Skip to content

Twitter'ı fikren ben bulmuştum

~~Hilal-Leon diye ekran başına oturduk, bölüm boyunca Leon depresyonlardan depresyonlara girdi. Daha da canlı izlemem bu diziyi. İki buçuk saatlik eziyet :( Ben sonra güzel güzel 3'er dakikalık Hilal-Leon bölümlerimle seviniyorum :)

Arşivden pek anlamlı resimler-8

Temmuz 5, 2014

Yazsam olmuyor yazmasam olmaz seansıma hoşgeldiniz :)

 

aashiqui-2 poster

Aashiqui 2 filminin posteri… Malum bu aralar Kore semalarından pek ses seda yok. Doğal olarak çoğu Kore dizisi sever gibi ben de bu boşluğu Hint dizi-filmleri ile doldururken buldum kendimi. Bu filmi bugün izledim ve izler izlemez işte yazmalıyım şimdi dedim. İzlediğim en muhteşem film değildi. Üstelik konusu da hiç sevmediğim “ünlülerin hayatı” efendime söyleyeyim “şöhretin bedeli” tarzı bir şeydi, ki eğer öyle olduğunu önceden bilseydim bu filmi izlemezdim. Ama bir şeyleri kaçırırdım orası kesin.

Bu filmin tanıtımını yaparken ilk film şarkılarını paylaşmışlar, ki harika bir taktik çünkü film şarkılarıyla öne çıkıyor. Tanıtımlarının diğer yolu da posterde gördüğünüz deri ceketlerden dağıtmışlar. Ah yavruuum o iş tek deri ceketle olaydı… :)

Ama… Hintliler bildiğin Kore filmi yapmışlar!!!

şaşkınım

Film bittiğinde ben de böyleydim işte :S Benim bildiğim Hint filmlerinin sonu tüm kasaba halkının toplanıp icra ettiği oynak dansı müteakip havaya saçılan pembe tozlar ve merkezde konuşlanmış başrollerimizin “mutlu son” gülümsemesiyle biterdi. Biz de film değil mi işte peh, diye kabullenirdik?? Görmeyeli Bollywood ne kadar değişmiş.

Not: Kız ne kadar hayal kahramanlarına yakınsa (Yok öyle bir kız), oğlan da o kadar gerçekçiydi (Erkeklerin hepsi aynı).

Dip not: Klasik erkek egosu. Bir kadın tarafından geçilmeyi hiçbir erkek egosu kabullenemez. Ne derseniz deyin, bir dünya gerçeği. Sadece bazı erkeklerin süperegosu daha kuvvetlidir, hepsi bu. (Not içinde not: Tabii alkolik bir insanın süperegosu daha kuvvetli olamaz. Tek bir kişi hariç. Yıllar önce, öğrencilik dönemimde takip ettiğim hepatik ensefalopatisiye yol açacak kadar alkolik olan 60’lı yaşlarında bir bey vardı. Dünyanın sanırım en kibar insanı oydu. Onu hariç tutuyorum. O, arada uçup kimseyi tanımayıp kabalaştığında bile kibardı)

 

Benjamin-Ames-500-281

Bu yazı gittikçe arşivden en anlamlı gifler yazısına dönüyor ama bunu koymasam rahat edemezdim.  Gördüğüm en tatlı video bu. Küçük kız havai fişek sesleri duyduğunu düşündüğü için uyuyamıyor. Babası onun aklını meşgul edebilmek için kızıyla beraber şarkı söylüyor. Sonunda? Hiçbir şey havai fişeklerin önüne geçemez :) Babasını durdurup öyle değil şöyle söyle diyen dillerini yerim. Baykuşlu pijamalarını sevsinler. Bu zeki kız çocuğunun babası kuantum fizikçisi imiş. Şşşşş.

Çok tatlısın ama sen…

 

zaroon

Zindagi Gulzar Hai dizisinden… Evet Hindistan bitti bir de Pakistan dizisi izledim :p  Ama ne yapalım güzel dizi dünyanın neresindeyse gidip onu bulup izlemek üstüme vazife. Şaka bir yana bu diziye yazı yazmadığım için sanki gerekli ilgiliyi göstermedim gibi oldu ve üzgünüm bu açıdan. Diziyi izlerken sıradan geliyordu hatta ilk 13 bölümde fevkalade sıkıldım. Çünkü dizideki bayan başrol olan Kashaf inanılmaz nemrut bir kız. Ben hayatımda böyle bir karakter izlemedim. Hatta kız kardeşi bıkıp şöyle demişti: “Birinin yazıcı meleği olsaydın eğer, o kişi ayvayı yemişti”. O derece hayattaki kötülükleri bulup çıkarıyordu. Babasına olan güvensizliği nedeniyle erkeklerden nefret ediyor.

Ama bir de yukarıda da resmini gördüğünüz Zaroon var ki… Uuuuu… Kısacası ben bu kadar sağlam yazılmış karakterleri izlemekten zevk alıyorum. Dizi temel olarak ikisinin günlüklerine yazdıkları sıradan olaylar, düşünceleri ile başlıyor. Kashaf sağolsun hayattan soğuyorsunuz. Allah’tan dizi kısa, 26 bölüm. Asıl tantananın olduğu ikinci kısma çabuk geçiliyor.

Zaroon üniversitede kızların gözdesi olan oldukça sosyal bir erkek ama fikirleri ise aksine bir o kadar taş fırın. (Oyuncu Fawad Khan zaten resmen bizdeki Tarkan gibi bir şey, Pakistan kadınlarının gözdesi.) Zaroon Kashaf ile ancak evlendikten sonra flört edebiliyor. Böylece müslüman bir ülkenin dizisini izlediğinizin farkına varıyorsunuz. Ama evlendikten sonra da ne şamata. Bir kere nişanlıyken yaptıkları telefon görüşmesinde “Ay’ı görüyor musun?” “Evet, yuvarlak” diyaloğu ile bizi nelerin beklediğinin ilk sinyallerini veriyorlar :) Sonra bir düğün gecesi muhabbeti var ki, ama çok tatlısınız siz diye kalıyor insan. Düğünden sonra Zaroon kızı annesinin yanına bıraktıktan sonra dönüşte arabada kendi içinde yaptığı muhasebe… Beni benden aldı, nitekim resim olarak da onu koydum: Yok yok ilk ben aramayayım. Bakalım beni özleyecek mi? Kaç saat araba kullandım bir teklifte bulunmadı. Kal demedi. Her şey olabilir, kaza yapabilirim! ahahahhahahahh (Evlat evlenmişsin artık, game over!, daha neyin derdindesin kara tavuk gibi). Sonra aile yemeğinde masanın altından attığı mesajlar. Seni seviyorum, beni seviyor musun diye diye kızın yüzünü Amasya elmasına çevirip durması. Tam Zaroon bu işte. Resmen şeytan tüyü var. Yoksa yaptığı onca şeytanlığı başka türlü unutturamazdı. O zaman gelsin bir kuple Kashaf-Zaroon daha:

zaroon şapşiğikashaf the nemrut

Daha koymak istediğim çok resim var, hala diziyle ilgili bir yazı yazıp rahat rahat diziden karelerle donatmamanın acısını yaşıyorum :) Dizinin böyle bir etkisi var, izlerken fark etmiyorsunuz ama çok sonraları bile sürekli aklınıza gelip duruyor. Sürekli “Zindagi Gulzar Hai” yani hayat güllük gülistanlık diye bağırasım geliyor.

vlcsnap-2014-06-09-00h22m06s47

Bu favori sahnem. Bayılıyoruuuuuuum. Çok tatlılar. Dünyanın en çok kavga eden çifti :)

 

let's eat şirin köpek baraşi

Let’s Eat dizisinden bir sahne. Dizi Kore’de yayınlanırken izlemiştim. Haftada bir bölümdü ve sonraki haftayı resmen iple çekiyordum. Adından da anlaşılabileceği gibi haydi millet yemek yiyoruz diyen bir diziden tüm beklentilerinizi karşılıyor. Bir kere ben yemek yemeyi de yemek yiyeni izlemeyi de severim. Aslında toplumca böyle olduğumuzu düşünüyorum. Vedat Milor’lar, Mehmet Yaşin’ler boşuna sevilmiyor bu ülkede.  Let’s Eat böyle işte. Onlar yiyor, sen seviyorsun. Ama yemek de ne yemek.Vedat Milor gibiler valla şapır şapır.

Kadın, Lee Soo-kyung 33 yaşında, boşanmış, avukatlık bürosunda çalışıyor. Ve yemeyi çok seviyor. Hayattaki en büyük üzüntüsü bazı restoranlara tek kişi girip yemek yiyememeniz, illa yanımda biri mi olmalı diye hayıflanıyor. Adam, ki Doo Joon oluyor kendisi :))) Sigortacı, kadının kapı komşusu olan Goo Dae-young. Başlarda oldukça gizemli gösteriyorlar ama öyle tatlı bir tip ki. Kapı şifresi adından geliyor, goo young goo young (9090). O kadar şeker gerisini siz düşünün heheh. Tam bir gurme. Yemeğin tarihçesini bilip öyle yemeyi adet etmiş neredeyse. Her yemek öncesi o yemeğin muhteşemliğiyle ilgili bir nutuk çekiyor, zaten dizinin temelini de bu nutuklar oluşturuyor bence. Yemeğin hakkını veriyor. Etse et sebzeyse sebze açık büfeyse büfe tatlıysa tatlı. Ah onun dilinden daha lezzetli gözüküyor. Bir de yemek yediği güzel mekanları tanıttığı bir blogu var. Şeker şey demiş miydim? :)  Kadının öteki kapı komşusu ise şeker kız Jin-i. Annesi Amerika’da babası hapiste. Aslen oldukça hüzünlü bir hayatı olan bu kızçe asrın Polyannası. Pamuklar içinde büyüdüğü için fakir ve yalnız hayatını “aah bu da benim hayalimdi” dediği şeylerle renklendirmeye çalışan kızçe de komşularını pek seviyor. Arada bir de “Soru Sorma” cinayetleri vardı ama peh yemek arasıydı onlar, pek ilgilenemedik. Bu üçü Soo-kyung nuna, Dae-young ve Jin-yi birbirleriyle iyi anlaşıyorlar ve ortak noktalarına yoğunlaşarak sürekli yemeğe çıkıyorlar!

ben de gelebilir miyim

Arkadaş, Kore yemekleri o kadar lezzetli değil biliyorum ama bu diziyi izlerken ağzımın suyunun akmasına engel değil. Çok güzel yediniz, afiyet olsun. Telefonla sipariş ettiğimiz tavuklar pizzalar, evde 3 dakika kapağını kapayıp hazırladığımız ramenler bile öyle anlatılmış zannedersin sanat eseri yiyorlar. Sonuç: Diziyi izleyenlere ağızlarını dolu tutacak bir şeyleri yanında bulundurmaları önerilir. Bu diziyi izlerken ramen yemeyen kişi bizden değildir! (Bkn. Diziyi izlerken 5 kilo almak.)

Resmini koyduğum ise muhteşem ikili. Şöyle ki, Soo-kyung’un çok akıllı bir köpeği var: Baraşi. Dizideki en akıllı kişi, varın gerisini siz düşünün. Çok tatlı ve uyumlu bir köpek. onun bile küçük bir yemek bölümü vardı, dizinin en sevimli anlarıydı sanırım. (Mutlaka izleyin!) Jin-yi de bu  komşu köpeğini çok seviyor haliyle. Soo-kyung’un en yakın arkadaşının küçük oğlu Jin-yi’ye aşık! Yukarıdaki sahnede de köpeği banyoda köşeye kıstırmış kızıyordu, Jin-yi nunasının sevgisini çaldığı için. Baraşi’ye tek sen mi şirinsin, tekvando biliyorum ben falan diyordu hahahahah.

Diziden aklımda kalanlar, bolca yemek (Arada saçma yemekler de gösterdiler, mesela ekmeğin içinde kremalı fiyonk makarna neydi öyle?!?), Dae-young’un nutukları ve soru sorma davasının katili yakalandığında Goo Dae-young’un nunayı takside bir ton azarlayışı :)

Güzel diziydi. Yemek sevenlere tavsiye olunur.  Dizi hayatı pilava benzeten bir şiirle bitiyor: “Kapana kısılmış duygularını çiğne, tıpkı pilavı çiğnediğin gibi. Nasılsa hayat hazmetmen gereken bir şey…” Keep Calm and Let’s Eat!

 

richard parker

Pi’nin hayatı filminden. Richard Parker’ı sevenler?

 

Eveet,  izlerken pek beğendiğim ama bir türlü bahsetme fırsatı bulamadığım iki diziyi de  aradan çıkardım bu bahaneyle. Artık içim rahat :) Arşivden pek anlamlı resimler serisi: Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi

Yazarken rahatlamayı seviyorum.

Mim: Nedir ne değildir?

Haziran 8, 2014

baykuşş

Uzun zamandır yazamıyordum, sevdiğim şeyler bittiğinden değil tabii ki, hep tembellik atıllık… Neyse üzerimden ölü toprağını silkelenmenin vakti geldi. Yeni bir  blog açan D.S.K beni de mimlemiş. Bir ara ne severdik mimleri, eski günlerin anısına bu mimi yazacağım.

  • Blog açma hikayeniz nedir?

Daha önce formula 1 haberlerini yazdığım bir blogum vardı. Sonra o site toptan kapanınca içimdeki yazma isteğini bir blogla kapayayım dedim. Daha önce de söylemiştim, blogdan önce word formatında yazıp kaydediyordum zaten. Blog sayesinde o yazılarımın kaybolmayacağını hissettim.

  • Blogunuzun ismi nereden geliyor?

Bu bloga sevdiğim her şeyi yazmak amacıyla başladım. Sıra blogun ismini yazmaya gelince işim pek zor olmadı: “Bunu sevdim” :) Bir de o sıralar kendimi şartlandırmıştım, sevdiğim şeyleri daha çok ortaya çıkaracağım diye. İnsan bir sözü ne kadar tekrarlarsa o söze o kadar inanırmış. Ben de çokça seviyorum, mutluyum dersem daha da mutlu olacağımı biliyordum.

  • Hangi mevsimi seversiniz?

İlkbahar severim. Bol yağışlı ve kasvetli havalarda içim açılır.

  • Bu mevsim size neyi çağrıştırıyor?

Yağmur iyidir, rahmet derler. Değişimi çağrıştırıyor. Çiçekler böcekler misali.

  • Kırmızı ruj mu eyeliner mı?

Eyeliner neredeyse benim tek makyaj malzemem. Son 3 yıldır eyelinersız dışarı çıkmıyorum diyebilirim.

  • Blog yazmak size ne kazandırdı?

Bunu anlamak için blog yazman gerek dostum. Diyerek cevabı bitiresim geldi :) Blog hoşlandığın bir konuda senin heyecanını paylaşan, dertleşip muhabbet edebileceğin insanlar bulduğun kocaman bir dünya gibi. Fazla enerjimi aldı, yeni arkadaşlar edindim. (Dördüncü yıl yazımda yazmıştım bu hissi)

  • Kitap okumak mı bir şeyler yazmak mı?

İkisi de vazgeçilmez ama okumak bir tık önde. Okumadan yazamazsın nitekim.

  • Şiir mi, roman mı, hikaye mi?

Öykü hastasıyım. Roman da severim. Şiirden maalesef hiç anlamam.

  • En çok etkilendiğin film?

The Fall’dan çok etkilenmiştim. Howl’s Moving Castle desem bazıları onu filmden saymayacak, laf edecek diye korkuyorum. Sevdiğim şeylere laf edilmesine katlanamıyorum. Old Boy’dan aslında daha çok etkilenmiştim ama farklı anlamda, psikolojim alt üst olmuştu hahahh.

  • Hangi tür kitap/film?

İnsan ilişkilerini konu alan yapımları seviyorum. Başta kötü karakter olarak tanınan tiplerin iyi yönlerinin ortaya çıkması benim zayıf noktam sanırım.

  • Öğrenci olma mı iş hayatı mı?

Öğrenciliğe dönme şansım olsa keşke. Neler vermezdim. Nedeni açık değil mi? :))

Introspective-Panda-634x400

  • Kitap okumak mı film izlemek mi?

Kitap okumak. Ama bu aralar daha çok film  izliyorum.

  • Klasik giyim mi spor giyim mi?

Spor ya da rahat diyelim.

  • Almaktan asla vazgeçmeyeceğiniz şey?

Bir düşünelim. Mavi uni-ball pilot kalem, telefon şarj aleti (sürekli bozduğum için), pez şeker, kartpostal, AOÇ vanilyalı dondurma… Bu liste uzar gider. Ben alışkanlıkları saplantı düzeyinde olan biriyim, belli olmuştur herhalde :)

  • En sevdiğiniz yemek?

Tavuk.

  • En sevdiğiniz dizi?

Tartışmasız Saraydaki Mücevher.  Üstüne ne diziler izledim, bunun gibisini görmedim. Son izlediklerimden Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon dizisini de pek sevdim bu arada. Kendisi basit bir Hint dizisi olmakla beraber insanı can evinden vuruyor. Arnav ve Khushi’yi görünce bir yerlerde nasıl heyecanlanıyorum anlatamam. Hatta kendime IPKKND dizi müziklerinden bir cd yaptım, arabada her sabah neşe kaynağım resmen. Güne fıkır fıkır başlıyorum. (Sırf bu paragraftan sonra internette bir saat video izliyorsan, işte blog yazmak böyle bir şey, what the!)

vlcsnap-2014-03-31-11h42m48s17vlcsnap-2014-03-31-11h42m56s116vlcsnap-2014-03-31-11h44m14s142vlcsnap-2014-03-31-11h44m34s79vlcsnap-2014-03-31-11h44m45s197vlcsnap-2014-03-31-11h44m50s242

Barun Sobti’nin tam mimik kralı olduğunu diziyi izleyenler bilir heheh. Kurnaz Arnav-ji. Buna rağmen 200 bölüme yakın kızı öpememesi ayrı bir olaydı.

  • Özel yeteneğin olsa bunun ne olmasını isterdin?

Bu soru her mimin olmazsa olmazıdır, kaç kez yanıtladım bilmiyorum. İnsanların düşüncelerini okuyabilmek isterdim.

  • Hasta olmanın en kötü yanı nedir?

Kendini muhtaç hissetmek. Aslında hayatta hep muhtacız ama insan ancak hasta olduğunda bunu tam idrak edebiliyor.

  • Alınacak listen var mı?

Kitaplar için her zaman alınacak listem vardır.

  • İlk aldığın makyaj malzemesi?

Şeffaf maskaraydı. Geçenlerde kutulardan birinin içinde bulup hemen imha ettim. Makyaj malzemesi beklemeye gelmez, yüzünü palyaçoya çevirir mazallah.tumblr_ly4m2qWEpw1qhy6c9o2_r1_500

Bloga yazı yazmak hala çok güzel. Yorumlara cevap yazmak ve başka yazılara yorum yazmak ise fevkaladenin fevkinde efem.

Bu mimi emektar blogdaşlarım winpohu, kore delisi sizlere paslıyorum.

Mim yazmayı hala seviyorum.

Hint dizisi seven?

Mart 27, 2014

iss-pyar-ko-kya-naam-doon-poster

Eskiden çekik gözlüler diye dalga geçerken gün gelip Kore dizi-filmlerini sevmeye başladım. Kore filmlerinin ne kadar farklı ve kaliteli olduğunu anlatmaya çalıştığım bir arkadaşım bana şöyle demişti: “Boşver Kore’yi, Hint dizi-filmleri izle, onlar daha eğlenceli, habire dans ediyorlar”. Tabii ki dalga geçiyordu ama ben de küçümsedim Hint yapımlarını, “O kadar da değil” dedim.

Gün geldi. 398 bölümlük Hint dizisini bayıla bayıla izledim: “Iss pyaar ko kya naam doon” (Bu aşka ne isim vermeli?) Hayat…Hee heee… He heee heeeee… Rabba veee…. :)

Diziyi yeni bitirmiş biri olarak diziyi bloglarında yazarak benim de izlememe ön ayak olan kore delisi, nefertiti ve acilyazmamgerek’e şükranlarımı sunuyorum. Kızlar siz olmasaydınız bu diziyle imkansız karşılaşamazdım.

Dizi sürekli birbirini yiyen kızımız Khushi ve oğlumuz Arnav hakkında. Khushi fakir, geveze ve sevimliyken; Arnav zengin, kibirli ve itici(ydi). Kader onların yollarını kesiştirdi diyelim. Arnav’ın saçını başını yolma isteğimi kamçılayıp buralara geldim.(Yalnız saçını başını yolacağım kişi Arnav karakteri olurdu, onu oynayan Barun değil, ayıp Sanaya!). Hatta keşke bir daha gülse diye bekler hale geldim. 20’şer dakikalık bölümleriyle ve benim sadece Arnav-Khushi sahnelerini izlemem sayesinde su gibi akıp gitti, itiraf ediyorum diğer bölümleri hep atladım. Tabii ki çekimler çok kaliteli değil. Aslında romantik olması gerekirdi ama özellikle ilk bölümler daha ziyade komedi niyetineydi. “Bu kadar da saçmalanmaz” şeklinde izliyordum. Ama nasıl olduğunu anlamadan dizi bende bağımlılık yaptı.

Khushi-iss-pyar-ko-kya-naam-doon

Kore dizilerinde en güç alıştığım şey sanırım düşünmeleriydi. Özellikle tarihi dizilerde bir odada üç gün düşünen tipler vardı. Hint dizilerinde anladığım kadarıyla bu durum bakışmalar için geçerli. Bir bakmışsın adam 5 bölümdür bakışıyor, bakışlarıyla deldi valla kızı.

Dizinin özeti şöyle: (videoyu izledikçe fıkır fıkır oynayasım geliyor) (Spoiler içerir)

Tabii daha önce hiç Hint dizisi izlemediğim için anlayamadığım çok şey var:

  • Niye sürekli birbirlerinin suratlarına üfleyip duruyorlar?
  • Niye sürekli rüzgar esiyor?
  • Niye jalebi bu kadar tatlı? :)
  • Bayramlarında ne halt etmeye esrar içiyorlardı?
  • Dizinin seyircileri delirmiş mi? 398. bölümde biten bir dizi nasıl çok erken bitmiş olabiliyor?
  • Bollywoodfanatikleri sitesinde dizinin her bölümünü izlemeden önce “teşekkür et” butonuna basarken gerçekten teşekkür etmem çok mu saçmaydı? Bu arada Türkçe altyazılar için şuraya
  • Arnav nasıl tüm dünyaya karşı nemrut ötesiyken ablasına bu kadar şefkatli olabiliyordu? Anjali nasıl oluyor da o suratsızın gıdığını falan korkmadan mıncırabiliyordu?
  • Dizinin başlarında Arnav’dan tiksinmeyen var mıydı? Dizinin sonlarında Arnav’a aşık olmayan kaldı mı? Hahahahh.
  • “What the” küfürden beter değil mi? :)
  • Arnav nasıl oluyor da yaptıklarıyla içimdeki katil ruhu uyandırabiliyordu? Her ağzını açtığında oraya gidip onu paramparça etme isteğini nasıl uyandırabiliyordu? Diziyi izlerken aldığım tek ekran görüntüsü buydu. Çünkü artık o kadar sinirlendim ki, bir durdurup soluklanmıştım, o sırada da görüntüyü kaydedeyim, sonra bakıp bakıp lanet okurum dedim ama büyük konuşmuşum yine :) Pislik, bi halt mı sandın kendini? Bak yine sinirlendim.

arnav şebeği

  • Bizim erkeklerimiz beyaz atlet giydiklerinde tamircinin çırağına benzerken, ya da aklımızda televizyon karşısında göbeğini kaşıyan biri canlanırken, neden Arnav’ın beyaz atleti ona pek bir yakıştı? Kaslarından mıydı acep?
  • Arnav’ın Khushi’ye göstermelik yaptığı kalp masajı niye kalbinin üzerinde değil boğazında gerçekleşiyordu? Kızı boğmaya and mı içmişti?
  • Arnav’ın odasının havuzlu olması sizi de kıskandırmadı mı?
  • Khushi’nin Arnav’ı halka açık alanda yıkaması????? What the!
  • Khushi’nin mükemmel eş rolüyle Arnav’ı sinirlendirmeye çalışırken yaptığı cesur atak. Alnındaki kutsal boyayı(adı neyse) kocasıyla paylaşıyordu. Arnav kadar benim de ağzım açık kalmıştı bu sahnede.

khushi-and-arnav-iss-pyar-ko-kya-naam-doon

  • Arnav kıza yaklaştıkça onun geri geri yürümesi neden evlilikten sonra da devam etti? 300 bölüm adam kızın üstüne yürümüş gibi oldu. Bir sahnede tersini yapmışlardı, Khushi yürüyor Arnav sırtını duvara yaslayana kadar geri geri çekiliyordu. Çok beğendim o sahneyi.
  • Arnav-ji neden Arnav olamadı Khushi’nin dilinde? Ne bu resmiyet?
  • Arnav nasıl her seferinde kızı cebren ve hile ile ama yine de tüm kibarlığıyla arabanın kapısını açarak onu bindirip, hep de yolun ortasında “Get out” diyerek arabadan kovuyordu?
  • Arnav Khushi’yi her gördüğünde neden ağzı bir karış açık kalıyordu? Bizim evde olsa ilk, ağzı açık ayran budalası der sonra da kapa ağzını da sinek kaçmasın diye yerin dibine sokardık valla :)
  • Khushi’nin arabanın benzinini boşaltma operasyonu sonucu Lavanya yerine kendisinin Arnav’la başbaşa kalışı nasıl bir talihsizlikti? Gittikleri yerde evliymiş gibi yapmalarından sonra kabağın yine kendi başına patlayıp gece soğukta ve karanlıkta korkarak uyuması ne kadar acıklıydı. Arnav’ın yüreğinin parçalanması çok üzücüydü.
  • Hem Arnav hem Khushi’nin öksüz ve yetim oluşları çok abartılı değil miydi? Gerçi bunun onları birbirlerine çok yaklaştırdığı kesin. Hele yıldızlar geyiği. Zaten sonunda Arnav Khushi’yi yıldızlarla kandırdı :p
  • Arnav’ın bu kadar çocukluk travması geçirmiş olması onun nemrutluğunu haklı kılar mı?
  • Teyzenin “Hello, hi, bye bye” repliği nasıl olup da bazı sahnelere cuk oturuyordu?
  • Kızın küpesi, şalı neden sürekli oraya buraya, özellikle de Arnav’ın göğsüne takılıyordu?
  • Arnav’ın dansları. İlk başta herkesi şaşırtarak güzel dans etti. Sonra Anjeli’nin bebek partisinde saçmaladı. Sonra düğünde o havluyla yaptığı dansı görünce… Nasıl desem, vücudumdaki tüm kan çekildi sanki, irkildim, kapadım bilgisayarı kendime gelemedim… Sonra affettim tabii Arnav’ı, ne yapacan, mecbur. Ayrıca şunu da söylemeliyim, dizide beklediğimden az dans vardı.
  • Anjali ve büyükanne ikilisi neden bu kadar tatlı ve pozitiflerdi? İlk önce Lavanya için Arnav’ı ayartmaya çalışırken sonra nasıl hiç gocunmadan Khushi için aynı şeyi yaptılar?
  • Anjali’nin dizinin en güzeli olması? Afetti.
  • Khushi’nin şişman teyzesinin garip karakteri. “nandakisssoooreee” diye diye NK’nin aklını başından alışı :)
  • Payal neden bu kadar sakin ve klasik bir evhanımı oldu?
  • Arnav neden Khushi’nin gözyaşlarına dayanamıyordu? (Soru mu bu şimdi ;) )
  • Ayrıca Arnav baktı ki Lavanya ile yakınlaşınca Khushi’ye bir haller oluyor, sırf kızın tepkisini görüp onu ağlatmak için canını yakmak için yapmadığı kalmadı. E üzülüp ağlayınca kendisi de daha beter oluyordu sonra. Hem sadist hem mazoşist!
  • Khushi heyecanlığında göğsü neden bu kadar abartılı inip kalkıyordu?
  • Arnav niye Khushi’yi kucaklayıp durdu? Bu bir Hint adeti mi? Hatta bir keresinde trafik kazası geçirip eve gelmişti kanlar içinde. (Bak dikkat ettiyseniz olayın saçmalığına hiçbir lafım yok!) Sonra ilk iş olarak Khushi’yi kucakladı. Kız haklı olarak dur, bu halde napıyorsun diye araya girmeye çalıştı. Taş fırın erkeğinin cevabı: “Karımı bile taşıyamayacak kadar güçsüz değilim!” Yavrum, evladım, karım dediğin alışveriş poşeti değil ki, 45 kilo kadın. Bu diziden sonra bel fıtığı olmadıysa daha da olmaz. Gerçi diziden önce de antremanlıymış, eşiyle… (Barun Khushi’ye aldığı bileziklerden karısına da almış hahah)

7592_barun_sobti_pashmeen_manchanda_room

  • Arnav gibi biri neden tüm düğün adetlerini yapmayı kabul etti :) (Bkn. düğün gecesi için olabilir mi?)
  • Arnav nasıl bu kadar çapkındı? Her seferinde Khushi’nin dibine dibine girmesi, kulağına falan üfleyip durmasını geçtim. Kaçırıldığında mesela, insan nasıl kurtulacağının hesabını yapar değil mi? Bizimki kızı görünce aklı başka çalışıyor, kalkmış yine kızı kucaklayıp samanların üstüne yatırmaz mı? Zaten o sahne herkese inanılmaz saçma gelmiş, bir röportajını okudum Barun Sobti’nin, ben yapımcı olsam öyle bir sahne koymazdım ama oyuncu olduğum için yapacak bir şey yok demiş.
  • Peki sorarım Khuski nasıl bu kadar inattı? Arnav yüz kere dibine girdi her seferinde kafasını çevirdi? Bazen bıkıyordum cidden. Eeeeh, bırak da öpsün be yaa! (Bu arada bir video yapmışlar, dizideki yakınlaşmaları koymuşlar, gülmekten öldüm: Kiss for dummies diye.)
  • Arnav şu Shayam-Khushi meselesini neden daha önce çözemedi? De kızı deli gibi sevmesine rağmen ona pislik gibi davrandı.
  • Ayrıca Khushi neden bazen beyinsiz gibi davranıyordu? Arnav’ın kendisini öldürüp Lavanya’yla evlenmeye çalıştığını düşünerek intihara teşebbüs edecek kadar saf mıydı?
  • Arnav’ın Khushi’yle evlenmesi bir bölümde olup bitmişken bir kalp atışı meselesi nasıl 100 bölüm sürdü?
  • Uyurken Arnav’ın hep Khushi’nin elini tutarak uyuyakalması ve bu da bende alışkanlık oldu galiba demesi ne kadar tatlıydı?
  • Arnav’ın eski kız arkadaşı Sheetal’den bahsederken bu kadar rahat olması çok sinir bozucu değil miydi? Aarav adlı küçük çocuk nasıl Arnav’ı bu kadar güzel taklit edebildi? “What the!”
  • Niye sürekli İngilizce konuşuyorlar? Hintçe’den düşündüğüm kadar rahatsız olmadım. Dizide Şükriya, perişan, bahane, divane, çay, müşkül, cevap gibi tanıdık kelimeler duymak da değişikti. Uzun zamandır hiçbir dizide Korece dışında bir şey duymuyordum.
  • Fanlar neden Barun’un karısından nefret ediyor? Sanırım bu Kore’den alışık olmadığımız bir şey, orada aktörler idoller falan genelde bekar oluyor, ajanslar evlilikleri falan hoşgörmüyor. Ama Hindistan’da adam neden bekar kalsın? :)
  • Hadi Arnav Singh Raizada’ya alıştık da Khushi Kumari Gupta Singh Raizada biraz ağır kaçmadı mı? Her defasında? Hüç üşenmeden?
  • Peki şu cümle: “Bir sponsor gözüyle, evet kilo vermen lazım, fit gözükmelisin…. Ama kocan olarak söylemeliyim ki biraz daha kilo almalısın”
  • Şu alaycı surat ifadesini nasıl yapabiliyorsun be adam? Dizinin ardından en çok bu suratı özleyeceğim sanırım. İkinci olarak da ağzı açık ayran budalası fiks bakışını.

arnav surat ifadesi

  • Niye müzik seçimleri böyle saçma?  Bir kere ıvır zıvır şeylere bile gerilim müziği koyuyorlar. Neticede odaya sivrisinek girmesi, tokanın düşmesi, acıkmak falan gerilimli şeyler değil. Tamamen attım ama gerilim müziğinin sahneleri bu ıvır zıvırlıktaki şeylerdi :)
  • Ve, “Rabba Ve” muamması! Romantik anların kurtarıcı şarkısı. Tamamen ayrı bir dünya, başta yuh kızla erkek 1 kilometre yakın sadece, ne romantizmi ne Rabba ve’si, ne rüzgarı diyordum ama Khushi’nin de dediği gibi: "It happens!" Velhasıl Delhi’nin rüzgarlarına alışmakla kalmayıp öyle anlar geldi ki kesin şu müziği ve hemen Rabba ve’yi girin diye bekledim.

Ve son olarak,

  • Neden Arnav’ın o meymenetsiz ama şeker suratını görünce mutlu oluyorum? :) Hele ki gülünce (1, 2, 3). Adam 100 bölümden uzun süre hiç gülmedi! Bir de çok arada şöyle gülümseyip kaçıyordu. Belki de o yüzden bu kadar tatlı geliyor.

Böyle işte, dizi boyu aklıma gelen çok daha fazla soru oldu ama şimdi en merak ettiklerim bunlar kaldı :) Kıyafetleri, adetleri falan çok yadırgamadım. Daha doğrusu umrumda olmadı desem daha doğru olur. Odaklandığım konu başkaydı çünkü heheh. Evet artık bitireyim yoksa yazdıkça yazasım geliyor. Bu bir dizi tanıtımı değil, iç dökmek amacıyla yazılmıştı zaten.

Teri Meri, içerisine bolca serpiştirilmiş Rabba Ve, hepsinden ötesi Arnav-Khushi ile bitiriyorum bu yazıyı: (2. Teri Meri vakası için şuraya..)

"Ne seninle ne sensiz" temalı, çiftlerin sürekli zıtlaştığı yapımları seven biz Kore dizisi severlerin mutlaka izlemesi gereken bir dizi.

Bu Hint dizisini pek sevdim.

Memories of Matsuko

Ocak 8, 2014

600full-memories-of-matsuko-poster

Absürt filmleri çok severim, dolayısıyla çokça da izledim diyebilirim. Ama hiç böylesini izlememiştim. Dib’in blogunda görüp izlemeye niyetlendim. Film bittiğinde neden böylesine acıklı bir hayat hikayesine bu kadar güldüğümü anlayamadım. Ya da neden böylesine komik bir anlatıma bu kadar üzüldüğümü… Yalnız kalmamak için Matsukolaşan kadınlar aslında her yerdeler. Birlikte olduğu insanları mutlu etmeye endeksli yaşayan bu kadının erkeklerce hayatının berbat edilmesi beni çıldırttı resmen. Neden Matsuko, neden??

Ve tabii her kadının güldürmeyi en çok istediği ilk adamın babası olacağı gerçeği de cabası.

Eita da filmin bonusu olsun.

İzleyin efem.

Filmin nasıl olduğu ile ilgili bir benzetme yapmam gerekirse: Misa’yı Hanazakari no Kimitachi e tadında çekimlerle izlediğinizi düşünün. Evet, cidden çok garip bir deneyim bekliyor bu filmi izleyenleri.

Matsuko’nun hatıralarını sevdim. O yüzü yapmaya çalıştınız değil mi, itiraf edin :)

Erkeklerde Saç Mevzusu ve Chilbong üzerine

Aralık 21, 2013
İlk olarak alt yazılarılarıyla videoyu izlemenizi tavsiye ediyorum

Hyolin’in Sistar’dan bağımsız çıkardığı ilk albümünden bir parça: One Way Love. Bu kızla uzaktan yakından ilgilenmemekle beraber bu klibi çıktığından beri 100 kez izlemişimdir herhalde. Evet şarkı güzel, müziği akılda kalıcı. Ama hiçbir şey bana bir K-pop parçasını bu kadar izletemezdi, klipte Chilbongie olmasaydı. Chilbong ile aramda son günlerde aynı klipteki gibi bir sevgi-nefret ilişkisi var, ki aşağıdaki resim tüm aşamaları açıklıyor: 1-ilgilenme 2-saplantı 3-nefret-inkar. Bu safhalardan hepimiz kim bilir kaç kez geçmişizdir, değil mi :)

 aşama aşama

Reply 1994 izlemeye başladıktan sonra her klasik Kore dizisi izleyicisi gibi Chilbong gibi bir ikinci adam varken neden çöp oppa nedeeeen? sorularıyla her bölüm cebelleşiyordum. Dizideki lakabı Chilbong olan Yoo Yeon-seok’u ilk görüşümdü. Dizide en sevdiğim bölümler hep onun bölümleriydi. Dizi ilerledikçe aslında bu onu ilk görüşüm olmadığı ortaya çıktı. Önceden onu “A Werewolf Boy” filminde, üstelik kötü adam olarak izlemiştim. Ben öyle çekik göz ayırt edemeyenlerden değilimdir aslında ama saçları o kadar farklı göstermiş ki, karakterini bile değiştirmiş. Şöyle ki bizim uysal tatlı Chilbong yatık Hallyu saçlarıyla tam bir iyi adamken, filmde saçları önden kaldırdığı için tam bir züppeye dönüşmeye becermiş.

çohun namca nappun namca

Aslında bu onu ikinci değil üçüncü görüşümmüş. Evet ikinci aşamaya geçip internette Yoo Yeon-seok ile ilgili ne varsa hepsini görmeliyim hallerine gelince o zaman bu acı gerçeği fark ettim. 10 yıl önceki rolünün nasıl bir kötü adam rolü olduğunu… Bu yazıyı okuyan herkesin Old Boy izlediğini varsayıyorum. Yoo Ji-tae yani intikam alan adamın çocukluğunu canlandıran oyuncunun ta kendisiydi. Bizim tatlı Chilbongiemiz :( O zamanlar sırf Yoo Ji-tae’ye çok benzediği için rolü kapsa da sonradan yıldızı parlayıverdi.

old boy yoo yeon seok

Bunun konumuzla en ufak alakası yok ama yine de nasıl üçüncü safha, yani nefret safhasına ulaştığımı göstermesi açısından paylaşmadan edemedim. Çok sinirlenmiştim çok.

Videoya dönecek olursak klip ana tema olarak Yoo Yeon-seok’un nasıl bir taş fırın erkeği olduğu üzerine kızımızın dırdırlanmalarından ibaret. Hep kendi kafana göre hareket ediyorsun, benim fikrimi hiç sormuyorsun, bencilsin, kötüsün, nappun namcasın falan diyor:

çohunnappun

Arada keyfi yerindeyken misal kedilerle oynaşırken kendisi de süt dökmüş kediye dönüyor sanki, şu surat ifadesine bak. Ama sonra içine şeytan kaçmış gibi nemrut oluveriyor. Evin ortasına arabasını sokuyor. Kızın arkadaşlarıyla görüşmesine engel oluyor. Ama kendi arkadaşlarıyla her akşam içiyor. Bunun üzerine kızımız ne yapıyor, isyanını kah pencere pervazlarında dans ederek kah evin orta yerindeki küvette adamın üstüne içki dökerek (bkn. öyle değil böyle içilir) gösteriyor.

evin ortasında ne halt yiyorsunuz

Burada yine adamımızı kötü adam saçı modeliyle görüyoruz, kötü adam bakışı da bonusu.

Bu blogu eskiden beri okuyorsanız bilirsiniz, teorilerimi tek bir kanıta dayandırmam :) Dizilerin 12. bölümleriyle ilgili yaptığım randomize kontrollü çalışma gibi bu teorimi de sağlam kanıtlarla göstereceğim, hahah. Kötü adam-iyi adam saç modelini diğer dizilerde de fark ettim.

kötü yeong-doiyi yeong-do

The Heirs dizisinden Yeong-do mesela. O alnının her karışını gösteren kötü adam saçlarıyla ortalığı kasıp kavururken dizinin ikinci yarısında aşkına yenik düşerek içindeki iyiliğe teslim oldu ve saçları bile yatıştı. Hatta bu duruma üvey kardeşi Rachel bile laf etmişti, ne bu saçlarının hali kaldırsana şunları! diye.

shunji sonsengfıttırmak

Dizinin içindeki ruh hali geçişlerine en güzel örnek bence Gaksital dizisindeki Shunji’ydi. Başlarda pamuk şekerden hallice olan Japonikamız, kendisini kötü adamlığa kaptırıp isyan bayraklarını kaldırınca otomatik olarak saçlar da kalktı.

Ve bir de fark ettiyseniz dizilerde esas adamların saçları iyi adam saçıyken, ikinci adamlar ne kadar iyi olsalar da saçları kalkıktır efem. Full House, Dalja’s Spring, Queen In-hyun’s Man, The Greatest Love, Brilliant Legacy, Rooftop Prince, Scent of a Woman, Dream High, Good Doctor vs.

Yani kötü adam saçın varsa, yakışıklı ve aşk dolu da olsan o Kore dizisinde kaybetmeye mahkumsun.

Bugün en uzun gece olduğu için, geceye blog yazısı yazarak güzel bir başlangıç yapmak istedim. Özlemişim.

İyi adamları her halleriyle seviyoruz, saç işin bahanesi.

Arşivden pek anlamlı resimler-7

Kasım 16, 2013

Baktım, son yazının üzerinden bir ay geçmiş. Her zamanki kurtarıcım, arşivdeki sevdiğim resimlerim.

 

vlcsnap-2013-10-15-21h39m12s206

My Girl dizisinden bir sahne. Kore dizileri çılgınlığının saf, masum aşka duyulan özlem yüzünden başladığını düşünmüşümdür hep. Öyle ya, aşıklar birbirlerinden utandıkça biz de ekran başında utanıveririz, yüzümüzde gevrek bir gülümsemeyle hadi ama açılabilirsin diye karakterlerin cesaretlerini kazanmalarını bekleriz. My Girl bu açıdan güzel bir örnek. Bu dizinin sözde playboy karakteri bile o kadar şekerdi ki gel de sevme. Yukarıda da izlediğim Kore dizileri içinde gördüğüm en utangaç açılma sahnesi var. Yahu kızı kaçırmışsın, hala sevdiğini söylemeye utanıyorsun! Seol Goon-chan-shi seni seviyoruz :)

 

vlcsnap-2013-10-26-23h45m41s227

Only Yesterday animesinde. Kızçe bulutların üstünde uçarmışcasına hissederken… Bir anime bu kadar mı naif olur, bu kadar mı ben de bunları hissetmiştimlerle dolu olur. Gerçekten inanılmaz. Dillendiremediğiniz her türlü duygunuz için, çocukluğunuz için açın bu animeyi izleyin. Özellikle 25-30 yaş arası bekar bayanlara sesleniyorum :) Bir de film müzikleri var ki, dillere destan. Hele animenin bir bitiş şarkısı var ki, anime bitince soluğumu tutup en az 10 defa daha sarıp sarıp dinlemiştim. (Bu yazı bitene kadar da bir 10 tane daha eklendi). İnanılmaz cidden.

 

tumblr_ldau0saq2t1qc5swqo1_250

Bazı yüzüklere bayılıyorum. Bu seride yüzük resmini gelenek haline getirdim artık.

 

good doc

Good Doctor dizisinden… Joo Won kuzusu var diye izlemiştim, tabii doktor dizisi olmasının da payı var. Çok ahım şahım bulmadım doğrusu. Dizide Joo Won çok zavallıydı, dizinin sonuna geldik, sözde mutlu oldu falan ama o acıma duygusu hiç geçmedi, çocukcağızın eğri postürü bi dikleşmedi. Öyle Gu Ma-jun’muş Gaksital’miş hiç beklemeyin boşuna, geçti o karizma günler. Ve tabii Park Si-on karakterinin Moon Cha-won ile hiç ama hiç yakışmadığı gerçeği de var.

En sevdiğim karakter sanırım In-hye’nin ablasına yanık olan asistandı. Fighting V(^o^)V

Dizinin en karizmatik anı profesörün (yani Joo Sang-wook’un-yukarıdaki adam oluyor kendisi) son bölümdeki evlenme teklifiydi. O da ağzını bile açmadan bu görevi layıkıyla yerine getirdi <3 Adam dediğin öyle “seni seviyorum, evlen benimle”lerle uğraşmaz! Hadi yapalım dedi. Üstüne bi de “E daha ne diyim” dedi. Çok karizmatik :)

Diziden sonra dizinin erkeklerinin katıldığı Happy Together bölümünü de izleyince Joo Sang-wook’u çok canayakın buldum. Konuşkan biri, etrafındakileri rahatlatıyor. Öyle olunca katıldığı diğer programlara da bakasım geldi. “May I Sleep Over?” programında evini göstermiş. Annesi ile yaşıyormuş. Eğlenceli olmuş, ama annesi tam bir televizyon delisi, kendini göstermek için her şeyi yapıyor. “Oğlum kendinden en az 10 yaş küçük kadınlardan hoşlanıyor” bile demiş. Deli kadın. Oğlunun kral rolü oynamasını istiyormuş.

 

vlcsnap-2013-11-04-18h38m22s205

The Heirs dizisinden. Söz izlediğim dizilerden açılmışken The Heirs ile devam edelim. Herkesin onca zaman hevesle beklediği bir diziydi. Lee Min-ho sağolsun, cümle alem bir BOF dalgası bekliyordu, ona yakın oldu diyebilirim. BOF izlerken pek Lee Min-ho hayranı değildim ama Kim Tan’la azıcık daha yakın buldum, saçlar kıvırcık olmayınca kanım kaynadı. Tabii ne olursa olsun, liseli olmamalıydı o yaşta. Neyse. Bir de tatlım, ne o öyle kız arkadaşının at kuyruğunu bozmalar, tokasını almalar. Biz bunu en son ilkokulda yapıyorduk, gül gül öldüm doğrusu!

Kim Tan, Young-do ve Eun-sang üçlüsünün göbeği bir kesilmiş gibi sanki. Niye birbirlerine yapışık gezdiklerini henüz çözebilmiş değilim :) Öyle işte, komedi niyetine izliyorum.

Ayrıca Chan-young ne şeker bir karakter yav.

 

Miracle_in_Cell_No7_90

Miracle in Cell No.7 filminden. Bu filmle ilgili ne kadar resim koyarsam koyayım bıkmayacağım sanırım. Bu sahnede herkes derin bir “Ah” çekmiş olsa gerek.

 

fıskiye

Yurdum insanı fıskiye yapmış.

 

kütüphane dediğin

Her türlü kitaplık, kütüphane fotoğrafına hayranım. Kitap denen nesne okumasının zevkli olması yanında çok da estetik.

 

once upon a time in saengchori

Once Upon a Time in Saengchori dizisinden… Dizide bir matematik dehasının sayıları unutuşu ile başlayan bir hikaye izliyorsunuz. Tabii ki komedinin bini bir para. Adam her türlü toplama çıkarma çarpma bölmeyi akıldan yapabilen birisiyken bir sabaha 1 ile 1’i toplayamaz halde uyanıyor. Yukarıdaki sahnede adamın ne hallere düştüğünü görebilirsiniz :)

 

once upon a time in saengchori 2

Once Upon a Time in Saengchori dizisinden ikinci sahne. Değeri anlaşılamamış dizilerden bence. Kablolu kanalda yayınlandığı için reytingleri de ona göreydi. Ama Kore dizilerini seven herkes bilir ki tvN dizilerine bir şans vermek gerek. Şimdiye kadar izlediğim tüm tvN dizileri çıtır çerez, eğlenceli dizilerdi. Zamanında blogda da yazmıştım. Balli balli izleyin.

Arşivden pek anlamlı resimler serisi: Bir, İki, Üç, Dört, Beş, Altı

Arşivimden sevdiklerim burada son buluyor.

Arşivden pek anlamlı resimler-6

Ekim 15, 2013

Herkese iyi bayramlar. Bir şeyler yazmak istiyorum, her şey bölük pörçük, ama bu yazı serisi sayesinde bunu size çaktırmamayı planlıyorum :)

seo in guk şeker

Bu fotoğrafa deli oluyorum. Seo In-guk burada Reply 1997 dizisi için köpek seçerken…

 

vlcsnap-2013-10-14-09h19m42s13

Miracle in Cell No. 7 filminden. Ben bu küçük kıza bayıldım. Hiç böyle tatlı-akıllı-şirin bir kız çocuğu gördünüz mü? Ben cevap vereyim hayır görmediniz henüz. Hemen gidip bu filmi izleyin efem. Bazı bazı ağlamak ama bolca gülmek için. Güzel vakit geçirmek için.

 

gong hyo jin

Marie Claire dergisinin çekimlerinden… Gong Hyo-jin’in bizim teyzelerin amcaların ortalarına oturup torunlarıymışcasına verdiği bu rahat pozlara ben bayıldım. Ortaya da poşetleriyle atmışlar her şeyi cık cık.

 

vlcsnap-2013-03-13-19h38m02s31

Reply 1997 dizisinden bir sahne. Yoon Yoon-jae her şeyden habersiz bir sabaha uyanıyor. O çubukta şekerin kafasında paralanacağından henüz haberi yok :)

 

BPAG-2ZCAAAkGxx

askjwadkjlsadeafadvdsgsfa :) Kurban bayramınız mübarek olsun diyecektim.

 

71828_480219702023986_1639119896_n

Oppamdan çocuğum olsun diyenlere gelsin.

 

hoppidik

Here we go.

 

Miracle_in_Cell_No7_41

Miracle in cell no.7 filminden. Ben bu yazıyı bu filmin resimlerine boğsam yine de doyamam o kadar sevdim her bir sahnesini. Ye-sung’aaaaa diye kızı alıp bağrıma basmak istiyorum sayın seyirciler. Bu yazının kapanışı da ay yıldızlı olsun böyle.

Bu yazı dizisini seviyorum. Umarım Jang Geun-suk’tan sonra yazıdan kopmamışsınızdır :)