokhiç bu kadar tipi tip bir çift gördünüz mü

  • Tae-poong’un kekeme arkadaşından noonaya bir diğer hediye, gelin çiçeği: “Bunu sana bir daha sokaklarda ağlamayasın diye veriyorum. Bir dahaki karşılaşmamızda gülüyor ol, tamam mı?” Böylece Chan-ju noona bilinçsizce de olsa “o gelinin” çiçeğini almış oldu :)

  • Tae-poong yine lafını koyar ve gider: “Biliyor musun noona, 7 yaşında sizinle ilk karşılaştığım zaman Ji-seok ve senin için bir utanç kaynağı olmuş olabilirim ama siz benim ilk defa sahip olduğum değerli ailemdiniz.”

  • burası suhanın evi onun yanında bizimki hhahaTae-poong’un bir yer tarifi vardı ki of yani. Yanda haritayı görüyorsunuz. Arkadaşına evin yerini tarif ediyor sözde, ama 3 yol çizmiş ortasına ayrıntılı bir şekilde-merdivenlerine kadar- Su-ha’nın evini çizmiş. Bir de bu haritaya bakıp onun evini bulamaman mümkün değil diyordu hahaha.

  • Moon-ju annesi ve üvey babasının mezarı başında Cho Pil-du’ya babasını selamlamasını söyler: “Belki senden hoşlanabilir.” Hahahaa, çok hoş espriydi doğrusu.

  • Yoon Chea-rim’in arabasından inen Ji-seok’a oppadan sert yumruk… Gözlerim doldu hemen.

  • baba oğul hahaTae-ji’nin idolü amcası Ji-seok’tu. Onu çok karizmatik buluyordu, büyüyünce onun gibi olmak istiyordu. (Bunu söylediğinde Ji-seok nasıl da güvercin gibi kabarmıştı hahah) Seo Tae-poong’la Ji-seok’un kavga ettiği gece Tae-ji babasına kimle kavga ettiğini sormuştu. Babası da sırf Tae-ji üzülmesin diye “Ben birkaç serseriyle kavga ediyordum, amcan da beni kurtarmaya geldi” dedi. Çok tatlı bir davranıştı cidden. Zaten Tae-ji’nin suratındaki endişe ifadesi hemen silinmişti, içten bir ohh çekmişti çocukcağız. Tabii bunun akabinde aynı jesti Ji-seok’un yapması o kadar şıktı ki.

Aaaa, Ji-seok’a o kadar laf ettim yazının başında ama izledikçe daha bir karizmatik geliyor insanın gözüne, hahah.

Diğer Sevdiklerim

tae-poong ve beyzbol aşkınasıl bir hyung bu yav, ağlatıyorsun beni hepbahtsız yavrucak yine sopayı yedibu ekg de ne ola kiyıldızları saymaknoona bi dur gozunu seveyim bre insafsızbüyük aşklar nefretten doğarmışişte takım ruhu diye buna derimtae-poong sınır tanımazkenkoş bakalım koş ama nereye kadaracil işim var memur beynane şekeri bir efsanedir

Bu diziyi sevdim, iyi ki izlemişim.

Micky Yoo-chun’dan haberler

Şubat 27, 2011

“Yine mi?” dediğinizi duyar gibiyim. Çok üzgünüm gerçekten ama dayanamayacağım. Normalde bu haberi Şefin Tavsiyesi bölümüne yazıp geçecektim ama son günlerde az sonra bahsedeceğim videoyu günde bir kere izlemeyi alışkanlık haline getirdiğim için, beni bu kadar ilgilendiren bir konuyu yazayım istedim.

Micky Yoo-chun’u da, Sungkyunkwan Skandalı’nın Lee Seon-joon’unu da seviyorum (Temelde aynı insan olsa da, ayrı ayrı seviyorum hahahah). Yoo-chun’u sevmemin sebeplerinden biri de kıt aklına rağmen (belki de bu yüzden bilemiyorum) çok saf bir vatandaş olması.

Geçenlerde Yoo-chun’un eski pop grubu DBSK’yla ilgili bir video arşivi keşfettiğimden bahsetmiştim. İşte mutlu mesut o videoyu mu bu videoyu mu izlesem de gülsem diye gönül eğlendiriyordum o aralar. Sonra canım sıkkın olduğu bir ara dedim ki açayım bir Micky videosu da günüm şenlensin, gülme krizine gireyim. Baktım Micky’nin hayat hikayesi videosu var, oooo çocukluk hikayelerinden komik ne vardır zaten diyerek balıklama atladım. Meğer ben ne sazanmışım! Meğer ben mutsuz olduğum zamanlarda izlediğim en komik videoların bile hüzünlü hale dönüştüğünü ne çabuk unutmuşum. Benim tepemdeki Murphy kanunu bulutunun dağıldığını sanmıştım ama nerdee!

Velhasıl yaklaşık 5 dakikalık şu videoyu nasıl izlediğimi hayal edebilirsiniz sanırım. Videonun başında Yoo-chun’un birkaç sene önceki çaylak dönemini görüp gevrek bir gülümsemeyle bekleyen bunusevdim… Videonun sonunda Yoo-chun’un titreyen sesini ilk defa duymanın verdiği şaşkınlıktan ne yağacağını şaşırmış bir bunusevdim…aglak ahjumma seni bulacagim kadiin Ayrıca yine aynı bunusevdim, video boyunca ağlak bir suratla Çunçun’un hikayesini dinleyen ahjummayı gerçekten öldürmek istedi! Evet işte bu cani ruhum, o an mümkün olsa o kadının kafasına uygun ebatta bir kova bulup yarısına kadar su doldurup (miktar çok önemli) kafasını tüm güçle suya bastırıp, bir yandan da çırpınan vücuduyla eş zamanlı olarak bir Kakılmış muamelesiyle kafasını sallarken “Hieyyyytt bunu hakettin leyn, senin yüzünden ne izlediğimi anlayamadım!” şeklinde haykırmak istedi. Oh rahatladım şimdi.

Anlayacağınız Yoo-chun’un hayatı hiç de beklendiği gibi afilli değilmiş. Bu zavallı 6. sınıftayken ailesi para kazanmak için Amerika’ya göç etmiş, ama daha beter hale gelmişler ve sonunda anne babası boşanmış. Yoo-chun ve erkek kardeşi Yoo-hwan da annesinin de babasının da çocuklara bakmaya pek hevesli olmamaları yüzünden arada savrulup gitmişler. Bu yüzden Yoo-chun Amerika’dan resmen nefret ediyor. İşin kötü yanı Kore’ye ilk geldiğinde kardeşi Yoo-hwan orada kalmış. Daha sonra grubuyla beraber iş için Amerika’ya gittiklerinde bir süre kardeşiyle kalmış ve ayrılırken kardeşi bayağı ağlamış falan..

micky ağlarmış daYoo-chun videonun sonunda kardeşine sesleniyor: “Sana bakabilmek için şu an çok çalışıyorum”

Neyse işte. Normal şartlar altında ben bu videonun linkini sağ üst köşeye yazar ve geçer, sizi hiç uğraştırmazdım :) Ama yine geçenlerde şöyle bir haber okudum. Yoo-chun’un kardeşi de Kore’ye dönmüştü zaten. Hatta bir dizide de oynuyormuş şu an. Kardeşi bir arabayı çok beğendiğini abisi Yoo-chun’a söylemiş. Bir BMW’ydi yanlış hatırlamıyorsam. Yoo-chun da kardeşine o arabayı satın almış.

Bu kadardı.

Yoo-chun’u şaklabanlık yaparken daha çok seviyorum doğrusu, ama bu kadar yufka yürekli olmasını da sevdim.

Kestane

Şubat 25, 2011


Bu seneki kış mevsiminin en gözde atıştırmalığı kestaneydi benim için. Farketmesek de aramızda dolanan ve kilo alamadığından şikayetçi olan bazı nesli tükenmekte olan canlılar var ya, onlara kestaneyi tavsiye ediyorum.
Eskiden de kestaneyi severdim. Nineciğim kestaneleri çizer, akabinde bize sobanın üstünde daha sonraki dönemde de ekmek kızartma makinasında pişirirdi kışları.
Geçen sene bir akrabamızdan yeni bir yemek tarifi öğrendik. Kestaneli tavuklu pilav. Ama pilav da tarçınlı hani. İlk başta şaşırdım, ne bu böyle, kestaneli pilav mı olur, oldu olacak pilavın üstüne reçel dökelim diye düşünmüştüm. Ama kestaneli pilav olurmuş, hem de pek şahane olurmuş. Bu kadar muazzam bir pilav hayatım boyunca az yemişimdir. Tabii annem hemen tarifi öğrendi, böylece o muazzam pilavdan sonradan bol bol yedim hahah.
Bu seneki kestane çılgınlığımsa tamamen sokak satıcılarından kaynaklanıyor. Bir tanesi tam hastanenin çıkışı, yani yurdun önüne konuşlanmış. Bazen yurtta kestane krizi geçirip hiç üşenmeden on yüz milyon merdiven inerek kestanemi alıp odama geri dönüyorum. Abur cubur yemektense kestane yemem daha iyi diye düşünüyorum ama bariz bir şekilde kendimi kandırdığım sizin gözünüzden kaçmamıştır herhalde…
Akşamları eve dönerken de bazen dayanamayıp alıyorum. Cebime tıkıştırıyorum o kese kağıdını. Birer birer alıp yiyorum, kabuğunu da diğer cebime atıyorum. Çevre dostuyum hahah.
Resim şuradan.

Kestane kebap, yemesi sevap diyerek kestane sevgimi belirtir, gözlerinizden öperim.