İçeriğe geç

Twitter'ı fikren ben bulmuştum

~~IPKKND bölümlerini tekrardan izliyorum bu aralar. Bölüm olmuş 395, Arnav paşam hala Khushi'yi gördükçe ağzı bir karış açık kalıyor, çenesini yerlerden topluyor. Yav biz bu diziyi, bu adamı sevmeyelim de ne yapalım :))
1000 bölüm olsa seve seve izlemeye devam ederdim ki ben, niye bitti ki sanki :(
Ve tabii şu cümle..: Ama kocan olarak kilo alman gerektiğini düşünüyorum.. Puhahahah, hem yarıldım hem bayıldım :)

Micky Yoo-chun’dan haberler, tam gaz devam

Ocak 25, 2011

micky ciddi mi, yemezler adamımMicky Yoo-chun’la alakalı bir bir haber okumadan, gülmekten yarılmadan bir günüm geçmiyor,  geçemiyor. Kim bu Micky Yoo-chun diyenler için, aşırı komik bir şebelek deyip geçebilirim. Kendisini Sungkyunkwan Skandalı dizisinde izlemiştim ve ciddiyetine (gittikçe kaybolan) bayılmıştım. Hali hazırda JYJ grubunun üyesidir, şarkı söylemekte, piyano çalmakta, beste yapmaktadır. Ama bunlar benim umrumda mıdır? Hahahah.

Pek çok blogdaşım Micky’nin SKKS’daki ciddiyetine laf atarak rol yapamamakla suçladılar onu ama yine söylüyorum: Micky bu ciddi rolde kendini aşmıştır efenim. Normal şartlar altında bu kadar uzun süre ciddiyetini koruyabilecek biri değildir kendisi. İşte örneklerle açıklamaya karar verdim sonunda, hahahah.

SBS’de “Günaydın” programı varmış, bu programa katılan JYJ grubu soruları yanıtlamış (vakti zamanında, ayın 19’unda). Yoo-chun’un –ay dayanamayacağım işte- Çunçun’un arkadaşları Junsu ve Jaejoong Çunçun’u öyle içten övmüşler ki (!), settekiler gülmekten kırılmış. Jaejoong demiş ki “Yoo-chun’un kesinlikle dizidekinden (Lee Sohn-joon’dan) çok farklı bir karakteri var, bu yüzden dizideki haline alışmakta çok zorlandım. Yoo-chun aslında zeki biri gibi gözükmez. Hatta dizide bir sahnede, önünde eski kitaplar ve içlerinde Çince karakterler vardı, o zaman Yoo-chun’un normal şartlar altında bunu okumayı bilmediğini düşündüm. Oysa ciddi bir şekilde okuyor gibi gözükmeye çalışıyordu…”

Dahası bu manyak Junsu ile Jaejoong bir olmuşlar, Çunçun’un dizi performansı ile ilgili bir de rap yapmışlar, hahahahah. Derin bir nefes aldıktan sonra videoyu izleyebilirsiniz. Şarkının sözleri de “Yoo-chun’un ağzından 4 karakterli deyim duymak çok komik, neden Yoo-chun birden zeki gözükmeye başladı?” ve “Junsu söyle bize, Yoochun’un dizide aradığı şey neydi?-GeumDeungJiSa- Geum Deung Ji Sa” şeklinde devam ediyor…

Eveeeet, hala Çunçun’da zeka kırıntıları olabileceğini mi düşünüyorsunuz? O zaman son kozumu oynuyorum şimdi. Yani şu gif’e bakıyorum bakıyorum, hep aynı puhahahah :)

********************** ********************** ********************** ****************

Bir konu daha var gülmekten kırıldığım, aslında biraz da kendimi ahjumma gibi hissettim hahaha. Şöyle ki, Kore’de bir ilk yaşanmış ve 5000 ahjumma bir fan klübü kurmuş. Kim için? Tabii ki Micky Yoo-chun!

Olay şöyle gelişiyor. Daha önce hayatında hiç fan klübü aktivitesine katılmamış ahjummalara- yani bildiğin 30-60 yaş arası teyzeler- Sungkyunkwan Skandalı dizisinde bizim Çunçun’u izleyince bir haller olmaya başlamış. En sonunda dayanamayıp “teyze klüp” faaliyetlerine başlamışlar. Bu manyak teyzelerden bazısı diyor ki “Çocuklarım olduğu için çok vakit harcayamıyorum, anca günde 2-3 kez bakabiliyorum siteye” Eee yani, teyzecim geçmiş olsun diyoruz, çocukların olmasa daha ne kadar bakmayı planlıyordun? Öteki demiş ki “Bir kadın 40 yaşına ulaştığında da hala kalbine dokunan şeyler olur mu?” Bu teyzenin Çunçun’a karşı olan hislerini öğrenmek istemiyorum, hahhahha. Anlayacağınız hepsi ikinci baharlarını Çunçun sayesinde yaşıyorlar ve Çunçun’a şükran duyuyorlar :) Sadece internetle yetinmiyorlarmış da, bu “Çunçun hastalığı” nedeniyle küçük gruplar halinde buluşuyorlarmış… Allah akıl fikir versin diyorum, ahjummalara da kendime de.

********************** ********************** ********************** ****************

Bir de şöyle bir haber okudum ve çok şaşırdım doğrusu. JYJ fanları kendi aralarında bayağı yüklü bir meblağ para toplamışlar ve bu parayı JYJ’nin reklamlarına harcamışlar. Mesela otobüslerin yanlarında JYJ resimleri var, keza bilboardlarda da öyle. Hem de yeni albümleri de çıktı, özel ajandası bile var.

Bu Kore müzik gruplarını daha önceden (ve bundan sonra da) takip etmediğim için pek durumu bilmiyorum ama TVXQ grubundan ya da Kore’de bilinen adıyla DBSK’dan ayrılan üçlü Jaejoong-Yoochun-Junsu JYJ grubunu kurmuşlar ama mağdur mu olmuşlar, yoksa mağdur mu etmişler tam belli değil. Belli olan şey şu ki, fanları DBSK’nın tekrar eski günlere dönmesini çook istiyorlar. Ama pek mümkün değil. Çünkü bir gün bakıyorsunuz Junsu “Biz hep beraberdik, niye böyle yapıyorsunuz” yazmış twitter’ına. Sonraki gün bakıyorsunuz TVXQ’nun kalan ikilisinden zehir zıkkım açıklamalar gelmiş, “Arkanıza bile bakmadan, bize bir şey söylemeden çektiniz gittiniz” diye…

Sonuçta JYJ sancılı günler geçirmiş olmalı. Çünkü SBS’nin yılbaşındaki ödül töreninde “Chajatta”yı söylediklerinde tüm Koreliler çok mutlu oldular ve “SBS iyi ki JYJ’ye bir fırsat verdi” dediler. Yani bu 2 sene boyunca kimse onlara şarkı söyletmedi mi? Nasıl bir dolap dönüyor bu sektörde?

Neyse ne canım. Bizim Yoochun’un bir hinlik peşinde olamayacağı kesin zaten, hahahaahhha.

********************** ********************** ********************** ****************

Şimdi sırada Secret Garden’ın en sevdiğim sahnesi var, videoyu defalarca durdurup bir sürü resim kaydettim hatta. İşte o kare:

jyj, secret garden amaç değil araçtır

Yani aslında bundan sonrasını yazmayı düşünmüyordum ama bu gece kendimi tutamıyorum. Sezen Aksu’nun beste ishali olduğu gibi ben de bu akşam yazı ishali oldum galiba. Normalde hiç çekim hatası farketmem bir dizi ya da filmi ilk izleyişimde. Ama SG’da her şeyi gördüm yahu. Hatta birinin resimlerini bilem hazırladım sizlere… Daha kötüleri de var ama banane canım.

eldivenini ışık hızıyla çıkarıp takabilen kadın

********************** ********************** ********************** ****************

Ha ne diyorduk, Çunçun, çuf çuf… Böyle birşeyler işte.

Çunçun’u seviyorum, mantıklı bir nedeni olamaz zaten, gülmek için.

Mim, en sevdiğim dizi replikleri

Ocak 24, 2011

Sevgili Kim’cim bana öyle bir mim pasladı ki, mimlendiğimi okuduğumda karnıma ağrılar girdi, şimdi ben bunu nasıl yazacağım diye. Mim’in konusu “beğendiğin uzakdoğu dizi replikleri”ydi. Gerçekten hakkını vererek yazılsa muhteşem bir yazı çıkabilir ortaya. Ama işte hatırladığım ve diğer dizi yazılarımdan da kopya çektiğim kadarıyla (kusura bakmayın heheh) ortaya birşey çıktı ve aslında beklediğimden çok çok daha eğlenceli oldu bu yazıyı yazmak.

Kim’cimi (çok uyaklı oldu) mimleyen hikaruivy, onu mimleyen de winpohu olmuş.

Yalnız aşağıda ismi geçen dizilerden izlemedikleriniz varsa repliklerini de okumayın bence.

Saraydaki Mücevher

saraydaki mücevher

Valla, Saraydaki Mücevher aşkımı yaza yaza bitiremedim ama yine 1 numaralı favori replik bu diziden.

Cungo Min Cangema’nın talihsiz olaylarla bezeli hayat hikayesini dinledikten sonra o hiç unutamadığım cümleyi kurar: “Bundan böyle kalbindeki acı ve kederi seninle paylaşabilir miyim…”

500 sene öncesinin muhteşem aşk itirafı, “Yanında kalmak, her şeyi seninle paylaşmak, senin hakkındaki her şeyi öğrenmek istiyorum”un az ve öz anlatımı… (Replik hatırlayabildiğim kadarıyla böyle ama kesinlikle muhteşem bence)

Sungkyunkwan Skandalı

Kelime kelime, cümle cümle bayıldığım bir dizi oldu zaten de, bazı cümleler apayrıydı, ona diyecek yok..

  • “Çünkü ben Goo Yong-ha’yım” En sevdiğim replikse konu, bu replikten daha güzeli var mıydı ki?
  • Lee Seon-joon replikleri:

“Erkeklerle kuşatılan SKK’da sevdiği kadını kim bırakır? Ben mi?”

“Bir arkadaşım olacaksa, senin olman iyi olur diye düşündüm. Fakat nasıl olur bilmiyordum. Çünkü bu ilkti.”

“Dün görüştük diye bugün görüşmememiz gereken bir ilişkide olduğumuzu mu sanıyorsun?”

Hatta SKKS’ın replikleri o kadar güzel ve eğlenceliydi ki, hepsi ayrı ayrı popüler olmuştu yayınlandığı dönemde. Hatta dizinin oyuncuları Micky Yoo-chun ve Yoo Ah-in arasında twitter’da söyle bir “diziden alıntılı” mesaj trafiği geçmiş, hahahah.

yatak kavgası, yine yine yine

MYC: “Senin yerin, benim yerim diye bir şey yok dememiş miydiniz Geol-oh sahyong?”

YAI: “Gojyo!” (Defol!)

MYC: “Bugün neyiniz var sahyong?”  (weironıngonya?)

Ve hatta böyle devam edip gidiyor.. Çok eğlenceliler çook.

Misa

Herkes yazdı ama benim de en sevdiğim ve bir türlü unutamadığım repliklerdendir. Moo-hyuk’un, o kocaman ama gönlü daha büyük adamın, beni her seferinde ağlatan yemini:

“Tanrım… gerçekten varsan, sana bu sözü veriyorum. Eun-chae’nin kalan günlerimde yanımda olmasına izin verirsen.. Kalan günlerimi bu kadınla geçirme fırsatını verirsen bana, her şeye bir son vereceğim. Kinimi, öfkemi bir kenara atacağım ve huzur içinde öleceğim. Tanrım, sana söz veriyorum.”

Brilliant Legacy

oppa mı namja mı

  • “Oppan değil namcan olmak istiyorum” …Bu replikte tüm kızlar erimişti, hahahah. Bence bu bölümü yeni Korece öğrenmekte olanlara izletsinler, bak bir daha oppa’yı namja’yı unutuyorlar mı? :) Tabii ben her zamanki gibi başroldeki oğlanın tarafındaydım, o yüzden her ne kadar repliği sevsem de Eun-sung’un cevabı beni tatmin etti, hahah.
  • Jun-se oppası Eun-sung’a güzel yemekler yapardı ya bu bizim deli oğlanı çıldırtırdı. Amerika’ya gitmeden önce ona bir sürpriz hazırlamıştı:

Eun-sung: “Bana yemek yapmak nereden aklına geldi?”

Woo-hwan: “Bunu unutma. Senin için yemek hazırlayacak son erkek benim! Ve aynı zamanda ben senin velinimetinim. Bundan sonra sen Son Woo-hwan’ın avucunun içindesin”

Eun-sung: “Ben böyle düşünmüyorum”

Hotaru No Hikari 2

Hotaru: “Benim gibi bir kadın bile evlenmeyi düşünebildi en azından ve terk edilmedim. Müdür’ün hâlâ benim olduğuna şüphe yok. Bekle bir dakika. Benim mi? Daha benim değil! Buldum! Uyuyorken ırzına geçecek ve onu benim yapacağım! Benim dışımda kimseyle evlenememesi için vücudumu kullanacağım! Senin akşam yemeğin miso çorbasıydı. Benimki de sen olacaksın!”

 ********************** ********************** ********************** ****************

Şimdi de gülmekten bayıldığım birkaç replik gelsin:

My Girl

haraboci ölmesiiin

  • Seol Gong-chan’ın büyükbabası hastanedeyken “Artık torunumu gördüğüme göre huzur içinde ölebilirim” dedikten sonra gözleri kapanır. Büyükbabasının karşısında öldüğünü zanneden Seol Gong-chan perişan olur.

Ju Yoo-rin: (ağlayarak) “Eğer ölseydi şu monitör biiiipp diye düz çizgi göstermez miydi? Sanırım büyükbaba uyudu”

Akabinde SGC’ın sevinç ve hüzünle karışık “Rezil olduk” bakışını görüyorsunuz…

  • Vee hahaha hehehe diyerek;

Seol Gong-chan “Yolculuğumuza hazırlanırken güçlü olalım.” der ve Ju Yoo-rin’i alnından öper. Ju Yoo-rin ehem öhöm hallerindedir.  Seol Gong-chan: “Hayal kırıklığına uğradın değil mi?” Hahahahah, en sevdiğim repliklerdendi bu.

My Girlfriend is a Gumiho

Miho sevgisini kelimelere dökmekte bazen zorlanıyordu: “Dong-ju öğretmen sıradan bir etse, sen benim için iyi kalite bifteksin.”

My Name is Kim Sam-soon

Annesi: “Dünyadaki bütün yiyecekler lezzetli değil, sadece sen hepsinden hoşlanıyorsun. Yoksa köpek maması da mı seviyorsun?”

Sam-soon: “Bilmem, onu hiç denemedim!”

Sang-doo, Let’s Go To School

Doktor: “Gariptir ki, gittikçe senden Eun-hwan’dan hoşlandığımdan daha çok hoşlanmaya başlıyorum”

Sang-doo: “Ne! Artık kadınlar yerine erkeklerden mi hoşlanıyorsun!”

 ********************** ********************** ********************** ****************

Bunu koymayacaktım ama dayanamayacağım.. Hep kakaka kikiki nereye kadar:

  • A Love To Kill’de Shin Min-ah’ın şöyle bir repliği vardı: “Gördün mü, biz birlikte ölemeyiz bile..”. Tabii devamındaki Rain’in repliği daha acıklıdır ama onu da izleyenler biliyor zaten…

Aslında kesin bunlardan daha çok beğendiğim replikler olmuştur ama hatırlamak zor iş :)

Ben de bu mimi ucu iyagi’ye  gönderiyorum, hünerlerini ve izlediği dizileri görmek istiyorum çünkü. Dosya bu perşembeye, yetişmezse de sonrakine masamda olsun lütfen 목요일씨, hahahah.

Bu dizileri dizi yapan replikleri seviyorum. Var mı arttıran?

Hotaru no Hikari/ Bir Ateşböceği Parıltısı

Ocak 22, 2011

Hotaru no Hikari-poster Tam ağzıma layık bir Japon dizisiydi. Bundan sonra Kore dizilerini bırakıp Japon dizilerine başlama kararı alacaktım az daha. Düşünün, benim gibi Kore fanatiği bir insan bile bu kadar sevdiyse diğer insanları düşünemiyorum bile. O yüzden henüz izlememiş olan azınlığa hitap ediyorum: Ey ahali! Mutlaka izleyin bu diziyi!

Bir kere her şeyden önemlisi bölüm boyunca hiç sıkılmıyorsunuz, ilgiyi hep üst seviyede tutuyorlar, tam tempo düşecek gibi olunca (maksimum 1 dakika), hooop bir espri ile muhahahh moduna devam ediliyor. Zaten dizinin baş karakteri olan Hotaru çok sevimli, çok kawaii bir tip :) İşin en güzeli dizideki tek anormal insanın Hotaru olması. İşte benim Hana Kimi’de çektiğim sıkıntı buydu. Orada başroldeki kızla oğlan normal, geri kalan herkes Nakatsu dahil anormaldi. Yani dizide onlarca Hotaru varken başta hahaha hehehe gidiyor ama bir yerden sonra o kadar cıvımıştı ki, cılk olmuştu benim için. Oysa Hotaru no Hikari, tek a-acayip Hotaru’su ile gönlümde tahtını kurdu.

Zaten epi topu 10 bölüm yav. Şu Japonlar işi tadında bırakmasını ne kadar iyi biliyorlar. Bölümler de öyle upuzun değil, direk 45 dakika civarı. Yani bu dizimiz bir içimlik su misali. Kana kana içiyorsunuz sonra da daha da isterim daha da isterim diye mızıkçılık yaparken, Hotaru no Hikari 2. sezon size göz kırpıyor ;) İlk defa bir dizinin final bölümünü izledikten hemen sonra 2. sezonun ilk bölümünü izledim. Süper bir hismiş, hahhah.

2. sezonun reytingleri daha yüksekmiş. İzlemeye başladım bile, eğer çok seversem burada bir kaç Hotaru no Hikari yazısı himono-otokodaha görebilirsiniz.

  • Himono-onna, evde pineklemekten hoşlanan iş kadını demek. Ama erkekler üzülmesin, himono-otoko da sizin için. Sağda yırtık pijamalar ve fıskiye tarzı saç stiliyle müdür kendini verandaya atmış.

Bu diziyi izleyen tüm kızları düşünmeye sevk eden konu: Ben de bir himono-onna mıyım? Aslında ben daha ilk bölümden öyle olduğuma karar vermiştim, pijama aşkım ve tembellik yapıp yuvarlanmayı diğer her şeye yeğlediğimi düşünerek. Ama Hotaru’nun farklı birkaç yönü vardı tabii, bir kere idrak kapasitesinde bir sorun vardı, bunu da himono-onna’lığa değil de dizinin animemsi havasına bağladım ben, hahhaahha. Bir de biz gazetenin altında uyumayız, o kadar da değil, değil mi :)

Konuyu anlatmayacağım, direk izlerseniz daha çok eğleneceksiniz. Buradan izlememiş olanları uğurluyoruz ve izleyenlerle devam ediyoruz. Türkçe altyazılı olarak her şeyi bulabileceğiniz yeppudaa.com’da bu diziyi de bulabilirsiniz. Yağ çektim farkettiyseniz hahaahha, çünkü aylardır aradığım bir Japon filmi meğer yeppudaa’da varmış. Arigatooooo!

Oyuncular

Ayase Haruka: Hotaru rolünde (Hotaru ateşböceği demekmiş). Bu kızın çok enteresan bir güzelliği var. Himono-onna’lık bir insana o kadar mı yakışır. İşte tam bir iş kadını, yalnız düzgün giyinmesinin altında bir dergi yatıyormuş, her gün ne giyeceğini yazan. Sırrını öğrenmiş olduk :) Evde ise tam bir tembel teneke. Asla iş yapmayan, her geçen gün büyüyen karmaşıklığın içinde işin tüm stresini atan bir kadın. Yok yooook, kadınlığı bile kurumuş, ahhahah.

Fujiki Naohito: Bu adam da sözde ciddi müdür ama Hotaru’yla kavga ederken, laf sokarken, esprinin alasını yapıyor. Onu “One Litre of Tears”da izledikten sonra böyle bir role yakışacağı hiç aklıma gelmezdi. Ama müdürü çok sevdim ben, samuray pijamalarına da bayıldım. Buchoooooouuu!

Hotaru’nun seven Teshima’yı seven Yuuka diye “takdir edilesi kız” vardı ya, neresi takdir edilesiydi? diye sormak istiyorum canı gönülden. Japon zevki bu mudur yani?

Neyse yan karakterleri şimdilik konuşmayalım, burada mis gibi ana karakterlerimiz dururken…

  tipitipler

Sevdiğim Bölümler

  • “Öyle bir günün gelme ihtimali gülmekten ölme ihtimalimden daha düşük.” Müdür, Hotaru’nun bir himono-onna olmaktan asla kurtulamayacağını düşünüyordu :) Hele “Al sana”lardan bahsedemiciim, hhahahhaha.

al sana dostluğu

  • Müdürün Hotaru için düşünceleri: Yılan kadın, kaplumbağa kadın, tekerlek kadın, yüzsüz kadın, hahahahh. Ayrıca “Sen tam bir gerizekalısın” da demişti. Müdür cidden obsesiflik derecesinde düzenli bir insandı, onun gibi birine Hotaru gibi bir arkadaş şart zaten, dengelemesi açısından :) Sabahları kuşların cıvıltısı ile uyanır, ama nolur nolmaz diye alarmı da kurulmuş olur, hahahah. Sakince kurutulmuş palamut doğrar… derken tekerlek kadın yuvarlanır, çok iyiydi çoook. “Etrafında yuvarlanarak bu kadar duyguyu ifade ettiğini kim düşünebilirdi?” hahahahha. Tam bana göre, tam.

 yaşasın arkadaşlık

  • Çopra balığı dansı?? Harikaydı, tam Hotaru’luk.
  • Hotaru’nun gorugorugorugoru diye diye yuvarlanışı, ahhahhah
  • Müdür yeri gelince Hotaru için ağlayacak bir omuzdu ama “Burnunu üstüme sürme” diye azarlayacak kadar da açık bir ilişkileri vardı hahahah. Müdür normalde Hotaru’nun üstünü gazete ile örterdi, ki zaten Hotaru da kendi üstünü gazete ile örterdi :) Ama Teshima’yı eve getirdiği gece ilk defa Hotaru’yu kadın olarak görüp değer verdi ve üstüne normal bir yorgan koymuştu. Keşke müdür Hotaru’dan biraz hoşlanıyor tarzında bir şey sıkıştırmasaydılar araya…

şirin misin kız senmüdür bu oluyor

  • Cebinde kağıt mendil kalmış…

hotarunun iyiliği

  • “Kritik anlarda gücüm artıyor benim!”
  • Bir de fırlama bir teyze var, Yamada’ydı galiba adı. Herkes buna birşeyler danışıyor. İlk sorduğu soru “İşle mi ilgili, aşkla mı ilgili” Aşkla ilgili olanları yanıtlıyor ama her zaman aynı cevabı veriyor: “Aşk için doğru cevap yoktur, en doğrusu senin bulduğun cevaptır.” gibi bir şey.
  • Zavallı Teshima etrafındaki erkeklerden akıl vermelerini istiyordu: “Birden bire bana soyadımla Teshima diye hitap ediyor, önümde bir robot gibi etrafında yürüyor.” Ah Teshimacım, tuhaf olan kadınlar değil, sadece Hotaru!

sıkıntı büyük

  • Hotaru’nun haykırışı: “Yeni doğmuş gerizekalı bir çiftiz biiiz!” Hahahhahaha, videoyu durdurmak zorunda kaldım yine, gülmekten gözümün önünü görecek halde değildim çünkü :)
  • Müdür ve Hotaru arkadaşlığı kesinlikle muhteşemdi. Şu aşağıdaki resim mesela, bir aşk itirafı falan değil, gayet dostane bir sohbetti. Yakın gözlem, hakkaten yakın gözlemdi :)

hahaha hihoho arkadaşlığı

Bu Japon dizisini çok çok çok sevdim.

Telefon Kulübeleri

Ocak 15, 2011

autumn tale- telefon başında beklemek

Telefon kulübesi deyince aklıma hep Autumn Tale geliyor nedense. O zamanlar cep telefonu var mıymış? Evet, çünkü Tae-suk oppanın bir takozu vardı hatırlıyorum :) Daha hoşu, kızın pager’ının olması…

Ben hem jeton hem de telefon kartı kullanmış olan nesildenim. Her ne kadar bu blogda herkes beni küçücük ufacık görse de (hahahah, gerçekten böyle mi düşünüyorsunuz) yaşım jeton kullanacak zamanları yaşamaya yetiyor.

Dolayısıyla telefon kulübelerine de bayılırım. Hatta bir keresinde annemle aynı telefon kulübesine girip kapısını kapattığımızı ve çok önemli bir telefon görüşmesi yaptığımızı hatırlıyorum. Evet aslında pek de önemli değildi, annem bir arkadaşının evde olup olmadığını öğrenmek için aramıştı, ama bana –küçükken yaşadığım her yeni olaydaki gibi- çok mühim bir iş yapmışız gibi gelmişti. Ya orada o telefon kulübesi olmasaydı? Belki arkadaşı evde değilse evin kapısından dönmek gibi sıkıcı bir işle uğraşıyor olabilirdik… Gibi gibi.

Uzun lafın kısası severim telefon kulübelerini, ankesörlü telefonları. Bugünlerde herkes eski anılarını tazelesin diye (diyelim) Telekom’un 2011 Şubat sonuna kadar sürecek olan bir uygulaması var. Bunu şimdi haber verdiğim için özür, ama yazacak vakit bulamadım.

Uygulama şu: Gidiyorsunuz ankesörlü telefonun başına, ahizeyi kaldırıyorsunuz, bir sabit telefonu arıyorsunuz, konuşuyorsunuz. Arada unuttuğum aşama yok, çünkü 1 dakikaya kadar yapacağınız aramalar ücretsiz. Benim de birkaç hafta önce haberim oldu, dünyadan bihaberim maalesef. Keşke daha önceden bilseydim de bol bol konuşsaydım. Bayağı uzun zamandır evi aramamışım, onu farkettim :)telefon_kulubesi

Sevdiklerinize mesaj atmayın e mi? Dışardayken 1 dakikanızı ayırıp nostaljik nostaljik arayın konuşun. Haydi kalın sağlıcakla.

Yandaki kadar da değil ama.

Telefon kulübelerinde konuşmak çok otantik geliyor artık, çok severim oysa ki.

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış… Ve İlkbahar

Ocak 11, 2011

ilkbahar, yaz, sonbahar, kış... ve ilkbahar

Filmle beraber insanoğlunun “id” denen hayvansı yanının ne kadar güçlü olduğunu yeniden anımsadım. Belki de bu yüzden bu kadar canım sıkıldı, filmin ikinci yarısını insani bir emare göstermeden, kıpırdamadan izledim.

Bir hatırlatma: Filmin yönetmeni Kim Ki-duk kış ayındaki rahip rolünde. Böylece bu izlediğim üçüncü Kim Ki-duk filmi oldu. Açık ara farkla en takdir ettiğim. En yalın ve –her nasılsa- en çarpıcı olanı. (Yine de tavsiye ettiğim anlamına gelmez) Başka filmini izleyebilir miyim, bilemiyorum.

İzleyenlere yönelik bir de yorumum var: Filmin sonundaki çocuğun 15 sene sonrasını düşünmek –ki kaçınılmaz bir şekilde düşündürtüyor, amaç bu- daha da canımı sıktı. Taşın kökünü ye derler bizde, o hesap… Ayrıca film çok açıkça göstermektedir ki, Budizm insana taşı yüreğinde taşımayı öğretemiyor, hatadan sonra ağlamak yürekte taşımak değildir çünkü. Senelerce aynı hikayeler..

Merak edip sonradan öğrendiğim ve vaay dediğim şey: O gözleri, kulakları ve bilimum deliklerine yapıştırdığı kağıtlarda “kapalı” yazıyormuş. Diyenlerin yalancısıyım.

spring_summer_fall_winter_spring-poster

Sevdim, gibi gözüküyor, galiba.

Sınavların sonuçlarına bakmamak

Ocak 9, 2011

Bugün blogları okurken, sınav, ders kelimelerine denk gelince benim jeton düştü. Yav geçenlerde ben de bir sınava girmiştim, hiiiç girmemişim gibi, unutmuşum gitmiş. Neyse internetten baktım az önce. Ama bir değil iki değil hahah, insanda hiç mi merak olmaz. Yok yok, merak kediyi öldürürmüş zaten, olmasın boşvereyim.

Ben üniversite sınavlarında da böyleydim. Sınav sonuçlarımı arkadaşlarım bana haber verirlerdi :) Belki de nasılsa bana haber veriyorlar diye kendimi bu işten soyutlamış da olabilirim. Hatta bir keresinde final notumu öğrenmeden tatile gitmiştim, döndüğümde yani diğer senenin başında notları kaldırmış oluyorlar haliyle. Ta ertesi senenin ortasında bir arkadaş söylemişti senin notun şuydu diye.

Ah be geri dönebilsem o günlere, çünkü kıymetini bilememişim. Şimdi bul sınavı da gir :)

amaaan keyfimize bakalım

Amaan Micky, bence de keyfimize bakalım :) Bu arada farkettiyseniz kaç yazıdır SKKS/ oyuncularının resimlerini vermeye devam ediyorum. Niye? Çünkü yazı geliyooor, upuzuuuun bir yazı yazıyorum hahah.

yoo ah-in Bir de bu resim var, koyayım dedim ama nereye sıkıştıracağımı bilemedim :) Buraya girdi bence..

Kim o karşındaki evladım?? Hahahha.

Bu adam hiç karizmatik değil bence, 3 yaşındaki sevimli bir çocuğu sevdiğim gibi seviyorum onu.

 

Sınav sonuçlarını sallamama huyumu seviyorum, gergin biri olmak istemezdim.

Micky Yoo-chun’un kız arkadaşı

Ocak 3, 2011

micky yoo-chun sıcacık kız arkadaşıyla

Muhahahahh demekten kendimi alamıyorum sayın okurlarım. Şu resmi gördüğümden beri gülüyorum desem yalan olur, çünkü bu gülmekten de öte :)

Son zamanlarda Micky Yoo-chun’a taktığımın ben de farkındayım ama o da hayran kitlesi de muazzam komikler. Hepsini kahkahalarla takip ediyorum doğrusu, heheh.

Olay şöyle gelişmiş: Micky Yoo-chun’un kız arkadaşı olup olmadığı çoğu bayan hayranını yakından ilgilendiren bir mevzu (takdir edersiniz ki). Kendisi de twitter’ında pek çok kez “Ah, beni bekleyen bir kız arkadaşım bile yok” efendime söyleyeyim “Ev de çok yalnız canım” tarzı cümleler kuruyordu. Ama 1 Ocak’ta canı sıkılmış olacak ki şöyle bir tweet yayınladı: “내여자친구!!!최고다!!!사랑해!!” Korece bilemeyen arkadaşlar için çeviriyorum (Sanki ben çok biliyormuşum gibi hahah): “Benim kız arkadaşım!!! Sıcak!!! Seni seviyorum!!” Sonra da kız arkadaşının resmini koymuş: Bir kardanmicky yoo-chun kız arkadaşıyla kadın :)

Micky Yoo-chun’un bu esprisinin altında fanları hiç kalır mı? Hemen paparazzilik yaparak adamın kız arkadaşı ile gizli çekilmiş tüm fotoğraflarını yayınladılar. Hatta film posterleri bile yapmışlar. Kardan kızımızın adı da Seolinja.. Yalnız yukardaki fotoğraf için yapılan bir yorum beni benden aldı: “Kız Yoo-chun’a karşı biraz soğuk davranıyor sanki?” Hahahah.  Sevdim ben bu işi.

Son bir not. Yoo-chun galiba kayıyor(du).

yoo-chun selca

Bu resme bayıldım yav, ilk görüşte aşk, hahah.