Skip to content

Twitter'ı fikren ben bulmuştum

~~ Dayanamadım, Love in the Moonlight izliyorum. Ne umdum, ne buldum: Ana yemek umdum, çekirdek buldum. Kötü diyemem ama nerede o eski tarihi diziler. Eskiden Kore dizilerinde başroller önce tanışır kaynaşırdı. En kısa 16 bölümlük dizilerde bile birbirini sevdiğini anlama en erken 7. bölüm, kavuşma 12. bölümde olurdu. Şimdilerde neredeyse tüm Kore dizilerinde ilk bölümde aşık olup 7. bölümde kavuşuyorlar. O zaman da o diziyi izlemenin anlamı kalmıyor :(
Yine de Park Bo-gum ile Kim You-jung'un kimyasını sevdim, o ikisi olmuş, en azından bu güseeeellll.
~~Lee Young-ae 13 yıldan sonra "Saimdang, Light’s Diary" adında bir dizi çekecekmiş. Acayip heyecan yaptım.

Kestane

Şubat 25, 2011


Bu seneki kış mevsiminin en gözde atıştırmalığı kestaneydi benim için. Farketmesek de aramızda dolanan ve kilo alamadığından şikayetçi olan bazı nesli tükenmekte olan canlılar var ya, onlara kestaneyi tavsiye ediyorum.
Eskiden de kestaneyi severdim. Nineciğim kestaneleri çizer, akabinde bize sobanın üstünde daha sonraki dönemde de ekmek kızartma makinasında pişirirdi kışları.
Geçen sene bir akrabamızdan yeni bir yemek tarifi öğrendik. Kestaneli tavuklu pilav. Ama pilav da tarçınlı hani. İlk başta şaşırdım, ne bu böyle, kestaneli pilav mı olur, oldu olacak pilavın üstüne reçel dökelim diye düşünmüştüm. Ama kestaneli pilav olurmuş, hem de pek şahane olurmuş. Bu kadar muazzam bir pilav hayatım boyunca az yemişimdir. Tabii annem hemen tarifi öğrendi, böylece o muazzam pilavdan sonradan bol bol yedim hahah.
Bu seneki kestane çılgınlığımsa tamamen sokak satıcılarından kaynaklanıyor. Bir tanesi tam hastanenin çıkışı, yani yurdun önüne konuşlanmış. Bazen yurtta kestane krizi geçirip hiç üşenmeden on yüz milyon merdiven inerek kestanemi alıp odama geri dönüyorum. Abur cubur yemektense kestane yemem daha iyi diye düşünüyorum ama bariz bir şekilde kendimi kandırdığım sizin gözünüzden kaçmamıştır herhalde…
Akşamları eve dönerken de bazen dayanamayıp alıyorum. Cebime tıkıştırıyorum o kese kağıdını. Birer birer alıp yiyorum, kabuğunu da diğer cebime atıyorum. Çevre dostuyum hahah.
Resim şuradan.

Kestane kebap, yemesi sevap diyerek kestane sevgimi belirtir, gözlerinizden öperim.

Sungkyunkwan Skandalı

Şubat 10, 2011

sungkyunkwan skandalı poster

Kore dizisi izlemeye “Saraydaki Mücevher” nam-ı diğer “Dae Jang Geum” ile başladım. (Bunu yüzüncü defa söylediğimi biliyorum ama bu cümle ilk defa bu bloga girenler içindi hahah)  Gerçi ilk izlediğimde bayağı dalga geçmiştim, hatta diziyi izlemekte olan annem ve babama laf sokmuştum. Çünkü bu çekiklerin yaptığı her şey bir garip geliyordu. Garip giysileri, garip yemekleri, garip ritüelleri…. Ve garip şapkaları.. O adamlar o kocaman şapkalarla nasıl yaşıyorlar, nasıl eğilip kalkıyorlar, nasıl bir yerlere şapkayı toslamıyorlar ve daha önemlisi nasıl sarılıyorlardı? O dizide Jungho Min Jang Geum’a –amaaan işte Cungo Min Cangema’ya- sarılırken kafasındaki şapka kızın kafasını acıtmıyor muydu? bu şapkalar ah bu şapkalar (Bundan sonra ciddiyeti bozuyorum, haberinizi ola) Aklımdaki bu muammayı çözen Sungkyunkwan Skandalı’na binlerce kez teşekkürler! Hahhahaah, bu konuya parmak basıp dalga geçtikleri yetmezmiş gibi, çözümünü de göstermişler, resmen gözümde yüceldikçe yüceldin SKKS, artık en sevdiklerim listesinde bir dizim daha var!

Size dizinin son cümlesini söyleyerek başlıyorum: “Daha ne zamana kadar o kitabı kullanmayı düşünüyorsun?” Bu diziyi izleyenlerin bu cümleyi okur okumaz nasıl sırıtacaklarını hayal edebiliyorum. İşte bu yüzden böyle zırt pırt gülmek, yeri gelince de kara tavuk gibi derin düşüncelere dalmak, sonuçta muhteşem bir Kore dizisi izlemek isteyenler mutlaka SKKS’ı öneriyorum. Hem tarihi bir dizi gibi, hem romantik gibi, hem komedi gibi. Ne ararsanız onu bulabileceğiniz, çok çok şirin, çok çok karizmatik, çok çok hoş konusu olan, çok çok bir dizi.

Şu hayatta kendiniz için bir güzellik yapın ve Sungkyunkwan Skandalı dizisini indirin ve izleyin :)

İzlediğim çoğu yerle alakalı yorumlarımı esirgemeyeceğim. Bu tanıtım yazısı değil, dizinin sevdiğim yerlerini paylaşma yazısıdır.

DİZİYİ İZLEMEYENLER NE OKUSUN; NE DE RESİMLERE BAKSIN. 20 BÖLÜMLÜK BU MUHTEŞEM DİZİYİ İZLEMİŞ OLANLARA BURADAN SONRASI SERBESTTİR.

Uyarımı yaptığıma göre gönül rahatlığıyla tüm detaylara gireceğim.

Sungkyunkwan tatlı şeyler

Konu

Babası ölmüş, erkek kardeşi de hasta olan Kim Yoon-hee adındaki kız para kazanmak için erkek kılığına girer. Bir kitapçıda kitap çoğaltmaktadır. Ama günün birinde SKK giriş sınavında bir öğrenciye para karşılığı kopya verme işine karışınca orada Lee Seon-joon adındaki dürüstlük abidesi öğrenci ile karşılaşır. Tabii ki LSJ, bu akıllı öğrencinin zekasının boşa gitmesine razı olmaz ve onu da SKK’a sokmaya ve arkadaşı yapmaya karar verir. Aslında tam o esnada ortadan kaybolmaktan başka çaresi olmayan Kim Yoon-hee de kardeşinin adı olan Kim Yoon-shik adıyla kendisini SKK’da bulur. Vahşi oda arkadaşı Moon Jae-shin ve onu en başından beri gözlemlemekte olan yahşi Goo Yong-ha da cabası.. 

Bu arada Sungkyunkwan Skandalı’na kısaca SKKS diyorum :)

 

Temel olarak olaylar sıralaması

Kim Yoon-shik’in SKK sınavlarına kopya vermek için gidişi

LSJ yüzünden SKK öğrencisi oluşudae sa rae için çalışmalar son sürat

SKK’a kabul edilmek için okul başkanının verdiği görevlerin yerine getirilmesi (Cho-sun ile ilk gece hahahha)

LSJ’un batı yerine doğu yurdunda kalması

Okçuluk yarışması çalışmaları (Dae Sa Rae)

KYS’in hocasına yakalanması (ilk defa kız olduğunun anlaşılması)

KYS banyo olacağım derken tesadüfen MJS’in onu kız olarak görüşü

LSJ evinde okul başkanının kardeşiyle birlikte görülünce nişanlanma konularının başlaması

KYS’in hırsızlıkla suçlanması, kralın bunu sınav sorusu yapmasıdaemuldan güzel gisaenge, daha neler göreceğiz

KYS’in gisaeng kılığına girip LSJ’u şoklardan şoklara sokuşu (KYS çoktan aşık olmuş)

LSJ’un KYS’i adaya götürmesi, aralarındaki çatlağın başlangıcı

Jangchigi turnuvası (LSJ’un kendini KYS için feda edip, yine de diğer kıza evlenme teklif etmesi)

KYS’in MJS’i kızıl elçi olarak yaralı bulup yardım edişi, ardından elinde patlayan eşcinsellik skandalı

LSJ’un nişanlanma töreninde sona yaklaşılması, okuldan ayrılması

LSJ’un KYS’e itirafı (vuhuuu)

SKK’nda tatil, KYS’in LSJ’a koşacağım derken kendini suyun dibinde buluşu, LSJ’un eline geçen bu ilk fırsatta KYS’i soyuşu (niye yaptığını hala anlamış değilim, göğsüne bastıracaktıysa üstten bastırsaydı, amaaan boşver iyi oldu), kız olduğunun açığa çıkışı

LSJ’un sevdiği kız yüzünden SKK’a geri dönüşü

Hwang Gam Je yarışması

Kralın Sözlerin Altın Asmasını bulması için dörtlüyü görevlendirmesi

LSJ-KYS arasında yaşanan gelişmeler (asansörle biten) (heheh)

LSJ’un babasını aklamak için uğraşması

LSJ’un kendini kızıl elçi olarak yutturup hapse girişi

Sözlerin Altın Asması’nı KYS’in bulması

Kralın KYS’in kız olduğunu öğrenmesi ve onu kurtarmak için Sözlerin Altın Asması’ndan vazgeçmesi

Dörtlünün sonrasında neler yaptığı ve finaaal

 

Dizinin Döndüğü Yer

Dizinin ilk bölümünden itibaren değil 1 bölüm, 1 dakika bile sıkılmadım. Ama olayların daha neşeli hale geldiği yer 10. bölümdeki KYS’in kız kılığına girip LSJ’u şoka uğrattığı sahnedir. “Cidden yeteneklerini aştın” Hahaha. Hele muhafızlar gelince LSJ’u yere yatırıp, muhafızlara da eşya fırlatışına bayıldım. Bir de LSJ geçirdiği şok yüzünden muhasebe kitabını  elinden düşürmüştü ya, işte onu bahane ederek arkasına dönüp elini kalbine götürmüştü, vuhuu, çok sevimliydi. (Kızı o haliyle GYH bile gördü ama zavallı MJS, belki de en hakeden kişi olarak kızı “kız olarak” göremedi, hahahha. İyiki de görmedi, yoksa hıçkırıktan bitap düşerdi herhalde)

Sungkyunkwan ekibimiz

Karakterler

Tüm karakterleri çok sevdim. Hepsi çocuğum gibi, hiçbirini birbirinden ayıramıyorum, desem de inanmayın.

  • Niye Lee Seon-joon’u sevdim?

mickyşipşirik

En çok Lee Seon-joon’u sevdim, hahah. Nereden başlasam. Galiba Cungo Min’i sevmemin arkasındaki sebepler LSJ’u da sevmeme sebep oldu:

Ciddiyeti (en önemli nedenim bu, yukarda tam tersi gibi gözükse de hahahah)

Ki bence bu bile Micky Yoo-chun’un ne kadar iyi rol yaptığını gösteriyor. Gerçek hayatta bu Micky o kadar şebelek bir insan ki o kadar olur. Allahım, bir insan sürekli mi sırıtır, sürekli mi abalak şabalak hallerde dolanır, etrafındakileri taciz eder, espri yapar, kendi çapında güler, yandakine kol, öbür yandakine sözlü saldırı, vesaire vesaire. Yani böyle bir insan için o kadar ciddi olmak emin olun tam bir rol kesmeyi gerektirir. Yine de insanların LSJ’u sempatik bulmaması beni rahatsız etmiyor. Tabii ki bana kaldı şeklinde düşünmüyorum, hahahah, bu çok “liseli çılgın fanatik kız” işi bir şey olurdu. Ama ilk defa sevdiğim bir karakterin insanlar tarafından sevilmemesi hoşuma gitti, değerini bilemedilerse kendi sorunları, ben onu keşfettim diye düşünüyorum. Hahahahha, kendi çapımda bir dünyam var gördüğünüz gibi.

-Gülüşü. Şimdi ciddiyetini çok seviyorum dedim, dolayısıyla bu durum çok nadir gördüğümüz gülüşleri de değerli bir hale getiriyor :) (Aklınızda bulunsun hahahah)

-Sürekli elleri arkasında dolaşması

-Herkese karşı süper ciddi olmasına karşı sevdiği kızı sürekli sırıtır halde bırakması

aferin leyn, zaten seni ben yetiştirdim

-Dizinin sonlarına doğru süper espri yeteneklerini göstermesi (Ah cungo da cangema’ya eşşek şakası yapmıştı, kızı kaç gün peşinde dolandırıp sonra da oh canıma değsin diyerek şen kahkahalar atmıştı.. LSJ’un da malum göz kırpma meselesi var heheh “İlla kelimelere mi dökmem lazım” sonra gözler fıldır fıldır, kırpık kırpık, hahahha, düşündükçe bile gülüyorum)

-Vee kıskançlıkları. Bu konu için 5 sayfalık bir yazı bile yazabilirim, o kadar hoşuma gitti. Ben şimdiye kadar hiçbir dizide ana karakterin kıskançlığından bu kadar hoşlanmamıştım. SKKS resmen mazoşist yanımı ortaya çıkardı yav. Şöyle ki: 

Bir kere her şeyden önce zavallı LSJ’un KYS’den hoşlanması onu kız kılığında gördüğü gün başladı (hem de öyle böyle kız değil, gisaeng kılığında!) Yani onu erkeklerden hoşlanmakla itham edemeyiz, değil mi? Her neyse, e sonra, kızı civardaki erkeklerle yan yana gördükçe kudurmaya başladı. KYS’in MJS’den hoşlandığını düşünüyordu. Hatta kafayı yiyip her yerde KYS’i görür olmuştu. (Birini düşündüğünde kalbin hızla çarpar, ya da sürekli onu düşünürsün demişti çünkü)  Hele şu toplu yarışmada, MJS kıza uygulamalı öğretmenlik yaptıkça, her dokunduğunda öfkeden çılgına dönmüştü. Bu yazık bir kenarda çalışmaya çalışıyor, ama kız “İyi oldu mu sayong”, “Becerdim mi sayong” diye diye kudurttu çocukcağızı. Ahan da becerdin kızım, işte attı sopasını kaçtı! “Bir daha KYS’in adını ağzınıza almayın sayoooong!” diye MJS’e el bile kaldırmışlığı görülmüştür hatta!

Ama ne yalan söyleyeyim MJS ve KYS’in o çok iyi anlaştıkları kısımlara bayıldım. Yine de çoğu kişinin aksine ben MJS ve KYS’in ana çift olmasını istemezdim. Bu şekilde LSJ’u kudurtmuş olmalarına bayıldım çünkü..

kıskançlıktan kudurmak

-Coffee Prince’in Han Kyul’unun hatasını yapmadığı için. Allahım o ne tavırlardı, hem “Göğsüm buzla doldurulmuş gibi hissediyorum, keşke ikimiz de erkek olmasaydık” diyor, hem de “Bana yalan söyledin” gibi bir bahaneyle kaç gün kızı süründürüyor. Tamam ilk başta bir tavır yapabilirdi, ama her şeye rağmen bu kız olma haberi şıkıdım şıkıdım, hatta zil takarak oynanması gereken bir olay. İşte SKKS dizisinde benim kafamdaki bu pürüzü de kolayca geçmişler. LSJ gerçeği öğrenir öğrenmez ilk iş kızı kayaların altına sakladı, hahah. Sonra kızı evine götürdü, muhahahh. Sonra da okula dönüp “sevdiği kadını erkeklerle kuşatılmış SKK’da bırakmadı.” :)

Ayrıca KYS tam LSJ’a koşarken nehire düşmeseydi mazallah eşcinsel eşcinsel dolanacaklardı ortada. Yani diziyi hep tam kararında götürmüşler bence. Senaryoyu yazanları gözlerinden, alınlarından, yanaklarından öpüyorum.

  • Niye Kim Yoon-shik’i sevdim?

Sungkyunkwan-Scandal-daemul

-Erkek olarak gözüme batmadığı için, ki bence erkek rolünü oynayan pek çok bayandan çok daha başarılıydı. Coffee Prince’in Go Eun-chan’ından sonra 2. en iyi erkek diyelim. (Bunu herkes söyledi zaten ama bence de öyle gerçekten)

-LSJ hislerini itiraf ettiğinde hemencecik kabul edip, hatta çocuğun yapmak istediği şeyleri hemencecik anlayarak uyguladığı için

-Ufak tefek olduğu ve hem MJS hem LSJ’un yanında hoş gözüktüğü için. Sahyonglarıyla iyi anlaştığı için.

  • Niye Moon Jae-shin’i sevdim?

kimsiniz leyn siz

-Yusyuvarlak bir burnu olduğu için. (Amanın ara sıra benim için bu durum işkenceye bile dönüştü, keza dizi boyunca MJS’in burnundan gözlerimi alamadım. Herkes dudaklarından bahsediyor ama o muhteşem burnu hiç mi farketmediniz arkadaşlarım yav?)

-Süper karizmatik duruşundan, yanına yaklaşılmayacak hiddetinden

hiddetli geol-oh

-Kızıl elçiliğinden

-Abisine olan sevgisinden

-O meşhur elmasından

-Cesaretinden (her yere atlayıp  zıplıyordu, zavallı vücudu yara bereydi, tam cahil cesareti, sanki dünyayı kurtaracak. Aptal adam, bari Çince karakterler kullanma! ahhahah)

-Giydiği her şeyin yakışmasından. “Çılgın at” haliyle paspaldı ama karizmaydı, oysa okul formasını giyince mükemmeldi, ya da ne kadar yakın olunabiliyorsa o kadar yakındı. Yani o kadarını söyleyeyim artık…

-KYS için endişelenip durması. Hatta bir keresinde GYH bu durumla dalga geçmişti, KYS adada mahsur kaldı diye, zavallı MJS tam koşarak gidiyordu ki KYS hemen önünde belirince nasıl şaşırmıştı. Hahahhah, YUMUŞAK YUMUŞAK diyesim geldi. (Bizimkiler’den çok uyarlama yaptım bu yazıda :) )

-Meşhur repliğinden “…. yapma, … yaparsan alışkanlık haline gelir. Ve … olursun” Hahahha

-Veee.. Hıçkırıklarından dolayı tabii ki! Her kız görüşünde hıck hıck. (Bu hıçkırma olayı her türlü diziye renk katıyor, Bizimkiler’de de çok gülerdik) Ama en güldüğüm hıçkırıklardan top 3 yapmam gerekirse:

3. İlk hıçkırık, Yoon-hee kız haliyle parasını kaptırmamaya çalışıyordu veee. Orada işte Moon Jae-shin’i ilk defa gördük, uykusundan uyandı ve elmasını fırlattı! Hatta kızın gözlerini bile kapattı. Hıck hıck :) Kız da mendil verdi, tövbe yarabbim yaa, yok bir de yere atsaydın :)

2. Kızın kız olduğunu öğrendiğinde de güzel hıçkırmıştı ama daha komiği ondan sonraki ilk gece beraber yatınca deli gibi hıçkırması, sonra da hıçkırmamak için ağzına bir şey tıktığı sırada kızın uykuda oğlana yanaştığını görünce şok olup kendini ateşe atması (sabah uyandıklarında tam bir rezaletti durum, gocooooo)

ağzına mendil tıkmak fayda edeydi ohooo

1. En sonda mavi elçiyi yakaladığından hıçkırması, tam bir komediydi. “Berbat yazmışsın, sürekli böyle yazarsan alışkanlık olur” Adam üşenmemiş yanlış yazılan yerleri kırmızı kalemle düzeltmiş yahu. (Ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim, Geol-oh’u sonunda böyle resmi bir işte çalışırken görmek beni ne kadar mesud etti anlatamam, ahhaahha)

kızı görünce şokberbat yazarsan alışkanlık olur

-Hıçkırık özel ödülü:  Yarışmada SKK’ın halka açıldığı, dolayısıyla kızların da geldiği gün hatırlarsınız MJS birden hıçkırmaya başlamıştı. Tam da o sıra KYS’le konuşuyordu. Dolayısıyla bizim feldirdek gözlü GYH durumu KYS’e bağlayıp MJS’le dalga geçmişti. “Hani sadece kızlar olduğunda hıçkırıyordun?” diye.. Sonra MJS GYH’ya SKK avlusunu dolduran kızları göstermişti “İşte kızlar”. Çok komikti orası yav.

bu yüzden hıçkırdım

  • Niye Goo Yong-ha’yı sevdim? 

daemuldan pirinçli selam

-Sürekli “Ben Goo Yong-ha’yım” dediği için. Her mekana döne döne, rengarenk giysilerinin eteklerini savura savura geldiği için.

-Giysisi rengarenk değilse bile mutlaka astarı rengarenk olduğu için :)

-S harfini peltek peltek söylediği için

-İki kişiyi kollarının altına alıp garip durumları tatlıya bağladığı için

-Moon Jae-shin’i on senedir bir gölge gibi takip ettiği ve gözünden bile sakındığı için (Tebrikler, 2010 KBS EN İYİ ÇİFT ÖDÜLÜnü en çok oyla alan bu nadide çiftimize hayatlarında mutluluklar, hahahha)

-LSJ’un nişanlısıyla sürekli dalga geçmesi. Kıza taktik veriyorum ayağına LSJ ile KYS için ortam yaptı hep. Gerçi LSJ’un nişanlısını erkek gibi giyinmeye ikna etmesi cidden zeki bir hamleydi, şahsen ben bile bayağı şaşırmıştım, kız arkasını dönüp yüzünü görünce.

-Yelpazesine kurban yav, daha üstüne başka bir söze gerek mi var? Hele o yelpazeyle MJS’in çenesine dokunup durması..

 

Lakaplar

çünkü ben daemulumDaemul/ Temul: Cho-sun tarafından erkekliği kanıtlandığı için: Büyük Vuruş. Bu adı ona GYH takmıştı. Yalnız şimdi dae+mul’dan gelmiyor mu? Yok, yok, bunu sorgulamaya daha fazla devam edemeyeceğim :)

Ga-rang: İdeal eş demek; çünkü hem zeki, hem yakışıklı, hem güçlü, sporda iyi, derslerinde iyi, erkek gibi erkek yani. Nişanlısı öyle diyordu. 

Geol-oh: Çılgın at

Yeorim: Çok kadın :)

Veee iç akıtan takım/dörtlü… En komik lakap buydu herhalde.

goo yong-ha yangını haha

 

YATAK MESELESİ

Dizinin en ama en sevimli teması bu yatak temasıydı. Bu bölümleri sevmeyenin alnını karışlarım arkadaşım!

yatak 2yatak 3

İlk akşam Geol-oh “Ben Noron’un yanında yatmam” diyerek KYS’i ortalarına yatırmış daha doğrusu tekmelemişti :) Zavallı kızcağız ilk geceden iki adamın (hem de ne adam) ortasında uyumak zorunda kalmıştı. Tabii o sabah uyandıklarında LSJ merhamet ederek KYS’in başını kaldırmış, o sırada kız uyanınca ani bir refleksle kafasını LSJ’un kafasına vurmuştu. LSJ o itmeyle Geol-oh’un kucağına düşmüştü. Sonrası “Gojyooooo” Hahahhah

bu sabah erken uyandım, kalktım sana şarkı yazdım mutlu ol diye hahahhaahyatak 4

Yatarken KYS hep yorganı burnuna kadar çekerdi ya, o hareketi çok seviyordum.

Sonra MJS KYS’in kız olduğunu öğrenince her zamanki yerinden kalkıp ortaya geçmişti. Sabah koynuna KYS yerine MJS’i aldığını gören LSJ’un şaşkınlığını hatırlarsınız, hahahah.  Sonra ne kavgalar ettiler ama. LSJ KYS’in yanında uyumasını istiyordu çünkü.

geol-oh kız olduğunu bilince abarttı iyice heheegeol-oh kızı korur kendini korumaz

Bir keresinde KYS yine çılgın uyuma stilinden nadide parçalar sergilerken arkadan bizim Geol-oh’a ayağı sardırınca nasıl yattığı yerden zıplayarak LSJ’un sırtına sarılmıştı.

yanaşma daemul

Sonracıma LSJ’un atak yaptığı sahne var ki, en ama en çok beğendiğim yatak sahnesi odur. Ga-rang ve Geol-oh sırt sırta! Şok şok şok. “Bugün neyin var senin!” “Asıl sizin neyiniz var sahyong”

 lee sohn joon belasını ararkenyatak kavgasının şahı

–Durun gençler. Cevap çok basit. Sizin bir adet Kim Yoon-shik’iniz var :)

 

Dudak Meselesi

Dizinin yan temalarından biri de dudaktı. Özellikle de KYS’in dudakları! Her şey dudağında boya varla başladı. Ne boyaymış yarabbim, yala yala çıkmadı. Hem LSJ hem MJS o dudaklara baka baka bir hal oldular. Ama birkaç yerde de KYS LSJ’unkilere bakıyordu, hehehe. Bir de o dudak kısımlarının üstüne çalan bir müzik vardı ya hafif oryantel havasında, arada bir kadın aaayyy diyor. Cuk otumuş.

Aslında o boyalı dudaktan önce de LSJ KYS’in dudaklarına bakıyordu yav. Neyse fazla deşmeyeceğim.

dudak mevzusu 1

 

MJS ve LSJ’un ortak yönleri

Neticede erkekler anacım, hepiciği aynı. Dudak meselesinin devamı olacak ama LSJ’un KYS’e karşı ilk bir şeyler hissetmeye başladığı sıralarda LSJ MJS’e yatak konusunda çıkışmıştı, en sonunda aralarında anlaşamayınca kararı KYS’e bırakmışlardı. Ama bu arada kız bilinçsiz olarak dudaklarıyla oynamaya başlayınca iki erkeğinde gözleri o dudaklara fikslendi!  Aynı anda çakıldılar resmen. Neyse sonunda LSJ dayanamadı da ısrarından vazgeçip olduğu yere yatıvermişti.

Kız bir keresinde yemek yerken birden “Ben araştırma yapmaya gideceğim” diye fırlamıştı. İşte o zaman LSJ ve MJS söz birliği yapmışcasına “OTUR” diye bağırmışlardı. Kız da pısıp oturmuştu!

otur oturduğun yere!

Ve ikisi de sadece KYS için gülüyordu!

mutlu muyuz geol-oh, hani elleri göremiyorum hahahilk defa güldü

 

LSJ’un Hizmetçisi

Ohooo, bu şişko kendisine özel paragraf ayrılmayı hakkediyor. Ne de olsa LSJ’u aşk hastalığından o kurtardı! LSJ’a lafını esirgemeyen, turunnim (genç efendi) diye etrafında pervane olan şeker ötesi bir adamdı bu. Başka kim LSJ gibi aşırı ciddi birine dayanabilirdi. İşte bu adam tam LSJ’un tersi, her şeye gülen, her şeyle dalga geçen bir tipti.

Zaten o şişkoyu izlediğim tüm yapımlarda çok sevdim hep.

 

LSJ’un Sürprizleri

Bu Lee Seon-joon’un dizi sonlarına doğru, ne kadar romantik bir erkek olduğunu görme fırsatını yakaladık. Benim şahsi favorim kütüphanede kitapların arasına koyduğu notlardı. Daha şeker bir sürpriz düşünebilen var mı?

sürprizi berbat olan erkek sırıtışı

Tabii ki KYS’in elini tutmaya çalıştığı yerleri unutmuş değiliz. (Sonra aradıkları kitabı bulmuş olmasına rağmen sırf kitapçının bozuk asansörüne binme hayaliyle- seni çakal- kıza evet evet kitapçıya gidelim demişti.)

Ayrıca “jüri pek özel ödülü” de kitapçının asansöründe yüzüğü parmağa geçirmesine gitsin, devamı-şapka çıkarma- zaten gelmiş geçmiş en muhteşem Kore dizisi fikriydi bence, kim yazdıysa eline sağlık. Hatta bir ara anam kızı soysa bu kadar dramatize edemezlerdi bu sahneyi bile dedim. (Ya bu arada az önce baktım da dramabeans de aynı yorumu yapmış, demek ki sapık değilmişim hahah) Yok yok, çok yerinde bir sahneydi.

(Şu alttaki toparlak suratın yumuk bakışına hastayım hahaha)

şu bakış

 

Sevdiğim Bölümler

  • “Erkeklerle kuşatılan SKK’da sevdiği kadını kim bırakır? Ben mi?”
  • Goo Yong-ha’nın Lee Sohn-joon’a müstehcen kitap vermesi.  Hahahah, tam GYH’dan beklenen bir davranıştı. (“Yani erkekleri daha mı çok beğeniyorsun, ben de eskiden Geol-oh için böyle hissederdim” Hadi oradan Yeorim, hahaha) LSJ da kitabı aldıktan sonra etrafta kimse yokken kitaba göz atıyor ya.. O surat ifadesi süper komikti. Yav bir de adama dizi boyunca ifadesizdi diyorlar, bir de mimiklerini kullansa binbir surat gibi dolanırdı herhalde ortada. (Aşağıda ilk şok olma anı var, hahah)

 ayıp kitap

  • “KYS sonsuza kadar yanımda ol, beni takip et” Dudağa müteakip: “KYS, her şeyi yapabilirim ama bir daha asla kadın kıyafeti giyme” Ah be LSJ, KYS’den istenebilecek en garip istek bu, hahahha. “KYS sadece bir oda arkadaşı”!
  • Okulun diğer öğrencileri. Hepsi şahsına münhasır insanlardı. Konfüşyüs der ki.. şeklindeki cümleleriyle meşhur yuvarlak gözlüklü arkadaş bu bilgilerini Hwang Gam Je’de kullandığını görünce içimin yağları erimişti, boşa gitmedi yani. Sonra o kazık kadar olmuş ama hala okumakta olan acuşiye ne demeli? Turnuvada gisaeng kılığına girip göbek bile attı yahu! Süperdi hepsi.
  • “Senin de hoşuna gideceğini düşünmüştüm KYS. Eğer erkeksen kadınları reddedemezsin” Ah LSJ, kim dedi sana GYH’nın papağanlığını yap diye :)
  • Hocalar. Hepsi harikalardı tabii ki ama en iyisi bizim çanakla sihirbazlık gösterisi yapan hocaydı. SKK’da GYH’dan sonra ilk kız olduğunu anlayan o oldu, tabii ki süper nabız teknikleriyle!!!
  • KYS Moon Jae-shin’e kütüphanede rastlayınca çok şaşırıyor, çocukla dalga geçmişti. Ama oradaki tüm kitapları gerçekten okuduğunu görünce nasıl mors oldu. “Oooo sayong!” Tabii MJS’de bu arada güvercin misali kabardıkça kabardı yani, ben erkeğim modunda bir havalar hahaha. Sonra akşam yemekte de KYS’in “Hoşlandığınız bir kız yok mu, niye onunla yemiyorsunuz?” sorusuna “O yüzden seninle yiyorum ya” dedi, çok iyiydi be.
  • Geol-oh’un düzgün giyindiklerini gördüklerinde Yeorim’in ettiği şu laf, ah beni benden aldı: “Krala şikayetimizi bildirmeye gidiyoruz. Kampüsün çılgın atı bile hoş bir binek atı gibi görünecek..”
  • Şu meşhur adada mahsur kalma olayında. Beraber tekneye binerlerken KYS düşecek gibi oluyor, LSJ refleks olarak elini uzatıyor. KYS tam memnuniyetle yardım elini tutacakken kendini kızdan –ya da oğlandan diyelim- çekmeye çalışan LSJ hemen elini çekiyor. Üstelik bunu bir kere daha yapmıştı, kekeleyerek (Ba-a-balli, ahhahah). Gerçi o zaman aceleden işlerine bakmışlardı, kızı duvardan atlarken tutmuştu.
  • Adada kaldıklarında LSJ hastalanınca KYS ona bakmıştı :)

hasta 1hasta 2hasta ama mutlu son

  • Yeorim’in tezgahladığı “MJS’in bilekliğini okul başkanından kurtaralım operasyonu başarıyla sonuçlanmıştı.
  • Geol-oh kızıl elçi olarak yaralandığında GYH ve KYS ona GYH’nın odasında bakmışlardı. O sabaha kadar başında nöbet tutmuşlardı. Sabah uyanınca KYS MJS’in ateşine bakıyor. Sonra iyi olduğunu görüp odadan çıkıyor. İşte o anda MJS gözlerini açıp bir sırıtıyor ki.. Çok hoşuma gitmişti.
  • Daha kralın verdiği görevdeki bilmeceyi gördükleri anda  öğrenmenin ve ulusun başladığı yerin SKK kapısı olduğunu anlamıştım. Bana sorsalardı söylerdim, hahahh.
  • Öğrendim ki herkesin bir zaafı vardır. Mesela gerizekalı okul başkanı Ha In-so’nun bile yapmayacağı şeyi yaptıran bir kişinin olduğunu görmek, şefkatini  görmek, “Bu zamana kadar bu kıza ne yapıyordunuz?!” dediğini görmek…  Havadan uçup yere konan Geol Oh’u görmek.. Tek sevmediğim karakter olan Ha In-so o gün gerçekten insan gibi davrandı… Çok eğlenceliydi. Tabii Cho-sun aşkı insana neler yaptırıyor. O Cho-sun da baş gisaeng’ti ama az fettan kadın değildi hani. Hanginiz onun sahte kızıl elçi olacağını düşünürdünüz? Bir de okul başkanına habire laf sokuşu süperdi. Her cümlesinin sonu da “Daha söyleyecek birşeyiniz kaldıysa paralı müşteri olarak gelin!” olurdu. Tam çıldırtırdı yani adamı.

chosun ah bu kadınokul başkanı da aşık

  • “Dün görüştük diye bugün görüşmememiz gereken bir ilişkide olduğumuzu mu sanıyorsun?”
  • LSJ habire yutkunmuyor muydu? Gerçi ekstra bir sevimlilik katmış ama çok komik gözüküyordu.
  • MJS şu hırsızın küçük kardeşinin ayaklarını yıkamıştı, ne incelik ama.

“Bir arkadaşım olacaksa, senin olman iyi olur diye düşündüm. Fakat nasıl olur bilmiyordum. Çünkü bu ilkti.” LSJ’a tebrikler, hem en iyi ve ilk arkadaşını buldu hem de ilk aşkını.. Gerçekten de bu adamın başarısız olduğu hiçbir iş yok. Wang Seo-bang!

meşhur sahnelerden, biz de ders çalışıyoruz ama hiç böyle şeyler olmuyor hahah

Blog Notları

  • Bir sürü resim olduğu için ve hepsi küçük olduğu için, görüntüyü de bozmamak adına (yalan yalan, tamamen üşendiğimden) her seferinde otistik bir zevk aldığım filigran koyma işinden bu seferlik vazgeçiyorum :)
  • Yav bir sürü resim koymak istedim, diziyi izlerken aldığım caps’leri görseniz gülmekten ölürsünüz, birleştirsen diziyi video gibi izlemiş olursun :) O derece her sahnesini, her dakikasını beğendiğim bir dizi oldu. Bir SKKS resim klasörü yapmışım ki, içinde 500’e yakın resim var, 100 tane ayrıca gif var :) Ya galiba izlediğim gelmiş geçmiş en güzel 2. dizi bu.
  • Burada yazdıklarımın 5 katı daha fazla şey anlatmak istiyorum ama 2 aydır bu yazıyı yazıp resim seçmekten yoruldum artık. (Farkettiyseniz bıktım demiyorum, o mümkün değil) Bir an önce yayınlayıp şu devam eden SKKS rüzgarlarından kurtulmak istiyorum. Artık hayatıma geri dönmek istiyorum, Micky Yoo-chun yakamı bıraksın istiyorum hahahahah.
  • Ya hazır Micky demişken hahah. Bu bizim Çunçun yüzme bilmiyor yav, zavallıcık hani KYS’i kurtarmak için dereye balıklama atlamıştı, bir de suyun içinden foşurt diye çıkmıştı hahahah, oraları izlemek çok komikti.
  • Bu yazı 23988 karakter, 3429 sözcük oldu; yine eski günlerdeki gibi bayağı yüksek bir rakam olmuş. Ne dersiniz? :)
  • Şu yazının başında gördüğünüz poster bu diziye ait ilk gördüğüm şeydi, sevimliymiş deyip geçmiştim. İngilizce sitelerden birinde bu dizinin Gumiho’dan daha güzel olduğunu okuduğumda inanamamıştım, reytingler nasıl yalan söylerdi :) Ama sonra astrea da önerince izlemekten başka yol kalmamıştı. Minnettarım diyebiliyorum sadece :)
  • Bu arada bahsetmeden geçemem. Blogumun tirajı 100000’i geçiyor. Bu blogu ilk açtığım günlerde günde en fazla on kişi okurdu hahahah. Hayatta, böyle bir rakama ulaşacağım aklıma gelmezdi. Tabii bu seyircilerin çoğu maalesef benim hedef kitlem değil ama olsun, bu süre zarfında çok sağlam bir okur kitlesine de ulaştım. Benim gibi küçük çapta bir yazar için gurur verici bir şey bu. Takip ettiğiniz için teşekkür ederim.

Bu diziyi pek çok pek çok ama pek çok sevdim. İzlemeyen asrın hatasını yapar :)

Dear Doctor

Şubat 6, 2011

Dear Doctor 2009

Hazır aklımdayken hemen yazayım. Filmin sonunda çevirinin Berre’ye ait olduğunu okuduğumda çok şaşırdım. Sanki bir az önce yediğiniz nefis pastanın şefini pastaneden çıkarken görüp tanıdık çıkmanız gibi.. Hahahahah, garip bir histi :)

Bir film için bu kadar beklediğim, istediğim, uğraştığım az görülür doğrusu. Bu filmi izleyene kadar da başıma gelmeyen kalmadı. Türlü dış güçler bu filmle aramdaki bağı koparmaya çalıştılar ama nafile. Beynime çip yerleştirerek benim fikirlerimden önceden haberdar oldular ve bunlara karşı önlem aldılar. Hahahahaha. Endişelenmeyin, şizofreni baş gösterdi vah vah demeyin hemen. Doktor filmi izledi bu bünye, o yüzden biraz şımarıyorum…

İlk Japon Film Festivali listesinde görüp hemen o an ismine vurulduğum, sonra araştırıp posterlerine ayrıca vurulduğum bir filmdi. (Gerçi o festivaldeki tüm filmleri izlemek istiyorum, vaktim oldukça, özellikle “Yarının Anıları” filmini) Sonra zaten konusunu bile okumadım, favori film izleme yöntemlerimle izlediğim özel filmlerden biri oldu yani.

Neyse ki sonunda  uğrak sitelerimden biri olan (nasıl yağ ama hahhah) yeppudaa’da bu filmi istediğim formatta buldum da rahat ettim. Hem de mis gibi Türkçe alt yazılarıyla ;)

Tavsiye ediyorum, yine orijinal bir senaryo, yine sakin ama olağanüstü müzikler, yine hoş mekanlar, yine derin anlamlar, yine etik kaygılar, yine Japonlar…

Konu

Bir tıp öğrencisi olan Soma, stajyer olarak atandığı kasabaya ilk geldiği gün bir kaza geçirir. Gözünü açtığında kasabanın sağlık ocağına getirilmiş olduğunu farkeder. Böylece çok sevilen Doktor Ino ile ilk tanışması komik bir ortamda gerçekleşmiş olur.

Eş zamanlı olarak Dr Ino’nun kasabadan kayboluşunun arkasındaki gizemi çözmeye çalışan dedektiflerin/polislerin çalışmasını izliyoruz.

Sevdiğim Bölümler

  • “Endişelendin değil mi, bilgisayarlı tomografi çektirmek ister misin?” Kasabanın pratisyen hekiminden stajyere can alıcı soru… Hahahha, çok eğlendim doğrusu.
  • Doktor oldukça tecrübeliydi (?). Adamın hikayesinden suşiyi aspire ettiği barizdi. İlk önce aileye baktı, DNR istediklerini gördü, onları biraz memnun etti, sonra yine bildiğini okudu :) (Daha doğrusu filmin başında ben öyle sandım, hala daha öyle sanmak istiyorum, ama fazla inatlaşıyorum galiba)
  • Yine aynı dede için arkada stajyer çocuğun kendini paralamasını gördünüz mü? (Ya da görecek misiniz acaba) Nasıl da telaşla taktı eldiveni, adamı entübe edecek ama can hıraş :)
  • “Doktor diye çağrılmak gerçekten bu kadar iyi mi hissettiriyor? Ya da belki de para için yaptı…” Kafanızı keseceğim leyn sizin!
  • “Aşk nedir? Bana aşık değilsiniz ama yine de elleriniz uzandı değil mi!” Vuhuuu, ilaç mümessilinden böyle insani bir doktor olma arzusu yorumu hiç beklemezdim.
  • Bir de şu “Aslında para için geldim. Ama bana top atıldıkça ben de karşıladım, sonunda ciddiye almaya başladım” şeklindeki muhabbet çok başarılıydı. Yani film açısından…
  • Sensei pek şirindi yaa, o yine de “sevgili doktor”du. Aslında spoiler olmaması açısından pek bahsetmek istemiyorum ama Çin’de de, Rusya’da da, bizde de bu tarz uygulamalar varmış eskiden, resmi olarak hem de. Neyse tıp eğitimiyle ilgili bir şey. Merak edenlere bilahare yazabilirim. Nasılsa kimse merak etmez :)

Son olarak: “Büyük şehir doktorluğu hakkında şüphelerim var, yalnızca hastalık belirtilerini görebiliyorlar, hastaları değil.” Bu cümle de komiktir ki beni pek eğlendirdi. Hem ilk söylendiğinde hem de şimdi dönüp baktığımda.

Aslında bu yazı böylesine derin bir film için ilk bakışta çok materyalist gözüktü gözüme. Ama yapabileceğim bir şey, felsefik ve süslü yazılar yazamıyorum maalesef… Sadece hissedebilirim, ifade edemem.

Enstantaneler

Nedense bu sefer yazılar resimlerin yanında anlamsız kaldı… Ben de sırf resimleri koydum.

sevgili doktorcumhastalarcan hıraş iknahastaya masal okumakzavallı öğrencialtın çilek

Sevdim, güzel film.

Hotaru no Hikari 2

Şubat 4, 2011

Hotaru no Hikari

Eteği gördünüz mü, eşofman altlarından yapmışlar :)

Yakın geçmişte Hotaru no Hikari’nin 1. sezonu ile ilgili bir yazı yazmış bulunduğum içün ne kadaaaar çok güldüğümü, eğlendiğimi, kendimden geçip dünyayı unuttuğumu bu yazıda tekrar anlatmayacağım.

Konumuz aynı, Hotaru’nun himono-onna hayatı, Buchoooou’su ile yeni ilişkileri (evliliğe uzanıyor gibi gözüken) ve ofisteki işler. İlk sezona göre 2. sezondaki en önemli değişimi Hotaru’nun iş yeri olarak düşünebiliriz. Keza ben şok oldum o vurdumduymaz yeni çalışanları görünce. Aslında o tablo bana çok tanıdık geldi. İş söz konusu olunca çok çeşitli insanlarla çalışıyorsunuz ve tüm grupların çalışma tarzı farklı oluyor cidden, ama eninde sonunda işler bir şekilde yapılıyor. Anlayacağınız biraz fazlaca kendi deneyimlerimi düşünmeye itti beni bu iş yeri.

Adamlar 3 sene sonra dizinin 2. sezonunu çekiyorlar ve birincisinden de çok izleniyor. Bu kesinlikle Hotaru büyüsü bence. Bol kavgalı Hotaru-müdür ikilisinin Hacivat-Karagöz ilişkisi gibi olması da en büyük etkenlerden. Yine de 2. sezon olayı genelde balondan hızlı sönerken aksini başaran bu dizinin ekibini kutlamak lazım. (Ahomiya zayıflamayaydı daha iyiydi ama neyse)

Muhteşem site yeppudaa’dan bu dizinin de Türkçe altyazılı bölümlerini indirebilirsiniz diyor ve en elzem bölümüme bodoslama bir dalış yapıyorum.

Sevdiğim Bölümler

  • Seno, ah bu şirin adam 2. sezonun en büyük kozlarından biriydi. Anladığım kadarıyla onu herkes sevmiş, özellikle de 1. sezondaki erkek arkadaşla kıyaslayınca.. Kendisi bir himono-otoko ve özellikle kaprileriyle, gülüşüyle, kafasına estiğine göre hareket etmesiyle harika bir karakter olmuş. “Dokuynko dokuynko!”

seno-san

  • Müdür Hotaru’dan bir harcama listesi yapmasını istiyor. Sonuç: “Bira: İçmek istediğim kadar. Abur cubur: Yemek istediğim kadar. Manga-dergi: Okumak istediğim kadar”
  • Hotaru’nun çoğu zaman akıl hocalığını yapan ikili…

akıl hocalığı

  • Hotaru normalde anlayışı kıt bir kızdı, sarhoşken varın siz düşünün.

sırtına bin, kaşımakus kus bir o kalmıştı

  • Festival zamanı! Palmiyeli ada

gönderilen tek kartbuchou işte budur

  • 1. sezondaki esprilere atıfta bulundukları sahneler süperdi. Mesela kız internetten yemek tarifi bakarken bir haber görüyor: “Aaaa, Yamaguchi Momoe sahnelere veda etmiş..” İlk sezonun final bölümünde hatırlarsınız, üstündeki gazetelerin birinden okumuştu haberi :)
  • Efsanevi çopra balığı dansı, yine yeni yenideeeen!!

çopra balığı dansı

  • Müdürü ırzına geçirmek!! “Benim gibi bir kadın bile evlenmeyi düşünebildi en azından ve terk edilmedim. Müdür’ün hâlâ benim olduğuna şüphe yok. Bekle bir dakika. Benim mi? Daha benim değil! Buldum! Uyuyorken ırzına geçecek ve onu benim yapacağım! Benim dışımda kimseyle evlenememesi için vücudumu kullanacağım! Senin akşam yemeğin miso çorbasıydı. Benimki de sen olacaksın!” Ninja
  • Bu çift de ayrı manyaktı.. Kadın çift tişörtlerine gıcık oluyordu :)

bu çift!

  • Bir de iş eğlencesi mevzusu var ki, insanın bahsedesi bile gelmiyor! Zaten bu Japonların iş yemeği anlayışını oldum olası kabullenemedim ama bu dizide de bu konuya bayağı bir parmak basmışlar. Gözlerini oymuşlar hatta :)

göbek dansı bu ne yaaiş eğlencesinin suyunu çıkarmak

  • Domuz kumbara, Hotaru’nun paramparça olmuş ekonomi şuurunu biraraya getirmek için!
  • Su kabağı geyiği, başlı başına süperdi. Hotaru’nun kaşınması, bovlingde bile kuka yerine su kabaklarını görmesi, müdürünse bunlardan habersiz kendini kötü hissetmesi, Hotaru ile yakınlaşma çabaları falan, çok komikti çook.

 su kabağı böyle başladıyakalanmak

  • Himono-onna yine aynen devam, hala sosyal zeka yerlerde sürünüyordu… Uzaylı

bu ne hal senpaiben moron olduğum için böyle sevinebilirim

  • Şu baba çok komikti yav. “Buchou” “Senin bana Buchou deme hakkın yok” “Sachou”(Başkan) “Başkan değilim ben” “Kachou”(Şef) “?!?”
  • Seno neler de yaparmış öyle… İyi şans işareti

arkadaşlar el ele tutuşmaz mıydıo zaman ben e.t.yimsaldırı zamanısenonun esnek cildi

  • Bunu koymasam ölürüm, hahahahah.

afferim hotaru

  • Mükemmeliyetçi müdür yine takıntılarını bir bir döktü ortaya :) Bir keresinde gömleğinde bir yemek lekesi gördü de nasıl telaşlandı, benim ağzımdan yemek mi döküldü, nasıl olur diye.. Bir de biriktirdiği kuponlar var, bu ne takıntıdır aman yarabbim, hahahah. Hatta okuduğu 3 adet kitabı dağınık bıraktı diye Hotaru’ya alışıp olgunlaştığını iddia etmişti…
  • Hotaru’nun bir ara baş gösteren öpme manyaklığı! Espriler çok komikti ama.
  • Bu kadına mı aşık oldun?

bu kadınçok şirin di mikafayı yemiş olmalısın takanocum

  • Ve tabii ki goru goru goru’lar!!

devam etsiiin

Bu da böyle resim manyağı bir yazı oldu ama inanın burada daha koyamadığım bir sürü resim için ah vah ediyorum :) Neyse ya! Hahahahha. Çok daha komik sahneler var, farkettiyseniz Buchou-Ahomiya sahnelerinden hiç resim koymadım, onlar da izlerken gülünüyor zaten, yazınca saçma olur.

Aslında bazı konular bu sezonda o kadar üstünkörü geçildi ki dedim keşke daha ayrıntılı bahsetselerdi. Mesela Hotaru’nun ailesi.. Ben ailesinden bahsedilince çok sevinmiştim, nasıl tiplerdir diye bayağı hayal kurdum, sonra fos çıktı. Bence 3. sezon yapıp bahsedilmeyen şeylerden bahsetsinler. Ne bileyim evlilik sonrası da çok sorun var, işte çocuk falan yapmaya kalksın, nasıl komedi olur, ahhahaha.

Bunlar ve çok daha fazlası için izliyoruz, eğleniyoruz.

Hotaru’yu 2. kez sevdim, on sezon olsa onunu da izlerdim.

Milli Kütüphane

Şubat 3, 2011

Milli Kütüphane

Ben bugün Milli Kütüphane’ye gittim.Başparmak yukarı  İlginçtir, bu kütüphane aşığı olan bünye 15 seneden sonra ilk defa Ankara’nın en meşhur kütüphanesine gidebildi. Zaten son 1 ayda Ankara’da geçirdiğim son 15 seneden daha fazla değişik şey yaptım galiba. Halka karıştım resmen, hahahah.

Daha önce gitmemiş olmamın sebebi sanırım orayı ders çalışmakla bağdaştırmış olmamla alakalı. Kütüphanelerde ders çalışma fikrine oldum olası alışamadım. İnsanların rahatça yayılıp çalışabilecekleri evleri ve yurtları dururken niye onca yolu katedip kütüphaneye gittiklerini hiç aklım almazdı. –di’li geçmiş zamanı farkediyorsunuz değil mi? Çünkü bugün bunun nedenini anladım, hahahahha.

Uzun zamandır çalışmak kelimesini bile ağzıma almıyordum, e artık final devri mazide kaldı (Çok şükür, tü tü tü maşallah). Ama hala girmem gereken sınavlar var. Ben de dedim evde çalışayım. Okul Ama ne mümkün, yatak yanımda, laptop önümde, içerden televizyonun sesi gelir. Yok anacım yarım saatten uzun çalışamadım. Bu sebepten ötürü pek çok arkadaşın favori mekanı olan Milli Kütüphane’nin yolunu tuttum. Pek bir memnun oldum efenim. Çok nezih bir mekanmış. Yemeğini yiyorsun (bak ilk bunu söyledim, en önemli kriter), internetine giriyorsun (ikinci önemli kritere de tik attık, benden geçti bile), mekan geniş (bizim üniversitenin kütüphanesine niye gitmediklerini anladım şimdi, orada doluluk oranı o kadar yüksek ki, neredeyse yeni gelenler sandalye kapmak için oturanların tepesine dikiliyor), yerler halı (İzmir’in kızlarının topuk sesi meşhur derler, peeeh, siz Ankara’nın kızlarının topuk sesini duyun bir de! Neyse ki bunu çekmek zorunda da değilim)…

Neyse bu kadar Milli Kütüphane geyiği yeter, sizi daha fazla baymayayım. Öyle her gittiği yeri yazacak kadar görgüsüz biri değilim, bu yerden bahsetmemin sebebi tabii ki farklı…

Kütüphaneye girip çalışma salonuna doğru ilerlerken bir de ne görsem beğenirsiniz: İçi Korece kitaplarla dolu bir oda. Neredeyse camına yapışacaktım. O ara kapalıydı, öğle arasında tekrar baktım açılmış. İçeri girdim, henüz bir hafta önce getirilmiş bu kitaplar. Daha kitapların kaydı yapılmadığı için o ufak odadan çıkarmaya izin vermiyorlarmış, adamdan rica ettim, odanın içinde bakabilir miyim diye. O da çok hevesli olduğumu görünce izin verdi (Vermez olaydım demiştir herhalde hahahha). Neyse işte ben mest olmuş, kendimi kaybetmiş bir şekilde kitaplara bakmaya başladım. Bazısı tamamen Korece, bazısı da İngilizce-Korece. Özellikle dille ilgili birkaç tanesini gözüme kestirdim, bir dahaki sefere tenhada kıstıracağım onları :) Sonracıma yemek kitapları, kültürüyle, tarihiyle alakalı kitaplar falan. Herşeyle ilgili kitap vardı, bak anlatırken bile kendimden geçiyorum, şunları yazma hızım ışık hızına ulaştı neredeyse, hahaahh. Bir kitaptaki karikatürlere bakarken o kadar sırıtmışım ki, adam dayanamadı “Korece biliyor musun?” diye sordu. Biraz konuştuk. Ben en son “Korece’yi öğrenmek daha kolay, hele Japonca Çince’yle karşılaştırılınca.” dedim. Baktım adam boş boş bakıyor. “Dimi ama?” deme gereği duydum :) Meğer Korece’nin k’sini bilmezmiş, öylesine dikmişler onu odaya.

one-fine-spring-day-dvdSonra bir baktım CD’ler. Oracıkta bayılıyorum sandım :) (Lafın gelişi canım) Ay bir de günceller ki sormayın. Lee Seung-ki, Girls Generation, Super Junior, 2AM, Brown Eyed Girls ve pek çok klasik Kore şarkıcısının şarkıları, pek çok dizi müziği… Hepsini sizin yerinize okşadım. Dedim “E kitaplara kütüphanede bakmayı anladık da, bunlar nasıl dinlenecek?” Ödünç vermek ihtimal dahilinde bile değilmiş, daha o muhteşem arşive ne yapılacağına karar verilmemiş. Bana verebilirsiniz diye teklif etmeyi düşünüyorum. Dahası filmler var. Aaah ah, “One Fine Spring Day”i orijinal olarak elime alabileceğim ölsem aklıma gelmezdi. Lee Young-ae’yi bizzat görsem daha çok sevinmezdim herhalde. Hatta DVD’nin resmini de çektim ama maalesef bilgisayara yeni işletimci yüklediğim için telefonu tanıtmayı beceremedim henüz, o yüzden buraya koyamıyorum. Şu yandaki resmi elimde tutuyormuşum farz edin :)

Sonra her güzel şeyin bittiği gibi bu mesud anlar da bitti. Adam, eğer sesini çıkarmazsa geceyi orada geçirmeye niyetlendiğimi farketti. Benden sonra kimseyi içeri almayacağını söyledi. Kitaplar ve CD’ler henüz kayıtlı bile olmadığı için başlarına birşeyler gelmesinden tırstı galiba. Nazikçe kovuldum anlayacağınız, hahahahha. Gerçi iyi oldu, gidip ders çalıştım böylece.

1 ay sonra kitaplar kütüphaneye gidenlerin ilgisine sunulacak. Valla ben fotokopi çektireceğim sayfaları aklıma yazdım bile. Darısı başınıza.

Az daha unutuyordum, Dr. Müjgan Cunbur Okuma Salonu’nda 328 nolu masadaki lambanın üstüne 안녕^^ yazdım, bana mesajlarınızı oradan iletebilirsiniz. Yok böyle birşey, hahahah, buradan iletirsiniz canım. Yalnız devletin malına da nasıl zarar vermişim, kalkmış bir de anlatıyorum Ninja

Yeni eğlence çıktı, evden bilgisayarımın başında hangi çalışma salonu ne kadar dolu, onu takip ediyorum, ahhahh.

Milli Kütüphane’yi çok sevdim, bilseydim daha önce giderdim.

Mustafa Sandal vs Song Seung-heon

Ocak 29, 2011

mustafa sandal onun arabası olduğu için genç

                                                                              VS.

song seung-heon ölene kadar aynı

Ah “Versus” bölümümü ne kadar çok özlemişim. Neyse ki bugün yeni bir versus’la karşınızdayım :)

Hep merak etmişimdir, Mustafa Sandal hayatı boyunca niye bir gram değişmedi? Gerçi filmi için sakal bıyık bıraktı ama at o ayrıntıyı, adam yaşlanmadı yahu! Geçen Koreli oyuncuların resimlerine bakarken farkettim de Song Seung-heon’un tipi de hiç değişmemiş. İnsan en azından büyür dimi, beyler siz ne yiyip içiyorsunuz ayıptır sorması?

Şimdi bu üstteki resimleri bu beylerin 15 sene öncesi, ara dönem ve şimdi olarak sıraladım. Ha ilk bakışta hangi resimde daha genç oldukları anlaşılmıyor hahah.

Yaşlanmayan, tipi aynı kalan insanları seviyorum.

Micky Yoo-chun’dan haberler, tam gaz devam

Ocak 25, 2011

micky ciddi mi, yemezler adamımMicky Yoo-chun’la alakalı bir bir haber okumadan, gülmekten yarılmadan bir günüm geçmiyor,  geçemiyor. Kim bu Micky Yoo-chun diyenler için, aşırı komik bir şebelek deyip geçebilirim. Kendisini Sungkyunkwan Skandalı dizisinde izlemiştim ve ciddiyetine (gittikçe kaybolan) bayılmıştım. Hali hazırda JYJ grubunun üyesidir, şarkı söylemekte, piyano çalmakta, beste yapmaktadır. Ama bunlar benim umrumda mıdır? Hahahah.

Pek çok blogdaşım Micky’nin SKKS’daki ciddiyetine laf atarak rol yapamamakla suçladılar onu ama yine söylüyorum: Micky bu ciddi rolde kendini aşmıştır efenim. Normal şartlar altında bu kadar uzun süre ciddiyetini koruyabilecek biri değildir kendisi. İşte örneklerle açıklamaya karar verdim sonunda, hahahah.

SBS’de “Günaydın” programı varmış, bu programa katılan JYJ grubu soruları yanıtlamış (vakti zamanında, ayın 19’unda). Yoo-chun’un –ay dayanamayacağım işte- Çunçun’un arkadaşları Junsu ve Jaejoong Çunçun’u öyle içten övmüşler ki (!), settekiler gülmekten kırılmış. Jaejoong demiş ki “Yoo-chun’un kesinlikle dizidekinden (Lee Sohn-joon’dan) çok farklı bir karakteri var, bu yüzden dizideki haline alışmakta çok zorlandım. Yoo-chun aslında zeki biri gibi gözükmez. Hatta dizide bir sahnede, önünde eski kitaplar ve içlerinde Çince karakterler vardı, o zaman Yoo-chun’un normal şartlar altında bunu okumayı bilmediğini düşündüm. Oysa ciddi bir şekilde okuyor gibi gözükmeye çalışıyordu…”

Dahası bu manyak Junsu ile Jaejoong bir olmuşlar, Çunçun’un dizi performansı ile ilgili bir de rap yapmışlar, hahahahah. Derin bir nefes aldıktan sonra videoyu izleyebilirsiniz. Şarkının sözleri de “Yoo-chun’un ağzından 4 karakterli deyim duymak çok komik, neden Yoo-chun birden zeki gözükmeye başladı?” ve “Junsu söyle bize, Yoochun’un dizide aradığı şey neydi?-GeumDeungJiSa- Geum Deung Ji Sa” şeklinde devam ediyor…

Eveeeet, hala Çunçun’da zeka kırıntıları olabileceğini mi düşünüyorsunuz? O zaman son kozumu oynuyorum şimdi. Yani şu gif’e bakıyorum bakıyorum, hep aynı puhahahah :)

********************** ********************** ********************** ****************

Bir konu daha var gülmekten kırıldığım, aslında biraz da kendimi ahjumma gibi hissettim hahaha. Şöyle ki, Kore’de bir ilk yaşanmış ve 5000 ahjumma bir fan klübü kurmuş. Kim için? Tabii ki Micky Yoo-chun!

Olay şöyle gelişiyor. Daha önce hayatında hiç fan klübü aktivitesine katılmamış ahjummalara- yani bildiğin 30-60 yaş arası teyzeler- Sungkyunkwan Skandalı dizisinde bizim Çunçun’u izleyince bir haller olmaya başlamış. En sonunda dayanamayıp “teyze klüp” faaliyetlerine başlamışlar. Bu manyak teyzelerden bazısı diyor ki “Çocuklarım olduğu için çok vakit harcayamıyorum, anca günde 2-3 kez bakabiliyorum siteye” Eee yani, teyzecim geçmiş olsun diyoruz, çocukların olmasa daha ne kadar bakmayı planlıyordun? Öteki demiş ki “Bir kadın 40 yaşına ulaştığında da hala kalbine dokunan şeyler olur mu?” Bu teyzenin Çunçun’a karşı olan hislerini öğrenmek istemiyorum, hahhahha. Anlayacağınız hepsi ikinci baharlarını Çunçun sayesinde yaşıyorlar ve Çunçun’a şükran duyuyorlar :) Sadece internetle yetinmiyorlarmış da, bu “Çunçun hastalığı” nedeniyle küçük gruplar halinde buluşuyorlarmış… Allah akıl fikir versin diyorum, ahjummalara da kendime de.

********************** ********************** ********************** ****************

Bir de şöyle bir haber okudum ve çok şaşırdım doğrusu. JYJ fanları kendi aralarında bayağı yüklü bir meblağ para toplamışlar ve bu parayı JYJ’nin reklamlarına harcamışlar. Mesela otobüslerin yanlarında JYJ resimleri var, keza bilboardlarda da öyle. Hem de yeni albümleri de çıktı, özel ajandası bile var.

Bu Kore müzik gruplarını daha önceden (ve bundan sonra da) takip etmediğim için pek durumu bilmiyorum ama TVXQ grubundan ya da Kore’de bilinen adıyla DBSK’dan ayrılan üçlü Jaejoong-Yoochun-Junsu JYJ grubunu kurmuşlar ama mağdur mu olmuşlar, yoksa mağdur mu etmişler tam belli değil. Belli olan şey şu ki, fanları DBSK’nın tekrar eski günlere dönmesini çook istiyorlar. Ama pek mümkün değil. Çünkü bir gün bakıyorsunuz Junsu “Biz hep beraberdik, niye böyle yapıyorsunuz” yazmış twitter’ına. Sonraki gün bakıyorsunuz TVXQ’nun kalan ikilisinden zehir zıkkım açıklamalar gelmiş, “Arkanıza bile bakmadan, bize bir şey söylemeden çektiniz gittiniz” diye…

Sonuçta JYJ sancılı günler geçirmiş olmalı. Çünkü SBS’nin yılbaşındaki ödül töreninde “Chajatta”yı söylediklerinde tüm Koreliler çok mutlu oldular ve “SBS iyi ki JYJ’ye bir fırsat verdi” dediler. Yani bu 2 sene boyunca kimse onlara şarkı söyletmedi mi? Nasıl bir dolap dönüyor bu sektörde?

Neyse ne canım. Bizim Yoochun’un bir hinlik peşinde olamayacağı kesin zaten, hahahaahhha.

********************** ********************** ********************** ****************

Şimdi sırada Secret Garden’ın en sevdiğim sahnesi var, videoyu defalarca durdurup bir sürü resim kaydettim hatta. İşte o kare:

jyj, secret garden amaç değil araçtır

Yani aslında bundan sonrasını yazmayı düşünmüyordum ama bu gece kendimi tutamıyorum. Sezen Aksu’nun beste ishali olduğu gibi ben de bu akşam yazı ishali oldum galiba. Normalde hiç çekim hatası farketmem bir dizi ya da filmi ilk izleyişimde. Ama SG’da her şeyi gördüm yahu. Hatta birinin resimlerini bilem hazırladım sizlere… Daha kötüleri de var ama banane canım.

eldivenini ışık hızıyla çıkarıp takabilen kadın

********************** ********************** ********************** ****************

Ha ne diyorduk, Çunçun, çuf çuf… Böyle birşeyler işte.

Çunçun’u seviyorum, mantıklı bir nedeni olamaz zaten, gülmek için.